Yargıtay Kararı 10. Ceza Dairesi 2023/6088 E. 2023/4605 K. 22.05.2023 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 10. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2023/6088
KARAR NO : 2023/4605
KARAR TARİHİ : 22.05.2023

MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SAYISI : 2022/466 E., 2022/766 K.
SUÇ : Kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma
HÜKÜM : Mahkûmiyet

Sanık hakkında bozma üzerine kurulan hükmün; karar tarihi itibarıyla 6723 sayılı Kanun’un 33 üncü maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun’un 8 inci maddesi gereği yürürlükte bulunan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun (1412 sayılı Kanun) 305 inci maddesi gereği temyiz edilebilir olduğu, karar tarihinde yürürlükte bulunan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenin, hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 1412
sayılı Kanun’un 310 uncu maddesi gereği temyiz isteğinin süresinde olduğu, aynı Kanun’un 317 nci maddesi gereği temyiz isteğinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü:

I. HUKUKÎ SÜREÇ

A. … 11. Sulh Ceza Mahkemesinin 06.06.2012 tarihli ve 2011/487 Esas, 2012/1778 Karar sayılı kararı ile sanığın kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçundan, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 191 inci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca tedavi ve denetimli serbestlik tedbiri uygulanmasına karar verilmiştir. 19.09.2012 tarihli itirazın reddi kararı ile kesinleşmiştir.

B. … 36. Asliye Ceza Mahkemesinin 18.11.2014 tarihli ve 2014/665 Esas, 2014/865 Karar sayılı kararı ile sanığın kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçundan, 5237 sayılı Kanun’un 191 inci maddesinin birinci fıkrası, 62 nci maddesi, 53 üncü maddesinin birinci, ikinci ile üçüncü fıkraları uyarınca 10 ay hapis cezası cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarının uygulanmasına karar verilmiştir.

C. … 36. Asliye Ceza Mahkemesi kararının, sanık ve müdafi tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 20. Ceza Dairesinin 15.01.2018 tarihli ve 2017/2094 Esas, 2018/221 Karar sayılı kararı ile;

“1. … 4. Sulh Ceza Mahkemesinin 2010/1546 D.İş sayılı önleme arama kararının aslı veya onaylı suretinin dosya içerisinde bulundurulmaması,

2. Suç tarihinde yürürlükte olan 5560 sayılı Kanun ile değişik TCK’nın 191. maddesi ile, hüküm tarihinden önce 28.06.2014 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 6545 sayılı Kanun’la değişik TCK’nın 191. maddesi hükümlerinin ayrı ayrı değerlendirilip karşılaştırma yapılması, sonucuna göre sanığın hukuki durumunun belirlenmesi gerekirken, belirtilen nitelikte karşılaştırma yapılmadan hüküm kurulması

3. 28.06.2014 tarihinde yürürlüğe giren 6545 sayılı Kanunla TCK’nın 191. maddesinde yapılan değişiklik nedeniyle, TCK’nın 191. maddesinin 4. fıkrasının (a) bendinde yer alan, “kişinin, erteleme süresi zarfında; kendisine yüklenen yükümlülüklere veya uygulanan tedavinin gereklerine uygun davranmamakta ısrar etmesi hâlinde, hakkında kamu davası açılır.” hükmü gereğince sanığın hangi tarihler arasında askerlik görevini ifa ettiği Askerlik Şubesinden sorularak, … Denetimli Serbestlik
Müdürlüğü tarafından çıkartılan 13.02.2014 tarihli tedavi ve denetimli serbestlik konulu yazının sanığa tebliğ edildiği tarihte askerlik görevini yapıp yapmadığı araştırılarak sanığın kendisine yüklenen yükümlülüklere uygun davranmamakta ısrar etmesi olarak kabul edilip edilmeyeceği tartışılmadan mahkûmiyetine karar verilmesi,

