YARGITAY KARARI
DAİRE : 12. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2012/12727
KARAR NO : 2013/7058
KARAR TARİHİ : 21.03.2013
Mahkemesi :Çocuk Mahkemesi
Suç : Taksirle Yaralama
Hüküm : 5237 sayılı TCK’nın 89/1, 89/2-b, 22/3, 31/2. maddeleri gereğince mahkumiyet
Taksirle yaralama suçundan suça sürüklenen çocuğun mahkumiyetine ilişkin hüküm, suça sürüklenen çocuk müdafii tarafından temyiz edilmekle, dosya incelenerek gereği düşünüldü:
19.12.2006 tarihinde yürürlüğe giren 5560 sayılı kanun ile 5271 sayılı CMK’nın 231. maddesine eklenen 5. ile 14. fıkralar uyarınca taksirle yaralama suçlarının şikayete tabi olması nedeniyle hükmün açıklanmasının geri bırakılması kapsamında bulunduğu, mahkemece zararın giderilmemesi gerekçesiyle, suça sürüklenen çocuk hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasının uygulanmadığı, suça sürüklenen çocuğun annesinin son duruşmada, mağdur tarafa ödeme yapmadıklarını beyan etmesi karşısında, mahkemenin uygulamasında bir isabetsizlik görülmediğinden, tebliğnamedeki bu hususa ilişkin bozma düşüncesine iştirak edilmemiştir.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, suça sürüklenen çocuk müdafinin sair nedenlere ilişkin temyiz itirazlarının reddine, ancak;
1- İstisnai bir kusurluluk şekli olan taksir, 5237 sayılı TCK’nın 22/2. maddesinde “dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık dolayısıyla, bir davranışın suçun kanuni tanımında belirtilen neticesi öngörülmeyerek gerçekleştirilmesi” şeklinde tanımlanmıştır. Toplumsal yaşamda belli faaliyetlerde bulunan kimselerin başkalarına zarar vermemek için bir takım önlemler alması ve bazı davranış kurallarına uyma zorunlulukları bulunmaktadır.
Bu kurallar toplum olarak yaşama zorunluluğundan doğabileceği gibi, Devletin müdahalesiyle de ortaya çıkabilmektedir. Taksirli suç bu kuralların ihlal edilmesi sonucu belirir, fail tedbirli ve öngörülü davranmamış olduğu için cezalandırılır. Bu bakımdan sorumluluğun nedeni, öngörebilme imkân ve ödevinin varlığına rağmen sonuca iradi bir hareketle neden olmaktan kaynaklanmaktadır.
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 25.03.2008 tarih ve 43-62; 01.02.2005 tarih ve 213-3; 23.03.2004 tarih ve 12-68; 09.10.2001 tarih ve 181-204; 21.10.1997 tarih ve 99-202 sayılı kararları başta olmak üzere, birçok kararında da vurgulandığı üzere, öğretide ve uygulamada taksirin unsurları;
1- Fiilin taksirle işlenebilen bir suç olması,
2- Hareketin iradiliği,
3- Neticenin iradi olmaması,
4- Hareketle netice arasında nedensellik bağının bulunması,
5- Neticenin öngörülebilir olmasına rağmen öngörülmemiş olması, şeklinde kabul edilmektedir.
Bilinçli taksir ise 5237 sayılı TCK’nın 22/3. maddesinde, “kişinin öngördüğü neticeyi istememesine karşın, neticenin meydana gelmesi” olarak tanımlanmıştır. Taksir ile bilinçli taksir arasındaki ayırıcı ölçüt, taksirde failin öngörülebilir nitelikteki neticeyi öngörmemesi, bilinçli taksir halinde ise bu neticeyi öngörmüş olmasıdır.
Bilinçli taksirde gerçekleşen sonuç, fail tarafından öngörüldüğü halde istenmemiştir. Gerçekten neticeyi öngördüğü halde, sırf şansına veya başka etkenlere, hatta kendi beceri veya bilgisine güvenerek hareket eden kimsenin tehlike hali, bunu öngörmemiş olan kimsenin tehlike hali ile bir tutulamaz; neticeyi öngören kimse, ne olursa olsun, bu neticeyi meydana getirecek harekette bulunmamakla yükümlüdür.
Tüm açıklamalar çerçevesinde;
1994 doğumlu suça sürüklenen çocuğun sevk ve idaresindeki otomobille, gündüz vakti, çift yönlü, meskun mahal yolda seyir halindeyken, olay mahaline geldiğinde, kendi ifadesine göre, yolda oynayan çocukları görmesi üzerine, panik yapması nedeniyle, karşı şeride geçip, yol kenarında park halinde bulunan araca ve kaldırımda yürüyen mağdura çarpması sonucu meydana gelen olayda, gerçekleşen netice öngörülebilir ise de, fail tarafından öngörülmüş olduğuna ve buna rağmen failin şansına veya başka etkenlere güvenerek hareketini sürdürdüğüne ilişkin herhangi bir bilgi ve belirleme bulunmadığı nazara alınmaksızın, eylemin bilinçli taksirle işlendiğinin kabulü ile, suça sürüklenen çocuk hakkında 5237 sayılı TCK’nın 22/3. maddesi uygulanmak suretiyle ceza tayini,
2-Suça sürüklenen çocuğun sabıkasının olmamasına ve duruşma tutanaklarına yansıyan olumsuz bir kişiliğinin bulunmamasına rağmen, hükümde 5237 TCK’nın 51. maddesinin uygulanmasının tartışılmaması,
3-Olayda yaralanan …’ın 5271 sayılı CMK’nın 238. maddesi gereğince kamu davasına katılmasına karar verilmiş olmasına karşın, gerekçeli karar başlığında katılan olarak gösterilmemiş olması,
Kabule göre de;
1-Suça sürüklenen çocuğun cezasında bilinçli taksir nedeniyle üst sınırdan artırım yapılırken yasal ve yeterli gerekçe gösterilmemesi,
2-Suça sürüklenen çocuğun eylemi neticesinde, mağdurun kemik kırığı oluşacak şekilde yaralandığı olayda, suça sürüklenen çocuk hakkında mahkumiyet hükmü kurulurken, 5237 sayılı TCK’nın 61/2. maddesi gereğince, temel cezadan, önce bilinçli taksir nedeniyle artırım yapılması gerekirken, hataya düşülerek kemik kırığı nedeniyle artırım yapıldıktan sonra bilinçli taksir hükümlerinin uygulanması,
Kanuna aykırı olup, suça sürüklenen çocuk müdafinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün bu sebeplerden dolayı 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK’un 321. maddesi gereğince isteme uygun olarak BOZULMASINA, 21/03/2013 tarihinde oybirliği ile karar verildi.