Yargıtay Kararı 1. Hukuk Dairesi 2013/21937 E. 2014/9968 K. 15.05.2014 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 1. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2013/21937
KARAR NO : 2014/9968
KARAR TARİHİ : 15.05.2014

MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
DAVA TÜRÜ : TAPU İPTALİ VE TESCİL

Taraflar arasındaki davadan dolayı Karadeniz Ereğli 1. Asliye Hukuk Hakimliğinden verilen 03.04.2012 gün ve 2010/101 esas 2012/204 karar sayılı hükmün Onanmasına ilişkin olan 11.06.2013 gün ve 11940/9708 sayılı kararın düzeltilmesi süresinde davalılar vekili tarafından istenilmiş olmakla, dosya incelendi gereği görüşülüp düşünüldü:
-KARAR-
Dava, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptal tescil isteğine ilişkindir.
Dosya içeriği ve toplanan delillerden, mirasbırakan……,’in çekişme konusu tarla ve iki kağir ev vasıflı 59 parsel sayılı taşınmazdaki 11/18 payını ve taşınmaz üzerindeki B ile gösterilen evini 10.08.2006 tarihinde ölünceye kadar bakma akti ile davalı oğullarına eşit olarak temlik ettiği, muris …’in 16.12.2009 tarihinde ölümüyle geriye mirasçı olarak davacı oğlu …, davalılar ve dava dışı mirasçılarının kaldığı, davacının çekişme konusu taşınmazda gerçekleştirilen temlikin muvazaalı ve mal kaçırma amaçlı olduğunu ileri sürerek eldeki davayı açtığı, mahkemece 03.04.2012 tarihli 2010/101, 2012/204 sayılı kararla davanın kabulüne karar verildiği, kararın Daire’nin 11.06.2013 tarihli 2012/11940 Esas, 2013/9708 Karar sayılı kararı ile onandığı, bu karara karşı davalılar tarafından karar düzeltme talebinde bulunulduğu anlaşılmaktadır.
Bilindiği ve 6098 sayılı … Borçlar Kanununun (TBK) m. 611. maddesinde düzenlendiği üzere ölünceye kadar bakıp gözetme sözleşmesi, taraflarına karşılıklı hak ve borçlar yükleyen bir akittir. Başka bir anlatımla ivazlı sözleşme türlerindendir. Bu sözleşme ile bakım alacaklısı, sözleşme konusu malın mülkiyetini bakım borçlusuna geçirme; bakım borçlusu da bakım alacaklısına yasanın öngördüğü anlamda ölünceye kadar bakıp gözetme yükümlülüğü altına girer. (TBK m. 614 (BK) m. 514)).
Hemen belirtmek gerekir ki, bakıp gözetme koşulu ile yapılan temliki işlemin geçerliliği için sözleşmenin düzenlendiği tarihte bakım alacaklısının özel bakım gereksinimi içerisinde bulunması zorunlu değildir. Bu gereksinmenin sözleşmeden sonra doğması ya da alacaklının ölümüne kadar çok kısa bir süre sürmüş bulunması da sözleşmenin geçerliliğine etkili olamaz.
Kural olarak, bu tür sözleşmeye dayalı bir temlikin de muvazaa ile illetli olduğunun ileri sürülmesi her zaman mümkündür. En sade anlatımla muvazaa, irade ile beyan arasında kasten yaratılan aykırılık olarak tanımlanabilir. Böyle bir iddia karşısında, asıl olan tarafların akitteki gerçek ve müşterek amaçlarının saptanmasıdır. (TBK m. 19 (BK m. 18)). Şayet bakım alacaklısının temliki işlemde bakıp gözetilme koşulunun değil de, bir başka amacı gerçekleştirme iradesini taşıdığı belirlenirse (örneğin mirasçılarından mal kaçırma düşüncesinde ise), bu takdirde akdin ivazlı (bedel karşılığı) olduğundan söz edilemez; akitte bağış amacının üstün tutulduğu sonucuna varılır. Bu halde de Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu’nun 1.4.1974 gün ve 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı olayda, uygulama yeri bulur.
Miras bırakanın, ölünceye kadar bakıp gözetme karşılığı yaptığı temlikin muvazaa ile illetli olup olmadığının belirlenebilmesi için de, sözleşme tarihinde murisin yaşı, fiziki ve genel sağlık durumu, aile koşulları ve ilişkileri, elinde bulunan mal varlığının miktarı, temlik edilen malın, tüm mamelekine oranı, bunun makul karşılanabilecek bir sınırda kalıp kalmadığı gibi bilgi ve olguların göz önünde tutulması gerekir.
Somut olaya gelince, mirasbırakanın çekişme konusu taşınmaz dışında taşınmazlarının da olduğu belirlendiği halde çekişmeye konu edilen taşınmazın tüm malvarlığı içindeki oranı dolayısı ile makul sınırlar içinde kalıp kalmadığı açıklığa kavuşturulmamıştır.
Hal böyle olunca, mirasbırakanın tüm mal varlığının araştırılması ve değerinin belirlenmesi, ölünceye kadar bakma akti ile temlik edilen çekişme konusu pay ve evin değerinin tüm malvarlığı içindeki oranı belirlenerek temlikin makul sınırlar içinde kalıp kalmadığının yukarıda açıklanan ilkeler doğrultusunda değerlendirilmesi, bu arada davacıya ve diğer mirasçılara kazandırma yapılıp yapılmadığının, yapılmışsa değerlerinin saptanması, mirasbırakanın gerçek amaç ve iradesinin tereddüde yer bırakmayacak şekilde açıklığa kavuşturulması ve hasıl olacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken, anılan hususlar göz ardı edilerek yazılı şekilde karar verilmiş olması doğru değildir.
Anılan hususlar davalıların karar düzeltme isteği üzerine yeniden yapılan inceleme ile saptandığından, karar düzeltme isteğinin (6100 Sayılı HMK’nun geçici 3. maddesi yollamasıyla) 1086 Sayılı HUMK’nun 440. maddesine uyarınca kabulüyle, Daire’nin 11.06.2013 tarih, 2012/11940 Esas, 2013/9708 Karar sayılı onama kararının ortadan kaldırılmasına, yerel mahkemenin 03.04.2012 tarih, 2010/101 E., 2012/204 K. sayılı kararının açıklanan nedenlerle (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK’un 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 15.05.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.