4. 05.03.2013 tarih 28578 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Denetimli Serbestlik Hizmetleri Yönetmeliği’nin 47/3 maddesi uyarınca “denetimli serbestlik kararlarının infazının tamamlanması yada ihlal nedeniyle dosyanın kapatılması yükümlüye tebliğ edilerek ilgili mahkemeye itiraz hakkı olduğu bildirilir” hükmü kapsamında … Denetimli Serbestlik Müdürlüğü tarafından düzenlenen dosya kapatma yazısı sanığın mernis adresine çıkartılarak, TK 21/2 maddesi uyarınca 12.05.2014 tarihinde mahalle muhtarına tebliğ edilmişse de, söz konusu tarihte sanığın cezaevinde olması sebebi ile dosya kapatma yazısının sanığa usulüne uygun şekilde tebliğ yapılmadan denetim dosyasının kapatılmış olması,

5. Sanık hakkında kullanmak için uyuşturucu ve uyarıcı madde satın alma suçundan dolayı başka dava olup olmadığı varsa sanığın bu suçu diğer davaya konu olan suç nedeniyle verilen tedavi ve/veya denetimli serbestlik tedbirinin infazı sırasında işleyip işlemediği belirlendikten sonra;

Sanık bu suçu, daha önce işlediği suçtan dolayı yapılan kovuşturma aşamasında hükmolunan tedavi ve/veya denetimli serbestlik tedbirinin infazı sırasında işlemiş ise, 6545 sayılı Kanun’un 68. maddesi ile değiştirilen TCK’nın 191. maddesinin beşinci fıkrasında öngörülen “Erteleme süresi zarfında kişinin kullanmak için tekrar uyuşturucu ve uyarıcı madde satın alması, kabul etmesi veya bulundurması ya da uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanması, dördüncü fıkra uyarınca ihlal nedeni sayılır ve ayrı bir soruşturma ve kovuşturma konusu yapılamaz” hükmü uyarınca, ikinci suçtan açılan bu davanın kovuşturma şartının ortadan kalkması nedeniyle, CMK’nın 223. maddesinin 8. fıkrası uyarınca “davanın düşmesine” arar verilmesinde zorunluluk bulunması,” nedenleriyle hükmün bozulmasına karar verilmiştir.

D. Bozmaya uyularak yapılan yargılama neticesinde, … 36. Asliye Ceza Mahkemesinin 26.02.2019 tarihli ve 2018/145 Esas, 2019/209 Karar sayılı kararı ile sanığın kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçundan, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 191 inci maddesinin birinci fıkrası, 62 nci maddesi, 53 üncü maddesi uyarınca 10 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluğunun uygulanmasına karar verilmiştir.

E. … 36. Asliye Ceza Mahkemesi kararının, sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine
Dairemizin 21.09.2020 tarihli ve 2020/5977 Esas, 2020/3865 Karar sayılı kararı ile;

“Bozmaya uyularak yapılan yargılama neticesinde;

Yargılama sürecindeki işlemlerin kanuna uygun olarak yapıldığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan tüm delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, eylemin sanık tarafından gerçekleştirildiğinin saptandığı, vicdanî kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı, eyleme uyan suç tipi ile aşağıda belirtilenler dışında yaptırımların doğru biçimde belirlendiği anlaşıldığından yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddine, ancak;

