YARGITAY KARARI
DAİRE : 3. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2022/28367
KARAR NO : 2023/796
KARAR TARİHİ : 23.02.2023
T. C.
Y A R G I T A Y
3. C E Z A D A İ R E S İ
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
Y A R G I T A Y İ L Â M I
TUTUKLU
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ :Ceza Dairesi
SAYISI : 2022/32 E., 2022/67 K.
SUÇ : Silahlı terör örgütüne üye olma
HÜKÜM : İstinaf başvurusunun esastan reddi kararı
İlk Derece Mahkemesince verilen hükme yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararın; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 286 ncı maddesinin birinci fıkrası uyarınca temyiz edilebilir olduğu, 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 291 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz isteminin süresinde olduğu, 294 üncü maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz dilekçesinde temyiz sebeplerine yer verildiği, 298 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmiştir.
Sanık müdafiin duruşmalı inceleme talebinin, 7079 sayılı Kanun’un 94 üncü maddesiyle değişik 5271 sayılı Kanun’un 299 uncu maddesinin birinci fıkrası gereği yasal şartları oluşmadığından reddine karar verilmekle, gereği düşünüldü:
I. HUKUKÎ SÜREÇ
1. … 5. Ağır Ceza Mahkemesinin, 19.11.2021 tarihli ve 2021/279 Esas, 2021/492 sayılı kararı ile sanık hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun(5237 sayılı Kanun) 314 üncü maddesinin ikinci fıkrası, 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun(3713 sayılı Kanun) 5 inci maddesinin birinci fıkrası ve 5327 sayılı Kanun’un 62 nci maddesinin birinci fıkrası, 53 üncü maddesinin birinci, ikinci ve üçüncü fıkraları, 58 inci maddesinin dokuzuncu fıkrası ve 63 üncü maddesi uyarınca 10 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına karar verilmiştir.
2. Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 3. Ceza Dairesinin, 26.01.2022 tarihli ve 2022/32 Esas, 2022/67 sayılı kararı ile sanık hakkında İlk Derece Mahkemesince kurulan hükme yönelik sanık müdafiinin istinaf başvurusunun 5271 sayılı Kanun’un 280 inci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi uyarınca esastan reddine karar verilmiştir.
3. Dava dosyası, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nca tanzim olunan 26.05.2022 tarihli onama görüşünü içerir Tebliğname ile Daireye tevdi olunmuştur.
II. TEMYİZ SEBEPLERİ
Sanık müdafiinin temyiz istemi özetle; cezada artırım sebebi bulunmadığına, hükme esas alınan tanıkların duruşmada dinlenilmediğine, tanıklara soru sorma hakkının engellenmesi nedeniyle savunma hakkının kısıtlandığına, eksik araştırma, inceleme ve yetersiz gerekçe ile hüküm kurulduğuna, tanık dinleme ve rapor taleplerinin reddedildiğine, karar celsesinde sanığın SEGBİS ile duruşmaya katılması hususunda sanığın rızasının alınmadığına, hata hükümlerinin tartışılmadığına, sanığın lehine olan delillerin dikkate alınmadığına, suçun maddi ve manevi unsurlarının oluşmadığına, SGK çalışma kayıtlarının, otel kayıtlarının ve protestoya katılmanın müsnet suç yönünden delil olarak kabul edilemeyeceğine, ByLock’un hukuka aykırı delil olduğuna, Bylock içeriklerinde örgütsel nitelikte beyanat bulunmadığına, Bank … hesap hareketlerinin rutin işlemler niteliğinde olduğuna, tanık beyanlarının sanık yönünden suç teşkil etmediğine, çelişkili olduğuna, etkin pişmanlıktan faydalanabilmeleri için iftira olduğuna ve sair nedenlere ilişkindir.
III. OLAY VE OLGULAR
Temyizin kapsamına göre;
A. İlk Derece Mahkemesinin Kabulü
Yerleşik Yargıtay içtihatlarında da belirtildiği üzere; örgüt üyeliğinin kabul edilebilmesi için failin, örgütün amacını benimseyerek örgütle organik bağ kurması, örgütün hiyerarşik yapısına dahil olması, bu suretle verilen her türlü emir ve talimatı sorgulamaksızın tamamen teslimiyet duygusuyla yerine getirmeye hazır olması ve öylece ifa etmesi, ayrıca kural olarak süreklilik, çeşitlilik ve yoğunluk gerektiren eylem ve faaliyetlerinin bulunması gerekmektedir.
Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 01.02.2021 tarihli ve E:2020/3401, K:2021/651 sayılı ilamında ayrıntılı olarak açıklandığı üzere; FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütünün yapılanması çerçevesinde, “örgüt mensupları ve örgütsel faaliyetler bakımından yoğunluk içermeyen ilçe imamları”, “semt imamları”, “mahalle imamları”, “ev imamları (abileri)”, “talebe imamları”, “serrehberler”, “belletmenler” gibi ilk üç katman mensuplarının örgüt yöneticisi olarak kabul edilmesi mümkün görülmemektedir. Bu halde, mezkur ilamda da belirtildiği üzere; ilçe imamı olmak suretiyle silahlı terör örgütüne üye olma eylemi sabit görülen failin, örgütsel faaliyetlerinin yoğunluğu ve konumu gözetilerek üst hadde yakın şekilde cezalandırılmasına karar verilmesi gerekmektedir.
Sanığın, örgütün gizli haberleşme programı olan ByLock isimli programı birden fazla kullanıcı hesabı üzerinden kullandığı, örgütün finans kaynaklarından olan Bank … isimli bankada hesap açarak örgüt elebaşının talimatı ile uyumlu şekilde para yatırmak suretiyle bankacılık işlemleri gerçekleştirdiği, örgütün hiyerarşik yapısı içerisinde ev abiliği, belletmenlik, yurt müdürlüğü ve ilçe imamlığı görevlerini üstlendiği, örgüt tarafından organize edilen protesto gösterilerine katıldığı, örgüte müzahir kurumlarda uzun süre çalıştığı, yurt dışına kaçma şüphesi içerisinde yakalandığı anlaşılmakla, örgütün Devletin her kurumuna sızan mensupları vasıtasıyla kişi ve kurumlara yönelik örgütün gerçek yüzünü ortaya koyan operasyonlara başlandığı, bu yapının kamuoyu ve medya tarafından tartışılır hale geldiği, üst düzey hükümet yetkilileri ve kamu görevlileri tarafından yapılan açıklamalarda “paralel yapı” veya “terör örgütü” olduğuna ilişkin tespitler ve uyarıların yapıldığı, Milli Güvenlik Kurulu tarafından da aynı değerlendirmelerin paylaşıldığı 17-25 Aralık (2013) sürecinden önceki dönemde başlayıp bu süreçten sonra da devam eden süreklilik, çeşitlilik ve yoğunluk içeren eylem ve faaliyetleri ile FETÖ/PDY’nin silahlı bir terör örgütü olduğunu bilerek örgütle organik bağ kurduğu ve örgütün hiyerarşik yapısına dahil olduğu, bu kapsamda örgüt tarafından verilen emir ve talimatları sorgulamaksızın tamamen teslimiyet duygusuyla yerine getirdiği kanaatine varılmıştır.
Şu durumda dosya kapsamında yer alan delillerin birlikte değerlendirilmesi neticesinde; sanığın, üstlendiği görev, emir ve talimat verme yetkisi ile sorumluluk alanı itibarıyla genele yayılmayan ve bağımsız hareket etme imkanı bulunmayan konumu göz önünde bulundurulduğunda sanığın örgüt yöneticisi olarak kabul edilemeyeceği, ancak sanığın sübuta eren ve çeşitlilik, devamlılık ve yoğunluk arz eden mezkur eylemleri ile FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne organik olarak bağlı olmak suretiyle örgütün hiyerarşik yapısı içerisinde yer alıp emir ve talimatları doğrultusunda hareket ederek üzerine atılı olan “Silahlı Terör Örgütüne Üye Olma” suçunu işlediğinin sabit olduğu yönünde Mahkememizde tam bir vicdani kanaat oluşmuş ve sanığın eylemine uyan 5237 sayılı TCK’nın 314/2. ve 61. maddeleri uyarınca suçun işleniş biçimi ile sanığın örgütsel eylemlerinin ve kastının yoğunluğu dikkate alınarak alt hadden uzaklaşılarak ceza tayin edilmek suretiyle cezalandırılmasına karar verilmiştir.
