YARGITAY KARARI
DAİRE : 12. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2012/14886
KARAR NO : 2013/6187
KARAR TARİHİ : 13.03.2013
Mahkemesi :Sulh Ceza Mahkemesi
Suç : Taksirle yaralama
Hüküm : TCK’nın 89/1-3-b, 62/1, 52/2-4, 53/6. maddelerigereğince mahkumiyet.
Taksirle yaralama suçundan sanığın mahkumiyetine ilişkin hüküm, sanık tarafından temyiz edilmekle, dosya incelenerek gereği düşünüldü:
Olay tarihinde gece 22:55 sıralarında sanığın idaresindeki otoyla meskun mahalde aydınlatılmış olan kontrolsüz T kavşakta bölünmemiş iki yönlü yolda soldaki benzin istasyonuna girmek için karşıdan gelen motosiklete hatalı manevra ile çarpması ile sonuçlanan olayda sanığın kusurlu olduğunu kabul eden mahkemenin kabulünde isabetsizlik bulunmadığından tebliğnamedeki bozma düşüncesine iştirak edilmemiştir.
Yapılan yargılamaya toplanıp karar yerinde gösterilen delillere ve incelenen dosya kapsamına göre, sanığın yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine, ancak;
Sanık hakkında düzenlenen iddianamede talep edilmediği gibi, CMK’nın 226. maddesi gereğince ek savunma hakkı da tanınmadan TCK’nın 89/3-b maddesinin uygulanmasına karar verilmesi,
Kanuna aykırı olup, sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden hükmün bu sebepten dolayı 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK’un 321. maddesi gereğince BOZULMASINA,13.03.2013 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.
MUHALEFET ŞERHİ:
Sanık hakkında 27.07.2008 tarihinde işlediği taksirle yaralama suçundan TCK’nın 89/1-2-b maddesi gereğince cezalandırılması talebiyle kamu davası açılmıştır.
Dava vücutta kemik kırığı olduğundan bahisle açıldığı, yargılama aşamasında splenektomi uygulanması nedeniyle organın işlevinin yitirdiğinden mahkeme sanığın TCK’nın 89/1-3 maddesine muhalefetten sonuçta 6.000 lira adli para cezası ile cezalandırılmasına karar vermiştir.
Dairemiz “Sanık hakkında düzenlenen iddianamede talep edilmediği gibi, CMK’nın 226.maddesi gereğince ek savunma hakkı tanınmadan TCK’nın 89/3-b maddesinin uygulanmasına karar verilmesi” gerekçesiyle hükmü bozmuştur.
Aşağıda yazılı gerekçelerle bozma kararının yerinde olmadığını ve kararın onanması gerektiğini düşündüğümüzden sayın çoğunluğun bozma yönündeki görüşüne katılmıyoruz.
1- Mağdurun organının kaybettiğine dair rapor 10.6.2009 tarihli duruşmada okundu, sanıktan rapora karşı diyeceği soruldu “Rapora bir diyeceğim yoktur dedi”
CMK’nın 226/1. maddesi “Sanık, suçun hukuki niteliğinin değişmesinden önce haber verilip de savunmasını yapabilecek bir halde bulundurulmadıkça, iddianamede kanuni unsurları gösterilen suçun değindiği kanun hükmünden başkasıyla mahkum edilemez” hükmü ile oluşan durumu değerlendirdiğimizde sanık okunan rapordan haberdar olmuş, savunmasını yapmış ayrıca duruşmanın ertelenmesi sebebiyle de bir aylık süre bile almıştır. Kısaca sanığa sözde değil özde ek savunma hakkı fazlasıyla verilmiştir.
Ayrıca aynı duruşmada mahkeme sanığın TCK’nın 89/1, 3-b, 62. 52.maddeleri gereğince 6.000 lira adli para cezasına dair mahkumiyeti, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmiştir.
Müştekinin itirazı üzerine itiraz merci, 25.12.2009 tarihinde itirazı kabul ederek, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının kaldırılmasına karar vermiş, mahkeme 10.5.2010 tarihinde sanığı da davet ederek hükmü açıklamış ve sonuçta 10.6.2009 tarihli raporun okunup, sanığın ek savunmasının alındığı tarihteki aynı hükmü kurmuştur.
Dolayısıyla sanık mağdurun organ kaybının işlevinin yitirilmesinden haberdar, savunmasını yapmış, ayrıca hakkındaki hükmün açıklanmasının geri bırakılması ile ağır sonuçtan haberdar olmuş dolayısıyla sanık katmerli olarak ek savunma hakkını kullanmıştır.
2- Ayrıca olayda dalağı alınan bir mağdur vardır. Büyük bir ihtimalle gerekli olmamasına rağmen tazminat davası bu davayı beklemektedir. Suç tarihinden beş yıl sonra davanın bozulması mağduru bir kez daha mağdur edecektir.
3- Sonuca etkili olmayan bozma karaları ile de Anayasanın 141/4. maddesinin; “davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması yargının görevidir” şeklindeki düzenlemesi ile usul ekonomisine aykırı olacak, yargılamanın gereksiz yere uzamasına ve yeni yargılama giderlerine yol açacak, aynı zamanda Anayasanın 90. maddesi uyarınca iç hukuk normu haline gelen Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin “Adil Yargılanma Hakkı” başlıklı 6. maddesinin; “herkes gerek medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili nizalar, gerek cezai alanda kendisine karşı serdedilen bir isnadın esası hakkında karar verecek olan kanuni, müstakil ve tarafsız bir mahkeme tarafından davasının makul bir süre içinde hakkaniyete uygun ve aleni surette dinlenmesini istemek hakkını haizdir” şeklindeki hükmlere de muhalefet edilmiştir. (CGK, 25.12.2012/657-1863)
4- Uygulama ve bilimsel görüşlerde bu yöndedir: 20.05.1957 gün ve 5-13 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında; “Bir hükmün bozulmasını istilzam eylemesi bakımından, sureti mutlaka da kanuna muhalefet kâfi olmayıp kanuna vuku bulan muhalefetin hükmün esasına ve neticesine tesir etmiş veya etmesi mümkün bulunmuş olması icap eylediği, duruşmada hazır bulunan hükümlüye TCK’nın 94. maddesinde yazılı ihtaratın yapılmamasının, esasa ve sonuca etkili olmaması bakımından hükmün bozulmasını gerektiren hallerden olmadığı”
Öğretide de; “Haksız kararın kaldırılması demek olan bozmanın işe yaraması, yani sonunda başka ve haklı bir karar verilmesi lazımdır. Eğer önceki hükümden başka bir karar verilemeyecekse bozmanın manası yoktur. Onun için aykırılığın son karara tesirini araştırmak gerekir. Son karar doğru ve haklı bulunduğunda, ona tesir etmediği kabul olunan aykırılıklar bozma nedeni sayılmamalıdır” (Nurullah Kunter-Feridun Yenisey-Ayşe Nuhoğlu Ceza Muhakemesi Hukuku, 16. bası, Beta, İstanbul, s. 1425) (CGK, 12.2.2013/1370-55)
Tüm açıkladığımız bu nedenlerden dolayı bozmanın yerinde olmadığını ve onanması gerektiğini düşündüğümüzden sayın çoğunluğun bozma yönündeki görüşüne katılmıyoruz.