YARGITAY KARARI
DAİRE : 1. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2013/22021
KARAR NO : 2014/10080
KARAR TARİHİ : 15.05.2014
MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
DAVA TÜRÜ : ELATMANIN ÖNLENMESİ VE YIKIM
Taraflar arasındaki davadan dolayı Muş 1. Asliye Hukuk Hakimliğinden verilen 13.09.2011 gün ve 2009/551 esas 2011/850 karar sayılı hükmün onanmasına ilişkin olan 12.08.2013 gün ve 10719-12413 sayılı kararın düzeltilmesi süresinde davalı vekili tarafından istenilmiş olmakla, dosya incelendi gereği görüşülüp düşünüldü:
-KARAR-
Dava, elatmanın önlenmesi ve yıkım isteğine ilişkin olup, davanın kabulüne dair verilen kararın, davalı vekili tarafından temyizi üzerine mahkemece 26.06.2012 tarihli ek karar ile; gerekçeli kararın şirket sahibi …’e usulüne uygun tebliğ edildiğinden bahisle süresinde yapılmayan temyiz talebinin reddine karar verilmiş, davalı vekilinin temyizi üzerine ek karar Dairece onanmıştır.
Ancak; dava dilekçesinde ”…-…’un” davalı olarak gösterildiği ve yargılamanın onun hakkında yürütüldüğü, gerekçeli karar da ”… – … ismine çıkartıldığı halde, ”İş sahibi …’e tebliğ edildi” şeklinde şerh düşülmek suretiyle tebligatın davalı ile ne şekilde ilgisinin bulunduğu açıklanmayan …’e yapıldığı, eksiğin tamamlanması yoluyla getirtilen kayıtlardan davalı ile tebligatı alan …’in dosyada taraf olmayan ….., Otomotiv İnşaat Gıda Nakliye Kuyumculuk Sanayi Limited Şirketi’nin ortakları oldukları anlaşılmaktadır.
Hemen belirtmek gerekir ki; Tebligat Kanunu’nun 16. maddesi hükmüne göre; Kendisine tebliğ yapılacak şahıs adresinde bulunmazsa tebliğ kendisi ile aynı konutta oturan kişilere veya hizmetçilerinden birine yapılır. Aynı kanunu 17. maddesi gereğince de; Belli bir yerde devamlı olarak meslek veya sanatını icra edenler, o yerde bulunmadıkları takdirde tebliğ aynı yerdeki daimi memur veya müstahdemlerinden birine, meslek veya sanatını evinde icra edenlerin memur ve müstahdemlerinden biri bulunmadığı takdirde aynı konutta oturan kişilere veya hizmetçilerinden birine yapılır. Öte yandan; bu maddelerde yazılı şahısların kendisine tebliğ yapılacak kimsenin muvakkaten başka yere gittiğini belirtmeleri halinde; tebligatın ne şekilde yapılacağı yine aynı kanunu 29 ve 21. maddelerinde açıkça düzenlenmiştir.
Somut olayda; yukarıda belirtilen ilkeler doğrultusunda davalıya gerekçeli kararın usulüne uygun tebliğ edildiğini söyleyebilme olanağı yoktur.
O halde; davalının gerekçeli kararı öğrendiğini bildirdiği ve aksi iddia edilmeyen 14.06.2012 tarihinin tebliğ tarihi kabul edilmesi gerektiği kuşkusuz olup, bu tarihe göre de temyiz isteminin süresinde olduğu açıktır.
İşin esasına gelince; bilindiği üzere; arzın mütemmim cüz’ü (bütünleyici parçası) olan muhtesatların, zeminin mülkiyetine tabi olmaları nedeniyle (… Medeni Kanunu’nun 684. maddesi) yıkım istekli davalarda, davanın binanın ana nüvesinin üzerinde bulunduğu taşınmazın tüm maliklerine yöneltilmesi zorunludur.
Ne var ki; 1153 nolu parsel üzerinde bulunan yıkıma konu taşınmazda kat mülkiyeti kurulu olduğu halde, davalı dışındaki kat malikleri davada yer almış değildir.
O halde; 1153 parsel sayılı taşınmazın tüm bağımsız bölüm maliklerinin davada yer almalarının sağlanması, ondan sonra işin esası incelenerek varılacak sonuç çerçevesinde bir karar verilmesi gerekirken değinilen husus gözardı edilerek sonuca gidilmiş olması doğru değildir.
Anılan hususlar, bu kez yapılan incelemeyle anlaşıldığından davalı vekilinin karar düzeltme isteğinin HUMK’nin 440. maddesi gereğince kabulüne, dairenin 12.09.2013 tarihli, 2013/10719 Esas, 2013/12413 Karar sayılı onama kararının ve Mahkemenin 26.06.2012 tarihli, 2009/551 Esas, 2011/850 sayılı Ek Kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, Mahkemenin 13.09.2011 tarihli, 2009/551 Esas, 2011/850 Karar sayılı kararının açıklanan nedenlerden ötürü, (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK’un 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, bozma sebebine göre sair hususların şimdilik incelenmesine yerolmadığına, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 15.05.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.