YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2021/7262
KARAR NO : 2023/3039
KARAR TARİHİ : 22.05.2023
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesi
KARAR : Davalı vekilinin başvurusunun esastan reddi, davacı Hazine vekili ve feri müdahil … vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılması ve davanın kabulüne
İLK DERECE MAHKEMESİ : … 1. Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki tapu iptal ve tescil davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.
Kararın davacı Hazine vekili, davalı vekili ve feri müdahil … vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince davalı vekilinin başvurusunun esastan reddine, davacı Hazine ve feri müdahil … vekilinin başvurularının kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına ve davanın kabulüne karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
1.Çekişmeli taşınmazların bulunduğu yörede 11.12.1965 tarihinde ilan edilerek kesinleşen Güllük serisi orman kadastrosu, daha sonra 1980 yılında ilân edilerek kesinleşen 6831 sayılı Orman Kanunu’nun (6831 sayılı Kanun) 1744 sayılı 6831 Sayılı Kanunu’nun Bazı Maddelerinin Değiştirilmesine ve Bu Kanuna 3 Ek Madde ile Bir Geçici Madde Eklenmesine Dair Kanun’la (1744 Sayılı Kanun) değişik 2 nci madde uygulaması, aynı kanun kapsamında yapılan ve 23.09.1993 tarihinde ilân edilerek kesinleşen 2/B madde çalışması, 01.07.2010 tarihinde ilân edilerek kesinleşen 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun (3402 sayılı Kanun) Ek-4 üncü maddesi uyarınca yapılan kullanım kadastrosu, 2015 yılında aynı Kanun’un 22/2-a maddesi gereğince yapılan uygulama (yenileme) kadastrosu bulunmaktadır.
2…. ili … ilçesi … Mahallesi Arapdamı Mevkii 216 ada 191 parsel (eski 144 ada 4 parsel) sayılı taşınmaz, 254,39 metrekare yüz ölçümü ve tarla vasfıyla davalı adına; 216 ada 204 parsel (eski 145 ada 1 parsel) sayılı taşınmaz, 499,30 metrekare yüz ölçümü ve tarla ve kargir bina vasfıyla davalı … dava dışı Eşref Akgül adına kayıtlıdır.
3.Davacı Hazine vekili dava dilekçesinde; davalı adına kayıtlı … ili … ilçesi … Mahallesi 216 ada 191 parsel sayılı taşınmaz ile 204 parsel sayılı taşınmazın yarı hissesinin, 6831 sayılı Kanun’un 2/B maddesi gereğince orman sınırları dışına çıkarılarak Hazine adına tapuya tescil edildiği, sonrasında 6292 sayılı Kanun gereğince satışının yapıldığını, ancak taşınmazların Sırtlandağı (Halep Çamı) Tabiatı Koruma Alanında kaldığını, bu alanda yapılan 2/B uygulamasının hatalı olduğunu ileri sürerek, çekişmeli 216 ada 191 parsel sayılı taşınmaz ile 204 parsel sayılı taşınmazın yarı hissesinin tapu kaydının iptali ile Hazine adına tapuya kayıt ve tesciline karar verilmesini istemiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; davalının dava konusu taşınmazları iyi niyetle iktisap ettiğini, davacı Hazine’nin kendi hatasına dayalı olarak eldeki davayı açtığını, 6292 sayılı Orman Köylülerinin Kalkınmalarının Desteklenmesi Ve Hazine Adına Orman Sınırları Dışına Çıkarılan Yerlerin Değerlendirilmesi İle Hazineye Ait Tarım Arazilerinin Satışı Hakkında Kanun’un (6292 Sayılı Kanun) 7 nci maddesi gereğinde eldeki davanın kabulünün mümkün olmadığını, dava konusu taşınmazların tamamen ve münhasıran tarımsal amaçlı olarak kullanıldığını, üzerlerinde halep çamı bulunmadığını, ayrıca Halep çamı yetiştirme çevresi ve yayılış alanı içerisinde kalmadıklarını, taşınmazların koruma alanı statüsünü yitirdiğini, davanın kabulü anlamına gelmemekle birlikte davanın kabulü halinde dava konusu taşınmazların güncel değerinin depo edilmesi