YARGITAY KARARI
DAİRE : 10. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2022/6444
KARAR NO : 2023/5340
KARAR TARİHİ : 08.06.2023
MAHKEMESİ :Ceza Dairesi
SAYISI : 2020/754 E., 2021/2527 K.
SUÇ : Kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma
SUÇ TARİHLERİ : 14.04.2018, 07.09.2018
HÜKÜM : Mahkûmiyet (İlk derece mahkemesi mahkûmiyet hükmü kaldırılarak)
İlk Derece Mahkemesince verilen hükme yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararın; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 286 ncı maddesinin birinci fıkrası uyarınca temyiz edilebilir olduğu, 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 291 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz isteminin süresinde olduğu, 294 üncü maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz dilekçesinde temyiz sebeplerine yer verildiği, 298 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü:
I. HUKUKİ SÜREÇ
A. Sanık hakkında, 14.04.2018 tarihli eylem nedeniyle kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde bulundurma suçundan dolayı başlatılan soruşturmada, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 6545 sayılı Kanun ile değişik 191 inci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca Bayındır Cumhuriyet Başsavcılığınca 26.12.2018 tarihli kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararı ile birlikte tedavi ve denetimli serbestlik tedbiri kararı verilmiştir. Bu erteleme kararına sanık müdafiinin itirazının reddine karar verilmesiyle, erteleme kararı 26.03.2019 tarihinde kesinleşmiştir.
B. Sanığın, kendisine yüklenen tedavi ve denetimli serbestlik tedbirinin gerektirdiği yükümlülüklere uygun davranmadığının bildirilmesi üzerine, Bayındır Cumhuriyet Başsavcılığının, 24.09.2019 tarihli iddianamesi ile sanığın 5237 sayılı Kanun’un 191 inci maddesinin birinci fıkrası ile 191 inci maddesinin dördüncü fıkrasının (a) bendi ve 53 üncü maddesi uyarınca cezalandırılması istemiyle Bayındır Asliye Ceza Mahkemesinin 2019/701 Esas sayılı dosyası üzerinden kamu davası açılmıştır.
C. Sanık hakkında, 07.09.2018 tarihli eylem nedeniyle kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde bulundurma suçundan dolayı başlatılan soruşturmada, 5237 sayılı Kanun’un 6545 sayılı Kanun ile değişik 191 inci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca Bayındır Cumhuriyet Başsavcılığınca 21.02.2019 tarihli kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararı ile birlikte tedavi ve denetimli serbestlik tedbiri kararı verilmiştir.
D. Sanığın, kendisine yüklenen tedavi ve denetimli serbestlik tedbirinin gerektirdiği yükümlülüklere uygun davranmadığının bildirilmesi üzerine, Bayındır Cumhuriyet Başsavcılığının, 24.09.2019 tarihli iddianamesi ile sanığın 5237 sayılı Kanun’un 191 inci maddesinin birinci fıkrası ile 191 inci maddesinin dördüncü fıkrasının (a) bendi ve 53 üncü maddesi uyarınca cezalandırılması istemiyle açılan kamu davasında, Bayındır Asliye Ceza Mahkemesinin 03.12.2019 tarihli ve 2019/703 Esas, 2019/1022 Karar sayılı kararı ile aralarında hukuki ve fiili irtibat bulunması nedeniyle Bayındır Asliye Ceza Mahkemesinin 2019/701 Esas sayılı dosyası ile birleştirilmesine karar verilmiş ve karar 11.12.2019 tarihinde kesinleşmiştir.
E. Bayındır Asliye Ceza Mahkemesinin 03.01.2020 tarihli ve 2019/701 Esas, 2020/5 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında, kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde bulundurmak suçundan, 5237 sayılı Kanun’un 191 inci maddesinin birinci fıkrası, 31 inci maddesinin üçüncü fıkrası ve 62 nci maddesinin birinci fıkrası uyarınca 1 yıl 1 ay 10 gün hapis cezasına hükmedilmiştir.