1. Suç tarihi itibariyle yürürlükte bulunan TCK 191. maddesinde sanığa isnat edilen suç için temel ceza miktarının “bir yıldan iki yıla kadar hapis cezası” olarak belirlendiği; hükümden sonra yürürlüğe giren 5271 sayılı CMK’nın 17.10.2019 tarihli ve 7188 sayılı Kanun’un 24. maddesi ile başlığı ile birlikte yeniden düzenlenmiş olan “Basit Yargılama Usulü” başlıklı 251. maddesinin 1. fıkrasında yer alan “Asliye ceza mahkemesince, iddianamenin kabulünden sonra adli para cezasını ve/veya üst sınırı iki yıl veya daha az süreli hapis cezasını gerektiren suçlarda basit yargılama usulünün uygulanmasına karar verilebilir.” şeklindeki düzenlemeye, 7188 sayılı Kanunun geçici 5. maddesinin 1-d bendinde yer alan “01.01.2020 tarihi itibarıyla kovuşturma evresine geçilmiş, hükme bağlanmış veya kesinleşmiş dosyalarda seri muhakeme usulü ile basit yargılama usulü uygulanmaz.” şeklindeki düzenleme ile sınırlama getirilmiş ise de; Anayasa Mahkemesinin 19.08.2020 tarihli 31218 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan, 25.06.2020 tarihli ve 2020/16 Esas, 2020/33 Karar sayılı iptal kararı ile, “…kovuşturma evresine geçilmiş…” ibaresinin, aynı bentte yer alan “… basit yargılama usulü…” yönünden Anayasa’ya aykırı bulunarak iptaline karar verilmesi sebebiyle kovuşturma evresine geçilmiş olan ve basit yargılama usulü uygulanabilecek dosyalar yönünden 7188 sayılı Kanun’un 5. maddesinin 1-d bendinde yer alan düzenlemenin iptal edildiği anlaşıldığından; Anayasa Mahkemesi kararlarının geriye yürümesi mümkün olmayıp, Ceza Muhakemesi Kanunun’da yapılan değişiklerin ise derhal uygulanması gerekmekle birlikte, basit yargılama usulü uygulanan olaylarda CMK’nın 251. maddesinin 3. fıkrasına göre; ” mahkûmiyet kararı verildiği takdirde sonuç ceza dörtte bir oranında indirilir.” şeklindeki düzenleme karşısında, Anayasa Mahkemesinin anılan iptal kararının neticeleri itibarıyla maddi ceza hukukuna ilişkin olduğunun ve CMK’nın 251. maddesinin 3.fıkrasında yer alan düzenlemenin sanık lehine sonuç doğurabilecek nitelikte olduğunun anlaşılması karşısında, TCK’nın 7. maddesi ile CMK’nın 251. maddesi hükümleri gözetilmek suretiyle sanık lehine olan uygulamanın belirlenerek yerine getirilmesi ve gereği için

dosyanın, “Basit Yargılama Usulü” yönünden yeniden değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması,

Kabule göre de;

2. (Kapatılan) Yargıtay 20. Ceza Dairesi’nin 15.01.2018 tarihli – 2017/2094 Esas ve 2018/221 Karar sayılı bozma ilamına uyulduğu halde, bozma ilamının 5. maddesinde belirtilen sanık hakkında kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde bulundurma suçundan dolayı başka dava olup olmadığı, varsa sanığın bu suçu diğer davaya konu olan suç nedeniyle verilen tedavi ve/veya denetimli serbestlik tedbirinin infazı sırasında işleyip işlemediğinin sadece Denetimli Serbestlik Müdürlüğünden sorulduğunun anlaşılması karşısında, ilgili hususun denetime imkan verecek şekilde Cumhuriyet Başsavcılıklarından, UYAP kayıtlarından araştırılıp ilgili evrak dosya arasına alındıktan sonra,

Sanık bu suçu, daha önce işlediği suçtan dolayı yapılan kovuşturma aşamasında hükmolunan tedavi ve/veya denetimli serbestlik tedbirinin infazı sırasında işlemiş ise, 6545 sayılı Kanun’un 68. maddesi ile değiştirilen TCK’nın 191. maddesinin beşinci fıkrasında öngörülen “Erteleme süresi zarfında kişinin kullanmak için tekrar uyuşturucu veya uyarıcı madde satın alması, kabul etmesi veya bulundurması ya da uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanması, dördüncü fıkra uyarınca ihlâl nedeni sayılır ve ayrı bir soruşturma ve kovuşturma konusu yapılmaz” hükmü uyarınca, ikinci suçtan açılan bu davanın kovuşturma şartının ortadan kalkması nedeniyle, CMK’nın 223. maddesinin 8. fıkrası uyarınca “davanın düşmesine” karar verilebileceği gözetilmeden eksik araştırma ile hüküm kurulması,

