Yargıtay Kararı 4. Ceza Dairesi 2021/14291 E. 2023/21854 K. 03.10.2023 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 4. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2021/14291
KARAR NO : 2023/21854
KARAR TARİHİ : 03.10.2023

MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SAYISI : 2015/504 E., 2016/195 K.
SUÇ : Hakaret
HÜKÜMLER : Mahkûmiyet, beraat
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Onama

Sanıklar hakkında kurulan hükümlerin; karar tarihi itibarıyla 6723 sayılı Kanun’un 33 üncü maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun’un 8 inci maddesi gereği yürürlükte bulunan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun (1412 sayılı Kanun) 305 inci maddesi gereği temyiz edilebilir olduğu, karar tarihinde yürürlükte bulunan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenlerin hükümleri temyize hak ve yetkilerinin bulunduğu, 1412 sayılı Kanun’un 310 uncu maddesi gereği temyiz isteklerinin süresinde olduğu, aynı Kanun’un 317 nci maddesi gereği temyiz isteklerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü:
I. HUKUKÎ SÜREÇ
Yukarıda tarih ve sayısı belirtilen incelemeye konu Mahkeme kararı ile,
1. Sanık …’ün hakaret suçundan, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 125 inci maddesinin birinci ve dördüncü fıkraları ile 62 nci maddesi uyarınca 7.760,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına,
2. Sanık … hakkında hakaret suçundan, 5271 sayılı Kanun’un 223 üncü maddesinin ikinci fıkrasının (c) bendi uyarınca beraatine karar verilmiştir.

II. TEMYİZ SEBEPLERİ
1. Katılan vekilinin temyiz isteği; sanık …’in genel müdür olarak sorumlu olduğu, zincirleme suç hükümlerinin uygulanması gerektiğine ilişkindir.
2. Sanık … müdafiinin temyiz isteği; sanığın genel yayın yönetmeni olduğuna dair resmi kayıt bulunmadığı ve eylemin basın özgürlüğü kapsamında değerlendirilmesi gerektiğine ilişkindir.
III. OLAY VE OLGULAR
Olay tarihinde … Tv’de ekran saati ile 20:23’ten itibaren alt yazı şeklinde “…’un da malum görüntüleri internete düştü kabineye girme hayalleri zayıfladı.” cümlelerinin yayınlandığı, akabinde “İnternete düşen …’li görüntülerinin anlamı: Üzerlerinden sadece milli görüş gömleğini değil, ne var ne yoksa çıkarmışlar.” şeklindeki alt yazının yayınlandığı, aynı yazıların belli periyotlarla 21:31’e kadar ekrana yansıtıldığı iddiasıyla açılan davada, sanık …’ün genel yayın yönetmeni olarak sorumlu olduğu, bilirkişi raporu, ekran görüntüleri, … Radyo Yayıncılık A.Ş. ve Radyo Televizyon Üst Kurulu’ndan (RTÜK) celp edilen belgeler, tanık M.S.’nin soruşturma aşamasındaki anlatımı ile sabit olduğu gerekçesiyle mahkûmiyetine; sanık …’in ise 6112 Sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayın Hizmetleri Hakkında Kanun’un (6112 sayılı Kanun) 46 ncı maddesinin birinci ve ikinci fıkraları uyarınca sorumluluğu bulunmadığı gerekçesiyle beraatine karar verilmiştir.
IV. GEREKÇE
A. Sanık … Hakkında Kurulan Hüküm Yönünden
1. Sanık Müdafiinin ve Katılan Vekilinin Temyiz Sebepleri Yönünden
Sanık hakkında kurulan hükme ilişkin olarak, sanık savunması, katılan beyanları, bilirkişi raporu, ekran görüntüleri, … Radyo Yayıncılık A.Ş. ve RTÜK’ten celp edilen belgeler ile tanık M.S.’nin soruşturma anlatımı karşısında, suçun sübutuna dair araya belli zaman aralığı girmeden aynı eylemin devamı niteliğinde yayınlanan alt yazılar nedeniyle zincirleme suç hükümlerinin uygulanmamasına dair Mahkemenin takdir ve gerekçesinde hukuka aykırılık bulunmadığından sanık müdafii ve katılan vekilinin temyiz istekleri yerinde görülmemiştir.
