Yargıtay Kararı 11. Hukuk Dairesi 2022/874 E. 2023/3446 K. 01.06.2023 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2022/874
KARAR NO : 2023/3446
KARAR TARİHİ : 01.06.2023

MAHKEMESİ :Tüketici Mahkemesi
SAYISI : 2018/567 E., 2021/1179 K.
HÜKÜM : Ret

Taraflar arasındaki tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda Mahkemece davanın reddine karar verilmiştir.

Mahkeme kararı, Yargıtayca duruşma istemli olarak davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildi. Duruşma için belirlenen 30.05.2023 günü başkaca gelen olmadığı yoklama ile anlaşılıp hazır bulunan davalı TMSF vekili Avukat ……, davalı … vekili Avukat … dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü.

I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin davalı Yurtbank A.Ş, Bursa Şubesine 27.07.1999 tarihinde 150.000,00 TL para yatırdığını, parasının davalı bankanın yönlendirmesi ile yurt dışında paravan bankaya gönderildiği ve Yurtbank A.Ş. davalı bankaya devredilmesi sonucu müvekkilinin parasını davalı bankadan talep ettiğini ancak davalı bankanın paranın sigorta kapsamında bulunmadığı gerekçesiyle parayı ödemediğini, bu nedenle dava açtıklarını ve sonuçta davanın kabulüne karar verilerek toplamda 1.029.855,53 TL’nın tahsil edildiğini, müvekkilinin davalı bankadan alacağını gecikmiş olarak tahsil etmesi nedeniyle alınmış olan faiz ile karşılanmayan munzam zararı oluştuğunu, yüksek enflasyon ile müvekkilinin mal varlığında azalma olduğunu, fazlaya dair hakları saklı kalmak kaydıyla 12.11.2014 tarihinde tahsil edilen paradan ana para faiz toplamından gelir vergisi kanunu gereğince alınan faizin vergisi düşüldükten sonra kalan tutar ile bilirkişi tarafından yapılacak tespit sonucunda oluşan tutar arasındaki fark müvekkilinin munzam zararını oluşturduğundan belirlenecek munzam zarar alacağının şimdilik 1000 TL’sinin davalı bankadan hükmen tahsilini, hükmedilecek alacağa her bir kalem munzam zarar için zararın oluştuğu tarihten itibaren avans faizi uygulanmasını, bu talebin kabul edilmemesi halinde dava tarihinden itibaren avans faizi uygulanmasını talep etmiştir.

II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde, davanın belirsiz alacak davası şeklinde açılamayacağını, davaya konu borcun on yıllık zamanaşımına uğradığını, davacının munzam zararı bulunmadığını ve ayrıca munzam gereken koşulların oluşmadığını, davacının elde ettiği gelire rağmen dava açmasının dürüstlük kuralıyla bağdaşmadığını, bu nedenle davanın reddini istemiştir.

III. MAHKEME KARARI
1.İstanbul 4. Asliye Ticaret Mahkemesinin 27.01.2016 tarihli kararı ile davanın reddine karar verilmiş, hükmün davacı vekilince temyizi üzerine, Dairemizin 28.11.2017 tarih ve 2016/5023 E., 2017/6684 K. sayılı kararı ile tüketici mahkemelerinin görevli olduğu hususu gözetilerek görevsizlik kararı verilmesi gereğine işaret edilerek kararın bozulmasına karar verilmiş, dosya bunun üzerine görevli ve yetkili İstanbul 6. Tüketici Mahkemesine gönderilmiştir.

2.Mahkemenin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (6098 sayılı Kanun) 122 nci maddesinde karşılanması öngörülen faizi aşan zararın, somut ve davacının durumuna özgü, somut vakıalarla ispatlanması gerektiği ancak davacı tarafça somut vakıalara dayanılarak bir zararın gerçekleştiği ileri sürülüp kanıtlanmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

IV. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

B. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; müvekkilinin alacağının yaklaşık 15 yıl sonra tahsil edilmesi ve asıl alacağa da yalnızca 3095 sayılı Kanun’un 2/2 maddesine göre faiz işletilmesi sebebiyle müvekkilinin parasında satın alma gücünde azalma meydana geldiği ve munzam zararı oluştuğunu, munzam zararın somut vakıalarla ispatlanması gerektiğinin kabulünün emsal kararlara aykırı olduğunu, hak arama özgürlüğü ve mülkiyet hakkını ihlal ettiğini, davanın ispatında “somut ispat rejiminin” uygulanması açıkça Anayasa Mahkemesi kararlarına da aykırı olduğunu, eksik incelemeye dayanan ve müvekkilinin adil yargılanma ve mülkiyet hakkının ihlalini oluşturan kararın bozulması isteminde bulunmuştur.