3. Sorgun Askerlik Şubesi Başkanlığı’nın 18 Ocak 2013 tarihli yazısında sanığın 03 Nisan 2014 tarihinde terhis edileceğinin bildirildiği, 24 Aralık 2013 tanzim tarihli terhis belgesinde ise sanığın terhis tarihinin 03 Ocak 2014 tarihi olduğunun bildirilmesi karşısında, ilgili Askerlik Şubesi ile gerekli yazışmaların yapılarak sanığın terhis tarihinin tereddüde mahal verilmeksizin kesin suretle tespit edilerek,
Denetimli Serbestlik Hizmetleri Yönetmeliği’nin 44. maddesinin 3. fıkrasında yer alan yükümlülüğün bir yıl içerisinde iki defa ihlal edilmesi halinde yükümlülüğe uymamada ısrar etme şartının gerçekleşeceğinin kabulü karşısında, sanığın tebligat yapıldığı tarihte askerlik hizmetinin sona erdiğinin tespiti halinde, ilk ihtarata uymamasının, kendisine yüklenen yükümlülüklere uygun davranmamakta ısrar etmesi olarak kabul edilemeyeceğinden sanığın hukuki durumunun yeniden belirlenmesinde zorunluluk bulunması,

4. Sanık hakkında 02.12.2015 tarihli Türk Silahlı Kuvvetleri Sağlık Raporunda disosyal kişilik bozukluğundan bahsedilmesi karşısında, bu hususlarda sanığın suç tarihinde cezai sorumluluğunu

ortadan kaldırabilecek türde bir akıl hastalığının olup olmadığına ilişkin bir araştırma yapılmaması,

5. İncelenen dosyada sanığın, 27.12.2010 tarihli kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma eylemi nedeniyle 04.05.2011 tarihli iddianame ile kamu davası açıldığı, … (Kapatılan) 13. Sulh Ceza Mahkemesinin 2013/435 Esas ve 2014/194 Karar sayılı dosyasında ise, 16.10.2010 tarihinde işlediği kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçundan cezalandırılması istemiyle 26.01.2011 tarihli iddianame ile ayrı ayrı kamu davası açıldığı, sanığın 16.10.2010 tarihli ilk eylemi nedeniyle henüz dava açılmadan önce, 27.12.2010 tarihinde sanığın yeniden kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçunu işlediği anlaşılmakla, … (kapatılan) 13. Sulh Ceza Mahkemesi’nin dosyasının getirilerek incelenmesi, derdest ise davaların birleştirilmesi, hüküm kesinleşmiş ise dosya aslı veya onaylı suretinin bu dosya içine konulması daha sonra tüm deliller tartışılarak sanığın eylemlerinin tek ya da iki ayrı suç veya zincirleme suçu oluşturup oluşturmadığı değerlendirilerek sonucuna göre sanığın hukuki durumunun tayin ve takdirinde zorunluluk bulunması,” nedenleriyle bozulmasına karar verilmiştir.

F. … 36. Asliye Ceza Mahkemesinin 04.11.2020 tarihli ve 2020/714 Esas, 2020/743 Karar sayılı kararı ile sanığın kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçundan, 5237 sayılı Kanun’un 191 inci maddesinin birinci fıkrası, 62 nci maddesi, 7188 sayılı Kanun ( 7188 sayılı Kanun) ‘un 24 üncü maddesiyle değişik 5271 sayılı Kanun’un (5271 sayılı Kanun) 251 inci maddesinin üçüncü fıkrası, 53 üncü maddesi uyarınca 8 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluğunun sanık hakkında uygulanmasına karar verilmiştir.

G. … 36. Asliye Ceza Mahkemesi kararının, sanık müdafii tarafından itiraz edilmesi üzerine

Dairemizin 28.02.2022 tarihli ve 2022/604 Esas, 2022/2174 Karar sayılı kararı ile;

“Bozmaya uyularak yapılan yargılama neticesinde kurulan hükmün incelenmesinde;

5271 sayılı CMK’nın 17.10.2019 tarihli ve 7188 sayılı Kanun’un 24. maddesiyle başlığı ile birlikte yeniden düzenlenmiş olan “Basit Yargılama Usulü” başlıklı 251. maddesine ve bu maddeye ilişkin Anayasa Mahkemesinin 19.08.2020 tarihli ve 31218 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan, 25.06.2020 tarihli ve 2020/16 Esas, 2020/33 sayılı iptal kararı ile de oluşan duruma göre;

