YARGITAY KARARI
DAİRE : 10. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2023/6027
KARAR NO : 2023/6343
KARAR TARİHİ : 11.07.2023
MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SAYISI : 2022/654 E., 2023/52 K.
SUÇ : Kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma
HÜKÜM : Mahkûmiyet
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Onama
Sanık hakkında bozma üzerine kurulan hükmün; karar tarihi itibarıyla 6723 sayılı Kanun’un 33 üncü maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun’un 8 inci maddesi gereği yürürlükte bulunan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun (1412 sayılı Kanun) 305 inci maddesi gereği temyiz edilebilir olduğu, karar tarihinde yürürlükte bulunan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 1412 sayılı Kanun’un 310 uncu maddesi gereği temyiz isteğinin süresinde olduğu, aynı Kanun’un 317 nci maddesi gereği temyiz isteğinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü:
I. HUKUKÎ SÜREÇ
A. İzmir Cumhuriyet Başsavcılığının, 30.12.2009 tarihli iddianamesi ile sanığın 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 191 inci maddesinin birinci fıkrası ile 53 üncü maddesi uyarınca cezalandırılması istemiyle kamu davası açılmıştır.
B. İzmir (Kapatılan) 14. Sulh Ceza Mahkemesinin, 11.05.2010 tarihli ve 2009/713 Esas, 2010/1095 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçundan karar tarihinde yürürlükte bulunan 5560 sayılı Kanun ile değişik 5237 sayılı Kanun’un 191 inci maddesinin ikinci fıkrası gereği tedavi ve denetimli serbestlik tedbiri uygulanmasına karar verilmiştir. Tedavi ve denetimli serbestlik tedbiri kararının 14.07.2010 tarihinde itiraz edilmeksizin kesinleşmesi üzerine, tedbirin infazı için dosya Denetimli Serbestlik Müdürlüğüne gönderilmiştir.
C. Sanığın tedavi ve denetimli serbestlik tedbirinin gerektirdiği yükümlülüklere uymadığının bildirilmesi üzerine dosya yeniden ele alınarak yapılan yargılama sonucunda, İzmir (Kapatılan) 14. Sulh Ceza Mahkemesinin 01.10.2012 tarihli ve 2012/1123 Esas, 2012/1299 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçundan karar tarihinde yürürlükte olan 5237 sayılı Kanun’un 5560 sayılı Kanun ile değişik 191 inci maddesinin birinci fıkrası, aynı Kanun’un 62 inci, 50 inci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi, 52 inci maddesinin ikinci fıkrası ve 52 nci maddesinin dördüncü fıkrası uyarınca 6.000,00 TL adli para cezasına karar verilmiştir.
D. Kararın sanık tarafından temyizi üzerine, Yargıtay (Kapatılan) 20. Ceza Dairesinin 20.04.2016 tarihli 2015/11398 Esas, 2016/2273 Karar sayılı kararı ile “Sanık hakkında kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde bulundurma suçundan dolayı başka dava olup olmadığı, varsa sanığın bu suçu diğer davaya konu olan suç nedeniyle verilen tedavi ve/veya denetimli serbestlik tedbirinin infazı sırasında işleyip işlemediği belirlendikten sonra; a) Sanık hakkında aynı suçtan açılmış başka dava yoksa veya sanık bu suçu daha önce işlediği suçtan dolayı verilen tedavi ve/veya denetimli serbestlik tedbirinin infazı sırasında işlemiş değilse, bu suç nedeniyle tedavi ve/veya denetimli serbestlik tedbiri uygulanmamış olan sanık hakkında, hükümden sonra 28.06.2014 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 6545 sayılı Kanun’un 68. maddesi ile değiştirilen TCK’nın 191. maddesi ve aynı Kanun’un 85. maddesi ile 5320 sayılı Kanun’a eklenen geçici 7. maddenin 2. fıkrası uyarınca, 191. madde hükümleri çerçevesinde “hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına”, b) Sanık bu suçu, daha önce işlediği suçtan dolayı yapılan kovuşturma aşamasında hükmolunan tedavi ve/veya denetimli serbestlik tedbirinin infazı sırasında işlemiş ise, 6545 sayılı Kanun’un 68. maddesi ile değiştirilen TCK’nın 191. maddesinin 5. fıkrasında öngörülen “Erteleme süresi zarfında kişinin kullanmak için tekrar uyuşturucu veya uyarıcı madde satın
alması, kabul etmesi veya bulundurması ya da uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanması, dördüncü fıkra uyarınca ihlâl nedeni sayılır ve ayrı bir soruşturma ve kovuşturma konusu yapılmaz” hükmü uyarınca, ikinci suçtan açılan bu davanın kovuşturma şartının ortadan kalkması nedeniyle, CMK’nın 223. maddesinin 8. fıkrası uyarınca “davanın düşmesine”, Karar verilmesinde” zorunluluk bulunduğu gerekçesiyle hükmün diğer yönleri incelenmeksizin bozulmasına karar verilmiştir.
