YARGITAY KARARI
DAİRE : 3. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2010/7620
KARAR NO : 2010/11967
KARAR TARİHİ : 05.07.2010
MAHKEMESİ :AİLE MAHKEMESİ
Taraflar arasında görülen nafaka davasının yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen hüküm davalılar tarafından temyiz edilmiştir.
Y A R G I T A Y K A R A R I
Temyiz isteminin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü.
Dava dilekçesinde; hastalığı nedeniyle yatağa bağımlı olarak yaşayan davacının darülacezede kaldığı hiç bir geliri ve sosyal güvencesinin bulunmadığı yardıma muhtaç durumda olduğu ileri sürülerek davalı çocuklarının her birinden 300’er TL yardım nafakasının tahsiline karar verilmesi istenilmiştir.
Mahkemece davanın her bir davalı yönünden ayrı ayrı kısmen kabulüne karar verilmiş, hüküm davalılar tarafından temyiz edilmiştir.
HUMK’nun 73.maddesi hükmüne göre; mahkeme tarafları dinlemeden, onları, iddia ve savunmalarını bildirmeleri için usulüne uygun olarak davet etmeden hükmünü veremez. Bu bakımdan davetin ve bunun yazılı şeklinin (davetiyenin) davadaki önemi büyüktür.
Kendisine tebligat yapılacak kimse veya muhatap namına kendisine tebligat yapılabilecek kimselerden hiçbirisinin adreste bulunmamaları veya tebellüğden imtina etmeleri durumunda yapılacak işlemler, uygulanacak tebliğ usulü, 7201 sayılı Tebligat Kanununun 21 ve Tebligat Tüzüğünün 28.maddesinde düzenlenmiştir. Tebligat Kanununun 21.maddesinde, “kendisine tebligat yapılacak kimse veya tebligat yapılabilecek kimselerden hiçbirisi gösterilen adreste bulunmaz veya tebellüğden imtina ederse (kaçınırsa) tebliğ memuru tebliğ olunacak evrakı, o yerin muhtar veya ihtiyar heyeti azasından birine veyahut zabıta amir ve memuruna imza mukabilinde teslim eder ve teslim edenin adresini ihtiva eden ihbarnameyi gösterilen adresteki binanın kapısına yapıştırılmakla beraber adreste bulunmama halinde, tebliğ olunacak şahsa keyfiyetin haber verilmesini de mümkün oldukça en yakın komşularından birine, varsa yönetici ve kapıcıya bildirir. İhbarnamenin kapıya yapıştırıldığı tarih tebliğ tarihi sayılır” hükmüne yer verilmiştir.
Tebligat Tüzüğünün 28.maddesinin 1.fıkrasında da, “muhatap veya muhatap adına tebliğ yapılabilecek olanlardan hiçbiri gösterilen adreste bulunmazsa, tebliğ memurunun adreste bulunmama sebebini bilmesi muhtemel komşu, yönetici, kapıcı, muhtar, ihtiyar kurulu veya meclisi üyeleri, zabıta amir ve memurlarından tahkik ederek beyanlarını tebliğ tutanağına yazıp altını imzalatması, imzadan çekinme halinde de bu durumu yazarak imzalaması gerekir” denilmiştir.
Somut olayda, davalılara çıkartılan dava dilekçesi ekli duruşma gününü bildirir davetiye parçalarında; davalıların adreste bulunmama sebebinin açık ve net olarak belirtilmediği gibi, adreste bulunmama sebebinin Tebligat Tüzüğünün 28/1.maddesinde belirtilen kişilerden (komşu, yönetici, kapıcı, muhtar vs.) sorulmamış, bu ilgili kişilerin beyanları tebligat parçasına yazılmamıştır. Dolayısıyla Tebligat, Tebligat Kanunu 21 ve Tebligat Tüzüğü 28.maddesine aykırı olup usulsüzdür. Mahkemece, davalılara usulüne uygun tebligat yapılmadan ve davadan haberdar edilmeden ve savunma hakkı tanınmadan davanın kısmen kabulüne karar verilmiş olması doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.
Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 05.07.2010 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.