Sanığın sabit görülen eyleminin 3713 sayılı Kanun’un 3. maddesi kapsamındaki terör suçu olması nedeniyle aynı Kanunun 5/1 maddesi gereğince cezasında 1/2 oranında artırım yapılmıştır.
Sanığın yargılama sürecindeki davranışları ve cezanın sanığın geleceği üzerinde olası etkileri bir arada değerlendirilerek 5237 sayılı TCK’nın 62. maddesi gereğince sanığın cezasından takdiren 1/6 oranında indirim yapılarak netice hapis cezası belirlenmiştir.
Sanığın, aşamalardaki savunmalarında etkin pişmanlık hükümlerinden faydalanmak istemediğini beyan ettiği, herhangi bir teşhiste bulunmadığı ve örgüt üyesi olmadığını savunduğu, ayrıca yurt dışına kaçma şüphesi içerisinde yakalanarak gözaltına alındığı anlaşılmakla, Mahkememizce örgüt üyesi olduğu kabul edilen sanık hakkında koşulları bulunmadığından etkin pişmanlık hükümleri uygulanmamıştır.
Sanığa verilen hapis cezasının süresi dikkate alınarak yasal koşulları oluşmadığından sanık hakkında 5271 sayılı CMK’nın 231. maddesi ile 5237 sayılı TCK’nın 50 ve 51. maddeleri uygulanmamıştır.
B. Bölge Adliye Mahkemesinin Kabulü
Bölge Adliye Mahkemesince, incelenen dosya kapsamına ve gerekçeye göre İlk Derece Mahkemesince kabul edilen olay ve olgular ile hukuki vasıflandırma ve cezanın kişiselleştirilmesi yönünden hükümde herhangi bir isabetsizlik görülmediğinden sanık müdafiinin istinaf başvurusunun 5271 sayılı Kanun’un 280 inci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi uyarınca esastan reddine karar verilmiştir.
IV. GEREKÇE
Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler , tanık beyanları ve gerekçe içeriğine göre yapılan inceleme sonunda;
a) Amacı, yapılanması ve faaliyet yöntemlerine ilişkin ayrıntıları, Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 26.09.2017 tarih, 2017/16-956 Esas ve 2017/370 sayılı kararı ile onanarak kesinleşen, Yargıtay (Kapatılan)16. Ceza Dairesinin ilk derece mahkemesi sıfatıyla verdiği 24.04.2017 tarih, 2015/3 Esas, 2017/3 Karar sayılı kararında ve Dairemizin müstakar kararlarında açıklandığı üzere, FETÖ/PDY, cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının öngördüğü düzeni ortadan kaldırmayı ve yerine başka bir düzen getirmeyi amaçlayan bir terör örgütüdür.
b) Yargıtay Ceza Genel Kurulu tarafından onanarak kesinleşen Yargıtay (Kapatılan)16. Ceza Dairesinin ilk derece mahkemesi sıfatıyla verdiği 24.04.2017 tarih, 2015/3 Esas, 2017/3 sayılı kararında ByLock iletişim sisteminin FETÖ/PDY silahlı terör örgütü mensuplarının kullanmaları amacıyla oluşturulan ve münhasıran bu suç örgütünün bir kısım mensupları tarafından kullanılan bir ağ olması nedeniyle; örgüt talimatı ile bu ağa dahil olunduğunun ve gizliliği sağlamak için haberleşme amacıyla kullanıldığının, her türlü şüpheden uzak, kesin kanaate ulaştıracak teknik verilerle tespit edilmesi halinde sanığın örgütle bağlantısını gösteren bir delil olarak kabul edilmesi mümkündür.
