YARGITAY KARARI
DAİRE : 3. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2010/9339
KARAR NO : 2010/13003
KARAR TARİHİ : 15.07.2010
MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
Taraflar arasında görülen nafaka davasının yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen hüküm davacı tarafından temyiz edilmiştir.
Y A R G I T A Y K A R A R I
Temyiz isteminin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü.
Davacı vekili dava dilekçesi ile tarafların evliliklerinden kısa bir süre sonra davalının müvekkiline şiddet uygulamaya ve hakarete başladığı, anlaşmalı boşanma dilekçesi hazırlayıp davacı yanca imzalanmaması üzerine müvekkilini baba evine bıraktığı belirtilerek müşterek evden ve evlilikten ayrılmaya zorlayan davalının davacıya bakmadığı gerekçesi ile aylık 750,00 TL tedbir nafakası bağlanmasını talep ve dava etmiştir.
Mahkemece, davacı kadının ayrı yaşama hakkını kanıtlayamadığı, evliliğin başından itibaren kavgalar sonrası evi terkettiği ve aşırı kıskanç olduğunun tanık beyanları ile anlaşıldığı gerekçe gösterilerek davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı tarafından temyiz edilmiştir.
4721 sayılı MK.nun 195. maddesi uyarınca, evlilik birliğinden doğan yükümlülüklerin yerine getirilmemesi veya evlilik birliğine ilişkin önemli bir konuda uyuşmazlığa düşülmesi halinde eşler ayrı ayrı veya birlikte hakimin müdahalesini isteyebilir. Hakim, gerektiği takdirde eşlerden birinin istemi üzerine konunda öngörülen önlemleri alır.
Aynı yasanın 197. maddesine göre de; eşlerden biri, ortak hayat sebebiyle kişiliği, ekonomik güvenliği veya ailenin huzuru ciddi biçimde tehlikeye düştüğü sürece ayrı yaşama hakkına sahiptir.
Birlikte yaşamaya ara verilmesi haklı bir sebebe dayanıyorsa hakim, eşlerden birinin istemi üzerine birinin diğerine yapacağı parasal katkıya, konut ve ev eşyasından yararlanmaya ve eşlerin mallarının yönetime ilişkin önlemleri alır.
Buna göre davacının ayrı yaşamada, haklı olup olmadığının araştırılması ve “ayrı yaşamada haklılık” olgusunun kanıtlanması gerekir.
Somut olaydaki ve dosya kapsamındaki tüm tanık anlatımlarına göre, evliliğin başlangıcından beri (18.4.2007) tarafların önemsiz sebeplerle tartıştıkları, bazı tartışmalar sonunda davacının baba evine davalı tarafından bırakıldığı, son olayda da kavga sonrası davalının babasının davacı kadının ailesine telefon ettiği ve davacıyı baba evine bıraktıkları anlaşılmaktadır. Davacı kadının tanığı (annesi) davacının vücudundaki morlukları sorduğunda şiddet gördüğünü anlattığını da beyan etmiştir. Davacının baba evine bırakılma olayında sonra (son olay) davalının barışma girişimde bulunmadığı da anlaşılmaktadır. Bu durumda davacının ayrı yaşamakta haklı olduğunun kabulü gerekir.
Mahkemece, davacının geçimi için gerekli, davalının geliri ile orantılı olacak şekilde, TMK.nun 4.maddesindeki hakkaniyet ilkesi de gözetilerek uygun bir miktarda nafakaya hükmedilmesi gerekirken, davanın reddine karar verilmiş olması doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.
Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 15.7.2010 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.