Asliye Ceza Mahkemesince iddianamenin kabulünden sonra; kovuşturma yapılması izne ya da talebe bağlı olanlar dışında adli para cezasını ve/veya üst sınırı iki yıl veya daha az süreli hapis cezasını gerektiren suçlarda, yaş küçüklüğü, akıl hastalığı, sağır ve dilsizlik hâlleri gibi sanığın kusur yeteneğini etkileyen durumlardan bir veya birkaçı bulunmayan sanıklara basit yargılama usulünün uygulanabileceği, suçun basit yargılama usulü kapsamına girmeyen başka bir suçla birlikte işlenmiş olması durumunda ise bu usulün uygulanamayacağı,

Mahkemece basit yargılama usulünün uygulanmasına karar verildiği durumda; iddianamenin, sanık, varsa mağdur ve şikâyetçiye tebliğ edilerek, beyan ve savunmalarını on beş gün içinde yazılı olarak bildirmelerinin isteneceğinin, tebligatta duruşma yapılmaksızın hüküm verilebileceği hususunun da belirtilmesinden sonra gerekirse toplanması gereken belgeler, ilgili kurum ve kuruluşlardan talep edildikten sonra mahkemece duruşma yapılmaksızın, 5271 sayılı CMK’nın 223. maddesinde belirtilen kararlardan birine hükmedilebileceğinin, mahkûmiyet kararı verildiği takdirde ise belirlenecek sonuç ceza miktarının CMK’nın 251. maddesinin 3. fıkrasının son cümlesine göre dörtte bir oranında indirileceğinin, koşulları bulunması halinde de kısa süreli hapis cezası belirlenmiş ise seçenek yaptırımlara çevrilebileceğinin veya hapis cezasının ertelenebileceğinin ya da uygulanmasına sanık tarafından yazılı olarak karşı çıkılmaması kaydıyla hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebileceğinin, hükümde itiraz usulü ile itirazın sonuçlarının belirtileceğinin, CMK’nın 252. maddesine göre, bu şekilde verilen kararların itiraz kanun yoluna tabi olduğunun, itiraz üzerine ise hükmü veren mahkemece duruşma açılarak genel hükümlere göre yargılamaya devam olunacağının, bu aşamadan sonra ise mahkemenin CMK’nın 252. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca hüküm verirken, sanığın itirazı halinde daha önce 251. madde kapsamında basit yargılama usulüne göre verdiği hükümle bağlı olmadığının, ancak itirazın sanık dışındaki kişiler tarafından yapıldığı hâllerde 251. maddenin üçüncü fıkrası uyarınca yapılan indirimin korunacağının, bu şekilde kurulan hükümlere karşı genel hükümlere göre kanun yoluna başvurulabileceğinin, anlaşılması karşısında;

Yargıtay’ın bozma kararı üzerine yeniden yapılan yargılamada da bozma kararına uyulması halinde, mahkemenin soruşturma aşamasında toplanmış delillerle, ilgili kurum ve kuruluşlardan resen toplanması gereken belgeleri dikkate alarak, davada basit yargılama usulünün uygulanıp uygulanmayacağı hususunda bir karar vermesi gerekmektedir.

Basit yargılama usulünün uygulanmasına karar verildiği takdirde, mahkemece iddianame ve Yargıtay bozma ilamı sanığa tebliğ edilerek, tebligatta duruşma yapılmaksızın hüküm verilebileceği, hakkında mahkûmiyet hükmü kurulması durumunda cezasının ¼ oranında indirileceği, koşulları bulunması hâlinde; kısa süreli hapis cezasının seçenek yaptırımlara çevrilebileceği veya hapis cezasının ertelenebileceği ya da uygulanmasına yazılı olarak karşı çıkmaması kaydıyla hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebileceği belirtilip, beyan ve savunmalarını on beş gün içinde yazılı olarak bildirebileceği ihtar edildikten sonra CMK’nın 251/3,4 ve 5. fıkralarına göre bir hüküm kurulacaktır.