c) BDDK’nın 29.05.2015 tarihli kararı ile temüttü hariç ortaklık hakları ile yönetim ve denetimi Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonuna devredilen ve 22 Temmuz 2016 tarihli kararı ile de 5411 sayılı Bankacılık Kanununun 107. maddesinin son fıkrası gereğince faaliyet izni kaldırılıncaya kadar yasal bankacılık faaliyetlerine devam eden, FETÖ/PDY silahlı terör örgütü ile iltisaklı … Katılım Bankası AŞ’de gerçekleştirilen rutin hesap hareketlerinin örgütsel faaliyet ya da örgüte yardım etmek kapsamında değerlendirilemeyeceği gözetilerek, örgüt liderinin talimatı üzerine örgütün amacına hizmet eden ve bankanın yararına yapılan ödeme ve sair işlemlerin, örgüte üye olmak suçu bakımından örgütsel faaliyet, tek başına ise örgüte yardım etmek olarak kabul edilebileceği nazara alındığında; sanığın örgütle bağlantısını gösteren bir delil olarak kabul edilmesi mümkündür.
d) Mahallinde hukuka uygun olarak ikame olunup usulünce tartışılan delillere ve dosya kapsamına göre, 324325 ID numarası üzerinden ByLock iletişim sistemini örgütsel iletişim amacıyla kullanan, Keçiborlu ilçe imamı olan, örgütle iltisaklı birden fazla kurumun sorumluluğu ve örgütsel toplantılara katılarak sohbet hocalığı yapan, Zaman Gazetesi yöneticilerinin gözaltına alınmasa yönelik protestolara katılan, örgüt liderinin talimatı üzerine FETÖ/PDY silahlı terör örgütü ile iltisaklı … Katılım Bankası AŞ’de bankacılık işlemleri yapan sanığın anılan örgütün hiyerarşik yapısına organik bağla katılıp süreklilik, çeşitlilik ve yoğunluluk arz eden faaliyetlerde bulunmak suretiyle üyesi olduğuna dair kabulde bir isabetsizlik görülmemiştir.
e) Suçun oluşması kastın varlığına bağlıdır. Kast, suçun kanuni tanımındaki unsurların bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesidir(TCK madde 21/1). Fiilin icrası sırasında suçun kanuni tanımındaki maddi unsurları bilmeyen bir kimse, kasten hareket etmiş olmaz(TCK madde 30/1). 5237 sayılı TCK’nın, “Hata” kenar başlıklı 30/1.maddesinde düzenlenen suçun maddi unsurlarında hata şartlarının gerçekleştiği durumlarda, sanığın kasten hareket ettiğinden bahsedilemeyecek ve somut olayda tipik eylem gerçekleşmiş olsa da 5271 sayılı CMK’nın 223/2-c maddesi gereğince beraat kararı verilecektir.
Hata(yanılma); kişinin tasavvuru, zihninden geçirdikleri ile gerçeğin birbirine uymaması anlamına gelen bir kavramdır. Hata kural olarak iradenin oluşum sürecine etki eder ve gerçeğin yanlış biçimde tasavvuru veya bilinmesi nedeniyle irade bozulmuş olarak doğar. Failin tasavvurunun konusu dış dünyaya ait bir şeye ilişkin olabileceği gibi, normatif dünyaya (kurallar alanına) dair de olabilir. Dış dünyayla ilgili şey olduğundan farklı bir biçimde algılanması halinde unsur yanılgısından (tipiklik hatası), normatif dünyaya ait gerçekliğin farklı biçimde değerlendirilmesi halinde ise yasak hatasından bahsedilir. Kısaca unsur hatası bir algılama hatası olduğu halde, yasak hatası bir değerlendirme hatasıdır.
