YARGITAY KARARI
DAİRE : 4. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2021/9751
KARAR NO : 2022/14635
KARAR TARİHİ : 15.11.2022
MAHKEMESİ : Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 17.Hukuk Dairesi
İLK DERECE MAHKEMESİ : Bismil Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan istinaf incelemesi sonunda; kararda yazılı nedenlerden dolayı davacı vekilinin istinaf taleplerinin esastan reddine dair verilen kararın süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacı vekili, sürücü … ‘ın sevk ve idaresindeki … plakalı aracı ile aniden yola çıkan ve sahibi tespit edilemeyen büyükbaş hayvana çarptığını ve araçta yolcu olarak bulunan müvekkili …’un yaralandığını, bu nedenlerle müvekkilinin bedensel zararı için fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak şartı ile 100,00 TL tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya ödenmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, davanın reddini talep etmiştir.
Mahkemece; toplanan deliller, benimsenen bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre; davaya konu kazanın gerçekleşmesinde sigortalı araç sürücüsünün kusursuz olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, hükme karşı davacı vekilince istinaf yasa yoluna başvurulmuştur.
Bölge Adliye Mahkemesince, davalı tarafından … ile sigortalanan araç sürücüsünün davacının yaralanmasına yol açan trafik kazasının oluşumunda kusursuz olduğu, incelenen kararın usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığından davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK’nın 353/1-b,1. maddesi gereğince esastan reddine karar verilmiş; hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
İlk Derece Mahkemesince verilen karara yönelik olarak davacı vekili tarafından yapılan istinaf başvurusu üzerine HMK’nın 355 vd. maddeleri kapsamında yöntemince yapılan inceleme sonucunda Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararda, dosya kapsamına göre saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kurallarına aykırı bir yön bulunmamasına, dosyada adli tıp kurumundan alınan kusur raporunda sigortalı araç sürücüsünün kazada kusurunun bulunmadığı, sahibi tespit edilemeyen büyükbaş hayvanın gece karanlığında yola çıkmasının kazanın meydana gelmesine %100 etken olduğunun tespit edildiği, sürücüsünün kusursuz bulunması halinde illiyet bağının kesileceği ve sigorta şirketinin de sorumluluğu bulunmadığının anlaşılmış bulunmasına göre davacı vekilinin yerinde olmayan bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun olan hükmün HMK 370/1. maddesi gereğince ONANMASINA, HMK’nın 373. maddesi uyarınca dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin de Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Dairesine gönderilmesine, 15.11.2022 tarihinde Üye … ve Üye …’ın karşı oyu ve oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY
Motorlu araçların karayolunda işletilmelerinden kaynaklanan zararların karşılanması amacıyla Karayolları Trafik Kanunu’nun (KTK) 85 inci maddesi uyarınca motorlu araç işleteninin sorumlu olması benimsenmiştir. İşletenin, bu sorumluluğu kusursuz sorumluluk hallerinden tehlike ilkesine dayanmaktadır. Tehlike ilkesi gereğince kusursuz sorumlu olan işleten motorlu aracın işletilmesi sırasında sebep olduğu bütün zararlardan sorumludur. İşleten, bu sorumluluğunun karşılanması için karayolları motorlu araçlar zorunlu mali sorumluluk sigortası yaptırmak zorundadır (KTK m. 91). Karayolları motorlu araçlar zorunlu mali sorumluluk sigortasının Karayolları Trafik Kanunu’ndan kaynaklanan sorumluluğu işletenin aynı Kanunun 85/1 maddesi kapsamındaki sorumluluğu ölçüsündedir.
İşleten, KTK 85/1 maddesinde düzenlenen sorumluluktan ancak 86 ncı maddedeki koşulların gerçekleştiğini ispat ile kurtulabilir. Yani işleten kendisinin veya eylemlerinden sorumlu tutulduğu kişilerin kusuru bulunmaksızın ve araçtaki bir bozukluk kazayı etkilemiş olmaksızın kazanın bir mücbir sebepten veya zarar görenin veya bir üçüncü kişinin ağır kusurundan ileri geldiğini ispat ederek sorumluluktan kurtulabilir. Bir başka anlatımla işleten, sorumluluktan kurtulabilmek için hem kendisinin veya eylemlerinden sorumlu tutulduğu kişilerin kusuru bulunmadığını ve araçtaki bir bozukluğun kazada etkisinin olmadığını ispatlamak zorundadır. Hem de kazanın bir mücbir sebepten veya zarar görenin veya bir üçüncü kişinin ağır kusurundan ileri geldiğini ispat etmek zorundadır. Sadece, kazada bir kusurunun olmadığını veya kazanın araçtaki bir bozukluktan kaynaklanmadığını ispat ederek sorumluluktan kurtulamaz. Bu noktada uyuşmazlığın çözüme kavuşturulabilmesi bakımından mücbir sebep ile beklenmeyen hal kavramları üzerinde durulmasında da yarar vardır. Her ikisinde de kaçınılmazlığın söz konusu olduğu mücbir sebep ile beklenmeyen hal arasındaki farkı esasen kaçınılmaz olarak ortaya çıkan olayın işletme faaliyeti kapsamında olup olmadığı belirlemektedir. Bir olayın işletme faaliyeti kapsamında olup olmadığı etki edebilme ve denetleyebilme alanında kalıp kalmadığı ile tespit edilebilir. Kaçınılmaz olay işletme faaliyeti kapsamında kabul edilebiliyor ise yani etki edebilme şansı var ise veya denetlenme imkanı varsa beklenmeyen halden, aksi halde mücbir sebepten söz edilir.
Somut olayda kazanın gece vakti sahibi tespit edilemeyen bir ineğin aniden yola çıkması sonucu meydana geldiği, kazada araç sürücüsünün herhangi bir kusurunun bulunmadığı anlaşılmaktadır. Buna göre, işleten ve işletenin sorumluluğunu karşılamakla yükümlü bulunan davalı zorunlu mali sorumluluk sigortasının KTK 86 ncı maddesi uyarınca sorumluluktan kurtulmaya ilişkin ilk şartı yerine getirdikleri görülmektedir. Ne var ki, sorumluluktan kurtulabilmenin ikinci şartı olan zararın, mücbir sebepten, zarar görenin ağır kusurundan veya üçüncü kişinin ağır kusurundan meydana geldiğinin ispatına ilişkin koşul yerine getirilmemiştir. İneğin aniden yola çıkması beklenmedik bir hal ise de işletme faaliyeti kapsamı dışında mutlak kaçınılmazlık hali söz konusu olmadığından olayın mücbir sebep kapsamında değerlendirilmesi mümkün değildir. Hal böyle olunca, işletenin dolayısıyla zorunlu mali sorumluluk sigortasının KTK 86 ncı madde uyarınca sorumluluktan kurtulmasına ilişkin ikinci koşulun ispat edilemediğinin kabulüyle hükmedilecek tazminat miktarının belirlenmesi için derece mahkemesi kararlarının bozulması gerektiği düşüncesinde olduğumuzdan onama yönünde tezahür eden çoğunluk görüşüne katılamıyoruz.