2. Sair Yönlerden
Sanığa yükletilen hakaret eylemiyle ulaşılan çözümü haklı kılıcı zorunlu öğelerinin ve bu eylemin sanık tarafından işlendiğinin Kanun’a uygun olarak yürütülen duruşma sonucu saptandığı, bütün kanıtlarla aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların temyiz denetimini sağlayacak biçimde ve eksiksiz sergilendiği, özleri değiştirilmeksizin tartışıldığı, vicdani kanının kesin, tutarlı ve çelişmeyen verilere dayandırıldığı,
Eylemin doğru olarak nitelendirildiği ve Kanun’da öngörülen suç tipine uyduğu,
Cezanın kanuni bağlamda uygulandığı anlaşılmış sanık müdafii ve katılan vekilinin yerinde görülmeyen temyiz sebepleri reddedilmiştir.
B. Sanık … Hakkında Kurulan Hüküm Yönünden
1. Katılan Vekilinin Temyiz Sebepleri Yönünden
Sanık savunması, katılanın anlatımları, bilirkişi raporu, ekran görüntüleri, … Radyo Yayıncılık A.Ş. ve RTÜK’ten celp edilen belgeler, tanık M.S.’nin soruşturma aşamasındaki anlatımı ve 6112 sayılı Kanun’un 46 ncı maddesinin birinci ve ikinci fıkraları karşısında, dava konusu edilen haberin yayınlanmasınında sanığın sorumluluğunun bulunmadığına dair Mahkemenin takdir ve gerekçesinde hukuka aykırılık görülmemiştir.
2. Sair Sebepler Yönünden
Yapılan duruşmaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, Mahkemenin yargılama sonuçlarına uygun şekilde oluşan inanç ve takdirine, incelenen dava dosyası içeriğine göre, katılan vekilinin yerinde görülmeyen temyiz sebeplerinin reddine karar verilmesi gerektiği anlaşılmıştır.
V. KARAR
Gerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle Yerel Mahkeme kararında sanık … müdafii ve katılan vekili tarafından öne sürülen temyiz sebepleri ve dikkate alınan sair hususlar yönünden herhangi bir hukuka aykırılık görülmediğinden temyiz sebeplerinin reddiyle hükümlerin, Tebliğname’ye uygun olarak, oy çokluğuyla ONANMASINA,
Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,
03.10.2023 tarihinde karar verildi.

(Muhalif)

KARŞI OY
Sayın çoğunluk ile aramızdaki uyuşmazlık, sanık …’ün eyleminin hakaret suçunu oluşturup oluşturmadığı noktasındadır.
Olayı iki ana başlık altında incelersek;
1) Ultima Ratio Prensibi (Ceza hukukuna ve bunun yaptırımlarına son çare olarak başvurulması ilkesi) çerçevesinde inceleme:
Suç, toplumsal yaşamın devamı için korunması gerekli hukuki değerleri ihlal eden ve toplumsal barışın sağlanması için son çare olarak ceza normları tarafından cezai yaptırıma bağlanan, içeriğinde haksızlık barındıran davranışlardır. Bundan dolayı ceza, toplumsal yaşamın son çaresi olarak adlandırılır ve hukuki değerlerin korunmasında caza yaptırımına son çare olarak başvurulmalıdır.