E. Bozmaya uyularak, İzmir 35. Asliye Ceza Mahkemesinin 28.12.2016 tarihli ve 2016/414 Esas, 2016/601 Karar sayılı kararı ile kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçundan lehine olan 5237 sayılı Kanun’un 5560 sayılı Kanun ile değişik 191 inci maddesinin birinci fıkrası, aynı Kanun’un 62 inci maddesi uyarınca hükmedilen 10 ay hapis cezasının, 5271 sayılı Kanun’un 231 inci maddesinin beşinci fıkrası ve sekizinci fıkraları uyarınca açıklanmasının geri bırakılmasına ve sanığın beş yıl süre ile denetim süresine tabi tutulmasına ayrıca takdiren 3 ay süre ile uyuşturucuyu bırakma amacıyla tedavi ve denetimli serbestlik tedbirine tabi tutulmasına karar verilmiştir. Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı, 20.01.2017 tarihinde itiraz edilmeksizin kesinleşmiştir.
F. Sanığın denetim süresi içinde 02.04.2018 tarihinde işlediği kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçundan İzmir 25. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 02.04.2019 tarihli ve 2018/931 Esas, 2019/285 Karar sayılı mahkûmiyet kararının 20.05.2020 tarihinde kesinleştiğinin ihbar olunması üzerine dosya yeniden ele alınarak yapılan yargılama sonucunda, İzmir 35. Asliye Ceza Mahkemesinin, 17.07.2020 tarihli ve 2020/344 Esas, 2020/355 Karar sayılı kararı ile 5271 sayılı Kanun’un 231 inci maddesinin onbirinci fıkrası uyarınca hüküm açıklanarak, sanık hakkında kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçundan lehine olan 5237 sayılı Kanun’un 5560 sayılı Kanun ile değişik 191 inci maddesinin birinci fıkrası, aynı Kanun’un 62 inci maddesi, 53 üncü maddeleri uyarınca 10 ay hapis cezası ile cezalandırılması ile hak yoksunluğuna hükmedilmiştir.