gerektiğini açıklayarak davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin 10.05.2019 tarihli ve 2017/899 Esas, 2019/966 Karar sayılı kararı ile, dava konusu taşınmazların Sırtalandağı Halep Çamı Tabiat Koruma Alanı sınırları içinde kaldığı anlaşılmakla birlikte taşınmazların orman vasfını kaybettiği, taşınmazların köy yerleşim alanı içerisinde bulunduğu ve üzerinde Halep çamı bulunmadığı, buna göre hali hazır vasıfları ile taşınmazların Halep Çamı Tabiat Koruma alanı vasfını taşımadığı, 6292 sayılı Kanun gereği yapılan satım akdinin iptali için dava açılmadığı, buna göre tescil işleminin ve tapu kaydının oluşumunun hukuka uygun olduğu, satış işlemi iptal edilmeden tapu kaydının iptali ve tescili istemi ile dava açılamayacağı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı davacı Hazine vekili, davalı vekili ve feri müdahil … vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
1.Davacı Hazine vekili istinaf başvuru dilekçesinde özetle; 6831 sayılı Kanun’un 2/B maddesine gereğince tabiatı koruma alanlarının 2/B alanına ayrılmasının mümkün olmadığını, tabiatı koruma alanı ve sit alanı içerisinde kalan yerlerin mülkiyetinin zilyetlik ile kazanılmayacağını, eksik inceleme ile karar verildiğini, dosyada bulunan bilirkişi raporlarında dava konusu taşınmazıların tabiat koruma alanı içerisinde bulunduğunun belirlendiğini, yapılan 2/B’ye ayırma işleminin 2873 sayılı Milli Parklar Kanunu’nun (2873 sayılı Kanun) 2/1-d bendine aykırı olduğunu açıklayarak, İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılarak davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir.
2. Davalı vekili istinaf başvuru dilekçesinde özetle; dava konusu taşınmazların bilirkişi raporu ile belirlenen değeri üzerinden vekalet ücretine hükmedilmemesinin hatalı olduğunu açıklayarak, vekalet ücretinin buna göre belirlenmesini istemiştir.
3. Feri müdahil … vekili istinaf başvuru dilekçesinde özetle; davanın reddine karar verilmesinin hatalı olduğunu açıklayarak, İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılarak davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin 06.02.2020 tarihli ve 2019/891 Esas, 2020/158 Karar sayılı kararı ile; milli park ve muhafaza ormanı olarak ayrılma işleminin başlı başına orman rejimi ve ayırma olarak kabul edilmesi gerektiği, çekişmeli taşınmazların idarece 17.08.1988 tarihinde oluşturulan, 760 hektar yüzölçümlü “Sırtlandağı Halep Çamı Tabiat Koruma Alanı” içinde kaldığının anlaşıldığı, orman kadastro komisyonunca 1993 yılında yapılan 2/B madde uygulaması ile orman sınırları dışına çıkarılması ve sonrasında 3402 sayılı Kadastro Kanunu’na (3402 sayılı Kanun) göre kullanım kadastrosu ile tutanağa bağlanarak Hazine adına tapu kayıtları oluşturulup sonrasında 6292 sayılı Kanun kapsamında şahıslara satışlarının yapılmasının, Anayasa’nın 169, 2873 sayılı Kanun’un 2/(1)-d ve 6831 sayılı Kanun’un 2/(B)-4 üncü maddelerine açıkça aykırı olduğu, buna göre çekişmeli taşınmazlarla ilgili olarak yapılan 2/B madde gereğince orman sınırları dışına çıkarma işleminin, Ek-4 üncü maddeye göre yapılan kullanım kadastrosu ve 6292 sayılı Kanun’a göre yapılan satış işlemlerinin geçerli olmadığı, davalı adına oluşturulan tapu kaydının 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (4721 sayılı Kanun) 1025 inci maddesi gereğince baştan beri yolsuz tescil niteliğinde olduğu, bu sebeple davanın kabulüne karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle, davalı vekilinin istinaf başvurusunun reddine, davacı Hazine vekili ve feri müdahil … vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılarak, davanın kabulü ile … ili … ilçesi … Mahallesi 216 ada 191 parsel sayılı taşınmazın tamamının tapu kaydı ile 216 ada 204 parsel sayılı taşınmazın davalı adına kayıtlı 1/2 payının tapu kaydının iptali ile orman vasfıyla Hazine adına tapuya kayıt ve tesciline karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle; Bölge Adliye Mahkemesince uygun bir değerlendirme yapılmadan karar verildiğini, davalının iyiniyetle dava konusu taşınmazları satın aldığını, davacı Hazinenin kendi hatasını davalıya yüklemeye çalıştığını, 6292 sayılı Kanun’un 7 nci maddesi gereğince eldeki davanın açılmasının mümkün olmadığını, dava konusu taşınmazların tamamen ve münhasıran tarımsal amaçlı kullanıldığını ve tabiatı koruma alanı içerisinde statüsünü yitirdiğini, Sırtlandağı Tabiatı Koruma Alanı’nın 1988 yılında ilan edildiğini, ancak hatalı olarak yapıldığı belirtilen tüm işlemlerin 1988 yılından sonra yapıldığını, dava konusu taşınmazlarda Halep çamı bulunmadığı gibi, taşınmazları Halep çamı yetiştirme çevresi ve yayılış alanı içerisinde de kalmadığını, eldeki dava ile mülkiyet hakkının ihlal edildiğini, davanın kabulü anlamına gelmemekle birlikte davanın kabulü halinde dava konusu taşınmazların güncel değerinin depo edilmesi gerektiğini açıklayarak Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasını istemiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, tapu iptal ve tescil istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
6100 sayılı Kanun’un 353, 356, 369/1, 370 ve 371 inci maddeleri, 6831 sayılı Kanun’un 1, 2 inci maddeleri.
3. Değerlendirme
Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile Bölge Adliye Mahkemesi kararındaki gerekçelere, 6100 sayılı Kanun’un 369/1 inci maddesi de gözetilerek yapılan incelemede aynı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden biri de bulunmadığına göre, temyizen incelenen karar usul ve kanuna uygun olup davalı vekilinin temyiz dilekçesinde ileri sürdüğü nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesi uyarınca ONANMASINA,
3402 sayılı Kanun’un 36/A maddesi gereğince harç alınmasına mahal olmadığına,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
22.05.2023 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi.
(Muhalif)
E.G.E.
Dairemiz önüne gelen olayda uyuşmazlık, Hazine tarafından orman vasfını yitirmesi sebebiyle satışı yapılan taşınmazın tapusunun iptali istemiyle açılan davanın kabulüne karar verilmesinin hukuka uygun olup olmadığına ilişkindir.
Sayın Çoğunluk, davacı Hazinenin davalı gerçek kişiye karşı açtığı davanın kabulüne karar verilmesinde hukuka aykırı bir yön görmemiş; bu yöndeki Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermiştir.
Aşağıda açıklamış olduğum nedenlerle Çoğunluğun bu görüşüne katılmam mümkün olmamıştır:
Dosya kapsamından anlaşıldığına göre dava konusu taşınmaz orman vasfında iken bu özelliğini kaybettiğinden bahisle yörede 6831 sayılı Kanun’un 2/B maddesi uyarınca uyarınca yapılan çalışmalar sonucunda orman sınırları dışına çıkarılmıştır. Sonrasında taşınmaz, 3402 sayılı Kanun’un Ek 4. maddesi kapsamında kullanım kadastrosuna konu olmuştur. Bilahare 6292 sayılı Kanun’un 6. maddesi gereğince yapılan satış işlemiyle de davalı (ve/veya bayii) adına tapuya tescil edilmiştir.
Davacı Hazine, dava konusu taşınmazın Halep Çamı Tabiat Koruma Alanı içinde kaldığından bahisle taşınmazın orman sınırları dışına çıkartılmasının mümkün bulunmadığını ileri sürerek tapusunun iptaliyle Hazine adına tescili istemiyle dava açmıştır.
