YARGITAY KARARI
DAİRE : 5. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2022/108
KARAR NO : 2023/10543
KARAR TARİHİ : 31.10.2023
…
MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SAYISI : 2015/227 Esas, 2015/392 Karar
…
SUÇ : Rüşvet vermeye teşebbüs
HÜKÜM : Mahkumiyet
…
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Onama
EK TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Onama
İstanbul 7. Ağır Ceza Mahkemesinin, 17.09.2015 tarihli ve 2015/227 Esas, 2015/392 sayılı Kararının sanık ve müdafii ile şikayetçi vekili tarafından temyizi üzerine yapılan ön incelemede:
Dairemizce de benimsenen Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 14.02.2017 tarihli, 2015/5-95 Esas, 2017/71 sayılı ve benzer Kararlarında da belirtildiği üzere “suçtan zarar görme” kavramının “suçtan doğrudan doğruya zarar görmüş bulunma hali” olarak anlaşılması gerektiği, dolaylı veya muhtemel zararların davaya katılma hakkı vermeyeceği, bu nedenle 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 237 nci maddesine göre sanığa isnat edilen rüşvet vermeye teşebbüs suçundan doğrudan zarar görmeyen İçişleri Bakanlığının kamu davasına katılma ve temyiz hakkının bulunmadığı anlaşılmıştır.
Sanık hakkında kurulan hükmün; karar tarihi itibarıyla 6723 sayılı Kanun’un 33 üncü maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun’un 8 inci maddesi gereği yürürlükte bulunan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun (1412 sayılı Kanun) 305 inci maddesi gereği temyiz edilebilir olduğu, karar tarihinde yürürlükte bulunan 5271 sayılı Kanun’un 260 ıncı maddesinin birinci fıkrasınca sanık ve müdafiinin hükmü temyize hak ve yetkilerinin bulunduğu, 1412 sayılı Kanun’un 310 uncu maddesince temyiz isteklerinin süresinde olduğu, aynı Kanun’un 317 nci maddesi uyarınca belirtilen husus dışında temyiz isteklerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı tespit edilmekle, gereği düşünüldü:
I. HUKUKÎ SÜREÇ
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının, 25.03.2004 tarihli ve 2004/6108 Esas, 2004/14225 Soruşturma, 2004/33 numaralı İddianamesiyle; sanık hakkında rüşvet vermeye teşebbüs suçundan 765 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (765 sayılı Kanun) 213 üncü maddesinin birinci fıkrası, 217 nci, 219 uncu, 31 inci, 33 üncü ve 40 ıncı maddeleri uyarınca cezalandırılması talebiyle kamu davası açılmıştır.
İstanbul 7. Ağır Ceza Mahkemesinin, 01.03.2006 tarihli ve 2004/121 Esas, 2006/29 sayılı Kararı ile sanık hakkında rüşvet vermeye teşebbüs suçundan, 5237 sayılı Kanun’un 252 nci maddesinin birinci fıkrası, 35 inci, 62 nci, 53 üncü ve 54 üncü maddeleri uyarınca neticeten 10 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve suça konu paranın müsaderesine karar verilmiştir.
Kararın, sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine Dairemizin 09.02.2009 tarihli, 2008/14109 Esas ve 2009/1335 sayılı Kararı ile hükümden sonra yürürlüğe giren 5728 sayılı Temel Ceza Kanunlarına Uyum Amacıyla Çeşitli Kanunlarda ve Diğer Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 562 nci maddesinin birinci fıkrası ile değişik 5271 sayılı Kanun’un 231 inci maddesinin beşinci fıkrasında hapis cezası için öngörülen sınırın 2 yıla çıkarılması ve on dördüncü fıkrasında yer alan soruşturulması ve kovuşturulması şikâyete bağlı suç olma şartının kaldırılması nedeniyle sanık hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılıp bırakılmayacağının karar yerinde değerlendirilmesi amacıyla sair yönleri incelenmeksizin bozulmasına hükmedilmiştir.
Bozma ilamına uyularak yapılan yargılama neticesinde Mahkemenin 16.10.2009 tarihli ve 2009/216 Esas, 2009/429 sayılı Kararı ile; sanık hakkında rüşvet vermeye teşebbüs suçundan, 5237 sayılı Kanun’un 252 nci maddesinin birinci fıkrası, 35 inci, 62 nci, 53 üncü ve 54 üncü maddeleri uyarınca neticeten 10 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve suça konu paranın müsaderesine hükmedilmiş ve 5271 sayılı Kanun’un 231 inci maddesinin beşinci fıkrası uyarınca hükmün açıklanması geri bırakılmıştır.
