YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2022/1301
KARAR NO : 2023/5440
KARAR TARİHİ : 28.09.2023
MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2019/1581 Esas, 2021/1735 Karar
HÜKÜM : Asıl ve birleşen davanın reddi
İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul Anadolu 4. Asliye Ticaret Mahkemesi
SAYISI : 2015/966 E., 2019/357 K.
Taraflar arasındaki asıl itirazın iptali birleşen tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince asıl davanın kabulüne, birleşen davanın reddine karar verilmiştir.
Kararın asıl davada davalı birleşen davada davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle asıl ve birleşen davanın reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı taraf vekilleri tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
1.Davacı vekili asıl dava dilekçesinde; davacının davalıya kimyasal ürünler sattığını, ticari ilişkiden doğan cari hesap alacağı toplamının 564.360,14 euro olduğunu, alacağın ödenmemesi üzerine davalıya ihtarname gönderildiğini, davalının borcunu ödememesi üzerine başlatılan icra takibine davalının haksız olarak itiraz ettiğini ileri sürerek itirazın iptalini ve icra inkar tazminatına karar verilmesini talep etmiştir.
2.Davacı vekili birleşen dava dilekçesinde; müvekkili ile davalı arasında 1997 yılından başlayarak 2015 yılı ekim ayı ortalarına kadar devam eden davalıya ait ürünlerin Türkiye pazarındaki satış yetkisi verildiği distribütörlük/tek satıcılık hakkı veren bir sözleşme ilişkisi mevcut olduğunu, davacının davalının mallarının Türkiye pazarına girmesi ve tanıtımı için ciddi faaliyetlerde bulunduğunu, 2015 yılı başından itibaren davalı şirket tarafından anılan sözleşme ilişkisine aykırı biçimde müvekkili şirketin siparişlerine cevap verilmediğini, davalı tarafından davalı şirket ortaklarından birinin kurucusu ve hisselerinin tümünün maliki olduğu Asiakimica … Ltd. Şti. ünvanlı bir şirket kurulduğunu ve bu şirket üzerinden müvekkilinin portföyünde bulunan müşterilerine fiyat teklifi gönderildiğini, davalı şirkete ihtar gönderilerek siparişlerin gönderilmesi aksi halde distribütörlük sözleşmesinin feshedileceğinin ihtar edildiğini, davalı tarafından verilen cevapta distribütörlük ilişkisi bulunmadığının belirtildiğini ve taraflar arasında sadece cari ilişki bulunduğu iddia edilerek cari hesap alacağının ödenmesinin talep edildiğini, bununla da yetinilmeyerek müvekkili aleyhine İstanbul Anadolu 14. İcra Dairesinin 2015/10583 E. sayılı dosyasından alacak iddiası ile icra takibi de yapıldığını, müvekkilinin takibe itiraz ettiğini, sonrasında davalının haksız eylemleri neticesinde sözleşmenin feshedildiğini, davalının 18 yıllık süreçte Türkiye’de davacıdan bağımsız başka müşterisinin olmadığını, davacının elinde kalan bir kısım malların gönderilmeyen mallar nedeniyle ekonomik değerin kalmadığını müvekkilinin bu nedenle büyük zarara uğradığını ileri sürerek distribütörlük anlaşmasının haklı feshi nedeniyle fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile şimdilik 1.058.463,00 euro müşteri (portföy) tazminatı ve müvekkilinin elinde kalan malların değeri olan 72.122,00 euro olmak üzere toplam 1.130.585,00 euronun davalıdan 3095 Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanun (3095 sayılı Kanun) gereğince bankaların döviz mevduatına uyguladığı en yüksek faiz ile birlikte tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
1.Davalı vekili asıl davaya cevap dilekçesinde; davalının 1997 yılından bu yana davacı ile devam eden ticari ilişkisi olduğunu ve davacıya ait ürünlerin Türkiye pazarındaki satış ve pazarlanması bakımından müvekkiline distribütörlük/tek satıcılık hakkı veren bir sözleşme ilişkisinin mevcut bulunduğunu, davacının, takibe dayanak yaptığı 20.03.2015 tarihli cari hesap ekstresindeki faturaların ödendiğini, bu durumun fatura metinlerinden de anlaşılacağını, 22.11.2013 tarih 1.200,00 euro tutarlı faturanın müvekkili kayıtlarında olmadığını, böyle bir mal alımının da yapılmadığını, davalının davacıya borcunun olmadığını savunarak davanın reddini ve kötü niyet tazminatına karar verilmesini istemiştir.
