Yargıtay Kararı 11. Hukuk Dairesi 2022/6055 E. 2023/5953 K. 18.10.2023 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2022/6055
KARAR NO : 2023/5953
KARAR TARİHİ : 18.10.2023

İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi

Taraflar arasında İlk Derece Mahkemesinde görülen ve istinaf incelemesinden geçen itirazın iptali davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Dairece Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir

Bölge Adliye Mahkemesince bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın kabulüne karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; davacı müvekkilinin davalı şirketten 400.187,50 TL alacağının olduğunu, alacağının kendisine ödenmesi için Lüleburgaz 1. Noterliğinin 21.07.2017 tarih ve 03941 yevmiye nolu ihtarnamesi ile ihtarda bulunduğunu, ancak 7 günlük süre içerisinde borcun kendisine ödenmediğini, davalı şirketin borcunu ödememesi üzerine Lüleburgaz 1. İcra Müdürlüğünün 2014/5305 E. sayılı dosyası ile icra takibi başlatıldığını, ancak davalı tarafın haksız olarak takibe itiraz ettiği, haksız yapılan itiraz neticesinde takibin durduğunu, davalı şirketin 01.01.2014–28.02.2014 tarihli detay mizanında da açıkça görüleceği üzere davacı müvekkiline 400.187,50 TL borçlu olduğunu, davalı şirketin borcunu bilmesine rağmen haksız olarak itiraz etmesinin kötü niyetli olduğunu iddia ederek Lüleburgaz 1. İcra Müdürlüğünün 2014/5305 E. sayılı dosyasına davalı tarafından haksız olarak yapılan itirazın iptaline karar verilmesin talep etmiştir.

II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacının dava dilekçesinde belirttiği hususların hukuki dayanaktan yoksun olduğunu, gerçeği yansıtmadığını, 31.08.2013 tarihinde taraflar arasında akdedilen ortaklık sözleşmesinin 4/3/3 üncü maddesindeki “NK ve EK şirketin sermaye yapısı yeniden oluşturulurken %35 hisse payını aralarında eşit oranda pay edeceklerdir” ifadesinden tarafların davalı şirketteki hisse paylarının %50 ve %50 olmak üzere eşit şekilde olduğunu, … ve davacının, davalı şirkete bağlı olarak faaliyet gösteren söz konusu Fen Bilimleri Dershanesi’ni 2013 yılında ortaklaşa kurmuş oldukları ARF Eğitim Hiz. A.Ş. üzerine geçirdiklerini, … ve davacının özel bir okul kurma yatırımını hayata geçirmek için akabinde 05.09.2013 tarihinde davalı şirketin Asist Öğretim Kurumları A.Ş. ile “franchising sözleşmesi” imzalayarak davalı şirket tarafından inşa edilecek okul binasının Doğa Koleji unvanı altında faaliyette bulunmasını kararlaştırdıklarını, yönetim kurulu üyesi davacının, şirketi münferiden temsil ve ilzam etme yetkisine sahip olduğundan şirket hesaplarından para çekme ve para transferlerini tek başına gerçekleştirebildiğini, ayrıca kendisinin mali müşavir de olduğundan ve şirket kayıtlarını da kendisi tuttuğundan söz konusu tutarları, şirketin muavin defterine kötü niyetli bir şekilde “Ortaklara Borçlar” hesap adı ve “Şirkete Borç” açıklaması ile kendi adına kaydettiğini, davacının bu davadaki talebinin de bu bedelin kendisine ödenmesi olduğunu, davalı şirketin yatırım sebebiyle içinde bulunduğu mali şartlar ve yüklü miktarda borç taahhüdü altına girmesi sebebiyle Asist Öğretim Kurumları A.Ş. franchising sözleşmesini 24.03.2014 tarihinde feshetmek yoluna gidince olası mali riskler ve borç yükü nedeniyle böyle bir yükün altına girmek istemeyince davacı ile …’un pay sahibi oldukları ARF ve Yön Özel Eğitim A.Ş.’yi kendi aralarında paylaşım yoluna gittiklerini, icra takibinin yasal dayanağını oluşturan şirket hesabına dava konusu işbu tutarın aktarımının, şirketin içinde bulunduğu sermaye ihtiyacına istinaden akdedilen ortaklık sözleşmesine dayandığından ve buraya aktarılan paranın davacı ve …’a ait müşterek hesaptan alarak davacının şirket hesaplarına kendi adı ile yatırmasının, şirketin yönetim kurulu üyesi ve mali müşaviri olarak kendi tuttuğu şirket defterlerine sermaye taahhüt borcunun ödenmesi açıklaması ile kaydedilmesi gerekirken kendini alacaklı hale getirir şekilde şirkete borç açıklaması ile kaydetmesinin kötü niyetinin açık göstergesi olduğunu, şirket paylaşımına yönelik tarafların gerçek iradesini yansıtan bir taahhütname olmasına ve bu taahhütnamede … ve şirketi ibra etmesine rağmen, özel okul projesinin sorunsuz bir şekilde hayata geçirilmesi ve Yön Özel Eğitim A.Ş.’nin içinde bulunduğu borç yükünden yavaş yavaş kurtulmaya başlaması sonucunda davacının, şirketin paylaşımında vermiş olduğu karardan da pişmanlık duyarak önceki iradesine aykırı bir şekilde gerek davalı şirket gerekse davalı şirketin tek ortağı … aleyhine planlı, kasti ve kötü niyetli olarak hareket ettiğini savunarak davanın reddine, davacı aleyhine kötü niyet tazminatına davanın reddini istemiştir.