F. … Bölge Adliye Mahkemesi 3. Ceza Dairesinin, 08.12.2021 tarihli ve 2020/754 Esas, 2021/2527 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında İlk Derece Mahkemesince kurulan hükme yönelik sanık müdafiinin lehe ve Cumhuriyet savcısının sanık aleyhine istinaf başvurularına ilişkin olarak 5271 sayılı Kanun’un 280 inci maddesinin birinci fıkrasının (e) bendi uyarınca duruşmalı yapılan inceleme neticesinde aynı Kanun’un 280 inci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılması ile sanığın 5237 sayılı Kanun’un 191 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca temel ceza olarak 2 yıl hapis cezasından, 43 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca 1/4 oranında artırım, 31 inci maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca 1/3 oranında indirim ve 62 nci maddesi uyarınca 1/2 oranında indirim uygulanmak suretiyle neticeden 1 yıl 4 ay 20 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir.
G. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca özetle; sanığın temyiz isteminin esastan reddi ile hükmün onanması yönünde karar verilmesi görüşünü içeren Tebliğname ile dava dosyası Daireye tevdi edilmiştir.
II. TEMYİZ SEBEPLERİ
Sanık müdafiinin temyiz sebepleri özetle;
1. Kararın usul ve yasaya aykırı olduğuna,
2. Cumhuriyet savcısının istinaf talebinin dışına çıkılarak aleyhe bozma yasağına aykırı karar verildiğine,
3. Zincirleme suç yönünden sanığın ek savunmasının alınmadığına,
4. Suçun kanuni unsurlarının oluşmadığına,
5. Sanığın pişmanlık göstermesine rağmen sanık hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmediğine, erteleme hükümlerinin uygulanmadığına, kararın sanık lehine bozulması gerektiğine,
İlişkindir.
III. OLAY VE OLGULAR
Temyizin kapsamına göre;
A. İlk Derece Mahkemesinin Kabulü
…evlerinde 09.04.2018 günü meydana gelen başkaca bir olayın açığa çıkarılması amacıyla yapılan takipte suça sürüklenen çocuk …’in …’ın bağ evinde uyuşturucu kullanırken yakalandığı, 14.04.2018 tarihli karara istinaden suça sürüklenen çocuktan alınan kan ve idrar örneklerinde Adli Tıp Kurumu raporuna göre THC-COOH maddelerinin pozitif olduğu, suça sürüklenen çocuğun alınan ifadesinde uyuşturucu madde kullandığını kabul ettiği, 14.04.2018 günündeki eylemi nedeniyle suça sürüklenen çocuk hakkında 26.12.2018 tarihinde erteleme kararı verildiği, 24.04.2019 tarihinde erteleme kararının tebliğ edildiği, suça sürüklenen çocuğun 14.05.2019 tarihli kararıyla uyarılmasına karar verildiği, birinci uyarı yazısının 20.05.2019 tarihinde kendisine tebliğ edildiği, ikinci uyarı yazısının 29.07.2019 tarihinde tebliğ edildiği, buna rağmen suça sürüklenen çocuğun kuruma başvurmadığı anlaşıldığından erteleme kararı kaldırıldığı ve hakkında kamu davası açıldığı, yine suça sürüklenen çocuk … hakkında 07.09.2018 günü babasının oğullarının kendisinin evinde uyuşturucu aldıklarını beyan etmesi ile soruşturma işlemlerine başlanıldığı, 07.09.2018 tarihli karara istinaden suça sürüklenen çocuktan alınan kan ve idrar örneklerinde Adli Tıp Kurumu raporuna göre THC-COOH