Suç bir haksızlık olmakla birlikte her haksızlık suç olarak kabul edilmemeli ve cezai yaptırım ile cezalandırılmamalıdır. Haksız davranış, ceza yaptırımından önce varsa idari veya tazminat niteliğinde yaptırımlara tabi tutulmalı, bunların yetersiz kaldığı noktada ceza hukukunun konusu olmalıdır. Bu nedenle ceza yaptırımı son çare olarak adlandırılır ve hukuki değerlerin korunmasında ikincil niteliğe sahiptir.(Roxin, Claus: Strafrecht Allgemeiner Teil Band I, § 2 Rn. 38 Dr. Öğr. Üyesi Soner DEMİRTAŞ D.E.Ü. Hukuk Fakültesi Dergisi, Prof. Dr. Durmuş TEZCAN’a Armağan, C.21, Özel S., 2019, s 493.)
Ultima ratio ilkesi, ceza hukukuna ve bunun yaptırımlarına son çare olarak başvurulması gerektiğini ifade eder. Ceza hukuku yaptırımına başvurmadan, idari veya tazmini bir yaptırımla amaca ulaşılması mümkünse öncelikli olarak bu araçlar denenmeli ve ceza hukuku yaptırımı ikincil nitelikte son çare olarak başvurulacak bir yaptırım olarak görülmelidir.
Ultima Ratio Prensibi kapsamında somut olayı incelersek,
Canlı yayında geçen alt yazının gerçeğe aykırı olduğunu gören kanal yöneticisi sanıkların kısa süre içinde yazıyı yayından kaldırdıkları anlaşılmaktadır. Bu gerçeğe aykırı alt yazının ceza hukuku dışında bir yaptırımı olup olmadığına bakarsak;
6112 sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayın Hizmetleri Hakkında Kanun’un Düzeltme ve Cevap Hakkı başlıklı 18 inci maddesi – (1) Gerçek ve tüzel kişiler, kendileri hakkında şeref ve haysiyetlerini ihlâl edici veya gerçeğe aykırı yayın yapılması hâlinde, yayın tarihinden itibaren altmış gün içinde, üçüncü kişilerin hukuken korunan menfaatlerine aykırı olmamak ve suç unsuru içermemek kaydıyla, düzeltme ve cevap yazısını ilgili medya hizmet sağlayıcıya gönderir. Medya hizmet sağlayıcılar, hiçbir düzeltme ve ekleme yapmaksızın, yazıyı aldığı tarihten itibaren en geç yedi gün içinde, cevap ve düzeltmeye konu yayının yapıldığı saatte ve programda, izleyiciler tarafından kolaylıkla takip edilebilecek ve açıkça anlaşılabilecek biçimde düzeltme ve cevabı yayınlar. Düzeltme ve cevap hakkı doğuran programın yayından kaldırıldığı veya yayınına ara verildiği durumlarda, düzeltme ve cevap hakkı, yedi günlük süre içinde anılan programın yayın saatinde kullandırılır. Düzeltme ve cevapta, buna neden olan yayın belirtilir. Şeklinde gerçeğe aykırı yayını düzeltme olanağı tanımıştır.
Yine aynı Yasa’nın 32 nci maddesi fiil ile orantılı çeşitli idari yaptırımlar öngörmüştür.
Somut olayımızda öncelikle 6112 sayılı Yasa kapsamında yaptırım uygulanması yerine ilk çözüm yolu olarak ceza hukuku normuna başvurulması hukuka uygun değildir.
2) Basın özgürlüğü çerçevesinde inceleme:
Anayasa’nın “Temel hak ve hürriyetlerin sınırlanması” kenar başlıklı 13 üncü maddesi şöyledir:
“Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve laik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”
Anayasa’nın “Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti” kenar başlıklı 26 ncı maddesi şöyledir:
“Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu hürriyet resmi makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya da vermek serbestliğini de kapsar. …
Bu hürriyetlerin kullanılması, milli güvenlik, kamu düzeni, kamu güvenliği, Cumhuriyetin temel nitelikleri ve Devletin ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğünün korunması, suçların önlenmesi, suçluların cezalandırılması, Devlet sırrı olarak usulünce belirtilmiş bilgilerin açıklanmaması, başkalarının şöhret veya haklarının, özel ve aile hayatlarının yahut kanunun öngördüğü meslek sırlarının korunması veya yargılama görevinin gereğine uygun olarak yerine getirilmesi amaçlarıyla sınırlanabilir.