2.Davalı vekili birleşen davaya cevap dilekçesinde; taraflar arasında imzalanmış hiçbir yazılı sözleşme ve herhangi bir yetki şartı anlaşması mevcut olmadığını, davalı şirketin İtalya’da mukim olduğunu, bu nedenle davanın yetki bakımından reddi gerektiğini, davacının davalıdan kimyevi boya maddesi satın alarak Türkiye’ye ithal ettiğini, taraflar arasındaki ticari ilişkinin alım-satım ilişkisinden başka bir özellik taşımadığını, taraflar arasındaki ilişkinin distribütörlük olarak nitelendirilmesinin gerçek dışı olduğunu, davacının davalının mallarının pazarlayabilmek için yaptığı faaliyetlerin kendi ticari faaliyetlerine ilişkin olduğunu, davacının talebinin hukuki dayanağı olmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile asıl davada, asıl davaya konu İstanbul Anadolu 14. İcra Müdürlüğünün 2015/10583 E. sayılı takip talebininin incelenmesinde, alacaklı Biokimica S.P.A. vekili tarafından takip talebinin 4 numaralı alacağın tutarı bölümünde aynen “564.360,14 EUR Cari Hesap Alacağı (Asıl Alacak)” yazdığı görüldüğü, alacağın takip talebine ekli 21 adet faturaya istinaden değil, taraflar arasındaki cari hesap alacağına ilişkin olarak yapıldığı kanaatine varıldığı, tarafların ticari defter ve hesaplarının bilirkişi incelemesi sonucunda takip tarihi itibariyle davalının 575.999,42 euro borçlu olduğu tespit edildiğinden ve davacının icra takibindeki istemi 564.360,14 euro olduğundan taleple bağlı kalındığı, birleşen davada taraflar arasında imzalanan süresi, konusu ve şartları önceden belirlenmiş, üreticiyle tek satıcı arasındaki ilişkileri düzenleyen çerçeve niteliğinde, denetime elverişli herhangi bir sözleşme olmadığı, süreklilik arz eden dış alımlardan hareketle, üreticinin veya ihracatçının malları satın alan ithalatçıyla arasında inhisarî – distribütörlük anlaşmasına dayalı tek satıcılık sözleşmesi olduğu ve bu sözleşme kapsamında davalının edimini yerine getirmediği için davacının kazanç kaybını telafi etmesi veya belli bir miktara kadar tazminat ödemesi ya da sevk ettiği malların kalan kısmını geri alması gerektiği sonucuna ulaşılamayacağı gerekçesi asıl davanın kabulüne ve icra inkar tazminatına, birleşen davanın reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde asıl davada davalı birleşen davada davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Asıl davada davalı birleşen davada davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; icra takibinde, takip alacaklılarının, takip konusu ettikleri alacak iddialarının dayanağı olarak takip talebinde gösterdikleri hususlarla açık ve kesin olarak bağlı olduğunu, bu sebeple de borçluların itirazları sonrasında açtıkları davalarda, takip taleplerinde yer alan alacağın dayanağına ilişkin hususlar dışında başka hususlara dayanamayacağını, davacı tarafın açıkça bu yasağa aykırı hareket ettiğini, takip talebinde dayanak gösterilen ihtarnamede talep edilen alacak ile 20.03.2015 tarihli cari hesap ekstresindeki alacağın da aynı olduğunu, cari hesap sözleşmesinin yazılı yapılmadıkça geçerli olmayacağının düzenlendiğini, birleşen dava yönünden, tek satıcılık sözleşmesinin yazılı olması zorunlu olmadığını, sözlü olarak yapılmış olmasının da mümkün olduğunu, fiili olarak da yapılabileceğini, 10.05.2017 tarihli celseden sonra firmalara yazılan müzekkerelere cevaben bu firmalarca dosyaya gönderilen yazıların içeriklerine bakıldığında durumun böyle olduğunun net olarak anlaşıldığını, bu delillerin ve ayrıca tarafların ticari defterlerindeki kayıtların da tek satıcılık sözleşmesinin diğer iki unsuru olan tekel hakkı tanıma ve sürekli bir sözleşme olması unsurlarının somut olayda mevcut olduğunu, İlk Derece Mahkemesinin bu cevabı yazıları hiç değerlendirmediğini, ayrıca davalı şirketinde içinde bulunduğu