YARGITAY KARARI
DAİRE : 10. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2022/11131
KARAR NO : 2023/4824
KARAR TARİHİ : 29.05.2023
MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SAYISI : 2016/513 E., 2017/101 K.
SUÇ : Kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma
İstanbul 47. Asliye Ceza Mahkemesinin 21.03.2017 tarihli ve 2016/513 Esas, 2017/101 Karar sayılı kararı ile, hükümlü hakkında kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçundan, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 191 inci maddesinin birinci fıkrası ve 62 nci maddesi uyarınca 10 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve cezasının aynı Kanun’un 51 inci maddesi uyarınca ertelenmesine karar verilmiş, hükmün, istinaf edilmeksizin 17.07.2017 tarihinde usûlüne uygun şekilde kesinleştiği anlaşılmıştır.
Adalet Bakanlığının, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 309 uncu maddesinin birinci fıkrası uyarınca, 30.05.2022 tarihli ve 2021/27009 sayılı evrakı ile kanun yararına bozma istemine istinaden düzenlenen, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, 23.06.2022 tarihli ve KYB-2022/80925 sayılı Tebliğnamesi ile dava dosyası Daireye gönderilmekle, gereği düşünüldü:
I. İSTEM
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, 23.06.2022 tarihli ve KYB-2022/80925 sayılı kanun yararına bozma isteminin;
” 1. Sanığın İstanbul 13. Sulh Ceza Mahkemesinin 26.07.2012 tarihli ve 2012/462 değişik iş sayılı talimat duruşmasında alınan ifadesinde, adresini ”…’ olarak bildirdiği, sanığın dosyada yer alan başkaca bir adresinin mevcut olmadığı ve söz konusu ifadesi haricinde bir daha beyanının alınmadığı, İstanbul 29. Sulh Ceza Mahkemesinin 04.02.2014 tarihli hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair kararının “mernis şerhi” düşülmek suretiyle doğrudan 7201 sayılı Kanun’un 21 inci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca tebliğ edildiği anlaşılmakla, öncelikle sanığın bilinen son adresine anılan Kanun’a göre normal tebligat çıkarılması ve bu tebligatın “iade gelmesi halinde” ise bu kez aynı Kanun’un 21 inci maddesinin ikinci fıkrasına göre tebliğ yapılması gerektiği halde, doğrudan mernis adresine tebliğ işlemi yapılması sebebiyle anılan tebliğin usulsüz olduğu, bu durumda hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının kesinleşmediği ve denetim süresinin başlamadığı, dolayısıyla denetim süresi içerisinde kasıtlı suç işlediği gerekçesiyle açıklanması geri bırakılan hükmün açıklanamayacağı gözetilmeden, yazılı şekilde karar verilmesinde,
Kabule göre,
2. Sanık hakkında kamu davası açılması üzerine savunmasının alınması için Akyazı Asliye Ceza Mahkemesine talimat yazıldığı ve sanığın adresine çıkarılan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 195 inci maddesi gereğince gelmediği takdirde yokluğunda karar verileceği şerh düşülerek gönderilen çağrı kağıdının teyzesine tebliğ edildiği, akabinde zorla getirme kararı çıkarılmasına karşın sanığın savunmasının alınamadığı ve talimat mahkemesince bila ikmal iade edildiği ve başkaca işlem yapılmadan hükmün açıklanmasına karar verilmiş ise de, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun sanığın yokluğunda duruşma başlıklı 195 inci maddesinde; ”Suç, yalnız veya birlikte adlî para cezasını veya müsadereyi gerektirmekte ise; sanık gelmese bile duruşma yapılabilir. Bu gibi hâllerde sanığa
gönderilecek davetiyede gelmese de duruşmanın yapılacağı yazılır.” şeklindeki hüküm değerlendirildiğinde, anılan suçtan dolayı sanığın savunması alınmadan mahkûmiyet hükmü kurulamayacağı gözetilmeden, savunma hakkı kısıtlanmak suretiyle yazılı şekilde karar verilmesinde,
3. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 231 inci maddesi uyarınca açıklanması geri bırakılan hükmün, sanığın denetim süresi içinde yeni bir suç işlemesi sebebiyle yeniden ele alınıp hükmün açıklanmasına karar verildiğinde, aynı Kanun’un 231 inci maddesinin onbirinci fıkrası hükmü uyarınca önceki hükümde değişiklik yapılmadan aynen açıklanması, ancak kendisine yüklenen yükümlülükleri yerine getiremeyen sanığın durumu değerlendirilerek, cezanın yarısına kadar belirlenecek bir kısmının infaz edilmemesi ya da koşullarının varlığı halinde hükümdeki hapis cezasının ertelenmesi veya seçenek yaptırımlara çevrilmesine dair cezanın bireyselleştirilmesi hükümlerinin tatbik edilebileceği, bunun dışındaki hususlarda hükmün değiştirilemeyeceği gözetilmeden, denetim süresi içerisinde suç işlediği anlaşılan sanık hakkında hükmün aynen açıklanması ile yetinilmesi gerekirken, bu hususa riayet edilmeyerek 5237 sayılı Kanun’un 51 inci maddesinin uygulanması suretiyle sanık hakkında hükmedilen cezanın ertelenmesine karar verilmesinde,
İsabet görülmemiştir.”