Haber ve düşünceleri yayma araçlarının kullanılmasına ilişkin düzenleyici hükümler, bunların yayımını engellememek kaydıyla, düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetinin sınırlanması sayılmaz.
Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetinin kullanılmasında uygulanacak şekil, şart ve usuller kanunla düzenlenir.”
Anayasa’nın “Basın hürriyeti” kenar başlıklı 28 inci maddesinin ilgili bölümleri şöyledir:
“Basın hürdür, sansür edilemez. …
Devlet, basın ve haber alma hürriyetlerini sağlayacak tedbirleri alır.
Basın hürriyetinin sınırlanmasında, Anayasanın 26 ve 27’nci maddeleri hükümleri uygulanır.
AYM (… Başvuru No: 2013/2602) kararında belirtildiği gibi ifade özgürlüğü sadece “düşünce ve kanaate sahip olma” özgürlüğünü değil aynı zamanda sahip olunan “düşünce ve kanaati (görüşü) açıklama ve yayma”, buna bağlı olarak “haber veya görüş alma ve verme” özgürlüklerini de kapsamaktadır. Bu çerçevede ifade özgürlüğü bireylerin serbestçe haber ve bilgilere, başkalarının fikirlerine ulaşabilmesi, edindiği düşünce ve kanaatlerden dolayı kınanamaması ve bunları tek başına veya başkalarıyla birlikte çeşitli yollarla serbestçe ifade edebilmesi, anlatabilmesi, savunabilmesi, başkalarına aktarabilmesi ve yayabilmesi anlamına gelir.
İfade özgürlüğü, demokratik toplumun temellerinden biri olup toplumun gelişmesi ve bireyin kendini geliştirmesi ve gerçekleştirmesi için vazgeçilmez koşullar arasında yer alır. Hakikat ışığı fikirlerin çarpışmasından doğar. Bu bağlamda toplumsal ve siyasal çoğulculuğu sağlamak, her türlü düşüncenin barışçıl bir şekilde ve serbestçe ifadesine bağlıdır. Aynı şekilde birey özgün kişiliğini düşüncelerini serbestçe ifade edebildiği ve tartışabildiği bir ortamda gerçekleştirebilir. İfade özgürlüğü, kendimizi ve başkalarını tanımlamada, anlamada ve algılamada, bu çerçevede başkalarıyla ilişkilerimizi belirlemede ihtiyaç duyduğumuz bir değerdir.
İfade özgürlüğü, Anayasa’da güvence altına alınan diğer hak ve özgürlüklerin önemli bir kısmı ile doğrudan ilişkilidir. Görsel ve yazılı medya araçları yoluyla fikir, düşünce ve haberlerin yayılmasını güvence altına alan basın özgürlüğü de düşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğünün kullanılma araçlarından biridir. Basın özgürlüğü, AİHS’de ifade özgürlüğüne ilişkin 10 uncu maddenin altında koruma altına alınmışken, Anayasa’nın 28 ve 32 nci maddelerinde özel olarak düzenlenmiştir.
