Yargıtay Kararı 3. Hukuk Dairesi 2010/4017 E. 2010/5727 K. 05.04.2010 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 3. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2010/4017
KARAR NO : 2010/5727
KARAR TARİHİ : 05.04.2010

MAHKEMESİ :SULH HUKUK MAHKEMESİ

Dava dilekçesinde suya vaki elatmanın önlenmesi istenilmiştir. Mahkemece davanın reddi cihetine gidilmiş, hüküm davacılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Y A R G I T A Y K A R A R I

Temyiz isteminin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü.
Davacı vekili dilekçesinde, müvekkillerinin … Mahallesindeki tapunun … ada … parsel ve … ada … parsel sayılı taşınmazlarda evlerinin ve meyve üretimi yaptıkları tarlalarının bulunduğunu, buradaki … ada … parsel sayılı taşınmazında davalı köy tüzel kişiliğine ait olduğunu, davalı köye ait taşınmazda kaynak sularının bulunduğunu, bu kaynak sularının daha önce bir kısmının köy tüzel kişiliğine tahsis edilerek köyün sulama ve içme suyu ihtiyacının giderildiğini, tahsis dışı olan (artan) ve boşa akan suyun bir kısmının da kadimden beri müvekkillerinin dedeleri tarafından sulama ve içme suyu olarak kullandıklarını, 2005 yılında da müvekkillerinin bu kullandığı artık suyla ilgili tarımsal amaçlı kullanmak üzere elektrik abonesi olduğunu ve su kaynağından dinomo ve motopomla su alarak sulama ve içme suyu ihtiyaçlarını gidermeye çalıştıklarını, müvekkillerinden …’nın eski muhtar olması nedeniyle husumet beslenmesinden dolayı 2008 yılı içerisinde davalı köy muhtarlığınca elektrik dinomosunun sökülerek suyunun kesildiğini, köy muhtarlığının bu eylemine karşı müvekkillerince kaymakamlığa şikayette bulunulduğunu, ancak kaymakamlıkça müvekkillerinin dinomo ile su alma eylemlerinin halkı mağdur edeceği, halkın menfaatine aykırı olacağından bahisle muhtarlık eylemininin uygun görüldüğünü, müvekkillerinin de sularının kesilmesi nedeniyle birçok meyve ağaçlarının zarar görerek kuruduğunu, içme ve sulama suları bulunmadığını bu konularda da dava öncesinde … Sulh Hukuk Mahkemesinin 2007/207 Değişik İş Esas ve 2007/207 Karar sayılı dosyasıyla delil tesbiti yaptırdıklarını ileri sürerek suya vaki müdahalenin önlenmesine, kaymakamlık kararı ile oluşturulan muarazanın giderilmesine, davalının haksız müdahalesi ile oluşan 2364 TL maddi tazminatın davalıdan tahsiline karar verilmesi talep ve dava edilmiştir.
Mahkemece, davaya konu edilen doğal su kaynağının davalı Köy Tüzel Kişiliği adına kayıtlı taşınmaz içerisinde bulunduğu, köy içme suyu için kullanıldığı, davacıların suyun kaynağından kendi yerine sulama amaçlı sondaj yada motorlu pompa ile suyu götürmesinin içme suyu kaynağına zarar vereceği, dosyada mevcut 22.7.2009 ve 23.07.2009 tarihli jandarma tutanakları ile davacıların eyleminin köye ait içme suyu şebekesine zarar verdiğinin belirlendiği, … Kaymakamlığının Mahalle İdareler Bürosunun 23.9.2008 tarih 850 sayılı yazısı ile de davalının su kaynağına davacıların kurduğu sulama amaçlı dinomonun davalı köy tarafından kaldırılmasına (sökülmesine) ilişkin eylemlerine karşı davacıların itirazının yerinde görülmediği, … 1.Asliye Ceza Mahkemesinin 2009/642 E. sayılı dosyası ile davacılar hakkında dava konusu olay nedeniyle hakkı olmayan yerlere tecavüz suçundan kamu davası açıldığı, davacıların su kaynağından dinomo kurmak suretiyle sulama yaptığı takdirde köyün içme suyu ihtiyacını karşılamakta sıkıntı olacağı, davacıların tarlasına yakın yerlerden sulama imkanının bulunduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Mahkmece mahallinde 12.6.2009 tarihinde keşif yapılmış keşif sonucunda düzenlenen jeofizik mühendisi raporunda; dava konusu suyun köye ait … ada … parsel sayılı taşınmazda çıkmakta olduğu, debisinin 5-6 lt /saniye olduğu, suyun bir kısmının köy içme suyu olarak köye götürüldüğü, bir kısmının da boşa akarak 8 km ileride … Çayına ulaştığı bildirilmiştir.