Temyize konu kararı veren Bölge Adliye Mahkemesince de davacı Hazinenin bu talebi yerinde görülerek taşınmazların tapusunun iptali sonucunu doğuracak şekilde hüküm tesis edilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararının gerekçesinde ilk olarak 2873 sayılı Kanun’un 2/1-d ve 6831 sayılı Kanun’un 2/4 maddelerine değinilmiş; ayrıca milli parkların orman rejimine alınan yerler olduğu ve bu tür yerler için sonradan tapu alınamayacağı yönündeki yargısal içtihatlara vurgu yapılmıştır.
Bölge Adliye Mahkemesine göre; dava konusu taşınmazın İdarece 1988 yılında oluşturulan 760 hektar yüzölçümlü Sırtlandağı Halep Çamı Tabiat Koruma Alanı içinde kalması nedeniyle taşınmazın daha sonra yapılan 2/B madde uygulamasıyla orman sınırları dışına çıkarılması, kullanım kadastrosuna konu edilmesi ve satışının yapılması Anayasa ve kanunlara aykırı olduğundan bu işlemlerin tümü geçerli değildir. Dolayısıyla bu işlemler sonucunda önce Hazine adına ve yapılan satış sonucunda da davalı (veya bayisi) adına oluşturulan tapu kayıtları baştan beri yolsuz tescil niteliğindedir.
Anılan karara yönelik olarak davalı temyiz isteminde bulunmuş; Dairemiz çoğunluğu ise temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının hukuka uygun olduğunu değerlendirerek hükmün onanmasına karar vermiştir.
Somut olayda dava konusu taşınmazın İdarece 1988 yılında oluşturulan 760 hektar yüzölçümlü Sırtlandağı Halep Çamı Tabiat Koruma Alanı içinde kaldığı hususunda bir uyuşmazlık bulunmamaktadır. Buna karşılık taşınmaz, daha sonra yapılan çalışmalar sonucunda 6831 sayılı Kanun’un 2/B maddesi uyarınca bilim ve fen bakımından orman niteliğini kaybettiğinden bahisle orman sınırları dışına çıkartılmıştır. Sonrasında kullanım kadastrosuna konu edilen taşınmaz Hazine tarafından davalıya (veya bayiine) satılmış durumdadır.
6831 sayılı Kanun’un 2/4 maddesinde yer alan “Bu madde hükümleri; muhafaza ormanı, millî park alanları, tabiat parkları, tabiatı koruma alanları, izin ve irtifak hakkı tesis edilen ormanlık alanlar ve 3 üncü madde ile orman rejimi içine alınan yerlerde bu niteliklerinin devamı süresince; yanan orman sahalarında ise hiçbir şekilde uygulanmaz.” hükmü gereğinde Sırtlandağı Halep Çamı Tabiat Koruma Alanı içinde kaldığı belirtilen dava konusu taşınmazın esasında 2/B çalışmasına konu edilemeyecek yerlerden olduğu söylenebilir.
Buna karşılık taşınmazın 2/B çalışmasına konu edilemeyecek bir yer olması, ilgili Komisyonlarca yapılan orman dışına çıkarma işleminin yok hükmünde sayılmasını gerektiren bir durum değildir. Zira -dosya kapsamında aksi yönde bir tespit bulunmadığına göre- anılan işlemler, şekli olarak görevli ve yetkili olan bir Komisyon tarafından yerine getirilmiş durumdadır. Yine daha sonra yapılan taşınmazın kullanım kadastrosuna konu edilmesi ve Hazine tarafından davalıya satışı işlemlerinin de yok hükmünde olduğunu kabul etmek mümkün görünmemektedir. Çünkü, bu işlemlerin de şekli olarak görevli ve/veya yetkili merciler tarafından tesis edilmediği yönünde bir tespit (hatta iddia) bulunmamaktadır.