G. Kararın sanık tarafından temyizi üzerine, Dairemizin 02.06.2022 tarihli 2021/19611 Esas, 2022/7215 Karar sayılı kararı ile “Bozmaya uyulduğu, yargılama sürecindeki işlemlerin kanuna uygun olarak yapıldığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan tüm delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, eylemin sanık tarafından gerçekleştirildiğinin saptandığı, vicdanî kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı, eyleme uyan suç tipinin doğru biçimde belirlendiği anlaşıldığından, yerinde görülmeyen diğer temyiz itirazlarının reddine, ancak; 1) Suç tarihi itibarıyla yürürlükte bulunan TCK’nın 191. maddesinde sanığa isnat edilen suç için temel ceza miktarının “bir yıldan iki yıla kadar hapis cezası” olarak belirlendiği; hükümden sonra yürürlüğe giren 5271 sayılı CMK’nın 17/10/2019 tarihli ve 7188 sayılı Kanunun 24. maddesi ile başlığı ile birlikte yeniden düzenlenmiş olan “Basit Yargılama Usulü” başlıklı 251. maddesinin 1. fıkrasında yer
alan “Asliye Ceza Mahkemesince, iddianamenin kabulünden sonra adli para cezasını ve/veya üst sınırı iki yıl veya daha az süreli hapis cezasını gerektiren suçlarda basit yargılama usulünün uygulanmasına karar verilebilir.” şeklindeki düzenlemeye, 7188 sayılı Kanunun geçici 5. maddesinin 1-d bendinde yer alan “01/01/2020 tarihi itibarıyla kovuşturma evresine geçilmiş, hükme bağlanmış veya kesinleşmiş dosyalarda seri muhakeme usulü ile basit yargılama usulü uygulanmaz.” şeklindeki düzenleme ile sınırlama getirilmiş ise de; Anayasa Mahkemesinin 19/08/2020 tarihli 31218 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan, 25/06/2020 tarihli ve 2020/16 esas, 2020/33 sayılı iptal kararı ile, “…kovuşturma evresine geçilmiş…” ibaresinin, aynı bentte yer alan “… basit yargılama usulü…” yönünden Anayasaya aykırı bulunarak iptaline karar verilmesi sebebiyle kovuşturma evresine geçilmiş olan ve basit yargılama usulü uygulanabilecek dosyalar yönünden 7188 sayılı Kanunun 5. maddesinin 1-d bendinde yer alan düzenlemenin iptal edildiği anlaşıldığından; Anayasa Mahkemesi kararlarının geriye yürümesi mümkün olmayıp, Ceza Muhakemesi Kanununda yapılan değişikliklerin ise derhal uygulanması gerekmekle birlikte, basit yargılama usulü uygulanan olaylarda CMK’nın 251. maddesinin 3. fıkrasına göre; “mahkûmiyet kararı verildiği takdirde sonuç ceza dörtte bir oranında indirilir.” şeklindeki düzenleme karşısında, Anayasa Mahkemesinin anılan iptal kararının neticeleri itibarıyla maddi ceza hukukuna ilişkin olduğunun ve CMK’nın 251. maddesinin 3. fıkrasında yer alan düzenlemenin sanık lehine sonuç doğurabilecek nitelikte olduğunun anlaşılması karşısında, TCK’nın 7. maddesi ile CMK’nın 251. maddesi hükümleri gözetilmek suretiyle sanık lehine olan uygulamanın belirlenerek yerine getirilmesi ve gereği için dosyanın, “Basit Yargılama Usulü” yönünden yeniden değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması, 2) Sanığın eylemi nedeniyle, bozma öncesi hükümde 6000 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına karar verildiği, 01/10/2012 tarihli hükmün sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine 20/04/2016 tarihli bozma ilamı ile bozulduğunun anlaşılması karşısında, 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun 5320 sayılı Kanun’un 8. maddesi uyarınca halen yürürlükte bulunan 326. maddesinin 4. fıkrasında; “Hüküm yalnız sanık tarafından veya onun lehine Cumhuriyet savcısı veya 291. maddede gösterilen kimseler tarafından temyiz edilmişse, yeniden verilen hüküm, evvelki hükümle tayin edilmiş olan cezadan daha ağır olamaz” şeklindeki düzenleme gereğince 01/10/2012 tarihli hükümle tayin edilen 6000 TL adli para cezasının sonuç ceza açısından sanık bakımından kazanılmış hak olduğu gözetilmeden bozma sonrası yapılan yargılama sonucu 10 ay hapis cezasına hükmedilmek suretiyle fazla ceza tayini, 3) Hükümden sonra TCK’nın 53. maddesinin uygulanması ile ilgili olarak 7242 sayılı Kanun’la yapılan değişiklikler nedeniyle, bu maddenin uygulanması açısından sanığın durumunun yeniden belirlenmesinde” zorunluluk bulunduğu gerekçesiyle hükmün bozulmasına karar verilmiştir.