Ziraatçi bilirkişi raporunda ise, dava konusu suyun davalı köye ait tapulu taşınmazdan çıktığını, zemin yüzeyinde bir adet su deposu ve bunun yanında doğal su kaynakları bulunduğunu, doğal su kaynaklarının su deposunun yanında yaklaşık 7-8 metre uzunluğunda taş duvar yapılarak belirli bir düzene alınmış durumda bulunduğunu, ikisi taş duvar üzerinde biri hemen yanlarında toprak zeminden olmak üzere 3 ayrı yerden aynı yere serbest olarak akmakta olduğunu, köy muhtarlığından alınan bilgiye göre 3 lt/saniye kadar suyun çıktığı zemin üzerinde yapılan bir kapkaçla su deposuna alındığını ve buradan köy yerleşim yerine borularla içme suyu olarak iletildiğini, fazla suların 8 km uzaklıktaki köye ait çaya ulaştığını, davacılara ait yerlerin ise, su kaynaklarına 350 ve 650 metre uzaklıkta 987 m2 ve 7968 m. büyüklükte içerisinde ev bulunan ve çeşitli meyve ağaçlarının yetiştirildiği yerler olduğunu, bu yerlere suyun, dava konusu köye ait perseldeki su kaynaklarından depoya akan su dışındaki serbest akan fazla sulardan motopompla alındığını bahçenin kot olarak yüksekte olması nedeniyle motopompla çekilip toprak altından döşenen borular ile alınıp içme sulama suyu olarak kullanıldığı damlama sulama metodu ile bahçedeki bitkilerin sulandığını, dava konusu yerlere en uygun sulama metodunun eğim nedeniyle damlama sistemi olduğunu, keşif tarihi itibariyle davacıların suyunun kesik olduğunu, bazı meyvelerin susuzluktan zarar gördüğünü, boşa akan kaynaktaki suların %1 inin davacıların arazilerinin sulanması için yeterli olduğu beyan edilmiştir.
Su davalarında Adliye mahkemelerinin görevi, taraflar değer üzerinde anlaşamadıkları takdirde; çekişmeli suyun dava tarihindeki davacı tarafa sağladığı yarar gözönünde tutularak belli edilmelidir. Bunun içinde, çekişmeli sudan yararlandığı iddia olunan taşınmazların susuz halindeki değeri ve sulu halindeki değerleri arasındaki fark görevi belirler. Öncelikle mahkemece bu hususlarla ilgili bir araştırma yapılıp görevli mahkeme belirlenmelidir.
Tapulu bir taşınmazdan çıkan su, şayet çıktığı taşınmazın sınırlarını aşarak bir dere şeklinde akacak şekilde ise genel su vasfında olup, taşınmazın mütemmim cüzi sayılmaz, sahibine de sınırsız tasarruf yetkisi vermez. Genel sulardan herkes kadim hakkına göre faydalı ihtiyacı oranda faydalanabilir.
Suda üstün hakkı olduğunu iddia eden taraf Hukuk mahkemelerinde men’i müdahale davası açabilir, iddiasını ispatladığı takdirde müdahalenin önlenmesi ve ihtiyacı kadar suyun akıtılmasına dair su düzeneği oluşturulmasını talep edebilir.
Somut olayda, davacılar dava konusu köy parselinden çıkan ve köye tahsis edilen su dışında kalan fazla olarak akan doğal kaynaktan kadimden beri su kullandıklarını ileri sürerek bu davayı açmışlardır. Bilirkişi raporunda da suyun bir kısmının boşa akarak … çayına ulaştığı belirtilmiştir. Bu durum karşısında somut bir tesbit yapılmadan bir kısım davalı tanık beyanlarına dayanılarak davacıların belirtilen şekilde su kullanımının davalı köyün içme suyu ihtiyacını sıkıntıya sokacağı şeklindeki değerlendirmenin eksik incelemeye dayandığı anlaşılmaktadır.
Ayrıca, mahkemece davacıların tarlasına yakın yerden sulama imkanının bulunduğu kabul edilmiş ise de; bu hususun bilirkişi vasıtasıyla tespit edilmediği ve dosya içeriğine göre varsa başka yakın kaynakların neler olduğununda araştırıldığı anlaşılamamaktadır.
Belirtilen nedenlerle mahkemece eksik inceleme ve araştırma ile hüküm kurulmuş olduğundan bu hususlar bozma nedenidir.
Mahkemece, öncelikle Sulh Hukuk Mahkemesinin görevli olmasının anlaşılması halinde; suların en az olduğu bir zamanda mahallinde jeolog, ziraatçı, fen ve mahalli bilirkişiler vasıtasıyla keşif yapılıp suyun niteliği (genel, özel) belirlenerek, suyun genel su vasfında ve davalı köyün ihtiyacından fazla bulunması halinde gerçekten boşa akan sudan davacıların yararlanmasının davalı köyün içme suyu ihtiyacına ne şekilde zarar vereceği, su ihtiyacının karşılanmasında nasıl sıkıntı olacağı irdelenip sonucuna göre su rejimi kurulup kurulmayacağı saptanarak taraflar arasındaki oluşan nizanın giderilmesine karar verilmelidir.
Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde eksik araştırma ile hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 5.4.2010 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.