İnceleme konusu davada Mahkemece, basit yargılama usulünün uygulanıp uygulanmayacağı hususunda bir karar verilmediği gibi, sanığa açıklamalı tebligat gönderilmeden hüküm kurulmuş, hükümde Anayasa Mahkemesinin 25.06.2020 tarih, 2020/16 Esas ve 2020/33 sayılı iptal kararı gözetilerek 5271 sayılı CMK’nın 251/3. maddesi uyarınca sanığa verilen sonuç cezadan dörtte bir oranında indirim yapılmış, sanık müdafii ve Cumhuriyet savcısı bu hükmü temyiz etmiştir. Kanun yolunda hata resen dikkate alınacağından, sanık müdafii ve Cumhuriyet savcısının temyiz dilekçeleri karara itiraz mahiyetindedir. Sanık müdafii ve Cumhuriyet savcısının bu itirazı nedeniyle artık basit yargılama usulü uygulanamayacağından, Mahkemenin duruşma açarak genel hükümlere göre bir karar vermesi gerekmektedir. Bu durumda Mahkeme daha önce CMK’nın 251. maddesi kapsamında basit yargılama usulüne göre verdiği hükümle bağlı olmadığından, genel hükümlere göre hüküm kuracağı ve sanık müdafii de itiraz ettiği için ¼ oranındaki indirim uygulanmayacaktır. Bu hükme karşı genel hükümlere göre kanun yoluna gidilebilecektir.

Ancak sanık, hakkında CMK’nın 251/3. maddesi uyarınca ¼ oranında ceza indirimi yapılmak suretiyle verilen hükme itiraz ettiği halde, Mahkemece CMK’nın 252. maddesinin ikinci ve üçüncü fıkraları uyarınca yeni bir hüküm kurulmaksızın dosya doğrudan Yargıtay’a gönderilmiştir. Basit yargılama usulüne göre verilen hükmün temyize tabi kabul edilmesi halinde, aleyhe temyiz olmadığı için, cezasına itiraz etmiş olmasına rağmen, sanık ¼ oranındaki ceza indiriminden faydalanmış olacak; bir başka deyişle aynı olayda cezasına itiraz eden sanık ile itiraz etmeyen sanık arasında sonuç ceza bakımından bir fark olmayacaktır. Bu ise yargılamanın hızlanması, davaların kısa zamanda sonuçlanması ve mahkemelerin iş yükünün azaltılması bakımından alternatif bir çözüm yolu olarak getirilen basit yargılama usulünün amacı ile bağdaşmayacaktır. Bu nedenle kanun koyucu basit yargılama sonucu

verilen kararların açıkça itiraza tabi olduğunu belirterek, itiraz sonucu izlenmesi gereken usulü de CMK’nın 251 ve 252. maddelerinde düzenlemiştir.

Mahkemece, basit yargılama usulü ile ilgili usuli işlemler yerine getirilmemiş olsa da sanık hakkında belirlenen sonuç cezadan CMK’nın 251. maddesinin 3. fıkrasının son cümlesi uyarınca ¼ oranında ceza indirimi yapıldığı için, sonucu bakımından basit yargılama usulünün uygulandığı görülmekle, bu kapsamda verilen kararın CMK’nın 252. maddesinin 1. fıkrasına göre itiraza tabi olması” nedeniyle, itirazla ilgili CMK’nın 252/2-3 maddeleri uyarınca hükmü veren mahkemece karar verilmesi gerektiğinden dosyanın incelenmeksizin Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına İADESİNE karar verilmiştir.

H. … 36. Asliye Ceza Mahkemesinin 05.10.2022 tarihli ve 2022/466 Esas, 2022/766 Karar sayılı kararı ile sanığın kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçundan, 5237 sayılı Kanun’un 191 inci maddesinin birinci fıkrası, 62 nci maddesi, 53 üncü maddesi uyarınca 10 ay hapis para cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğunun uygulanmasına karar verilmiştir.

I. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca özetle; temyiz itirazlarının reddiyle usul ve yasaya uygun olan hükmün onanması yönünde karar verilmesi görüşünü içeren Tebliğname ile dava dosyası Daireye tevdi edilmiştir.

II. TEMYİZ SEBEPLERİ

Sanık müdafii temyiz sebepleri

1. Mahkûmiyet hükmünün hukuka aykırı olduğuna,

2. Kararın usul ve yasaya aykırı olduğuna,

İlişkindir.

