Yargıtay Kararı 3. Hukuk Dairesi 2010/9643 E. 2010/12508 K. 08.07.2010 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 3. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2010/9643
KARAR NO : 2010/12508
KARAR TARİHİ : 08.07.2010

MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ

Dava dilekçesinde 12.500 TL alacağın faiz ve masraflarla birlikte davalı taraftan tahsili istenilmiştir. Mahkemece davanın sıfat yokluğundan reddi cihetine gidilmiş, hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Y A R G I T A Y K A R A R I
Temyiz isteminin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü.
Davacı …, ortak giderlerin yöneticilik tarafından karşılandığını, malikleri bu masraflara payları oranında katıldıklarını, davalının payına düşeni ödemediğini ileri sürerek, toplam 12.500 TL’nin davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Davalı, site yönetimini yasal olmadığını ve taraf ehliyeti bulunmadığını bildirerek, yersiz olan davanın reddini dilemiştir.
Mahkemece davanın sıfat yokluğundan reddine karar verilmiş; hüküm, davacı tarafından temyiz edilmiştir.
HUMK’nun 388. maddesi ve özellikle bu maddenin 3 nolu bendi gereğince mahkemenin taraflarca ibraz edilen delillerin tartışılması, red veya kabul sebeplerini göstermesi, sabit görülen vakıaları ve bunlardan çıkarılan sonuçları ve sebepleri açıkca göstermesi gerekir. Anayasa hükmü gereğince de mahkeme kararlarının gerekçeli olması gerekmektedir. Mahkemenin iddia ve savunmayı teker teker inceleyip gerekçesini de göstererek sonuca varması gerekir. Bu hususlar gözetilmeksizin davalının cevap dilekçesinde gösterdiği nedenlerle istemin reddine karar verilmesi doğru görülmemiştir.
Diğer taraftan ülkemizde yaşanan ekonomik ve sosyal gelişme ile nüfus artışının işyeri ve konut ihtiyacı doğurduğu bu ihtiyacın karşılanması amacıyla gerek devlet kuruluşları, gerekse özel girişimciler eliyle birden çok taşınmaz üzerine ayrı ayrı bloklar halinde toplu yapıların inşa edildiği bilinen bir gerçektir. Bu nitelikteki toplu yapılaşmalarda, çoğunlukla her parsele bir blok apartman yapılmakta bu blok apartmanlar toplu yapının bir bölümünü teşkil etmektedir. Tek parsel üzerine inşa edilmiş, blok apartmandaki bağımsız bölümler için Kat Mülkiyeti Yasası hükümleri uyarınca kat irtifakı veya kat mülkiyeti tesis edilmekte bu blok yönetimiyle ilgili uyuşmazlıklarda anılan kanun hükümleri uygulanarak çözümlenebilmektedir.
Ancak bu blokların oluşturduğu toplu yapının yönetimiyle ilgili uyuşmazlıklarda ise Kat Mülkiyeti Kanunu, Medeni Yasanın toplu mülkiyete ait hükümleri veya Kooperatifler Yasası hükümlerinin uygulanması mümkün değildir. Oysa ki toplu yapının kendini oluşturan blok apartmanlara ilişkin ortak yerler dışında bütün toplu yapı kapsamındaki bağımsız bölüm maliklerinin kullanımına terk edilmiş, kanalizasyon, ısıtma,aydınlatma, eğitim,spor, park ve bahçe gibi ortak tesis ve alanlarının bulunduğu da bilinmektedir. Bu ortak tesis ve alanlarının amacına uygun olarak bir disiplin dahilinde kullanılmaları, bakım ve onarımlarının yapılması, bakım ve onarımlar için gerekli giderlerin toplanıp harcanmaları Toplu Yapı Yönetimini sorunlu kılmaktadır. Ne var ki yürürlükte blunan yasalarımızda toplu yapı yönetiminin oluşumuna görev ve sorumlulukları kapsamındaki blok apartman yönetimiyle ilişkilerine görev sorumluluğu içerisinde davada taraf ehliyetine sahip bulunduğuna dair bir düzenlemeye yer verilmemiştir. O sebeple de açıklanan konularda ve özellikle davada taraf olabilme ehliyeti konusunda kanuni boşluğun varlığı kabul edilmelidir. Halen yürürlükte bulunan davada taraf ehliyetini varlığını tespit eden kanun kuralları esas alınarak davacı ve davalı yönetimleri tüzel kişiliklerinin bulunmadığı ve dolayısıyla davada taraf olabilme ehliyetlerine sahip olmadıklarının kabulü, somut olaydaki uyuşmazlığı veya benzer nitelikteki uyuşmazlıkları çözümsüzlüğe terk etme sonucunu doğurur. Şu durum karşısında Mahkemenin MK.nun 1.maddesinden kaynaklanan görevi gereği olarak, benzer kurum ve kuruluşlar için yasalarımızda öngörülen düzenlemelerden örnekleme yoluyla yararlanarak hak ve adelete, usul ve dava ekonomisine bütün toplu kanun bağımsız bölüm maliklerini bağlayıcı nitelikteki sözleşme, mevcut ise bu sözleşme hükümlerine uygun toplu yapı içerisinde sosyal barışı sağlayıcı bir çözüm bulması, bunun sonucuna uygun karar verilmesi gerektiğinde duraksamamalıdır.
Yine Dairemizin 2001/48 esas ve 2001/631 karar sayılı ilam da davacı yöneticiliğin ve onu temsilen dava açan davacının husumet ehliyeti bulunduğunu göstermektedir.
Davacı … yöneticiliği uzun süredir yönetim görevini sürdürmektedir. Davalı herhangi bir şikayette bulunmamış, hizmet alanına devam etmiştir.
Taraflar arasında görülen Üsküdar 5.Asliye Hukuk Mahkemesi 1999/1155 esas sayılı ve Üsküdar 4.Asliye Hukuk Mahkemesi 2006/308 esas sayılı dosyalarında da davalının itirazlarının aksine, davalı aleyhine kararlar verilmiş ve onanmıştır.
MK.nun 2.maddesine göre “Herkes haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorundadır. Bir hakkın açıkca kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz.” Davalının hizmet yapılırken itiraz etmeyip, ödeme söz konusu olduğunda itiraz etmesi dürüstlük kurallarına aykırı olup, kanun, hakkın kötüye kullanılmasını korumaz.
Mahkemece yukarıda açıklanan ilke ve kurallar doğrultusunda davacının aktif husumet ehliyetinin varlığının kabulü ile işin esasına girilerek ortaya çıkacak sonuca uygun bir karar verilmesi gerekirken, delillerin değerlendirilmesinde yanılgıya düşülerek eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm tesisi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.
Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 08.07.2010 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.