Basın özgürlüğü, gazete, dergi, kitap gibi araçlar ile düşünce ve kanaatleri açıklama, yorumlama, bilgi, haber ve eleştirilerin yayın ve dağıtım haklarını kapsar. Basın özgürlüğü düşüncenin iletilmesini ve dolaşımını gerçekleştirerek bireyin ve toplumun bilgilenmesini sağlar. Çoğunluğa muhalif olanlar da dâhil olmak üzere düşüncelerin her türlü araçla açıklanması, açıklanan düşünceye paydaş sağlanması, düşünceyi gerçekleştirmek ve gerçekleştirme konusunda ikna etmek çoğulcu demokratik düzenin gereklerindendir. Bu itibarla düşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğü ile basın özgürlüğü demokrasinin işleyişi için yaşamsal önemdedir. Basın özgürlüğü bir yönüyle halkı ilgilendiren haber ve görüşleri iletme özgürlüğü iken diğer yönüyle de halkın bu bilgi ve görüşleri alma hakkıyla yakından ilgilidir.
Demokratik bir sistemde, kamu gücünü elinde bulunduranların yetkilerini hukuki sınırlar içinde kullanmalarını sağlamak açısından basın ve kamuoyu denetimi en az idari ve yargısal denetim kadar etkili bir rol oynamakta ve önem taşımaktadır. Halk adına kamunun gözcülüğü işlevini gören basının işlevini yerine getirebilmesi özgür olmasına bağlı olduğundan basın özgürlüğü, herkes için geçerli ve yaşamsal bir özgürlüktür. AİHM Lingens/Avusturya, B. No: 9815/82, 8/7/1986, İnce/Türkiye, B. No: 25067/94, 25068/94, 8/7/1999, § 48;Jersild/Danimarka, B.No: 15890/89, 23/9/1994, §31).
İfade ve basın özgürlüğüne yönelik sınırlamalar konusunda kamu makamları takdir yetkisine sahiptir. Ancak demokratik toplum düzeninin gereklerine uygunluk, ölçülülük ve öze dokunmama kriterleri çerçevesinde yapılacak denetimde genel ya da soyut bir değerlendirme yerine, ifadenin türü, şekli, içeriği, açıklandığı zaman, sınırlama sebeplerinin niteliği gibi çeşitli unsurlara göre farklılaşan ayrıntılı bir değerlendirme yapılmasına ihtiyaç bulunmaktadır. Öze dokunmama ya da demokratik toplum gereklerine uygunluk kriterleri, öncelikle ifade hürriyeti üzerindeki sınırlamaların zorunlu ya da istisnai tedbir niteliğinde olmalarını, başvurulabilecek en son çare ya da alınabilecek en son önlem olarak kendilerini göstermelerini gerektirmektedir. Nitekim AİHM de demokratik toplumda gerekli olmayı, “zorlayıcı sosyal ihtiyaç” şeklinde somutlaştırmaktadır. Buna göre, sınırlayıcı tedbir, zorlayıcı bir sosyal ihtiyacın karşılanması ya da gidilebilecek en son çare niteliğinde değilse, demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun bir tedbir olarak değerlendirilmemektedir. Aynı şekilde zorlayıcı sosyal ihtiyacın varlığı araştırılırken de soyut bir değerlendirme yapılmayıp, ifade ortamına dahil olan ifade edenin sıfatı, hedef alınan kişinin kimliği, tanınmışlık düzeyi, ifadenin içeriği, ifadelerin kamuoyunu ilgilendiren genel yarara ilişkin bir tartışmaya sağladığı katkı gibi çeşitli hususlar göz önünde bulundurulmalıdır. (Bu konudaki AİHM kararları için bkz. Axel Springer AG / Almaya, [BD], B.No: 39954/08, 7/2/2012; Von Hannover/Almanya (no.2) [BD], 40660/08 ve 60641/08, 7/2/2012)
İfade ve basın özgürlüğüne yapılacak müdahalenin haklılığı konusunda “hedef alınan kişinin kimliği ve ifadenin içeriği” üzerinde ayrıca durulması gerekmektedir. Kişilerin hak ve şöhretlerinin korunması kapsamında ifade özgürlüğüne müdahalenin demokratik toplumlarda gerekliliği konusunda sade vatandaşlarla, kamuya mal olmuş kişileri, kamu görevlileriyle siyasetçileri birbirlerinden ayırarak değerlendirmeler yapmak gereklidir. Kamuya mal olmuş kişilerin özellikle siyasetçilerin ve gazetecilerin şöhreti söz konusu olduğunda toplumun bu kişilerle ilgili olarak haber alma hakkı da dikkate alınarak daha fazla eleştiriye tahammül etmeleri gerektiği ve bu alanda basın özgürlüğünden daha geniş olduğu, kamu görevlileriyle ilgili haber ve yorumlarda kamu görevlilerinin görevlerini layıkıyla yerine getirebilmeleri için kamu güvenine sahip olmaları gerektiği, bunun ise kamu görevlilerinin asılsız suçlamalara karşı korunmakla sağlanabileceği gözden uzak tutulmamalıdır.