maddelerinin pozitif olduğu, suça sürüklenen çocuğun alınan ifadesinde uyuşturucu madde kullandığını kabul ettiği, 07.09.2018 günündeki eylemi nedeniyle 21.02.2019 tarihinde erteleme kararı verildiği, 24.04.2019 tarihinde erteleme kararı tebliğ edildiği, suça sürüklenen çocuğun 14.05.2019 tarihli kararıyla uyarılmasına karar verildiği, birinci uyarı yazısının 20.05.2019 tarihinde kendisine tebliğ edildiği, ikinci uyarı yazısının 29.07.2019 tarihinde usulüne uygun tebliğ edildiği, buna rağmen suça sürüklenen çocuğun kuruma başvurmadığı anlaşıldığından erteleme kararının kaldırıldığı ve hakkında kamu davası açıldığı, bu şekilde her iki dosyadaki eylemleri nedeniyle suça sürüklenen çocuk hakkında ayrı ayrı erteleme kararı verildiği ve ayrı ayrı dava açıldığı, her iki dosyadaki eylemler nedeniyle soruşturma aşamasında evrakların birleştirilerek tek erteleme kararı verilmesi gerekirken ayrı ayrı erteleme kararları verilerek sanığın erteleme kararlarındaki tedbirlere uymadığı gerekçesi ile iki ayrı kamu davası açılıp iki ayrı dosyadan mahkûmiyetine karar verilmesinin talep edildiği anlaşılmışsa da, soruşturma aşamasında her iki eyleme ilişkin evrakları birleştirilip tek bir erteleme kararı vermesi gerekirken, iki farklı erteleme kararı verilmiş olmasının suça sürüklenen çocuk aleyhine bir durum yaratmaması gerekmekte olduğu gözetilerek suça sürüklenen çocuk hakkında tek bir kez cezalandırma yoluna gidildiği, kullanmak için uyuşturucu veya uyarı madde suçunu işlediği sabit olduğundan eylemine uyan 5237 sayılı Kanun’un 191 inci maddesi gereğince suçun işleniş biçimi, suç konusunun önem ve değeri dikkate alınarak takdiren alt sınırdan cezalandırma yoluna gidildiği, suça sürüklenen çocuk hakkında kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararı verildiği ancak denetim süresi içinde yükümlülüklere uymadığı, pişmanlık duymaması hususları bir arada değerlendirilerek bir daha suç işlemeyeceği yönünde kanaat elde edilemediğinden hükmün açıklanmasının geri bırakılması ve erteleme kurumunun uygulanmadığı, sonuç cezanın kısa süreli hapis cezası olmaması nedeniyle seçenek yaptırımlara çevrilmediği gerekçesiyle sanığın mahkûmiyetine karar verilmiştir.
B. Bölge Adliye Mahkemesinin Kabulü
Bölge Adliye Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda suça sürüklenen çocuk …’in verilen kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararının kendisine tebliğ tarihinden önce 07.09.2018 ve 14.04.2018 tarihlerinde üzerine atılı kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde satın almak, kabul etmek, bulundurmak ve kullanmak suçunu zincirleme olarak işlediği, hakkında 5237 sayılı Kanun’un 43 üncü maddesinin birinci fıkrasının uygulanması gerektiği, ilk derece Mahkemesinin bu uygulamayı yapmayarak hukuka aykırı hareket ettiği, verilen kararın usul ve yasaya aykırı olduğu, kararın kaldırılarak suça sürüklenen çocuk hakkında yeniden bir hüküm kurulması gerektiğine kanaatine varıldığı gerekçesiyle İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak sanığın mahkûmiyetine karar verilmiştir.