III. OLAY VE OLGULAR

İade kararı üzerine dosya mahkememizin yukarıdaki esasına kaydedilerek, yapılan yargılamada, sanık savunmasında önceki savunmalarını tekrar ettiğini bildirmiş olup, sanık savunması kriminal rapor, olay tutanağı ve tüm dosya kapsamından, … 4. Sulh Ceza Mahkemesinin 2020/1546 D.İş nolu kararı uyarınca, 27.12.2010 tarihinde kolluk güçleri tarafından yapılan kontrollerde, sanığın durumundan şüphelenilerek yanına yaklaşıldığında kaçtığı, kendisi yakalanılarak yapılan üst aramasında eşofmanının sağ cebinde 66 gram daralı ağırlığı bulunan dişi hint keneviri olduğu tahmin edilen madde ele geçirildiği, ele geçen maddenin alınan uzmanlık raporuna göre esrar elde etmeye elverişli hint keneviri bitkisi olduğunun açıklandığı, sanık savunmasında uyuşturucu maddeyi kullanmak için bulundurduğunu samimi olarak ikrar ettiği, sanık hakkında … Kapatılan 11. Sulh Ceza Mahkemesinin 06.06.2012 günlü 2011/487 Esas 2012/1778 Karar sayılı kararıyla, 5237 sayılı Kanun’un 191 inci maddesinin ikinci fıkrası
uyarınca tedavi ve denetimli serbestlik tedbiri uygulanmasına karar verildiği, kararın uygulanmasını yürüten … Denetimli Serbestlik Müdürlüğünün 06.06.2014 günlü 2012/2804 DS sayılı yazısı ve ekindeki dosya kapsamından, sanığa Denetimli Serbestlik Müdürlüğüne müracaat etmesi için 13.02.2014 tarihinde gönderilen çağrı kağıdının 28.02.2014 tarihinde usulüne uygun tebliğ edildiği, ancak sanığın yasal 10 günlük süre içerisinde müracaatta bulunmadığından, ihtarlı davetiyenin çıkartıldığı ve bu davetiyenin de 19.03.2014 tarihinde usulüne uygun tebliğ edildiği, sanık yine verilen 10 günlük süre içerisinde tebliğe uymadığından dosyasının kapatıldığı, kapatma kararının 12.05.2014 tarihinde tebliğ edildiği, sanığın tedavi ve denetimli serbestlik yükümlülüklerini yerine getirmek üzere yapılan çağrılara uymadığından, dosyası kapatıldıktan sonra mahkemece 2014/665 Esas nolu dosyası üzerinden yapılan yargılaması sonucunda, 18.11.2014 günlü 2014/865 nolu olarak atılı suçtan mahkûmiyetine karar verildiği, bu kararın sanık tarafından temyizi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 20. Ceza Dairesinin 15.01.2018 günlü 2017/2094 Esas 2018/221 Karar nolu olarak bozulduğu, usul ve yasaya uygun bozma ilamına uyularak yapılan araştırmada, sanığın tedavi ve denetimli serbestlik yükümlülüklerine uyması için gönderilen çağrı kağıtlarının tebliğ edildiği 28.02.2014 ve 19.03.2014 tarihlerinde askerlik görevini bitirmiş olduğu, sanığın terhis tarihinin 03.01.2014 olduğu, ayrıca yapılan araştırmada sanık hakkında suç tarihi olan 27.12.2010 tarihinde aynı suçtan açılmış başka bir dava bulunmadığı ve sanığın bu suçu daha önce işlediği suçtan dolayı verilen tedavi ve/veya denetimli serbestlik tedbirinin infazı sırasında işlemediğinin anlaşıldığından, sanığın sabit olan kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçunu işlediği gerekçesiyle sanığın mahkûmiyetine karar verildiği anlaşılmıştır.

