YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2022/396
KARAR NO : 2023/3780
KARAR TARİHİ : 14.06.2023
MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2019/220 Esas, 2021/1943 Karar
HÜKÜM : Esastan ret
İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul 18. Asliye Ticaret Mahkemesi
SAYISI : 2015/68 E., 2018/1224 K.
Taraflar arasındaki menfi tespit davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir.
Kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne, dava konusu meblağ 117.960,00 TL’nin altında bulunduğundan 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin ikinci fıkrası gereğince duruşma isteğinin reddine karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; davacı şirket yetkilisi ile davalı şirket yetkilisi S.G.’nin ticari ilişki sebebiyle tanıştıklarını, adı geçenin davacı şirketin evrak takip işlerini yapmaya başladığını, bu şahsın müvekkilinin alacaklı olduğu üçüncü şahıslardan teslim alması gereken kambiyo senetlerini ve bazı belgeleri müvekkilline teslim etmek üzere almasına rağmen kambiyo senetlerini müvekkiline teslim etmediğini, bu kambiyo senetlerinin davalı şirket tarafından dava dışı Huzur Faktoring A.Ş.’ye cirolanarak nakde çevrildiğini, bedellerinin de S.G. tarafından zimmetine geçirildiğini, konuyla ilgili olarak başlatılan hazırlık soruşturması sonunda adı geçen aleyhinde İstanbul 46. Asliye Ceza Mahkemesinin 2014/156 E. sayılı dosyasında kamu davası açıldığını, müvekkilinin müşteri çeklerinin kendisine iadesini talep etmesi üzerine davalı şirket yetkilisi S.G. bu çekleri veremeyeceğini söylediğini, müvekkilinin şikayetçi olacağını bildirmesi üzerine müvekkili şirket hesabına 11.09.2013 tarihinde 100.000,00 TL gönderildiğini, müvekkiline gönderilmeyen çeklerin bedellerinin toplamının ise 284.974,00 TL olduğunu, bunun üzerine müvekkilince davalı aleyhine icra takibi başlattıklarını, takipten önce davalı tarafından 100.000,00 TL ve S.G. hesabından müvekkili şirket yetkilisi hesabına 40.000,00 TL ödeme yapıldığını, akabinde davalı şirket yetkilisinin bu 40.000,00 TL için müvekkili şirket yetkilisi aleyhine takip başlattığını, takibe itirazı üzerine durduğunu ancak itirazın iptali davası açılmadığını, Asliye Ceza Mahkemesi’nde kamu davası açılmasından sonra davalı şirket tarafından müvekkili aleyhine takip başlatıldığını, bu takibin usulsüz tebligat ile kesinleştirildiğini, tebligatın iptali için açtıkları davanın derdest olduğunu belirterek müvekkilinin İstanbul 25. İcra Müdürlüğünün 2014/25210 E. sayılı dosyasından davalıya borçlu olmadığının tespitine ve müvekkili lehine %20 oranında tazminata karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı davaya cevap vermemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacı vekili taraflar arasında hiçbir ticari ilişki bulunmadığı, davalı şirket tarafından davacı şirkete kesilmiş herhangi bir fatura bulunmadığı, müvekkili şirkete herhangi bir mal veya hizmet de verilmediği, davalı tarafından yapılan 100.000,00 TL’lik ödemenin, davalı şirket yetkilisi tarafından dolandırıcılık ve güveni kötüye kullanılarak elde edilen ve müvekkiline teslim edilmeyen çek bedellerine istinaden yapıldığının iddia ettiği, hükme esas alınan bilirkişi raporunda ve Vergi Denetim Kurulu tarafından düzenlenen raporda, bahse konu çekler hakkında davalı tarafından düzenlenen 357.599,00 TL bedelli faturanın davacıya teslim edilmediği, söz konusu faturanın Huzur Faktoring nezdinde çeklerin faktoring yapılması için düzenlendiği, akabinde faturanın iptal edildiği, faturanın herhangi bir mal teslimi ya da hizmet teslimi olmaksızın düzenlendiği, taraflar arasında mal alışverişine dayalı ticari ilişki bulunmadığı, davalı tarafından davacının hesabına gönderilen 100.00,00 TL’lik ödemenin, davacının uğradığı zarara karşılık yapıldığı ve takip tarihi itibariyle yapılan ödeme dışında davacının davalıdan halen alacaklı olduğu, davalının takip dosyasına dayanak yaptığı havale dekontu, ödeme vasıtası olup, var olan bir borcun ödendiğini gösterdiği, bu karinenin aksini havaleyi gönderen kişinin ispat etmesi gerektiği, bu durumda ispat yükünün alacaklı olduğunu iddia eden davalı tarafa ait olduğu, davada dayanılan havale dekontunda gönderilen paranın ne için gönderildiği yazılı olmadığından, söz konusu dekont davacının alacağını ispata elverişli olmadığı gerekçesiyle