III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin 05.10.2017 tarih, 2014/509 E. ve 2017/1128 K. sayılı kararıyla; davacının çeşitli zamanlarda ortaklara borçlar açıklaması ile davalı şirket hesabına havaleler yaptığı, 10.04.2014 tarihinde virman açıklaması ile … hesabından borç kaydedilerek kapatıldığı ve aralarında virman sözleşmesinin bulunmadığı, dosyada yer alan taahhütnamelerin birlikte yorumlanması sonucu dava dışı …’un şirketin faaliyetleri nedeniyle üçünü kişilere karşı doğmuş veya doğabilecek borçlardan sorumlu olmayacağı konusunda taahhütnamelerin imzalandığı, taahhütnamelerde dava dışı Erdal’ın borçlardan sorumlu olmayacağının imza altına alındığı, somut olayda ise davacının davalı şirkete verdiği ödünç paraların iadesi talebinin bulunduğu ve dava dışı şahıs ile davalı şirketin farklı şahıslar olduğu ve imzalanan taahhütnamelerin şirketin ibrası olarak değerlendirilemeyeceği, mahkemece alınan 11.03.2016 tarihli raporda da bildirildiği üzere davacının davalı şirketten 433.087,50 TL alacağının bulunduğu, ancak taleple bağlılık ilkesi gereği 400.187,50 TL üzerinden başlatılan takibin devamına karar vermek gerektiği, alacağın bilinebilir olduğu gerekçesiyle davanın kabulü ile Lüleburgaz 1. İcra Müdürlüğünün 2014/5305 E. sayılı dosyasına davalı tarafından yapılan itirazın iptali ile takibine devamına, asıl alacak miktarı 400.187,50 TL üzerinden %20 oranında hesaplanacak icra inkâr tazminatının davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiştir.

IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.

B. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin 27.06.2018 tarih, 2018/4 E. ve 2018/616 K. sayılı kararıyla; davacı tarafından delil olarak sunulan banka dekontları ile şirkete borç verildiği iddia edildiği, davalı ise paraların taraflarca imzalanan 31.08.2013 tarihli protokolün 4/3/2 nci maddesi uyarınca taahhüt edilen sermaye kapsamında davalı şirkete gönderildiğini ileri sürdüğü, davacının davalı şirkete borç verdiğini (karz) kanıt yükü altında olduğu, davacının dayanak gösterdiği banka havale makbuzları içeriğinde, gönderilen tutarların borç olarak gönderildiğine dair herhangi bir şerh içermediği, açıklamasız para havale gönderimi ise borç ödeme belgesi niteliğinde olduğu, davacının borç verdiğini kanıtlayamadığı, davalı defterlerinin dava tarihinde dahi davacı elinde bulunduğu gözetilerek davalı istinaf başvurusunun kabulüne, kararının kaldırılmasına, ispatlanamayan davanın reddine karar verilmiştir.

V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A. Bozma Kararı
1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur.