IV. GEREKÇE

… 38. Asliye Ceza Mahkemesinin 04.11.2020 tarihli ve 2020/714 Esas, 2020/743 Karar sayılı kararın sanık ve müdafinin yokluğunda karar verildiği, gerekçeli kararın sanık müdafiine 12.01.2021 tarihinde tebliğ edildiği, kararın temyiz edilmemesi üzerine kesinleştiği, infaz için … Cumhuriyet Başsavcılığı İlamat ve İnfaz Bürosuna gönderildiği, … Cumhuriyet Başsavcılığının talebi ile … 38. Asliye Ceza Mahkemesinin 13.04.2021 tarihli ek kararı ile infazın durdurulmasına karar verildiği, … Cumhuriyet Başsavcılığının 15.07.2021 tarihli yazısı ile sanık hakkında fazla ceza tayin edildiği gerekçesi ile kanun yararına bozma yoluna gidildiği, Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü 29.09.2021 tarihli yazısında duruşma açılmaksızın sanık ve müdafii yokluğunda verilen gerekçeli kararın, sanık ve müdafiine tebliğ edilmediği gibi, 5271 sayılı Kanun’un 38 inci maddesi gereğince Cumhuriyet Başsavcılığına görüldü işlemi yaptırılmadığı cihetle, kesinleşmediği düşünülen … 36. Asliye Ceza Mahkemesinin 04.11.2020 tarihli ve 2020/714 Esas, 2929/743 Karar sayılı karara karşı bu aşamada kanun yararına bozma incelemesine konu edilmediği bildirilmesi üzerine, İlk Derece Mahkemesince gerekçeli karar daha önceden sanık müdafiine tebliğ edildiği halde, gerekçeli karar yeniden ( 2. kez gerekçeli kararın tebliğe çıkartma nedeni gösterilmeden) sanık müdafiine 31.10.2021 tarihinde tebliğ edildiği, sanık müdafii tarafından da 01.11.2021 tarihli e-imzalı dilekçesi ile itiraz yoluna başvurulduğu, dosyanın temyizen incelenmek üzere Dairemize gelmesi üzerine kararın 5271 sayılı Kanun’un 252 nci maddesinin birinci fıkrasına göre itiraza tabi olması nedeniyle, itirazla ilgili 252 nci maddesinin ikinci ve üçüncü fıkrası uyarınca hükmü veren mahkemece karar verilmesi gerektiğinden, dosyanın incelenmeksizin iadesine karar verildiği anlaşılmakla;

Sanık ve müdafiinin yokluğunda verilen ve itiraz kanun yoluna tabi olan … 36. Asliye Ceza Mahkemesinin 04.11.2020 tarihli ve 2020/714 Esas, 2020/743 Karar sayılı kararı sanık müdafiine usulüne uygun şekilde 12.01.2021 tarihinde tebliğ edildiği, itiraz edilmemesi üzerine kararın kesinleştiği, mahkemece sanık müdafiine yapılan ikinci tebligat ile sanık müdafii tarafından her ne kadar karara karşı itiraz edilmişse de, usulüne uygun şekilde yapılan ilk tebligattan sonra yapılan ikinci tebligatın usulsüz olduğu bu nedenle; 5271 sayılı Kanun’un 252 nci maddesinin altıncı fıkrasında düzenlenen “Birinci fıkradaki itirazın, süresinde yapılmadığı veya kanun yoluna başvuru hakkı bulunmayan tarafından yapıldığı mahkemesince değerlendirildiğinde dosya, 268 inci maddenin ikinci fıkrası uyarınca itirazı incelemeye yetkili olan mercie gönderilir mercii bu sebepler yönünden incelemesini yapar ve kararını gereği için mahkemesine gönderir ” şeklindeki düzenleme uyarınca İlk Derece Mahkemesince

Sanık müdafiinin süresinde itiraz yasa yoluna başvurmadığından, dosyanın 5271 sayılı Kanun’un 268 inci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca itirazı incelemeye yetkili olan mercie göndermesi gerektiği gözetilmeden yazılı şekilde esasa ilişkin karar verilmesi hukuka aykırı görülmüştür.

V. KARAR

Gerekçe bölümünde açıklanan nedenle … 36. Asliye Ceza Mahkemesinin 05.10.2022 tarihli ve 2022/466 Esas, 2022/766 Karar sayılı kararı ile sanık müdafiinin temyiz isteği yerinde görüldüğünden hükmün, 1412 sayılı Kanun’un 321 inci maddesi gereği, Tebliğnameye aykırı olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA,

Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,
22.05.2023 tarihinde karar verildi.