şirketler grubunun İtalya Başkonsolosluğuna hitaben yazdığı davacının uzun yıllardır davalının ve diğer grup şirketlerinin Türkiye’deki tek temsilcisi olduğunu ifade edilmek suretiyle tek satıcılık ilişkisinin ikrar edildiğini, İlk Derece Mahkemesince, uzun yıllarca süreklilik arz eden mal alışverişinin bir tek satıcılık ilişkisi bulunduğunu teyit ettiği gerçeğini görmezden gelinmesi ve bu sürekliliğin tek satıcılığa işaret etmeyeceği gibi hukuka açıkça aykırı bir kabulü ortaya koymasının, başka bir bilirkişi incelemesi yapılmamasına ve davanın reddine karar verilmesinin kabul edilemez bir durum olduğunu, distribütörün sözleşmeyi haklı feshi halinde, yatırımını geri alması için makul bir süre tanınması durumu olmayacağı için fiili bir zarar oluştuğunu, bu zararın da 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (6102 sayılı Kanun) 122 nci maddesinde düzenlenen tazminat ile telafi edileceğini, elinde kalan mallar nedeniyle de zararının davalının zararının bulunduğunu belirterek İlk Derece Mahkemesi kararın kaldırılarak asıl davanın reddine ve takip tarihinden önce ödenen fatura bedelleri için kötü niyetle icra takibi yapan davacının kötü niyet tazminatına karar verilmesine, birleşen davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile asıl dava yönünden, davacının takip talebinde yazılı olduğu üzere alacak talebini açıkça takip eki belgede de belirtildiği üzere ödenmeyen faturalara dayandırdığının anlaşıldığı, davacı vekili ticari defterlerinde cari hesap nedeniyle alacaklı olduğunu, takibin sadece 21 adet faturaya özgülenmediğini ileri sürmüş ise de takipte 21 adet faturadan kalan bakiyenin talep edildiği, takip dayanağı faturaların 2013 ve 2014 yıllarına ilişkin olduğu, faturaların peşin satış yöntemi ile satılan mallara ilişkin olarak düzenlendiği belirlenmekle davacının takipte dayandığı faturaların ödenmediği yönündeki iddiasını ispat edemediği, davalının ticari defterlerinde belirlenen borcun daha eski yıllardan devrettiği, İlk Derece Mahkemesince, davacının dayanak faturalardan dolayı davalıdan alacaklı olmadığı kabul edilerek, tarafların iddia, savunma ve delillerinin yalnızca takibe konu faturalar çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiği, davacının alacak talebini açıkça takip eki belgede de belirtildiği gibi ödenmeyen faturaların bakiyesine dayandırdığı, takip dayanağı faturaların ödemelerinin gümrük ve banka kayıtları ile yapıldığı dikkate alınarak davanın reddi gerekirken davanın kabulüne karar verilmesi doğru görülmediği, birleşen dava yönünden denkleştirme tazminatı istemi, ancak acentelik veya tekel hakkı veren tek satıcılık niteliğindeki sözleşmelere dayalı olarak talep edilebileceği, somut olayda ise taraflar arasında tekel hakkı veren yazılı bir sözleşme bulunmadığı, yıllar içinde davalı satıcı, davacı ise alıcı konumuda ticari ilişkinin sürdürüldüğünün anlaşıldığı 6102 sayılı Kanun’un 122 nci maddesi gereği denkleştirme tazminatının bir koşulunun da hakkaniyet gereği olduğu, aksinin kabulü halinde dahi somut olayda siparişlerin karşılanmadığını ileri süren davacının kendi ticari defterlerinde 575.999,00 euro davalıya borç kaydı olduğu belirlendiğinden sözleşmenin davacı tarafça haklı feshinden söz edilemeyeceği gözetildiğinde birleşen davada davacının davası haklı bulunmadığı, birleşen davanın reddine ilişkin hükümde isabetsizlik olmadığı gerekçesiyle asıl davada davalı birleşen davada davacı vekili istinaf başvurusunun kabulüne, İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, asıl davanın ve davalının kötü niyet tazminatının reddine; birleşen davanın reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
