Yargıtay Kararı 12. Ceza Dairesi 2013/4566 E. 2013/10022 K. 16.04.2013 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 12. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2013/4566
KARAR NO : 2013/10022
KARAR TARİHİ : 16.04.2013

Mahkemesi :Ağır Ceza Mahkemesi
Dava : Koruma Tedbirleri Nedeniyle Tazminat
Hüküm : Davanın reddi

Davacının tazminat talebinin reddine ilişkin hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmekle, dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Yapılan yargılamaya, toplanan ve karar yerinde açıklanan delillere, mahkemenin kovuşturma sonucunda oluşan inanç ve takdirine, gösterilen gerekçeye ve uygulamaya göre; davacı vekilinin yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine, ancak;
Davacı vekilinin 19.07.2010 tarihli dilekçesi ile davacı hakkında değişik mahkemelerce verilen kesinleşmiş hapis cezalarının toplanması ve sırada bekleyen hapis cezalarının infazı sırasında 17.10.2006 tarihinde şartla tahliye olması gerekirken yanlış hesaplama sonucu 14.05.2010 tarihinde, Ordu Ağır Ceza Mahkemesinin 2010/489 değişik iş sayılı kararıyla tahliye edildiğini bu suretle davacının 3 yıl 6 ay 27 gün boyunca cezaevinde haksız yere tutulduğunu iddia ederek 50.000 TL maddi ve 100.000 TL manevi tazminatın şartla tahliye edilmesi gereken 17.10.2006 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte tazminini talep ettiğinin anlaşılması karşısında, tazminat istemine ilişkin 5271 sayılı CMK’nın 141. maddesinde ”suç soruşturması ve kovuşturması sırasında” gerçekleşen koruma tedbirlerindeki hukuka aykırılıklar yönünden bu kanun hükümlerine göre tazminat istenebileceği ve madde metninde bu aykırılıkların tahdidi şekilde sıralandığı, infaz aşamasında meydana gelen hukuka aykırılıkların madde kapsamında bulunmadığı bu yöndeki hukuka aykırılıkların idari yargı görev alanında kaldığı ve bu mahkemeler önünde tazminat isteminde bulunulabileceği gözetilmeden görevsizlik kararı yerine yargılamaya devamla yazılı şekilde davanın reddine karar verilmesi,
Kanuna aykırı olup, davacı vekilinin temyiz itirazı bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebepten dolayı 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK’un 321. maddesi gereğince isteme aykırı olarak BOZULMASINA, 16.04.2013 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.
MUHALEFET ŞERHİ:

Davacı birden fazla mahkûmiyet hükmünün infazı sırasında şartla salıverilme sürelerinin yanlış hesaplanması nedeniyle ceza evinde haksız olarak tutulduğu iddiasıyla fazladan özgürlüğünden yoksun bırakıldığı sürelerin tazminini talep etmiş, yerel mahkemece, istemin 5271 sayılı CMK’nın 141 vd. maddeleri kapsamında değerlendirilemeyeceği gerekçesiyle davanın reddine, hükmü temyiz mercii olarak inceleyen Yargıtay Dairesi ise konunun idari yargının görev alanına girdiği gerekçesiyle görevsizlik kararı verilmesi yerine esastan reddine karar verilmesinin isabetsiz olduğu görüşüyle hükmün bozulmasına oyçokluğuyla karar vermiştir.
Sunduğum nedenlerle çoğunluğun ulaştığı bu sonuca katılmamaktayım.
1- İdari yargının görev alanı 2577 sayılı Kanun’un 2. maddesinde genel olarak idari işlem ve eylemler ile yasanın açıkça idari yargının görev alanında belirttiği hususlarla sınırlı olarak belirtilmiş olup, cezaların infazı işlemi idari nitelikte işlem sayılamayacağından ve bu konuda idari yargıyı görevli kılan açık bir düzenlemede bulunmadığından, konunun idari yargı tarafından karara bağlanacağına hükmetmek, hem cezaların infazını idari işlem olarak kabulu sonucunu doğuracak hem de, davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlanmasını yargıya görev olarak yükleyen Anayasa’nın 141. maddesinin özüne aykırı olacaktır.
2- Konunun 5271 sayılı Kanunun 141 vd. maddeleri kapsamında değerlendirilip, değerlendirilemeyeceğine gelince, pozitif hukuk hükümleri olarak yalnızca 5271 sayılı CMK’nın 141 vd. maddeleri nazara alınacaksa varılan bu sonuç doğrudur,
Ancak; Anayasa’nın 90. maddesi uyarınca AİHS ve sözleşmeyi yorumlayarak onu yaşayan bir hukuk belgesi haline dönüştüren Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının Türk hukukunda doğrudan ve öncelikle uygulanması zorunluluğu bulunduğundan, konunun AİHS’nin 5. maddesi kapsamında değerlendirilerek bir sonuca ulaşılmalıdır.
Kişinin iç hukukta belirtilenden fazla tutulması, yasal dayanağı bulunmadan tutma anlamına geldiğinden Sözleşmenin 5/1. maddesi kapsamında değerlendirilmelidir. (İnsan Hakları ve Avrupa Sözleşmesi Açıklama ve Önemli Kararlar, 1. Cilt, sh. 373, 374)
Nitekim Mahkemece, Pezone-İtalya kararında, hapis cezası süresinin hatalı hesaplanması nedeniyle, fazladan hapis yatırmanın iç hukukta bir dayanağının olamayacağı, bu hapisliği haklı kılan bir sebep bulunmadığından, Sözleşmenin 5/1. fıkrasındaki hukukilik şartının ihlal edildiğine karar verilmiştir. (Age, sh. 376) yine aynı şekilde, ulusal sistemin öngördüğünden daha uzun süre ceza çeken başvurucu bakımından da Sözleşmenin 5/1-a bendinin ihlal edildiği sonucuna ulaşılmıştır.(Grava, Age’den naklen, sh 385)
Fazladan infazın sözleşmenin 5/1-a kapsamında, değerlendirilerek, davacıya uygun bir tazminat verilmesi yerine, infaz işini idari bir işlem olarak değerlendiren Özel Daire kararına katılmamakta, fazladan infazı 5271 sayılı CMK’nın 141 vd. maddeleri kapsamında değerlendirmeyen yerel mahkeme kararının, Anayasanın 90 ve Sözleşmenin 5/1. maddesi hükümleri uyarınca bozulmasına karar verilmesi gerektiğini düşünmekteyim,