IV. GEREKÇE
28.06.2014 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 6545 sayılı Kanun ile 5237 sayılı Kanun’un 191 inci maddesinde yer alan kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde bulundurma suçu yönünden getirilen yeni düzenlemeler kapsamında ve aynı zamanda, 6545 sayılı Kanun’un 85 inci maddesi ile 5320 sayılı Kanun’a eklenen geçici 7 nci maddesinde “(1) Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla Türk Ceza Kanunu’nun 191 inci maddesinde tanımlanan suç nedeniyle yürütülen kovuşturmalarda, hakkında hâlen denetimli serbestlik veya tedavi kararı uygulananlar bakımından Türk Ceza Kanunu’nun 191 inci maddesi hükümleri çerçevesinde bu tedbirlerin uygulanmasına devam olunur. (2) Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla Türk Ceza Kanunu’nun 191 inci maddesinde tanımlanan suç nedeniyle yürütülen kovuşturmalarda, hakkında daha önce denetimli serbestlik veya tedavi tedbiri uygulanmayan kişilerle ilgili olarak 191 inci madde hükümleri çerçevesinde hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilir. (3) Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla Türk Ceza Kanunu’nun 191 inci maddesinde tanımlanan suç nedeniyle yürütülen kovuşturmalarda, hakkında daha önce denetimli serbestlik veya tedavi kararı verilmiş olup da bu yükümlülükleri ihlal eden kişilerin yargılanmasına devam olunur.” şeklinde yer verilen hükümler ile 6545 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği tarih itibariyle derdest olan dosyalarda yürütülecek yargılama işlemleri ile ilgili olarak geçiş hükümleri düzenlenmiştir.
5237 sayılı Kanun’un 6545 sayılı Kanun ile değişik 191 inci maddesinin birinci, ikinci ve üçüncü fıkraları ise “(1) Kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde satın alan, kabul eden veya bulunduran ya da uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanan kişi, iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. (2) Bu suçtan dolayı başlatılan soruşturmada şüpheli hakkında 04.12.2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 171 inci maddesindeki şartlar aranmaksızın, beş yıl süreyle kamu davasının
açılmasının ertelenmesine karar verilir. Cumhuriyet savcısı, bu durumda şüpheliyi, erteleme süresi zarfında kendisine yüklenen yükümlülüklere uygun davranmadığı veya yasakları ihlal ettiği takdirde kendisi bakımından ortaya çıkabilecek sonuçlar konusunda uyarır. (Ek cümle:28/3/2023-7445/18 md.) Erteleme kararı kolluk birimlerine de bildirilir. (3) (Değişik:28/3/2023-7445/18 md.)Erteleme süresi zarfında şüpheli hakkında asgari bir yıl süreyle denetimli serbestlik tedbiri uygulanır. Bu süre denetimli serbestlik müdürlüğünün teklifi üzerine veya resen Cumhuriyet savcısının kararı ile altışar aylık sürelerle en fazla iki yıl daha uzatılabilir. Hakkında denetimli serbestlik tedbiri verilen kişi, gerek görülmesi hâlinde denetimli serbestlik süresi içinde tedaviye tabi tutulabilir. Cumhuriyet savcısı, erteleme süresi zarfında uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanıp kullanmadığını tespit etmek için yılda en az iki defa şüphelinin ilgili kuruma sevkine karar verir.” şeklinde yeniden düzenlenmiştir.
