YARGITAY KARARI
DAİRE : 2. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2023/1723
KARAR NO : 2023/3213
KARAR TARİHİ : 31.05.2023
MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SAYISI : 2013/499 E., 2016/472 K.
SUÇ : Hırsızlık
HÜKÜM : Mahkûmiyet
İTİRAZNAME GÖRÜŞÜ : Bozma
İTİRAZA KONU KARAR :Temyiz isteminin reddi
İTİRAZ EDEN : Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı
Yargıtay 6. Ceza Dairesinin 05.12.2022 tarihli ve 2021/25918 Esas, 2022/16929 Karar sayılı kararına karşı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, 28.12.2022 tarihli ve KD-2-2021/137042 sayılı itirazı üzerine yapılan inceleme neticesinde;
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 308/1. maddesinde belirtildiği üzere, süre aranmaksızın yapılan lehe itiraz başvurusu üzerine dava dosyası, aynı Kanun’un 308/2. maddesi gereği Dairemize gönderilmekle, gereği düşünüldü:
I. İTİRAZ SEBEPLERİ
Asliye ceza mahkemelerince verilen kararlara karşı bulundukları asliye ve ağır ceza mahkemeleri nezdindeki Cumhuriyet savcıları için kanun yolunun açık olduğu hususunda bir tereddüt bulunmamakla birlikte, 6217 sayılı Kanun ile yapılan değişiklik sonrası 01.09.2020 tarihine kadar asliye ceza mahkemelerince verilen temyiz edilebilir nitelikte hükümlerin Cumhuriyet savcıları tarafından hangi süre içinde temyiz edilebileceklerine ilişkin bir düzenleme bulunmadığı, bu durumda, Cumhuriyet savcılarının mevcut temyiz haklarını hangi süre içinde kullanabilecekleri ve bu sürenin ne zaman başlayacağı belirlenirken kıyas metodu ile bu husustaki mevcut hukuki boşluk, yürürlükteki hukuk düzeninin bütünlüğü de dikkate alınarak en uygun hukuk kuralı bulunup bu alanda yaşanan boşluk doldurulması gerektiği, 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe girmiş bulunan 5271 sayılı Kanun’un istinaf başvurusunun süresini belirleyen 273 ve temyiz süresini düzenleyen 291. maddeleri, 5320 sayılı Kanunun 8. maddesinde öngörüldüğü üzere bölge adliye mahkemelerinin göreve başladığının resmen ilan edilmemesi nedeniyle henüz uygulanma yeteneği kazanamadıkları için, kıyaslamada da dikkate alınamayacağı, aksi düşüncenin kabulü, kanun koyucunun açık bir irade sergileyerek henüz uygulanmasını arzu etmediği bir kanun normunun kıyas yoluyla ve dolaylı biçimde uygulanması anlamına geleceği, bu durumda sorunun, 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun “Temyiz talebi ve süresi” başlıklı 310. maddesinin kıyasen uygulanarak çözümlenmesi gerektiği, bu maddenin birinci fıkrasında, temyiz süresinin tefhimle başlayacağı ve bir hafta olduğu belirtilerek genel kural vurgulandığı, ancak, Cumhuriyet savcılarının duruşmasına iştirak etmediği sulh ceza mahkemesi kararlarını bu süre içinde temyiz etmeleri çoğu kere mümkün olamayacağı için, bunlar yönünden özel bir prensip benimsenerek daha uzun bir süre öngörüldüğü, bu nedenle maddenin üçüncü fıkrasında, bu kararların tefhimden itibaren bir ay içinde temyiz edilebileceğinin hükme bağlandığı, o halde, bölge adliye mahkemelerinin göreve başladığının resmen ilan edilmesinden önceki evrede aleyhine temyiz yoluna başvurulan kararlar söz konusu olduğunda, diğer bir ifadeyle 1412 sayılı Kanun’un 305 ilâ 326. maddelerinin uygulanması gereken hallerde, o yer Cumhuriyet savcılarının duruşmalarına iştirak etmediği asliye ceza mahkemesi kararlarına yönelik temyiz süreleri de bu kanunun 310. maddesinin 3. fıkrası kıyasen uygulanmak suretiyle belirlenerek bu sürenin “tefhim tarihinden itibaren bir ay” olduğunun kabul edilmesi gerektiği, nitekim Ceza Genel Kurulunun 06.11.2007 tarihli ve 167-222 sayılı kararında, üst Cumhuriyet savcısı açısından da aynı sonuca ulaşıldığı, bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde, … 2. Asliye Ceza Mahkemesince 31.05.2016 tarihinde tefhim edilen hükme karşı, o yer Cumhuriyet savcısı tarafından tefhim tarihinden itibaren bir aylık süre içinde 21.06.2016 tarihinde temyiz başvurusunda bulunulduğu anlaşıldığından, o yer Cumhuriyet savcısının temyiz talebinin süresinde olduğu ve hükmün 15.12.2021 tarihli Tebliğname’ye uygun olarak bozulmasına karar verilmesi gerektiğine ilişkindir.
GEREKÇE :
5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun’un 8/1. maddesine göre, “Bölge adliye mahkemelerinin, 26.9.2004 tarihli ve 5235 sayılı Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanunun geçici 2. maddesi uyarınca Resmî Gazete’de ilân edilecek göreve başlama tarihinden önce verilen kararlar hakkında, kesinleşinceye kadar 1412 sayılı Kanun’un 322. maddesinin dördüncü, beşinci ve altıncı fıkraları hariç olmak üzere, 305 ilâ 326 ncı maddeleri uygulanır. (Ek cümle: 01.07.2016-6723/33 md.). Bu nedenle bölge adliye mahkemelerinin faaliyete geçtiği 20.07.2016 tarihinden önce verilen ve Yargıtay incelemesinden geçen dosyalar hakkında 5320 sayılı Yasanın 8. maddesi uyarınca hüküm kesinleşinceye kadar 1412 sayılı Kanun’un temyiz kanun yoluna ilişkin 305 ila 326. maddelerinin uygulanması gerektiğinden, bu tür dosyalarda bozma üzerine 20.07.2016 tarihinden sonra verilen hükümler için de 1412 sayılı Kanun’un 310. maddesi uyarınca temyiz süresi belirlenecektir.