davanın kabulü ile 100.000,00 TL’nin davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; dava dilekçesinin hiçbir şekilde tebliğ edilmediğini, sonraki evrakların da usulüne uygun olmadan tebliğ edildiğini, S.G. hakkında açılan ceza soruşturması kapsamında yapılan yargılama sonucunda beraat ettiğini, davacı şirket ile müvekkili şirket arasındaki ilişkinin ise müvekkili şirket yetkilisi S. G. ile davacı yetkilisi ve üçüncü kişinin adi ortaklık işi için anlaştıklarını, bu işin yetkilisinin ve muhasebe işlerinin de S.G. olarak kararlaştırıldığını, S.G.nin taahhüt ettiği sermaye borcunu yerine getirmesi ve bu gibi işlerin davacı şirket üzerinden yürüyeceğinden dolayı 100.000,00 TL’lik kısmını davalı şirket hesabından davacı şirket hesabına yatırdığını, dava konusu dektonttaki paranın gönderiliş sebebinin bu olduğunu, aradaki güven nedeniyle dekonta açıklama yazılmadığını, taraflar arasında doğrudan bir ticari ilişki olmadığı, şirket yetkilileri arasında ortaklık işinden dolayı çeklerin cirolandığını ve ödemelerin yapıldığını, bilirkişi raporunda cari hesaptan bahsedildiğini ve 100.000,00 TL’nin cari hesap borcundan kaynaklandığının belirtildiğini, oysa davacının fatura kesmediğini, davalı yetkilisinin aldığı bütün çekleri kredileri vs.ortaklık için kullandığını, davacının adi ortaklık için sermaye taahhüdünü yerine getirmediğini, bununla da yetinmeyip çekleri şahsi işi ve şirketi için kullanmak istediğini ve S.G.’yi finans ve muhasebe işlerinden uzaklaştırdığını, davacı şirket yetkilisinin kendi namına haksız menfaat sağladığını, ayrıca davalı şirket yetkilisi hakkında da çirkin iftiralarda bulunduğunu belirterek kararın kaldırılmasını istemiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davalının şirketin adres değişikliğinin yayınlandığı itirazının şirketin adres değişikliğinin şirketin adres değişikliğinin mahkemeye bildirilmemiş olduğundan bu yöne ilişkin istinaf talepleri yerinde olmadığı, takip dayanağı banka dekontunda paranın davacıya niye gönderildiğine dair bir açıklama bulunmadığı, havalenin mevcut bir borcun ödenmesi için yapıldığının kabulü gerektiği, her ne kadar davalı tarafça aralarında davacı ve davalının da bulunduğu adi ortaklık ilişkisi kapsamında bu paranın davacıya gönderildiği, ancak daha sonradan adi ortaklığın yürümemesi nedeniyle bu paranın iadesi gerektiği savunulmuş ise de davalı taraf bu hususu usulüne uygun delillerle kanıtlayamadığı gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle; S.G. hakkında açılan ceza soruşturması kapsamında yapılan yargılama sonucunda beraat ettiğini, davacı şirket ile müvekkili şirket arasındaki ilişkinin ise müvekkili şirket yetkilisi S.G. ile davacı yetkilisi ve üçüncü kişinin adi ortaklık işi için anlaştıklarını, bu işin yetkilisinin ve muhasebe işlerinin de S.G. olarak kararlaştırıldığını, S.G.’nin taahhüt ettiği sermaye borcunu yerine getirmesi ve bu gibi işlerin davacı şirket üzerinden yürüyeceğinden dolayı 100.000,00 TL’lik kısmını davalı şirket hesabından davacı şirket hesabına yatırdığını, dava konusu dektonttaki paranın gönderiliş sebebinin bu olduğunu, aradaki güven nedeniyle dekonta açıklama yazılmadığını, taraflar arasında doğrudan bir ticari ilişki olmadığı, şirket yetkilileri arasında ortaklık işinden dolayı çeklerin cirolandığını ve ödemelerin yapıldığını, bilirkişi raporunda cari hesaptan bahsedildiğini ve 100.000,00 TL’nin cari hesap borcundan kaynaklandığının belirtildiğini, oysa davacının fatura kesmediğini, davalı yetkilisinin aldığı bütün çekleri kredileri vs. ortaklık için kullandığını, davacının adi ortaklık için sermaye taahhüdünü yerine getirmediğini, bununla da yetinmeyip çekleri şahsi işi ve şirketi için kullanmak istediğini ve S.G.’yi finans ve muhasebe işlerinden uzaklaştırdığını, davacı şirket yetkilisinin kendi namına haksız menfaat sağladığını, ayrıca davalı şirket yetkilisi hakkında da çirkin iftiralarda bulunduğunu belirterek kararın bozulmasını istemiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, menfi tespit istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri.
2.2004 sayılı İcra ve İflas Kanun’un 72 nci maddesi.
3. Değerlendirme
1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davalı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
14.06.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.