2. Dairemizin 19.12.2019 tarih, 2019/2412 E. ve 2019/1875 K. sayılı kararıyla davacı ile dava dışı şahıslar arasında yapılan 31.08.2013 ortaklık sözleşmesinin 4/3/2 nci maddesi uyarınca davacı ile dava dışı ortak …’un şirkete sermaye olarak 400.000,00 TL para getireceğinin kabul edildiği, sözleşme yapıldıktan sonra 400.187,50 TL’nin davacı tarafından şirket hesabına havale edildiği ancak sözleşme hükümleri uyarınca sermaye arttırımı yapılmadan davacının şirketteki hisselerini 01.04.2014 tarihinde devrederek şirket ortaklığından ayrıldığı sabit olduğuna göre davacı tarafından şirkete gönderilen paraların 31.08.2013 ortaklık sözleşmesi uyarınca sermaya artırımına yönelik gönderilen miktar olduğu kabul edilerek davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken, istinaf dairesince yerel mahkeme kararının kaldırılarak davanın reddine karar verilmesinin isabetli görülmediğine işaret edilerek Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir.

3.Dairemizin 20.01.2022 tarih, 2020/1047 E. ve 2022/439 K. sayılı kararıyla istinaf mahkemesince bozma ilamına uyularak yapılan yargılamada, Bölge Adliye Mahkemesince hüküm mahkemesi sıfatıyla bozmaya uyulduğundan artık davanın esası hakkında yeniden hüküm kurulması gerekirken bundan zuhulle bu kez denetim mahkemesi sıfatıyla davalının istinaf taleplerinin başvurunun esastan reddine dair karar verilmesi yerinde olmadığına işaret edilmiş ve Bölge Adliye Mahkemesi kararının bu yönden re’sen bozulmasına karar verilmiştir.

B. Bölge Adliye Mahkemesince Bozmaya Uyularak Verilen Karar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile bozmaya uyularak yapılan yargılamada, davacı ile dava dışı şahıslar arasında yapılan 31.08.2013 ortaklık sözleşmesinin 4/3/2 nci maddesi uyarınca davacı ile dava dışı ortak …’un şirkete sermaye olarak 400.000,00 TL para getireceğinin kabul edildiği, sözleşme yapıldıktan sonra 400.187,50 TL’nin davacı tarafından şirket hesabına havale edildiği ancak sözleşme hükümleri uyarınca sermaye arttırımı yapılmadan davacının şirketteki hisselerini 01.04.2014 tarihinde devrederek şirket ortaklığından ayrıldığı sabit olduğuna göre davacı tarafından şirkete gönderilen paraların 31.08.2013 ortaklık sözleşmesi uyarınca sermaya artırımına yönelik gönderilen miktar olduğunun kabul edildiği, davalının istinaf sebepleri değerlendirilip istinaf taleplerine ilişkin olarak ayrıca karar verilmeksizin uyma kararı verilen Yargıtay bozma ilamı uyarınca davanın esası hakkında yeniden hüküm kurulmak suretiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.

VI. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

B. Temyiz Sebepleri
Davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle; davacının yeni bir projeye başlanırken şirketin mali durumu değerlendirildiğinde yüklü miktarda borç vermesinin hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, davacının yatırdığı paraların, tarafların dava dışı ortakla açılan ortak hesaptan çekildiğini, davacının kötü niyetli olarak sadece kendi nam ve hesabına bu paraları yatırdığını, ticari defterlerin davacının tasarrufunda olduğunu, dava dışı ortakla davacının dava dışı şirketi bulunduğunu ve bu şirketle davalı şirketteki hisselerinin trampa edildiğini, dava dışı ortağın davalı şirketteki hisselerini davacıdan aldığını, davacının ise dava dışı şirketteki hisseleri dava dışı ortaktan trampa usulü aldığı, bu hususun taraflar arasındaki ibranamelerde görüleceğini ileri sürerek kararın bozulmasını istemiştir.

C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, borç olarak verilen paranın tahsili istemine ilişkin icra takibine itirazın iptali istemine ilişkindir.

2. İlgili Hukuk
1.6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri.

2. 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 67 nci maddesi.

3. Değerlendirme
1. Temyiz olunan nihai kararların bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.

2. Temyizen incelenen Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozmaya uygun olduğu, kararda ve kararın gerekçesinde hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmadığı, bozmaya uyulmakla karşı taraf yararına kazanılmış hak durumunu oluşturan yönlerin ise yeniden incelenmesine hukukça imkân bulunmadığı anlaşılmakla temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.

VII. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Davalı vekilinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan kararın ONANMASINA,

Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine,

Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,

18.10.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.