Yargıtay Kararı 2. Ceza Dairesi 2009/42575 E. 2010/609 K. 20.01.2010 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 2. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2009/42575
KARAR NO : 2010/609
KARAR TARİHİ : 20.01.2010

Kasten yaralama ve hakaret suçlarından sanıklar ……, …, …, …, … ve …’in yargılanmaları sonucunda; sanıklar…, …, … …,… ve …nın yaralama suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 86/2. maddesi uyarınca tercihen alt sınırdan 120’şer gün adlî para cezası ile cezalandırılmalarına, aynı Kanun’un 62/1. maddesi gereğince cezalarından 1/6 oranında indirim yapılarak 100’er gün adlî para cezası ile cezalandırılmalarına, anılan Kanun’un 52/2. maddesi uyarınca cezaların günlüğü 20,00 yeni Türk lirası üzerinden hesaplanarak 2.000,00’er yeni Türk lirası adlî para cezası ile cezalandırılmalarına, sanık …’in hakaret suçundan 5237 sayılı Kanun’un 125/1, 62/1, 52/2. maddeleri gereğince 1.500,00 yeni Türk lirası adlî para cezası ile cezalandırılmasına, mağdurların uğradığı zarar tazmin suretiyle giderilmediğinden hükümlerin açıklanmasının geri bırakılmasına yer olmadığına dair (DİDİM) (Yenihisar) Sulh Ceza Mahkemesinin 10/12/2007 tarihli ve 2007/189-891 sayılı karar aleyhine Yüksek Adalet Bakanlığınca verilen 01/09/2009 gün ve 2009/10212/48483 sayılı kanun yararına bozma talebine dayanılarak dava dosyası Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 23.09.2009 gün ve 2009/205584 sayılı tebliğnamesiyle dairemize gönderilmekle okundu.
Kanun yararına bozma isteyen tebliğnamede;
Tüm dosya kapsamına göre;
1- Didim Cumhuriyet Başsavcılığının 03/04/2007 tarihli ve 2005/3485 soruşturma, 2007/341 esas, 2007/159 sayılı iddianamesiyle sanık …’ın müşteki sanık …’a karşı hakaret suçunu işlediğinden bahisle cezalandırılması için kamu davası açılmasına rağmen, bu suçtan hüküm kurulmamasının mahallinde düzeltilmesi mümkün ise de, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 225/1. maddesinde yer alan, “Hüküm, ancak iddianamede unsurları gösterilen suça ilişkin fiil ve faili hakkında verilir.” şeklindeki düzenlemeye aykırı olarak, sanık … hakkında müşteki sanık …’a yönelik hakaret suçundan açılmış dava bulunmadığı hâlde mahkûmiyetine hükmedilmesinde,
2-5271 sayılı Kanun’un 231. maddesi uyarınca, hükmolunan ceza miktarının iki yıl hapis cezasını veya adlî para cezasını içermesi ve işlenen suçun da inkılâp kanunlarında yer alan suçlardan olmaması durumunda, Türk Ceza Kanunu ve özel kanunlardaki istisnalar dışındaki diğer suçlar bakımından hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilmesinin mümkün olduğu, anılan maddedeki kararın verilebilmesi için aranan 6. fıkranın (c) bendindeki zararın giderilmesi şartının ise, yalnızca zarar suçları bakımından uygulama yeteneğinin bulunduğu, bu zarardan da somut ve hâkimin basit bir araştırmasıyla tespit edebileceği bir zararın amaçlandığı, söz konusu suçların mağdurlarının tazminat istemleri bulunmadığı gibi dosyaya yansıyan zararlarının da belirlenemediği gözetilmeden, sanıkların mağdurların zararını karşılamadığı biçimindeki gerekçe ile sanıklar hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına yer olmadığına karar verilmesinde,
3- 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 86/2. maddesindeki, “Kasten yaralama fiilinin kişi üzerindeki etkisinin basit bir tıbbi müdahaleyle giderilebilecek ölçüde hafif olması halinde, mağdurun şikayeti üzerine, dört aydan bir yıla kadar hapis veya adli para cezasına hükmolunur.”,