Dairemizin 2015/3 Esas, 2017/3 sayılı dosyasında ayrıntılı olarak açıklandığı üzere; FETÖ/PDY terör örgütünün, başlangıçta bir ahlak ve eğitim hareketi olarak ortaya çıkması ve toplumun her katmanında büyük bir kesimce böylece algılanması, amaca ulaşmak için her yolu mübah gören fakat sözde meşruiyetini sivil alanda dinden, kamusal alanda ise hukuktan aldığı izlenimi vermek için yeterli güce erişinceye kadar alenen kriminalize olmamaya özen göstermesi gerçeği nazara alındığında, örgütün ustaca gizlenen amacını bilenler ve bu amaçla örgütte görev alanlar açısından, suç tarihine bakılmaksızın ve suç tarihinden önce anılan yapının terör örgütü olduğuna ilişkin bir mahkeme kararı verilmiş olması da aranmaksızın hata savunmalarına itibar edilemeyeceğinde kuşku bulunmamakta ise de; terör örgütü olduğunu bilmeksizin içinde yer alan veya yardım eden sanıklar yönünden mensup olduğu ya da yardım ettiği yapının Anayasal düzeni zorla değiştirme, Anayasaya uygun olmayan yöntemlerle iktidarı ele geçirmeyi amaçlayan bir terör örgütü olduğunu veya terör örgütüne dönüştüğünü anladığı veyahut expost bir değerlendirme ile dış aleme yansıyan olay ve olgular itibariyle kendisinden anlamasının beklendiği tarihten itibaren davranışları ile bu örgütten ayrılma iradesini ortaya koyup koymadığı ve bu bağlamda TCK’nın 30/1. maddesinde düzenlenen suçun maddi unsurlarında hata şartlarının gerçekleşip gerçekleşmediği somut olayın özelliğine göre değerlendirilmelidir.
Bu bilgiler ışığında somut olay değerlendirildiğinde; örgütün nihai amacını gerçekleştirmek için stratejik önemi haiz mahrem yapılanması içerisinde ilçe imamı olarak yer alan sanığın, örgütteki konumu, faaliyetlerinin önemi ve irtibatının devam ettiği tarih itibariyle örgütün nihai amacını bilmediği yönündeki savunmasına itibar edilmemesi yerindedir.
f) Sanığın yargılamaya rızaen SEGBİS yoluyla katılarak savunmasını da aynı yöntemle yaptığı ve bu durumun herhangi bir savunma zaafiyetine neden olmadığı görülmekle buna yönelik temyiz sebebine itibar edilmemiştir.
g) Yargılama sürecindeki usuli işlemlerin kanuna uygun olarak yapıldığı, hükme esas alınan tüm delillerin hukuka uygun olarak elde edildiğinin belirlendiği, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların temyiz denetimini sağlayacak biçimde eksiksiz olarak sergilendiği, temyiz dilekçesinde ileri sürülen esasa müessir savunmaların özleri değiştirilmeksizin tartışıldığı, vicdani kanının kesin, tutarlı ve çelişmeyen verilere dayandırıldığı, eylemin doğru olarak nitelendirildiği ve kanunda öngörülen suç tipine uyduğu anlaşılmakla, sanık müdafiinin temyiz dilekçesinde ileri sürdüğü sair nedenler yerinde görülmemiştir. Ancak;
Anayasanın 138 inci maddesinin birinci fıkrası hükmü, 5237 sayılı Kanun’un 61 inci maddesinde düzenlenen cezanın belirlenmesi ve bireyselleştirilmesine ilişkin ölçütlerle 3 üncü maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen orantılılık ilkesi çerçevesinde, suçun işleniş biçimi ve kasta dayalı kusurunun ağırlığı bağlamında, sanığın örgütteki konumu, kaldığı süre, faaliyetlerinin önem ve yoğunluğu ile faaliyet alanı göz önünde bulundurularak dosya kapsamında ve hakkaniyete uygun adil bir cezaya hükmedilmesi gerekirken, teşdidin derecesinde hataya düşülmek suretiyle yazılı şekilde fazla ceza tayin edilmesi hukuka aykırıdır.
V. KARAR
Gerekçe bölümünde açıklanan nedenle sanık müdafiinin temyiz istemi yerinde görüldüğünden Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 3. Ceza Dairesinin, 26.01.2022 tarihli ve 2022/32 Esas, 2022/67 sayılı kararının 5271 sayılı Kanun’un 302 nci maddesinin ikinci fıkrası gereği, Tebliğname’ye aykırı olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA,
Müsnet suç niteliği ve mevcut delil durumu dikkate alınarak sanık müdafiin tahliye talebinin REDDİNE,
Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304 üncü maddesinin ikinci fıkrası a bendi uyarınca … 5. Ağır Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 3. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,
23.02.2023 tarihinde karar verildi.