YARGITAY KARARI
DAİRE : 3. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2011/4905
KARAR NO : 2011/6365
KARAR TARİHİ : 14.04.2011
MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
Dava dilekçesinde suya vaki müdahalenin men’i istenilmiştir. Mahkemece davanın reddi cihetine gidilmiş, hüküm davacı tarafından temyiz edilmiştir.
Y A R G I T A Y K A R A R I
Temyiz isteminin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü.
Davacı vekili dava dilekçesi ile, kadimden beri köy halkının kullandığı suya davalının müdahale ederek yaklaşık 2,5 km. uzaklıktaki 10 dönümlük arazisine götürdüğünü beyanla davalının suya vaki müdahalesinin önlenmesini talep ve dava etmiş, 02.11.2007 tarihinde yapılan keşif esnasında ise davacı köy muhtarı, “davalının 889 sayılı parselinde içme ve kullanma ihtiyacına yetecek kadar olan suyunu 2,5 km. uzaklıktaki 499 nolu parsel sayılı taşınmazına götüreceğini söylediğini, bunu kabul ettiklerini, ancak bundan çok fazlasını götürdüğünü, 889 parseldeki evin içme ve kullanma suyu ihtiyacı kadar miktarın ihtilaf konusu olmayıp fazlasına itirazları olduğunu” beyan etmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesi ile; dava konusu su kaynağının müvekkilinin tapulu arazisi içinden çıktığını, 1955 yılında kendi imkanları ile çıkarıp havuz ve ev yaparak (889 nolu parselinde) kullandığını, bu kez aynı suyu borularla 499 nolu parseline götürdüğünü, yeni bir kaynak olmadığını, öncekini onarıp temizleyerek kullandığını ve bu suyun götürülmesinin başkaca bir kaynağı etkilemesinin mümkün olmadığını beyanla davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece davanın kısmen kabulü ile “davalının 889 nolu parsel üzerindeki su yatağı ve suya vaki 2 inçin üzerinde logar çıkışı ve plastik boru kullanmak suretiyle gerçekleştirdiği müdahalesinin men’ine, fazlaya ilişkin (2 inç çapındaki logar çıkışı ve plastik boru ile yapılan kullanım ve müdahalenin men’ine ilişkin) istemin reddine” karar verilmiş, hükmün davacı vekili tarafından temyizi üzerine, dairemizin 13.11.2008 tarih, 2008/10001 E.-2008/19549 K.sayılı kararı ile sağlıklı ve kalıcı bir çözüm için mahkemece yapılacak işlem ve yöntemler (incelemeler) açıklanmak suretiyle vekullanma süresini ve miktarını rakamsal boyutlarla belirleyen bir hüküm kurulması gereğinden de (yöntemi izah edilerek) bahisle bozulmuştur.
Dairemizin bozma ilamına uyan mahkeme, artık bozma kararı gereğince işlem yapmak ve karar vermekle yükümlüdür.
Oysa, mahkemece bozma sonrası yapılan keşif ve bilirkişi raporunda suların birbirini etkilemediği görüşüne dayanılarak davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı tarafından temyiz edilmiştir.
Taraflardan yalnız birinin hükmü temyiz etmiş olması halinde, Yargıtay’ın verdiği bozma kararına uyan mahalli mahkeme artık, temyiz eden tarafın, önceki (bozulan) karara oranla daha aleyhine olan bir hüküm veremez.
Somut olayda; mahkemece verilen ilk kararı (kısmen kabulü) davalı temyiz etmemiştir. Böylece oradaki husus davacı bakımından kazanılmış hak oluşturur. Buna rağmen, bozmadan sonra yapılan keşif ve alınan bilirkişi raporunda suların birbirini etkilemediğinin kabul edilmesi kazanılmış hakkı zedeler niteliktedir.
O halde, mahkemece uyulan bozma ilamının gereği yerine getirilerek, bozmadan önceki ve sonraki bilirkişi raporları arasındaki çelişki de giderilmek suretiyle davacı yararına kesinleşen hususlar gözetilerek infazı kabil bir karar vermek gerekirken, aleyhe hüküm verme yasağına aykırı olarak, lehine bozulan davacı aleyhine olacak şekilde davanın tamamen reddine karar verilmesi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.
Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 14.04.2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.