C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Dava, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (6098 sayılı kanun) 122 nci maddesi hükmüne dayalı munzam zararın tahsili istemine ilişkindir.

2. İlgili Hukuk
6098 sayılı Kanun’un 122 nci maddesi.

3. Değerlendirme
Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, Mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre davacı vekilinin tüm temyiz itirazları yerinde değildir.

V. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Davacı vekilinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan kararın ONANMASINA,

Takdir olunan 8.400,00 TL duruşma vekâlet ücretinin davacıdan alınarak, davalı …’a ve feri müdahil TMSF’ye verilmesine,

6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’un 73 üncü maddesinin ikinci fıkrası gereğince tüketici mahkemelerinde tüketici tarafından açılan davalar harçtan muaf olduğundan davacıdan harç alınmasına yer olmadığına,

Dosyanın Mahkemesine gönderilmesine,01.06.2023 tarihinde oy çokluğulya karar verildi.

K A R Ş I O Y

Dava; BK 122. maddesine dayalı munzam zarar istemine ilişkindir. Mahkemece; davacının alacağının faizi ile birlikte tahsil ettiği, faizi aşan zararını ispatlayamadığı gerekçesiyle dava ve davacının istinaf başvurusuda Bölge Adliye Mahkemesince reddedilmiştir.

Kural olarak borçlu borcunu zamanında ödeseydi ödenen parayı davacı alacaklının somut bir yatırıma dönüştüreceği ileri sürüldüğü takdirde bu yatırımın yapılanmaması nedeniyle zararın oluştuğu iddiasını ispat yükü üzerinde olan davacı; somutlaştırdığı zararı ispatlamakla yükümlüdür. Ancak bu şekilde bir somutlaştırma yapılıp ispat edilmemesine rağmen davacının faizi aşan bir zararının bulunmadığını kabul etmek özellikle yüksek enflasyon ortamında paranın değer kaybı gerçeği karşısında hakkaniyete uygun bir çözüm yöntemi olmaz. Çoğun içinde az da vardır ilkesi gereğince yüksek enflasyona bağlı olarak paranın alım gücünün düşmesi nedeniyle oluşan bir zararın varlığının da ayrıca kanıtlanması gerekmez.

Anayasa Mahkemesi’nin 2014/2267 başvuru numaralı 21.12.2017 sayılı kararında da yerel mahkemenin munzam zararının somutlaştırılıp kanıtlanamadığı yönündeki kararını onayan Yargıtay Özel Dairesi’nin kararı; AİHM kararları da emsal gösterilerek yüksek enflasyonun alacağın değer kaybına uğradamadan ödenmesinde dikkate alınması gerektiğine işaret etmiştir.

Nitekim HMK 187/2. maddesinde herkesçe bilinen vakıaların ve ikrar edilmiş vakıaların ispatının gerekmediği belirtilmiştir.

İspat zorluğunun bulunduğu durumlarda dahi TBK 50 nci maddesi gereğince zararın hakim tarafından takdir edilmesi gerekmektedir. Hakim takdir hakkını kullanırken elbette dosyaya sunulu TCMB’nin değişik yatırım argümanlarına ilişkin verilerden yararlanması ve gerektiğinde bilirkişi raporu alması gerekmektedir. O halde mahkemece davalının temerrüdü nedeniyle alacağın geç tahsilinde kusurlu olduğunun kabulü ile yukarıda açıklanan hususlar gözetilerek zararın tayini gerekir iken davanın reddine karar verilmesi doğru olmayıp, Daire çoğunluğunun aksi yöndeki onama kararına katılmıyorum.