Şeklindeki gerekçeye dayandığı anlaşılmıştır.
II. GEREKÇE
A. Sanık hakkında, 31.10.2011 tarihinde işlediği kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçundan yapılan soruşturma sonunda; İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 23.02.2012 tarihli ve 2011/165215 Soruşturma, 2012/15052 Esas, 2012/8031 sayılı iddianamesi ile İstanbul 29.Sulh Ceza Mahkemesine kamu davası açılmıştır.
B. İstanbul 29. Sulh Ceza Mahkemesinin 19.09.2012 tarihli ve 2012/570 Esas, 2012/898 Karar sayılı kararı ile, 5560 sayılı Kanun ile değişik 5237 sayılı Kanun’un 191 inci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca bir yıl süreyle denetimli serbestlik tedbiri uygulanmasına karar verilmiştir.
C. … Denetimli Serbestlik Müdürlüğünce tedbirin gereklerine uygun davranmadığının bildirilmesi üzerine İstanbul 29. Sulh Ceza Mahkemesinin 04.02.2014 tarihli ve 2013/737 Esas, 2014/40 Karar sayılı kararı ile, sanığın 5237 sayılı Kanun’un 191 inci maddesinin birinci fıkrası ve 62 nci maddesi uyarınca
10 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, 5271 sayılı Kanun’un 231 inci maddesinin beşinci fıkrası uyarınca hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına, beş yıl denetime tabi tutulmasına karar verildiği, sanığın yokluğunda verilen kararın doğrudan MERNİS adresine tebliğe çıkarılarak 07.03.2014 tarihinde 7201 sayılı Tebligat Kanunu’nun (7201 sayılı Kanun)21 inci maddesinin ikinci fıkrasına göre tebliğ edilerek 17.03.2014 tarihinde kesinleştirildiği anlaşılmıştır.
D. Sanığın denetim süresi içerisinde 06.11.2014 tarihinde işlediği kasıtlı suçtan mahkûm olduğunun ihbar edilmesi üzerine; İstanbul 47. Asliye Ceza Mahkemesinin 21.03.2017 tarihli ve 2016/513 Esas, 2017/101 Karar sayılı kararı ile hükmün açıklanmasına, sanığın 5237 sayılı Kanun’un 191 inci maddesinin birinci fıkrası ve 62 nci maddesi uyarınca 10 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, cezanın aynı Kanun’un 51 inci maddesi uyarınca ertelenmesine karar verilmiş, karar 17.07.2017 tarihinde istinaf edilmeksizin kesinleşmiştir.
E. 1. 7201 sayılı Kanun’un 10 maddesinin birinci ve ikinci fıkrasının, “Tebligat, tebliğ yapılacak şahsa bilinen en son adresinde yapılır. Bilinen en son adresin tebligata elverişli olmadığının anlaşılması veya tebligat yapılamaması hâlinde, muhatabın adres kayıt sisteminde bulunan yerleşim yeri adresi, bilinen en son adresi olarak kabul edilir ve tebligat buraya yapılır.” hükmü ile gerçek kişilere yapılacak tebligat ile ilgili olarak iki aşamalı bir yöntem benimsenmiş olması karşısında, öncelikle bilinen en son adres (bilinen bir adres yoksa ya da bilinen en son adres ile adres kayıt sistemindeki adres aynı ise mernis adresi olduğu belirtilmeksizin adres kayıt sistemindeki adres) esas alınarak, 7201 sayılı Kanun’a göre normal tebligat çıkarılıp, çıkarılan tebligatın bila tebliğ iade edilmesi halinde, aynı Kanun’un 21 inci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca adres kayıt sistemindeki adres bilinen en son adres olarak kabul edilerek, merci tarafından tebligata 7201 sayılı Kanun’un 23 üncü maddesinin bir ila sekizinci fıkraları ve Tebligat Kanunu’nun Uygulanmasına Dair Yönetmeliğin 16 ncı maddesi ikinci fıkrası hükümlerine göre, “Tebligat çıkarılan adres muhatabın adres kayıt sistemindeki adresi olduğundan, tebliğ imkansızlığı durumunda, tebligatın, Tebligat Kanunu’nun 21 inci maddesinin ikinci fıkrasına göre bu adrese yapılması” gerektiğine dair şerh düşülerek tebliğ işlemlerinin tamamlanması gerektiği dikkate alındığında,
Sanığın İstanbul 13. Sulh Ceza Mahkemesinin 26.07.2012 tarihli ve 2012/462 değişik iş sayılı talimat duruşmasında alınan ifadesinde, adresini ”…’ olarak bildirdiği, sanığın dosyada yer alan başkaca bir adresinin mevcut olmadığı ve söz konusu ifadesi haricinde bir daha beyanının alınmadığı, İstanbul 29. Sulh Ceza Mahkemesinin 04.02.2014 tarihli hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair kararının “MERNİS şerhi” düşülmek suretiyle doğrudan 7201 sayılı Kanun’un 21 inci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca
tebliğ edildiği anlaşılmakla, öncelikle sanığın bilinen son adresine anılan Kanun’a göre normal tebligat çıkarılması ve bu tebligatın “iade gelmesi halinde” ise bu kez aynı Kanun’un 21 inci maddesinin ikinci fıkrasına göre tebliğ yapılması gerektiği halde, doğrudan MERNİS adresine tebliğ işlemi yapılması nedeniyle tebliğin usulsüz olduğu, bu durumda hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının kesinleşmediği ve denetim süresinin başlamadığı, dolayısıyla denetim süresi içerisinde kasıtlı suç işlediği gerekçesiyle açıklanması geri bırakılan hükmün açıklanamayacağı gözetilmeden, hükmün açıklanmasına karar verilmesi, Kanun’a aykırıdır.