Sanığın denetim süresi içerisinde kasten yeni bir suç işlediğinin ihbarı sonrası Mahkemece yapılan yargılama neticesinde açıklanması geri bırakılan hüküm açıklanarak temyiz incelemesine konu karar ile; sanık hakkında rüşvet vermeye teşebbüs suçundan, 5237 sayılı Kanun’un 252 nci maddesinin birinci fıkrası, 35 inci, 62 nci ve 53 üncü maddeleri uyarınca neticeten 10 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluğuna karar verilmiştir.
II. TEMYİZ SEBEPLERİ
Şikayetçi bakanlık vekilinin temyizi; davaya katılmalarına, mahkeme kararının kaldırılıp sanığın üst sınırdan cezalandırılmasına ve idare lehine vekalet ücretine karar verilmesine yöneliktir.
Sanık ve müdafiinin temyiz istemi; sanık hakkında kurulan mahkumiyet hükmünün usul ve yasaya aykırı olduğuna ilişkindir.
III. GEREKÇE
5271 sayılı Kanun’un 231 inci maddesinin 11 inci fıkrasında, denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işlenmesi veya denetimli serbestlik tedbirine ilişkin yükümlülüklere aykırı davranılması halinde, mahkemenin hükmü açıklayacağı belirtilmiştir. Öte yandan, kararın kesinleşmesi yoklukta verilenlerin yöntemince tebliğinden, huzurda verilenlerin de usulünce tefhiminden itibaren yasada öngörülen sürede kanun yoluna başvurulmaması ya da başvurulup reddedilmesi durumunda mümkün olacaktır. Bu açıklamalar ışığında, açıklanması geri bırakılan hükmün açıklanması için öncelikle hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının kesinleşmesi gerekmektedir. Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı kesinleşmemiş ise denetim süresi başlamayacak ve sanığın denetim süresi içinde suç işlediğinden de bahsedilemeyecektir.
Sanık hakkında rüşvet vermeye teşebbüs suçundan açılan kamu davasında İstanbul 7. Ağır Ceza Mahkemesince yapılan yargılama sonunda verilen 16.10.2009 tarihli ve 2009/216 Esas, 2009/429 sayılı hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair Kararın suçtan zarar gören Hazineye tebliğ edilmeksizin 25.11.2009 tarihinde kesinleştirilmesini müteakip sanığın denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işlediğine ilişkin ihbarda bulunulması üzerine temyiz incelemesine konu 17.09.2015 tarihli hükmün kurulduğu,
3628 sayılı Kanun’un 17 nci ve 18 inci maddelerine göre rüşvet vermeye teşebbüs suçunun zarar göreni olan ve davaya katılma hakkı bulunan Hazinenin 5271 sayılı Kanun’un 231 inci maddesinin on ikinci fıkrası hükmü uyarınca İstanbul 7. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 16.10.2009 tarihli hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair karara itiraz hakkının bulunduğu ancak Hazineye karar tebliğ edilmediğinden sanık hakkındaki anılan kararın kesinleşmediği ve dava zamanaşımı süresinin durmadığı gözetilerek yapılan incelemede;
Sanığın yargılama konusu eylemi için, 5237 sayılı Kanun’un 7 nci maddesinin ikinci fıkrası gereğince sanık lehine olan ve suç tarihinde yürürlükte bulunan 765 sayılı Kanun’un 213 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca belirlenecek cezanın üst haddine göre aynı Kanun’un 102 nci maddesinin üçüncü fıkrası ve 104 üncü maddesinin ikinci fıkrasında belirtilen 10 yıllık olağan ve 15 yıllık olağanüstü dava zamanaşımı sürelerine tabi olduğu anlaşılmıştır.
Suç tarihi olan 10.03.2004 ile inceleme günü arasında 15 yıllık olağanüstü dava zamanaşımı süresinin gerçekleşmiş olduğu belirlenmiştir.
IV. KARAR
1. Ön inceleme bölümünde açıklanan nedenle … vekilinin temyiz isteminin 1412 sayılı Kanun’un 317 nci maddesi gereğince REDDİNE,
2. Gerekçe bölümünde açıklanan nedenle İstanbul 7. Ağır Ceza Mahkemesinin, 17.09.2015 tarihli ve 2015/227 Esas, 2015/392 sayılı Kararına yönelik sanık ve müdafiinin temyiz istekleri yerinde görüldüğünden hükmün, 1412 sayılı Kanun’un 321 inci maddesinin birinci fıkrası gereği BOZULMASINA, ancak bu husus yeniden yargılamayı gerektirmediğinden aynı Kanun’un 322 nci maddesinin birinci fıkrasının (1) numaralı bendinin verdiği yetkiye dayanılarak sanık hakkındaki kamu davasının 5271 sayılı Kanun’un 223 üncü maddesinin sekizinci fıkrası uyarınca gerçekleşen zamanaşımı nedeniyle, Tebliğname’ye aykırı olarak, oy birliğiyle DÜŞMESİNE,
Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,
31.10.2023 tarihinde karar verildi.