5237 sayılı Kanun’un 125/1. maddesindeki, “Bir kimseye onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnat eden … veya sövmek suretiyle bir kimsenin onur, şeref ve saygınlığına saldıran kişi, üç aydan iki yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır. “,
Aynı Kanun’un 52. maddesindeki, “(1) Adlî para cezası, beş günden az ve kanunda aksine hüküm bulunmayan hâllerde yediyüzotuz günden fazla olmamak üzere belirlenen tam gün sayısının, bir gün karşılığı olarak takdir edilen miktar ile çarpılması suretiyle hesaplanan meblağın hükümlü tarafından Devlet Hazinesine ödenmesinden ibarettir. (2) En az yirmi ve en fazla yüz Türk Lirası olan bir gün karşılığı adlî para cezasının miktarı, kişinin ekonomik ve diğer şahsî hâlleri göz önünde bulundurularak takdir edilir.”,
Anılan Kanun’un, 19/12/2006 tarihli ve 26381 saylı Resmî Gazete’de yayınlarak aynı gün yürürlüğe giren 5560 sayılı Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun’la değişik 61/9. maddesindeki, “Adlî para cezasının seçimlik ceza olarak öngörüldüğü suçlarda bu cezaya ilişkin gün biriminin alt sınırı, o suç tanımındaki hapis cezasının alt sınırından az; üst sınırı da, hapis cezasının üst sınırından fazla olamaz.”,
Hükümleri birlikte değerlendirildiğinde, kararda sanıkların tercihen alt sınırdan cezalandırılmalarına karar verildiğinin belirtilmesine rağmen, suçun işlendiği 22/10/2005 tarihinde yürürlükte bulunan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 86/2. ve 125/1. maddelerinde öngörülen para cezasının alt haddinin, aynı Kanun’un 52. maddesi uyarınca, beş tam gün karşılığı, günlüğü 20,00 Türk lirasından çarpılması suretiyle, 100,00 Türk lirası olduğu gözetilmeden, sanıkların aleyhine olacak şekilde 5237 sayılı Kanun’un 5560 sayılı Kanun’la değişik 61/9. maddesine göre para cezasının hesaplanarak fazla ceza tayin olunmasında, isabet görülmediğinden 5271 Sayılı CMK.nun 309. maddesi uyarınca anılan kararın bozulması lüzumu kanun yararına bozma talebine dayanılarak ihbar olunmuştur.
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
1- 1 no’lu kanun yararına bozma istemi nedeniyle yapılan incelemede;
Didim C.Başsavcılığının, 03.04.2007 tarih, 2007/159 sayılı iddianamesi ile yakınan …’a hakaret suçundan, sanık … hakkında kamu davası açılıp, hükmün gerekçesinden, mahkemenin kabulünün de, sanık …’ın yakınan …’a hakaret ettiği yönünde olduğunun anlaşılması karşısında, hüküm fıkrasında yanlışlıkla sanık …’ın adının yazılması, mahallinde düzeltilmesi mümkün maddi hata olup, Yargıtay Ceza Genel Kurulunun, 07.11.2006 tarih ve 227-228 sayılı kararında da belirtildiği üzere maddi yanılgının düzeltilmesi herhangi bir yöntem ve zamanla sınırlı olmayıp, bizzat bu hatayı yapan merci tarafından kendiliğinden veya bir yasa yolu başvurusu üzerine verilen karardaki uyarı ile düzeltilebileceğinden, 1 no’lu kanun yararına bozma isteminin REDDİNE,
2- 2 no’lu kanun yararına bozma istemi yönünden incelemede;
Kanun yararına bozma yasa yoluna, temyiz incelemesinden geçmeksizin kesinleşmiş hüküm ve kararlara karşı başvurulabilmesi karşısında, kesin hükmün otoritesinin korunması gerektiğinden, hukuka aykırılıkların ciddi boyutlara ulaşması yanında, maddi meseleye ilişkin kanıtların takdirinde yanılgıya düşüldüğünden bahisle kanun yararına bozma isteminde bulunulamayacağı gibi hakimin takdir yetkisi kapsamına giren hususlar ile takdirin hatalı kullanılması ile ilgili hukuka aykırılıklar yönünden de kanun yararına bozma yasa yoluna gidilmesi mümkün bulunmamaktadır.

Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun, 19.02.2008 gün, 2008/5-19, 2008/31 sayılı kararında vurgulandığı üzere, yasa yararına bozma yöntemi, karar veya hükümlerdeki hukuka aykırılıkların toplum ve birey açısından hukuk yararına giderilmesini ve ülke genelinde uygulama birliğine ulaşılmasını sağlama amacıyla, olağanüstü bir denetim muhakemesi yolu olup, gerek kesin hükmün otoritesinin korunması zorunluluğu, gerekse olağanüstü bir denetim yolu olması nedeniyle dar kapsamlıdır. Her türlü hukuka aykırılığın öne sürülüp incelenmesine elverişli bir denetim yolu değildir. Nitekim, yasa yolunun bu özelliği nedeniyle, hakimin takdirini hatalı kullanmasına ilişkin hususlardaki hukuka aykırılıklar, sadece olağan bir denetim yolu olan temyiz incelemesi sırasında dikkate alınabilecek hukuka aykırılıklardandır. 14.11.1977 gün, 1977/3-2 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında da, erteleme isteği hakkında olumlu ya da olumsuz bir kararı kapsayan ya da yasal gerekçe gösterilmeden bu isteklerin reddine ya da kabulüne ilişkin olan hükümlere karşı yasaya aykırılıktan söz edilerek bu yasa yoluna başvurunun kabulüne olanak bulunmadığı belirtilmiştir. Kabul edip etmemek mahkemenin takdirine bağlı istekler hakkında karar verilirken, gösterilen gerekçenin yasal olmamasının, bozma sebebi oluştursa dahi yazılı emire konu edilemeyeceğine ilişkin Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 08.04.1985 gün, 453/201 sayılı kararı da dikkate alınarak, sanık hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına yer olmadığına karar verilirken gösterilen gerekçe kanun yararına bozma yasayoluna konu edilemeyeceğinden, 2 no’lu kanun yararına bozma isteminin REDDİNE,
3- 3 no’lu kanun yararına bozma istemine gelince;
5237 sayılı TCK.’nun 61.maddesinin 9. fıkrasının sonradan yürürlüğe girmesi karşısında, suç tarihi itibariyle, adli para cezasının alt sınırının, anılan Kanunun 52/1.maddesinin ilk yasalaşan hali uyarınca 5 gün olduğu gözetilmeden, alt sınırdan ceza tayin edildiği belirtildiği halde kasten yaralama suçundan kurulan hükümlerde temel cezanın 120 gün, hakaret suçundan kurulan hükümde ise 90 gün adli para cezası olarak fazla tayin edilmesi karşısında, kanun yararına bozma istemi yerinde görüldüğünden (DİDİM) Sulh Ceza Mahkemesinden verilip kesinleşen 10.12.2007 gün ve 2007/189-891 sayılı kararın 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 309.maddesinin 4.fıkrasının (d) bendi uyarınca

BOZULMASINA, sanıklar …, …, …, …, … ve…..ın, kasten yaralama suçundan eylemlerine uyan 5237 sayılı TCK.nun 86/2 maddesi uyarınca, mahkemenin takdiri gözetilerek adli para cezasında gün sayısının 5 tam gün olarak belirlenmesi suretiyle cezalandırılmalarına, aynı yasanın 62/1. maddesi uyarınca 1/6 oranında yapılan indirim ile 4 tam gün adli para cezası ile cezalandırılmalarına, bulunan bu sonuç gün sayısı ile aynı Kanunun 52/2. maddesi gereğince bir gün karşılığı takdir edilen 20,00 TL nin çarpılması suretiyle sanıkların 40,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmalarına, sanık …’ın, hakaret suçundan eylemine uyan 5237 sayılı TCK.’nın 125/1.maddesi uyarınca mahkemenin takdiri gözetilerek, adli para cezasında gün sayısının 5 tam gün olarak belirlenmesi suretiyle cezalandırılmasına, aynı yasanın 62/1.maddesi uyarınca 1/6 oranında yapılan indirim ile 4 tam gün adli para cezası ile cezalandırılmasına, bulunan bu sonuç gün sayısı ile aynı Kanunun 52/2. maddesi gereğince bir gün karşılığı takdir edilen 20,00 TL nin çarpılması suretiyle sanığın 40,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına, infazın bu miktarlar üzerinden yapılmasına, hükmün diğer bölümlerinin aynen korunmasına, 20.01.2010 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.