Yukarıda yer verilen Kanun hükümlerinin uygulanması ile ilgili olarak, Dairemizin yerleşik içtihatlarına göre;
5237 sayılı Kanun’un 6545 sayılı Kanun ile değişik 191 inci maddesinin ikinci ve üçüncü fıkraları doğrultusunda verilen kamu davasının açılmasının ertelenmesi (KDAE) kararında, 5271 sayılı Kanun’un 171 inci maddesinde öngörülen şartlar aranmadığından, KDAE kararının kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde bulundurma suçuna özgü olarak düzenlendiği, bu kapsamda Cumhuriyet savcısı tarafından karar verilmesinin zorunlu olduğu, KDAE kararı ile birlikte denetimli serbestlik tedbir uygulanmasının da zorunlu olduğu, gerek görülmesi halinde şüpheli/sanığın tedaviye de tabi tutulabileceği, bu hususun kovuşturma şartı olarak öngörüldüğü, yargılamanın her aşamasında usulüne uygun olarak verilip verilmediğinin ve kesinleşip kesinleşmediğinin dikkate alınması gerektiği, KDAE kararının içeriği itibariyle de usul ve yasaya uygun düzenlenmesi gerektiği, 5 yıl süre ile verilen KDAE kararında, suça sürüklenen çocuklar için de bu sürenin 5 yıl olduğu, erteleme süresi zarfında kendisine yüklenen yükümlülüklere uygun davranmadığı veya yasakları ihlal ettiği takdirde kendisi bakımından ortaya çıkabilecek sonuçlar konusunda uyarıyı içermesi zorunlu olduğu ve bu yasal uyarıyı içermeden düzenlenen KDAE kararının hukuken geçersiz sayılacağı, KDAE kararına karşı 15 gün içinde Sulh Ceza Hakimliğine itiraz hakkı bulunduğu ihtarının da bulunması gerektiği ve bu yasal ihtarı içermeden düzenlenen KDAE kararının şüpheli/sanık tarafından öğrenilmiş olsa dahi kesinleşmemiş sayılacağı, erteleme süresinin KDAE kararının usulüne uygun kesinleşmesi ile başlayacağı, bu kapsamda KDAE kararının tebliğinin usule uygun yapılması gerektiği, suça sürüklenen çocuklar hakkında verilen KDAE kararlarının müdafiine yapılmasının da zorunlu olduğu, diğer bir anlatımla, usule uygun tebliğ edilmeyen KDAE kararı kesinleşmediğinden 5 yıllık erteleme süresinin de başlamayacağı, KDAE kararının kesinleşmesi beklenilmeden erteleme kararı ile birlikte verilen tedavi ve/veya denetimli serbestlik tedbirinin infazı için dosyanın ilgili Denetimli Serbestlik Müdürlüğüne gönderilmesi durumunda,
Denetimli Serbestlik Müdürlüğü tarafından düzenlenen ihtarlı çağrı kağıdının yükümlüye tebliğ edilerek tedbirin infazına başlanmasının hukukî sonuç doğurmayacağı ve kovuşturma şartının gerçekleşmemiş sayılacağı kabul edilmektedir.
5237 sayılı Kanun’un 191 inci maddesinin altıncı fıkrasında yer alan “Dördüncü fıkraya göre kamu davasının açılmasından sonra, birinci fıkrada tanımlanan suçun tekrar işlendiği iddiasıyla açılan soruşturmalarda ikinci fıkra uyarınca kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararı verilemez” hükmü gereği, KDAE kararı bu suçtan yürütülen soruşturmalarda sadece bir kez verilebilecektir. Buna göre, usulüne uygun verilip kesinleşen herhangi bir KDAE kararı bulunmamasına rağmen aynı sanık hakkında birden fazla soruşturma bulunması halinde, soruşturmaların birleştirilmesi sonrası KDAE kararı verilmesi gerekmektedir.
Dairemiz yerleşik içtihatlarına göre, KDAE kararının kesinleşmesi tarihine kadar aynı şüpheli/sanık tarafından kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde bulundurma suçundan işlenen tüm eylemler tek suç olarak kabul edilmekte ve 5237 sayılı Kanun’un 61 inci maddesi kapsamında temel cezanın belirlenmesinde alt sınırdan uzaklaşma gerekçesi olarak kabul edilmektedir. KDAE kararının kesinleşmesinden sonra işlenen kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde bulundurma suçu ise, 5237 sayılı Kanun’un 191 inci maddesinin dördüncü fıkrası kapsamında ihlal sebebi olarak sayılarak aynı maddenin beşinci fıkrası uyarınca ayrı bir soruşturma ve kovuşturma konusu yapılamayacağı, bu ihlalden sonra işlenen kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde bulundurma suçlarının soruşturma ve kovuşturma konusu olabileceği, ancak iddianame düzenlenmeden aynı suçtan işlenen eylemlerin ise 5237 sayılı Kanun’un 43 üncü maddesi kapsamında zincirleme suça esas alınması gerektiği kabul edilmektedir. İddianame düzenlendikten sonra aynı suçtan işlenen suçlar ise ayrı suçtur ve 5237 sayılı Kanun’un 191 inci maddesinin altıncı fıkrası kapsamında doğrudan dava konusu edilebilir.