İfadelerin içeriği konusunda ise sarf edilen söz, yazı, resim ve benzeri şeylerin olgusal iddia ya da değer yargısı olup olmadığına göre bir incelemenin yapılması gerektiği, değer yargısı ifade eden görüş ve yorumların kanıtlanmaya elverişli olmadığı, gazetecilerin insanların kişilik haklarına saldırı niteliği taşıyan olgular isnat ettiğinde bu iddialarını desteklemek için güvenilir delil sunmaları gerektiği, basın etik kurallarına uygun biçimde davranarak doğru ve güvenilir bilgi vermek için iyi niyetli hareket etmeye yönelik ödev ve sorumluluklarının olduğu unutulmamalıdır. İlke olarak demokratik toplumda şiddet çağrısı veya nefret söylemlerinin varlığı hâlinde kamu makamlarınca meşru amaç ve araçlarla ve ölçülü olmak kaydıyla ifade ve basın özgürlüğüne müdahalede bulunulabileceği, nefreti ve şiddeti teşvik eden hatta meşru sayan her türlü ifadeye yaptırım uygulanmasının ve bunların önlenmesinin gerekli olduğu ifade edilmelidir.
Bireylerin şöhret ve haklarının mutlaka ceza yaptırımı ile korunması zorunlu değildir. Üçüncü kişilerin haksız müdahalelerine karşı bireyin korunması idari yaptırım veya hukuk muhakemesi yoluyla da mümkündür. Nitekim üçüncü kişilerce şeref ve itibara yapılan müdahaleler için ülkemizde hem cezai hem de hukuki koruma öngörülmüştür. Hakaret ceza hukuku anlamında suç, özel hukuk anlamında ise haksız fiil olarak nitelendirilmekte ve tazminat davasına konu edilebilmektedir. Dolayısıyla bireyin, üçüncü kişilerce şeref ve itibarına müdahale edildiği iddiasıyla, hukuk davası yoluyla da bir giderim sağlaması mümkündür Mahkemelerce ifade ve basın özgürlüğüne müdahalede bulunulurken basının düşüncenin iletilmesi ve yayılmasındaki rolü, bireyin ve toplumun bilgilenmesine sağladığı katkı ve bu anlamda çoğulcu demokratik düzenin vazgeçilmez unsurlarından olduğu gözetilerek ifade edilen söz, yazı, resim ve benzeri şeylerin içeriğinde şiddet çağrısı veya nefret söylemi olmadığı sürece kişilerin cezai soruşturmalara maruz kalmamalarına dikkat edilmeli, özellikle haksız müdahalelere karşı bireyin korunmasında alternatif tedbirlere öncelik verilmelidir.
Bireyin şöhret ve haklarının korunması ile Anayasa’da güvence altına alınmış olan ifade özgürlüğünden yararlanma haklarının çatışması durumunda adil bir denge kurulması gerekir. (Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Von Hannover/Almanya (no.2) [BD], 40660/08 ve 60641/08, 7/2/2012, § 99). Bu denge kurulurken Anayasa’nın 13 üncü ve 26 ncı maddeleri kapsamında kanunen öngörülen sınırlı sebeplerle ve meşru amaçlarla, demokratik toplum düzeninin gerekleri gözetilerek, sınırlama amacı ile aracı arasında ölçülü bir dengenin gözetilmesi ve hakkın özüne dokunulmaması gereklidir.
