YARGITAY KARARI
DAİRE : 12. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2012/12078
KARAR NO : 2013/5253
KARAR TARİHİ : 05.03.2013
Mahkemesi :Sulh Ceza Mahkemesi
Suç : Taksirle yaralama
Hüküm : 5237 sayılı TCK’nın 89/1, 22/3, 89/3-a, 53/6. maddeleri uyarınca mahkumiyet
Taksirle yaralama suçundan sanığın mahkumiyetine ilişkin hüküm, sanık müdafii tarafından temyiz edilmekle, dosya incelenerek gereği düşünüldü:
Oluşa ve dosya kapsamına göre, yönetimindeki otomobille, açık havada, gece vakti, aydınlatmanın mevcut olduğu yerleşim yerinde, iki yönlü caddeyi takiben yasal hız sınırlarının üzerinde süratle geldiği kavşak mahallinde, geçmenin yasak olduğunu gösterir devamlı çizgiyi dikkate almadan, önündeki aracı sollamak üzere yolun karşı yön bölümüne girerek, karşıdan karşıya geçmeye çalışan ve yolun büyük kısmını kateden yayaya, aracının sağ ön kesimi ile önlemsizce çarpıp, onun, iyileşmesi olanağı bulunmayan hastalığa, duyularından veya organlarından birinin işlevinin sürekli zayıflamasına, konuşmasında sürekli zorluğa neden olacak, yaşamını tehlikeye sokacak şekilde yaralanmasına sebebiyet veren ve güvenli sürüş yeteneğini ortadan kaldıracak ölçüde 101 promil alkollü olarak … kullandığı tespit edilen sanığın, özellikle mahal şartlarının üzerinde seyrederek, hatalı ve tehlikeli biçimde sollamaya geçme hali nazara alındığında, kazanın oluşumunda mağdurla eşit kusurlu olduğu kabul edilemeyeceğinden, İstanbul Adli Tıp Kurumu Trafik İhtisas Dairesinin 29.07.2009 tarihli raporuna itibar etmeyen yerel mahkemenin uygulamasında bir isabetsizlik görülmemiş ise de; kendi can güvenliği açısından gelen araçların hız ve yakınlığını dikkate almadan taşıt yoluna giren mağdur yayanın da olayda tali kusurunun bulunduğu anlaşılmakla, hükme esas alınan ve mağdura kusur izafe etmeyen 08.05.2008 ve 20.04.2009 tarihli bilirkişi raporlarındaki kusur dağılımına da iştirak edilemeyeceği; ancak; 5237 sayılı TCK sisteminde, kusur oranının sayısal olarak belirlenmesi ve kusur oranına göre tayin olunan cezada indirim yapılması usulünden vazgeçilerek, kusur durumunun temel cezanın belirlenmesinde esas alınacak bir ölçüt olmasının kabul edildiği dikkate alındığında, dosya kapsamına göre sanığın kusursuz ya da tali kusurlu olduğunun kabulünün mümkün bulunmaması nedeniyle, sanık hakkında temel cezanın asgari hadden uzaklaşılarak tayininde isabetsizlik görülmeyip, mağdurda meydana gelen yaralanmanın boyutu da göz önüne alındığında, hükmolunan hapis cezasının, fiilin ağırlığı ile orantılı, adalet ve hakkaniyete uygun olduğu ve tarafların kusur durumlarına ilişkin yeniden rapor alınmasının sonuca etkili olmayacağı anlaşıldığından, bu husus bozma sebebi sayılmamıştır.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, sanık müdafinin bilinçli taksir hükümlerinin uygulanmasına, hükmün açıklanmasının geri bırakılmamasına ilişkin yerinde görülmeyen diğer temyiz itirazlarının reddine; ancak,
1- 5237 sayılı TCK’nın 62. maddesinin sanık hakkında uygulanıp uygulanmayacağı hususu mahkeme hakiminin takdirine bırakılmış olmakla beraber, takdir hakkının kullanılmasında; failin geçmişi, sosyal ilişkileri, fiilden sonraki ve yargılama sürecindeki davranışları, cezanın failin geleceği üzerindeki olası etkileri gibi sebepler göz önünde bulundurularak, dosya içeriğine ve kanunun amacına uygun, hukuk kurallarını açıkça zedelemeyen, vicdanları rahatsız etmeyecek, denetime olanak verecek, somut gerekçeler gösterilmesi gerektiği gözetilmeden, kazanın hemen ardından, alkollü olduğunun tespit edilmesini ortadan kaldıracak şekilde, olay yerini terk etmek yerine, 150-200 metre gittikten sonra, dönüş yapma fırsatını bulur bulmaz olay mahalline gelip, aracına aldığı yaralının vakit geçirmeksizin hastaneye götürülmesini sağlamakla, daha ilk aşamada, yaptığı davranışın olumsuz sonucunu görerek üzüntü duyan ve pişmanlığını ortaya koyan, dosya içeriğindeki delillere göre olumsuz bir kişiliği belirlenemeyen sabıkasız sanık hakkında, ehliyetinin verildiği 09.07.1998 tarihinden itibaren suç tarihine kadar geçen yaklaşık 10 yıllık süre zarfında, Karayolları Trafik Kanununda yer alan, “emniyet kemeri takmak, … kullanırken sürücü belgesini yanında bulundurmak ve yetkililerin her isteyişinde göstermek, önde giden aracı güvenli ve yeterli bir mesafeden izlemek, hız sınırlarını aşmamak” maddelerini toplam 8 kez ihlali içerir salt kabahat nevindeki eylemlerine de atıfla, “Sanığın şimdiye kadar yaptığı trafik ihlalleri nazara alındığında ileride tekrar taksirli bir suç işlemeyeceği yönünde mahkememizde yeterli kanaat oluşmadığından ve sanığın pişman olduğuna dair herhangi bir beyanının bulunmaması nazara alınarak” şeklindeki, dosya kapsamına uygun düşmeyen, yasal ve yerinde olmayan gerekçelere dayalı olarak, sanık hakkında 5237 sayılı TCK’nın 62. maddesinin uygulanmamasına karar verilmesi,
2- Katılanlar kendilerini aynı vekil ile temsil ettirdikleri halde, tek bir vekalet ücreti yerine, her bir katılan için ayrı ayrı toplam üç vekalet ücretine hükmolunması,
Kanuna aykırı olup, sanık müdafinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün bu sebeplerden dolayı 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK’un 321. maddesi gereğince isteme aykırı olarak BOZULMASINA, 05.03.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.