Uygulamada sıklıkla karşılaşılması nedeniyle, kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde bulundurma suçundan birden fazla kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararı var ise, Dairemizce bunlardan usulüne uygun olarak verilip kesinleşen ilk KDAE kararının esas alınması gerektiği kabul edilmektedir.
Sanık hakkında, 6545 sayılı Kanun’un 85 inci maddesi ile 5320 sayılı Kanun’a eklenen geçici 7 nci maddesinin birinci fıkrası kapsamında mahkemelerce verilen tedavi ve/veya denetimli serbestlik tedbiri kararı ya da aynı Kanun’un geçici 7 nci maddesinin ikinci fıkrası kapsamında verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı var ise hükmedilen tedbirin infazı sırasında ya da hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı ile hükmedilen erteleme süresi içerisinde kullanmak için
uyuşturucu veya uyarıcı madde bulundurma suçundan işlenen ilk eylem, anılan Kanun hükümleri, açık bir şekilde 5237 sayılı Kanun’un 191 inci maddesi hükümleri çerçevesinde hareket edilmesi gerektiğini düzenlediğinden, ihlal niteliğinde sayılacaktır ve mahkemelerce yargılamaya devam olunarak hüküm kurulacaktır. Hükmedilen tedbirin infazı sırasında ya da hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı ile hükmedilen erteleme süresi içerisinde ihlalin gerçekleşmemesi halinde ise mahkemelerce sürenin olumlu geçtiğinin tespiti üzerine düşme kararı verilecektir. Ancak, sanık hakkında anılan geçiş hükümlerinin uygulanmasından sonra, kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde bulundurma suçundan işlenen soruşturma ve kovuşturma konusu edilebilen sonraki eylem ile ilgili olarak, sanık lehine olması nedeniyle, 5237 sayılı Kanun’un 6545 sayılı Kanun ile değişik 191 inci maddesinin ikinci ve üçüncü fıkraları doğrultusunda KDAE kararı verilmesi gerektiği Dairemizce kabul edilmektedir.
5237 sayılı Kanun’un 191 inci maddesinin sekizinci fıkrasında yer alan “Bu Kanunun; a) 188 inci maddesinde tanımlanan uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti, b) 190 ıncı maddesinde tanımlanan uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanılmasını kolaylaştırma, suçundan dolayı yapılan kovuşturma evresinde, suçun münhasıran bu madde kapsamına girdiğinin anlaşılması hâlinde, sanık hakkında bu madde hükümleri çerçevesinde hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilir.” hükmü gereği verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının (HAGB) ise yine kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde bulundurma suçuna özgü olarak düzenlendiği, bu kapsamda 5237 sayılı Kanun’un 6545 sayılı Kanun ile değişik 191 inci maddesinin ikinci ve üçüncü fıkraları doğrultusunda verilen KDAE kararı ile aynı nitelikte olduğu ve aynı hukuki sonuçları doğuracağı dolayısıyla, KDAE kararı verilebilmesi için aranan tüm koşulların HAGB kararı verilebilmesi için de geçerli olduğu, HAGB kararı ile birlikte denetimli serbestlik tedbiri uygulanmasının da zorunlu olduğu, gerek görülmesi halinde sanığın tedaviye de tabi tutulabileceği kabul edilmektedir. Ancak usulüne uygun olarak verilip kesinleşen KDAE kararı var ise 5237 sayılı Kanun’un 191 inci maddesinin sekizinci fıkrası doğrultusunda HAGB kararı verilemeyeceği, aynı şekilde 5237 sayılı Kanun’un 191 inci maddesinin sekizinci fıkrası kapsamında usulüne uygun şekilde verilip kesinleşen HAGB kararı var ise şüpheli/sanığın bu suçtan işlediği başka eylemi yönünden ayrı bir KDAE kararı verilemeyeceği kabul edilmektedir.