AİHM, Axel Springer AG davasında ifade özgürlüğü ile başkalarının şöhretinin çatışması hâlinde çatışan menfatlerin dengelenip dengelenmediğini, dolayısıyla müdahalenin demokratik toplumda gerekli ve orantılı olup olmadığını belirlemeye yönelik bazı kriterler geliştirmiştir. Bu kriterler; a) basında yer alan yazı veya ifadelerin kamuoyunu ilgilendiren genel yarara ilişkin bir tartışmaya sağladığı katkı, b) hedef alınan kişinin tanınmışlık düzeyi ve yazının amacı, c) ilgili kişinin yayından önceki davranışı, d) bilginin elde edilme yöntemi ve doğruluğu, e) yayının içeriği, biçimi ve sonuçları ve f) yaptırımın ağırlığı olarak ifade edilmiştir (Axel Springer AG / Almaya, [BD], B.No: 39954/08, 7/2/2012).
Bu kriterlerden özellikle “yazının hedef aldığı kişinin kimliği ve yazının amacı”nın özel önemi bulunmaktadır. Zira AİHM, başkalarının şöhret ve haklarının korunması kapsamında ifade özgürlüğüne müdahalenin demokratik toplumlarda gerekliliği konusunda sade vatandaşlarla, kamuya mal olmuş kişileri, kamu görevlileriyle siyasetçileri birbirlerinden ayırarak değerlendirmeler yapmaktadır. Özellikle ifade özgürlüğü ile başkalarının hak ve şöhret değerlerinin çatışması hâlinde eğer şöhreti söz konusu olan kişi sade vatandaş ise korumayı üst düzeyde şöhretten yana tutmakta, siyasetçinin şöhreti söz konusu ise ilke olarak tercihini ifade özgürlüğünden yana kullanmaktadır.
Somut olayımızda, suç tarihinde genel yayın yönetmenliğini sanık …’ün yaptığı … TV kanalında katılan …a yönelik olarak ekranın altında Kaje şeklinde ‘’…un da malum görüntüleri internete düştü, kabineye girme hayalleri zayıfladı’’ akabinde ‘’İnternete düşen …’li görüntülerinin anlamı üzerlerinden sadece milli görüş gömleğini değil, ne var ne yoksa çıkarmışlar.’’ şeklindeki alt yazının yayımlandığı, ilk alt yazının 8 dakika, ikinci alt yazının ise 12 dakika civarında ekranda kaldıktan sonra haberin gerçek olmadığı anlaşılması üzerine yayından kaldırıldığı anlaşılmaktadır.
Olayımızda haberin gerçek dışı olduğu konusunda bir uyuşmazlık bulunmamaktadır. Sanığın genel yayın yönetmenliğini yaptığı kanalda ülke çapında tanınan bir politikacı olan katılan hakkında yeterli araştırma yapmadan alt yazının verilmesinin yaptırımının 6112 sayılı Yasa da belirtilen düzeltme ve cevap hakkı ile idari yaptırımlar ve tazminat hukuku kapsamında değerlendirilmesi gerekirken son çare olan ceza hukuku yaptırımı ile sanığın hakaret suçundan cezalandırılmasının Anayasamız ile güvence altına alınan ifade özgürlüğü ve basın özgürlüğüne aykırı olduğu, ceza hukuku yaptırımı uygulanmasını gerektiren acil bir toplumsal ihtiyaçtan söz edilemeyeceği gibi ceza hukuku yaptırımının orantılı olmayacağı düşüncesiyle sanığın beraati yerine mahkûmiyeti yönündeki mahkeme kararının onanmasına karşıyım.