Ancak Sayın Çoğunluk tarafından da uygun görülen Bölge Adliye Mahkemesinin karar gerekçesinde de ifade edildiği üzere dava konusu taşınmazın Tabiat Koruma Alanı içinde bulunması dolayısıyla 2/B çalışmasına konu edilmesi hukuka uygun bir işlem olarak kabul edilmeyebilir. Bu bağlamda Tabiat Koruma Alanlarının mutlaka korunması gereken yerler olduğunu ifade eden 2873 Sayılı Kanun’un 2/1-d maddesi ile 6831 sayılı Kanun’un yukarıda yer verilen 2/4 maddesi hükmü, bu tür taşınmazların özel mülkiyete konu edilmemeleri amacıyla düzenleme altına alınmıştır.
Yine muhafaza ormanları ile milli parkların orman rejimine alınan yerler olmaları sebebiyle özel mülk konusu olamayacaklarına işaret eden Yargıtay kararları da bu çerçevede değerlendirilebilir. Bu yönüyle Bölge Adliye Mahkemesinin, ilgili Yönetmelik hükümlerine atıfla dile getirdiği Tabiat Koruma Alanlarının orman sayılan yerlerden olma özelliğini koruduğu yönündeki tespitinin isabetli olduğunu kabul etmek gerekir. Bu itibarla bir taşınmazın esasında orman niteliğini muhafaza etmesine rağmen ilgili Komisyonlarca yanılgıyla 2/B çalışmasına konu edilmesi ve orman sınırları dışına çıkarılması hâlinde elbette bu işlemlerin geri alınması ve iptale konu edilmesi söz konusu olabilir.
Ancak bu durum, 2/B çalışmasını ve sonrasında yapılan kullanım kadastrosu ve satış işlemlerini yok saymayı gerektirmez. Aksi yöndeki bir yaklaşım, bu nitelikte taşınmazlar bakımından kamu makamlarının tesis ettiği işlemlerin güvenilirliğini ortadan kaldırma ve bunun da ötesinde söz konusu işlemler sonucunda oluşan tapu sicil sistemine duyulması beklenen itimadı yok etme riski barındırmaktadır. Bu yönüyle Bölge Adliye Mahkemesinin 2/B çalışması, kullanım kadastrosu ve satış işlemlerine hiçbir hukuki kıymet vermeyen karar gerekçesinin yerinde olduğunu söylemek uygun görünmemektedir.
Somut olayın koşullarında ilgili komisyonların esasında Tabiat Koruma Alanı içinde bulunan dava konusu taşınmazı -6831 sayılı Kanun’un 2/4 maddesine aykırı olacak şekilde- 2/B çalışma alanına dâhil etmeleri ve orman sınırları dışına çıkarmaları işleminin hatalı olduğu açıktır. Ne var ki 2/B çalışmalarının yapıldığı sırada, ilgili Komisyon tarafından; taşınmazın 1988 yılında Sırtlandağı Halep Çamı Tabiat Koruma Alanı içine alınmış olduğu fark edilmediği gibi sonrasında da Orman İdaresince 2/B işleminin hatalı olarak yapıldığı iddiasıyla bir itirazda bulunulmamış ve dava da açılmamıştır. Dahası taşınmaz şekli olarak geçerli olan orman sınırları dışına çıkarma işleminden yıllar sonra kullanım kadastrosuna tabi tutulmuş ve nihayetinde Hazine tarafından davalıya (veya bayiine) satılmış ve sonuçta davalı adına tapuya tescil edilmiştir.
Bu bağlamda 2/B çalışmasını yapan Komisyon, Orman İdaresi ve Hazine başta olmak üzere ilgili kamu makamlarının özensizliği ya da en azından koordinasyon eksikliği sebebiyle Tabiat Koruma Alanı içinde olması nedeniyle esasında özel mülke konu olamayacak dava konusu taşınmazın önce orman sınırları dışına çıkarılması ve sonraki işlemlerle de Hazine tarafından satılması süreçleri yaşanmıştır. Taşınmazın 2/B çalışmalarına konu edilip orman sınırları dışına çıkarılması ile satışı arasında yaklaşık 20 yıllık bir süreç bulunmaktadır. Eldeki dava ise 2017 yılında açıldığına göre somut olayda bu özensizlik ve/veya koordinasyon eksikliğinin çeyrek asra yakın bir süre devam ettiği görülmektedir.