1412 sayılı Kanun’un 5320 sayılı Kanun’un 8. maddesi uyarınca halen yürürlükte bulunan 310. maddesinde de; “Temyiz talebi, hükmün tefhiminden bir hafta içinde hükmü veren mahkemeye bir dilekçe verilmesi veya zabıt katibine yapılacak beyanla olur. Beyan tutanağa geçirilir ve tutanak hakime tasdik ettirilir.
Hükmün tefhimi sanığın yokluğunda olmuşsa bu süre tebliğ tarihinden başlar.
Sulh mahkemelerinin temyizi kabil kararları, yargı çevresi içinde bulundukları asliye ve ağır ceza mahkemeleri nezdindeki Cumhuriyet savcıları tarafından, tefhim tarihinden itibaren bir ay içinde temyiz edilebilir” hükümlerine yer verilmiştir.
6217 sayılı Kanunun 26. maddesi ile 5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanununa eklenen Geçici 3. maddede ise; “01.01.2014 tarihine kadar, (bu süre 01.09.2020 tarihine kadar uzatılmıştır) asliye ceza mahkemelerinde yapılan duruşmalarda Cumhuriyet savcısı bulunmaz ve katılma hususunda Cumhuriyet savcısının görüşü alınmaz. Ancak, verilen hükümler ile tutuklamaya veya salıverilmeye ilişkin kararlara karşı Cumhuriyet savcısının kanun yoluna başvurabilmesi amacıyla dosya Cumhuriyet başsavcılığına gönderilir” şeklinde düzenleme yer almaktadır.
Anılan hükümler doğrultusunda Yüksek Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 10.06.2014 tarihli ve 2013/12-834 Esas ve 2014/321 Karar sayılı içtihatında da belirtilidiği üzere o yer Cumhuriyet savcılarının duruşmalarına iştirak etmediği asliye ceza mahkemesi kararlarına yönelik temyiz süreleri 1412 sayılı Kanun’un 310. maddesinin 3. fıkrası kıyasen uygulanmak suretiyle belirlenmelidir ve bu sürenin “tefhim tarihinden itibaren bir ay” olduğu kabul edilmiştir.
Yukarıda yer alan açıklamalar ışığında, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabulüne,
5271 sayılı Kanun’un 308/2. maddesi gereği Yargıtay 6. Ceza Dairesinin, 05.12.2022 tarihli ve 2021/25918 Esas, 2022/16929 Karar sayılı ve o yer Cumhuriyet savcısının temyiz talebinin süre yönünden reddine dair ilamının kaldırılmasına karar verilerek yapılan incelemede;
1.Tüm dava dosyası kapsamı, güvenlik kamerası kayıtları, Emniyet Genel Müdürlüğü … Kriminal Polis Laboratuvarı Müdürlüğünün 25.12.2014 tarihli uzmanlık raporu, dosyada mevcut fotoğraflar, katılanın sanığı kesin ve net olarak teşhis ettiğine dair 16.09.2013 tarihli teşhis tutanağı karşısında sanık hakkında mahkûmiyet hükmü kurulmasında isabetsizlik görülmediğinden, hükümde bu yönüyle hukuka aykırılık bulunmamış, yargılama sürecindeki işlemlerin usûl ve kanuna uygun olarak yapıldığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan tüm delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, eylemin sanık tarafından gerçekleştirildiğinin saptandığı, vicdanî kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı, eyleme uyan suç vasfı ile yaptırımların doğru biçimde belirlendiği anlaşıldığından, o yer Cumhuriyet savcısının yerinde görülmeyen diğer temyiz sebepleri de reddedilmiştir.Ancak;
a- 25.12.2014 tarihli güvenlik kamera kayıtları içeriğine göre suçun saat 21.53’de işlendiği, UYAP’tan yapılan sorgulamada yaz saati de dikkate alındığında 25.08.2013 tarihinde güneşin saat 19.55’de battığı, dolayısıyla gece sayılan zaman diliminin saat 20.55’de başladığı, bu suretle suçun gece vakti işlendiği anlaşılmakla, kurulan hükümde 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 143/1. maddesinin uygulanması gerektiğinin gözetilmemesi suretiyle eksik ceza tayini,
b- Uygulama maddesinin, 5237 sayılı Kanun’un 142/1-b maddesi yerine, 142 (1) maddesi olarak gösterilmesi hukuka aykırı görülmüştür.
III.KARAR
Gerekçe bölümünde belirtilen nedenlerle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı İTİRAZININ KABULÜNE, 5271 sayılı Kanun’un 308/2. maddesi gereği Yargıtay 6. Ceza Dairesinin, 05.12.2022 tarihli ve 2021/25918 Esas, 2022/16929 Karar sayılı ve O yer Cumhuriyet savcısının temyiz talebinin süre yönünden reddine dair ilâmının KALDIRILMASINA, … 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 31.05.2016 tarihli ve 2013/499 Esas, 2016/472 Karar sayılı kararının, 1412 sayılı Kanun’un 321. maddesi gereği Tebliğname’ye uygun olarak BOZULMASINA, dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 31.05.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.