Yargıtay Kararı 12. Ceza Dairesi 2012/9504 E. 2013/3087 K. 14.02.2013 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 12. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2012/9504
KARAR NO : 2013/3087
KARAR TARİHİ : 14.02.2013

Mahkemesi :Asliye Ceza Mahkemesi
Suç : Taksirle yaralama, trafik güvenliğini tehlikeye sokma
Hüküm : 1) 5237 sayılı TCK’nın 89/4, 22/3, 89/2-b, 62, 52, 50/1-a, 53/6. maddeleri gereğince mahkumiyet,
2) 5237 sayılı TCK’nın 179/2, 62, 52, 50/1-a maddeleri gereğince mahkumiyet

Taksirle yaralama ve trafik güvenliğini tehlikeye sokma suçlarından, sanığın mahkumiyetine ilişkin hükümler, mahalli Cumhuriyet Savcısı tarafından temyiz edilmekle, dosya incelenerek gereği düşünüldü:
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, mahalli Cumhuriyet Savcısı’nın yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine, ancak;
1-Sanık hakkında taksirle yaralama suçundan hüküm kurulurken ve iki sınır arasındaki temel ceza belirlenirken, suçun işleniş biçimi, sanığın tam kusurlu olması, olayda biri nitelikli dört kişinin yaralanması ve maddede öngörülen cezanın üst sınırı da nazara alınmak suretiyle adalet, hakkaniyet ve nasafet kurallarına göre uygun bir cezaya hükmedilmesi gerektiği gözetilmeden, sanık hakkında asgari hadden ceza tayini,
2-İstisnai bir kusurluluk şekli olan taksir, 5237 sayılı TCK’nın 22/2. maddesinde “dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık dolayısıyla, bir davranışın suçun kanuni tanımında belirtilen neticesi öngörülmeyerek gerçekleştirilmesi” şeklinde tanımlanmıştır. Toplumsal yaşamda belli faaliyetlerde bulunan kimselerin başkalarına zarar vermemek için bir takım önlemler alması ve bazı davranış kurallarına uyma zorunlulukları bulunmaktadır. Bu kurallar toplum olarak yaşama zorunluluğundan doğabileceği gibi, Devletin müdahalesiyle de ortaya çıkabilmektedir. Taksirli suç bu kuralların ihlal edilmesi sonucu belirir, fail tedbirli ve öngörülü davranmamış olduğu için cezalandırılır. Bu bakımdan sorumluluğun nedeni, öngörebilme imkân ve ödevinin varlığına rağmen sonuca iradi bir hareketle neden olmaktan kaynaklanmaktadır.
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 25.03.2008 tarih ve 43-62; 01.02.2005 tarih ve 213-3; 23.03.2004 tarih ve 12-68; 09.10.2001 tarih ve 181-204; 21.10.1997 tarih ve 99-202 sayılı kararları başta olmak üzere, birçok kararında da vurgulandığı üzere, öğretide ve uygulamada taksirin unsurları;
1- Fiilin taksirle işlenebilen bir suç olması,
2- Hareketin iradiliği,
3- Neticenin iradi olmaması,
4- Hareketle netice arasında nedensellik bağının bulunması,
5- Neticenin öngörülebilir olmasına rağmen öngörülmemiş olması, şeklinde kabul edilmektedir.
Bilinçli taksir ise 5237 sayılı TCK’nın 22/3. maddesinde, “kişinin öngördüğü neticeyi istememesine karşın, neticenin meydana gelmesi” olarak tanımlanmıştır. Taksir ile bilinçli taksir arasındaki ayırıcı ölçüt taksirde failin öngörülebilir nitelikteki neticeyi öngörmemesi, bilinçli taksir halinde ise bu neticeyi öngörmüş olmasıdır.
Bilinçli taksirde gerçekleşen sonuç, fail tarafından öngörüldüğü halde istenmemiştir. Gerçekten neticeyi öngördüğü halde, sırf şansına veya başka etkenlere, hatta kendi beceri veya bilgisine güvenerek hareket eden kimsenin tehlike hali, bunu öngörmemiş olan kimsenin tehlike hali ile bir tutulamaz; neticeyi öngören kimse, ne olursa olsun, bu neticeyi meydana getirecek harekette bulunmamakla yükümlüdür.
Tüm açıklamalar çerçevesinde;
Sanığın sevk ve idaresindeki kamyonla 6 m genişliğindeki, çift yönlü yolda gündüz vakti seyir halindeyken viraja hızlı girmesi sonucu aracının hakimiyetini kaybederek kamyonun yan yatması ve karşı yönden gelen bir aracın tamponuna çarpması neticesinde kamyonun kasasında bulunan mağdurların yaralanmasına sebebiyet verdiği olayda, gerçekleşen netice öngörülebilir ise de, fail tarafından öngörülmüş olduğuna ve buna rağmen failin şansına veya başka etkenlere güvenerek hareketini sürdürdüğüne ilişkin herhangi bir bilgi ve belirleme bulunmadığı nazara alınmaksızın, sanığın eylemi bilinçli taksirle işlediğinin kabulü ile, sanık hakkında 5237 sayılı TCK’nın 22/3. maddesi uygulanması,
3-Taksirle birden fazla kişinin yaralandığı olayda sanığın eyleminin 5237 sayılı TCK’nın 89/4 maddesi kapsamında kaldığı anlaşılmakla, sanığa verilen cezadan aynı kanunun 89/2-b maddesi gereğince ayrıca artırım yapılamayacağının gözetilmemesi,
4-5237 sayılı TCK’nın ”trafik güvenliğini tehlikeye sokma” başlıklı 179.maddesinin 3. fıkrasında alkol ve uyuşturucu madde etkisiyle emniyetli bir şekilde … sevk ve idare edemeyecek olan kişinin … kullanma halinin suç olarak düzenlendiği, maddede belirtilen suçun tehlike suçu olduğu, somut olayda ise dört kişinin yaralanmış olması sebebiyle zarar suçunun oluştuğu anlaşılmakla ve sadece taksirle yaralama suçundan mahkumiyeti yerine ayrıca trafik güvenliğini tehlikeye sokma suçundan da cezalandırılmasına karar verilmesi,
Kanuna aykırı olup, mahalli Cumhuriyet Savcısı’nın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden, hükmün bu sebepten dolayı 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK’un 321. maddesi gereğince isteme uygun olarak BOZULMASINA, 14.02.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.