Bu durumda orman niteliğinde bulunması sebebiyle özel mülk konusu edilemeyecek ve fakat kamu makamlarının yıllara yayılan hatası sonucunda bir şekilde özel mülk olarak satışı gerçekleşmiş ve nihayetinde davalı adına tapuya tescil edilmiş olan dava konusu taşınmazın mülkiyetinin tekrar kamuya döndürülmesi gerektiği söylenebilir. Esasen Anayasa’nın “Ormanların korunması ve geliştirilmesi” kenar başlıklı 169. maddesinde yer alan “Devlet, ormanların korunması ve sahalarının genişletilmesi için gerekli kanunları koyar ve tedbirleri alır.” ve yine “Devlet ormanlarının mülkiyeti devrolunamaz” şeklindeki hükümler bu konuda kamu makamlarını yükümlülük altına sokmaktadır.
Ancak kamu makamları tarafından kamusal bu yükümlülükler yerine getirilirken iyi yönetişim ilkesine uygun hareket edilmesi gerekmektedir. İyi yönetişim ilkesi, kamu yararı kapsamında bir konu söz konusu olduğunda kamu otoritelerinin uygun zamanda, uygun yöntemle ve her şeyden önce tutarlı olarak hareket etmelerini gerektirir (AYM, Kenan Yıldırım ve Turan Yıldırım, B. No: 2013/711, 3/4/2014, § 68). Bu bağlamda idarelerin kendi hatalarının sonuçlarını gidermeleri ve bireylere yüklememeleri esastır (AYM, Reis Otomotiv Ticaret ve Sanayi A.Ş. [GK], B. No: 2015/6728, 1/2/2018, § 100).
Somut olayda Hazine tarafından yapılan satış işlemi geri alınmış değildir. Bu bağlamda Hazine ile davalı (veya bayii) arasındaki satış akdi şekli olarak varlığını ve geçerliliğini korumaktadır. Öte yandan davalıya dava konusu taşınmazın güncel değeri veya taşınmaz için ödediği bedelin dava tarihine göre güncellenmiş tutarı iade edilmemiştir. Davalıya, İdare tarafından bu yönde bir teklifte bulunulup bulunulmadığı da derece mahkemelerince yöntemince saptanmamıştır. Oysa ki dava konusu taşınmazın hatalı olarak orman sınırları dışına çıkarılması ve sonrasında kullanım kadastrosuna tabi tutulup Hazine tarafından satışı süreçlerinde davalıya (veya bayisine) atfedilebilecek bir kusur bulunmamaktadır. Kamu makamlarının özensizliği ve/veya koordinasyon eksikliğinden kaynaklanan bu tür hataların telafisi yoluna gidilirken de bu hatalı işlemlerin tesisi sürecinde hiçbir etki ve kusurları bulunmayan kimselerin mağduriyetine neden olunmamalıdır.
Dolayısıyla somut olayda davalıya atfedilebilecek hiçbir kusurunun bulunmadığı bir süreç sonunda taşınmazın mülkiyeti bizzat Hazine tarafından satış yoluyla devredilmiştir. Buna karşılık davacı Hazinenin, başta kendisi olmak üzere farklı kamu makamlarının yıllar boyunca süre gelen özensizliğinden veya koordinasyon eksikliğinden kaynaklanan bir yanlışı düzeltmek için davalının taşınmazın tapusunun iptali sonucunda uğrayacağı zararın telafisini sağlamadan eldeki davayı açması, kendi kusurundan kaynaklanan külfeti tümüyle davalıya yükletmek anlamına gelir. Böyle bir tutumun ise iyi yönetişim ilkesiyle bağdaşmadığı şüpheden uzaktır.