1.Asıl davada davacı birleşen davada davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle; davaya konu alacağın dayanağının davacı ile davalı arasında uzun yıllara dayanan ticari ilişkiden doğan cari hesap alacağı olduğunu, zira takip öncesi keşide edilerek davalıya gönderilen ihtarname ile davalı, toplam 756.316,44 euro “cari hesap alacağını” ödemesi konusunda ihtar edildiğini, İhtarnameye karşın ödeme yapılmaması üzerine İstanbul Anadolu 14. İcra Müdürlüğünün 2015/10583 E. sayılı dosyasında başlatılan icra takibinde de talep edilen 564.360,14 euronun dayanağı açıkça “cari hesap alacağı” olarak gösterildiğini, takibe itiraz edilmesi üzerine ikame edilen 25.08.2015 tarihli dava dilekçesinde de ihtarname ve icra takibine atıf yapılarak alacağın dayanağının “cari hesap alacağı” olduğunun bildirildiğini, dosyada alınana bilirkişi raporunda da alacağın cari hesaptan kaynaklandığının tespit edildiğini, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (6098 sayılı Kanun) 102 nci maddesine gözetilerek davacının yaptığı ödemelerin muaccel borçlarından mahsubu gerektiğini belirterek asıl davaya yönelik Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasını istemiştir.
2.Asıl davada davalı birleşen davada davacı vekili, birleşen davaya yönelik olrak istinaf dilekçesinde ileri sürülen gerekçeler ve re’sen dikkate alınacak nedenlerle birleşen davaya yönelik Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulması istenmiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, asıl davada icra takibinin faturalardan kaynaklı bakiye alacaktan mı yoksa cari hesap ilişkisinden mi kaynaklı olduğu noktasından toplanmaktadır. Birleşen davada ise taraflar arasında tek satıcılık sözleşmesi bulunup bulunmadığı noktasında toplanmaktadır.
2. İlgili Hukuk
1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri.
2. 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun (2004 sayılı Kanun) 67 nci maddesi.
3. Değerlendirme
1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere ve özellikle şartları ispatlanan bir tek satıcılık sözleşmesi bulunmamasına göre usul ve yasaya uygun olup asıl davada davalı birleşen davada davacı vekili, temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler birleşen davaya yönelik kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
3.Asıl davada davacı birleşen davada davalı vekilinin asıl davaya yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde, asıl dava 2004 sayılı Kanunu’nun 67 nci maddesine göre açılmış itirazın iptali davasıdır. İtirazın iptali davaları takibe sıkı sıkıya bağlıdır. Takip talebinde asıl alacak “cari hesap alacağı” olarak talep edilmiş, ayrıca borcun sebebinin “…02.04.2015 tarih ve… Yevmiye No’lu İhtarname konusu alacak bakiyesi” olduğu belirtilmiştir. Takipte borcun sebebi olarak gösterilen ihtarname tamamen taraflar arası ticari ilişkiden doğan cari hesap alacağının ödenmesine ilişkindir. Bu durumda icra takibinin cari hesap alacağına ilişkin olduğu kabul edilerek, itirazın iptali davasında taraflar arasındaki cari hesap ilişkisi ve cari hesaba ilişkin defter kayıtları ve belgeler nazara alınarak değerlendirme yapılması gerekirken takibin sırf faturaya dayalı icra takibi olduğu ve ödendiği şeklinde karar verilmesi doğru görülmemiş bozmayı gerektirmiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
1.Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca BİRLEŞEN DAVA YÖNÜNDEN ONANMASINA,
2.Temyiz olunan, Bölge Adliye Mahkemesinin asıl davaya yönelik kararının BOZULMASINA,
Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz eden asıl davada davalı birleşen davada davacıya yükletilmesine,
Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde asıl davada davacı birleşen davada davalıya iadesine,
Dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
28.09.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.