2. Kabule göre,
a) Sanık hakkında kamu davası açılması üzerine savunmasının alınması için Akyazı Asliye Ceza Mahkemesine talimat yazıldığı ve sanığın adresine çıkarılan 5271 sayılı Kanun’un 195 inci maddesi gereğince “gelmediği takdirde yokluğunda karar verileceği” şerh düşülerek gönderilen çağrı kağıdının sanıkla birlikte aynı adreste ikamet eden teyzesine tebliğ edildiği, duruşmaya gelmemesi üzerine zorla getirme kararı çıkarılmasına karşın sanığın savunmasının alınamadığı ve talimatın bila ikmal iade edildiği ve başkaca işlem yapılmadan hükmün açıklanmasına karar verilmiş ise de; 5271 sayılı Kanun’un sanığın yokluğunda duruşma başlıklı 195 inci maddesinde; ”Suç, yalnız veya birlikte adlî para cezasını veya müsadereyi gerektirmekte ise; sanık gelmese bile duruşma yapılabilir. Bu gibi hâllerde sanığa gönderilecek davetiyede gelmese de duruşmanın yapılacağı yazılır.” şeklindeki hüküm değerlendirildiğinde, atılı suçtan dolayı sanığın savunması alınmadan mahkûmiyet hükmü kurulamayacağı gözetilmeden, savunma hakkı kısıtlanmak suretiyle karar verilmesi, Kanun’a aykırıdır.
b) 5271 sayılı Kanun’un 231 inci maddesi uyarınca açıklanması geri bırakılan hükmün, sanığın denetim süresi içinde yeni bir suç işlemesi nedeniyle yeniden ele alınıp hükmün açıklanmasına karar verildiğinde, aynı Kanun’un 231 inci maddesinin onbirinci fıkrası hükmü uyarınca önceki hükümde değişiklik yapılmadan aynen açıklanması, ancak kendisine yüklenen yükümlülükleri yerine getiremeyen sanığın durumu değerlendirilerek, cezanın yarısına kadar belirlenecek bir kısmının infaz edilmemesi ya da koşullarının varlığı halinde hükümdeki hapis cezasının ertelenmesi veya seçenek yaptırımlara çevrilmesine dair cezanın bireyselleştirilmesi hükümlerinin tatbik edilebileceği, bunun dışındaki hususlarda hükmün değiştirilemeyeceği gözetilmeden, denetim süresi içerisinde suç işlediği anlaşılan sanık hakkında hükmün aynen açıklanması ile yetinilmesi gerekirken, bu hususa riayet edilmeyerek 5237 sayılı Kanun’un 51 inci maddesinin uygulanması suretiyle sanık hakkında hükmedilen cezanın ertelenmesine karar verilmesi de, Kanun’a aykırıdır.
Açıklanan nedenlerle, kanun yararına bozma istemi yerinde görülmüştür.
III. KARAR
1. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının kanun yararına bozma isteminin KABULÜNE,
2. İstanbul 47. Asliye Ceza Mahkemesinin 21.03.2017 tarihli ve 2016/513 Esas, 2017/101 Karar sayılı kararının 5271 sayılı Kanun’un 309 uncu maddesinin üçüncü fıkrası gereği, oy birliğiyle KANUN YARARINA BOZULMASINA,
5271 sayılı Kanun’un 309 uncu maddesinin dördüncü fıkrasının (a) bendi uyarınca gerekli işlemin yapılması için dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,
29.05.2023 tarihinde karar verildi.