Yukarıda yer verilen açıklamalar doğrultusunda;
Kabul edilebilir bir temyiz başvurusu üzerine yapılan inceleme neticesinde;
İlk derece mahkemesince her iki eylemin sübutunun kabul edildiği, Bölge Adliye Mahkemesince de her iki eylem yönünden sübut kabul edilerek zincirleme suç hükümlerinin uygulanmasına ilişkin karar verildiği, dolayısıyla sanık müdafiinin zincirleme suç hükümlerinin uygulanması hususunda aleyhe istinaf başvurusunun olmadığı ya da ek savunma alınmadığı yönündeki temyiz isteminin aleyhe bozma yasağı kapsamında değerlendirilemeyeceği,
Sanık hakkında, birden fazla kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararı verilemeyeceği, 26.12.2018 tarihli KDAE kararının içeriğinde KDAE kararına karşı 15 gün içinde Sulh Ceza Hakimliğine itiraz hakkı bulunduğunun gösterilmesi yerine itiraz süresinin 7 gün olarak gösterilmesinin hukuka aykırı olduğu ancak sanık müdafiinin itirazı üzerine, 26.03.2019 tarihinde Sulh Ceza Hakimliğinin 2019/819 D.iş sayılı kararı ile itirazın reddine karar verilerek itiraz hakkının tanınmış olduğu, bu sebeple usulüne uygun kesinleşen 26.12.2018 tarihli KDAE kararının esas alınması gerektiği,
Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi’nde (UYAP) yapılan incelemede, sanık hakkında 08.08.2018 tarihinde işlediği eylem nedeniyle … Asliye Ceza Mahkemesinin 2020/321 Esas sayılı dosyası üzerinden açılan kamu davasının derdest olduğu anlaşılmakla;
Usulüne uygun olarak 26.03.2019 tarihinde kesinleşen 26.12.2018 tarihli KDAE kararının kesinleşmesinden önce işlenen 14.04.2018 ve 07.09.2018 tarihli eylemlerin tek suç olup temel cezanın belirlenmesinde alt sınırdan uzaklaşma gerekçesi olarak kabul edilebileceği gözetilip, UYAP üzerinden yapılan araştırma kayıtları da denetime olanak verecek şekilde dosya arasına alınıp, gerektiğinde Cumhuriyet Başsavcılığından başkaca kayıt bulunup bulunmadığı da sorularak, dosya ve soruşturma kayıtlarının akıbeti araştırılıp, aslı veya onaylı örneklerinin getirtilip incelenen dosya arasına konulması ve tüm deliller değerlendirilerek, varsa kesinleşen mahkeme kararları yönünden gerektiğinde kanun yararına bozma yoluna gidilip gidilmeyeceği de tartışıldıktan sonra, her bir eylem yönünden ayrı ayrı sübut da tartışılarak hüküm kurulması gerkirken, eksik araştırma ile sanık hakkında mahkûmiyet hükmü kurulması, hukuka aykırı görülmüştür.
V. KARAR
Gerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle sanık müdafiinin temyiz istemi yerinde görüldüğünden … Bölge Adliye Mahkemesi 3. Ceza Dairesinin, 08.12.2021 tarihli ve 2020/754 Esas, 2021/2527 Karar sayılı kararının 5271 sayılı Kanun’un 302 nci maddesinin ikinci fıkrası gereği, Tebliğname’ye aykırı olarak, diğer yönleri incelenmeksizin, oy birliğiyle BOZULMASINA,
Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304 üncü maddesinin ikinci fıkrasının (b) bendi uyarınca takdîren … Bölge Adliye Mahkemesi 3. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,
08.06.2023 tarihinde karar verildi.