H. Bozmaya uyularak, İzmir 35. Asliye Ceza Mahkemesinin 26.01.2023 tarihli ve 2022/654 Esas, 2023/52 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçundan lehine olan 5237 sayılı Kanun’un 5560 sayılı Kanun ile değişik 191 inci maddesinin birinci fıkrası, aynı Kanun’un 62 inci, 50 inci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi, 52 inci maddesinin ikinci fıkrası ve 52 nci maddesinin dördüncü fıkrası uyarınca 6.000,00 TL adli para cezasına karar verilmiştir.
II. TEMYİZ SEBEPLERİ
Sanığın temyiz sebepleri özetle; kararın hukuka ve yasaya aykırı olduğundan incelenerek mağduriyetinin giderilmesini talep ettiğine ilişkindir.
III. OLAY VE OLGULAR (İlk Derece Mahkemesinin Kabulüne Göre)
Olay tarihinde polislerin şüphe üzerine sanığı durdurup üzerini aradıkları pantolonunun cebinde esrar maddesi bulunduğu, düzenlenen ekspertiz raporuna göre net 880 mg ağırlığında olup sanıkta ele geçen maddenin esrar içerir kenevir bitkisi uç kısımları olduğunun tespit edildiği, bu şekilde sanığın kullanmak amacıyla uyuşturucu madde bulundurmak suçunu işlediği ve bu suçun daha önce işlenmiş aynı nitelikteki bir suçun tedavi ve denetimli serbestlik tedbirinin infazı sırasında işlenmediği, genel yargılama usulü uygulaması başladıktan sonra basit yargılama usulüne dönülemeyeceği, bu dosya yönünden basit yargılama usulünün uygulanmayacağı, ayrıca 5271 sayılı Kanun’un 251 inci maddesinin üçüncü fıkrasındaki ceza indiriminin de sanığın savunma hakkından vazgeçmesi, mahkemeyi meşgul etmemesinin karşılığı olduğu, olayda böyle bir durum olmadığı anlaşıldığından bu maddedeki ceza indiriminin uygulanamayacağı, gerekçesi ile atılı suçtan mahkûmiyetine karar verildiği anlaşılmıştır.
IV. GEREKÇE
Kabul edilebilir bir temyiz başvurusu üzerine yapılan inceleme neticesinde;
1. Bozmaya uyulduğu halde, sanık hakkında “genel yargılama usulü uygulaması başladıktan sonra basit yargılama usulüne dönülemeyeceği, bu dosya yönünden basit yargılama usulünün uygulanmayacağı, ayrıca 5271 sayılı Kanun’un 251 inci maddesinin üçüncü fıkrasındaki ceza indiriminin de sanığın savunma hakkından vazgeçmesi, mahkemeyi meşgul etmemesinin karşılığı olduğu, olayda böyle bir durum olmadığı” şeklinde yasal ve yeterli olmayan gerekçeyle basit yargılama usulü uygulanmamasına karar verilmesi,
2. Sanığın başka suçtan hükümlü olması nedeniyle tedavi ve denetimli serbestlik tedbiri kararının infazına Ceza İnfaz Kurumunda başladığı, tedavisini tamamladığı, görüşmelere katıldığı ancak tahliye olmasına müteakip en geç on gün içerisinde denetimli serbestlik müdürlüğüne başvurmayan sanığa ikinci bir uyarı yapılmaksızın dosyanın kapatıldığı anlaşılmakla, olayda ısrar şartı gerçekleşmediğinden tedavi ve denetimli serbestlik tedbiri kararının infazının devamına karar vermek gerektiği gözetilmeyerek mahkûmiyet kararı verilmesi, nedenleri ile hukuka aykırılık görülmüştür.
V. KARAR
Gerekçe bölümünde açıklanan nedenle İzmir 35. Asliye Ceza Mahkemesinin 26.01.2023 tarihli ve 2022/654 Esas, 2023/52 Karar sayılı kararına yönelik sanığın temyiz isteği yerinde görüldüğünden hükmün, 1412 sayılı Kanun’un 321 inci maddesi gereği, Tebliğname’ye aykırı olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA,
Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,
11.07.2023 tarihinde karar verildi.