Bu çerçevede somut olayda davacı Hazinenin, dava konusu taşınmazın satışına ilişkin tesis ettiği işlemin halen şekli olarak geçerliliğini koruduğu gözardı edilmemelidir. Bu satış işlemi hukuki varlığını devam ettirdiği sürece davalı adına oluşan tescilin tümüyle hukuki dayanaktan yoksun olduğunu söylemek mümkün görünmemektedir. Nitekim Dairemiz, -farklı bir bağlamda da olsa- kullanım kadastrosu sonrasında tespit edilen kullanıcılarına satılan taşınmazlarla ilgili olarak satış işlemi varlığını sürdürdüğü sürece taşınmazın gerçek kullanıcısı ya da hak sahibi olduğu iddiasıyla açılan tapu iptali ve tescil davalarının dinlenemeyeceği yönünde çok sayıda karar vermiştir.
Öte yandan davacının, yukarıda değinildiği üzere taşınmazın güncel bedelini veya ödenen satış bedelinin güncellenmiş tutarını davalıya vererek satış işlemini geri alma yolunu işletme bakımından da bir girişimde bulunduğu da derece mahkemelerince ortaya konulmuş değildir. Bunun yanı sıra davacının dava konusu taşınmazın kamulaştırılması yoluna gitmesinin önünde de hukuki bir engel görünmemektedir. Bu yönde bir işlem tesis edildiği de dosyaya yansımış değildir.
Davalı tarafından kamu makamlarının tesis ettiği işlemlerin hukukiliğine güvenilerek ve bedeli ödenmek suretiyle satın alınmış ve tapuya tescil edilmiş olan dava konusu taşınmazın tekrar orman niteliğine dönüştürülmesiyle ilgili olarak davalının uğrayacağı zararı telafi etme kabiliyetine sahip bu yöntemler tüketilmeden açılan davanın kabulü; kamu makamlarının hatalı işlemlerinin bedelini davalıya ödetmek anlamına gelen bir sonuca sebebiyet vermektedir.
Bununla ilgili olarak biran için davacının 4721 sayılı Kanun’un 1007. maddesi uyarınca tazminat davası açma imkânı olduğu ileri sürülebilirse de bu yöntemin kabulü halinde de dava açma külfeti yine davalıya yüklenmiş olmaktadır. Bu durumda davalı, bedelini ödeyerek satın almış olduğu bir taşınmazın tapusunun -kamu makamlarının kusurlu işlemleri sebebiyle- Hazinenin açtığı dava sonucunda iptal edilmesi üzerine uğramış olduğu zararın tazmini için belirli süre içinde dava açma, yargılama giderlerine -en azından dava sürecinde- katlanma, kanun yolu süreçlerini bekleme, kararın icrasını takip etme, zararını uzun yıllar boyunca tazmin edememe gibi külfetlere katlanmak durumunda kalacaktır.
Tüm bunların yanı sıra 6831 sayılı Kanun’un 2/4 maddesinde “muhafaza ormanı”, “millî park alanları”, “tabiat parkları”, “tabiatı koruma alanları”, “izin ve irtifak hakkı tesis edilen ormanlık alanlar” ve “3 üncü madde ile orman rejimi içine alınan yerlerde” taşınmazların bu özelliklerinin 2/B çalışmasına engel olabilmesi bakımından bu niteliklerinin devamı şartı öngörülmüş durumdadır. Bir başka ifadeyle Halep Çamı Tabiat Koruma Alanı içinde olduğu belirtilen dava konusu taşınmazın 2/B çalışmasına konu edilememesi, bu niteliğini sürdürdüğü müddetçe söz konusu olabilir. Bu durumda taşınmazın 2/B çalışmaları çerçevesinde orman dışına çıkarıldığı tarih itibariyle Halep Çamı Tabiat Koruma Alanı niteliğinin devam edip etmediğinin önem taşıdığı gözardı edilmemelidir. Bölge Adliye Bölge Adliye Mahkemesince bu hususta bir inceleme ve değerlendirme yapılmaması da önemli bir eksiklik eksiklik olarak görülebilir.
Sonuç olarak, somut olayda Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın “davanın reddine karar verilmesi” gerektiğinden bahisle bozulması gerektiği düşüncesindeyim. Bu nedenle Sayın Çoğunluğun onama görüşüne katılmıyorum.