YARGITAY KARARI
DAİRE : 12. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2023/1583
KARAR NO : 2023/4618
KARAR TARİHİ : 01.11.2023
MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SAYISI : 2015/609 E., 2016/167 K.
SUÇ : Kişilerin huzur ve sükununu bozma
HÜKÜM : Beraat
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Bozma
Sanık hakkında kurulan hükmün; karar tarihi itibarıyla 6723 sayılı Kanun’un 33 üncü maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun’un 8 inci maddesi gereği yürürlükte bulunan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun (1412 sayılı Kanun) 305 inci maddesi gereği temyiz edilebilir olduğu, karar tarihinde yürürlükte bulunan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 1412 sayılı Kanun’un 310 uncu maddesi gereği temyiz isteğinin süresinde olduğu, aynı Kanun’un 317 nci maddesi gereği temyiz isteğinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü:
I. HUKUKÎ SÜREÇ
1.Fethiye 4. Asliye Ceza Mahkemesinin 04.03.2016 tarihli ve 2015/609 Esas, 2016/167 Karar sayılı kararı ile; sanık hakkında kişilerin huzur ve sükununu bozma suçundan, 5271 sayılı Kanun’un 223 üncü maddesinin ikinci fıkrasının (e) bendi gereğince beraat kararı, hakaret suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 125 inci maddesinin birinci fıkrası, 62 nci maddesinin birinci fıkrası ile 52 nci maddesi uyarınca 2.000,00 TL adli para cezası ile mahkûmiyetine karar verilmiştir.
2.Dava dosyası, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 09.03.2021 tarihli ve 2016/187219 sayılı, hükmün bozulması görüşünü içerir Tebliğname ile Daireye tevdi edilmiştir.
II. TEMYİZ SEBEPLERİ
Katılanın Temyiz İsteği; hükmü temyiz etme iradesine ilişkindir.
III. OLAY VE OLGULAR
Yerel Mahkemenin Kabulü;
1.Sanık …’un katılanın eski sözlüsü olduğu, aralarında daha önceden yaşanan darp olayı nedeniyle … hakkında Fethiye 5. Asliye Ceza Mahkemesinde dava açıldığı, sonrasında ise olay tarihinde sanığın katılanın evinin önünden sürekli araçla geçtiği ve ayrıca kullandığı GSM hattından katılanın kullandığı GSM hattına “deli deli kulakları küpeli” şeklinde mesaj gönderdiği, ayrıca sanığın yine farklı tarih ve saatlerde katılanı aradığı ve mesajlar gönderdiği, sanığın farklı zamanlarda katılanı aramasının ve mesaj göndermesinin kişilerin huzur ve sükununu bozma suçunu oluşturduğunun değerlendirildiği, söz konusu “deli deli kulakları küpeli” şeklindeki mesaj içeriğine ilişkin olarak da hakaret suçunu oluşturduğu iddiasıyla sanık hakkında kamu davası açıldığı, hakaret suçuna dair sanık hakkında hükmedilen 2.000,00 TL adli para cezasına ilişkin kararın 04.03.2016 tarihinde kesinleştiği anlaşılmaktadır.
2.Sanığın atılı suçlamaları kabul etmediği ve yargılama aşamasında alınan savunmasında;
“Bana okumuş olduğunuz iddianamede geçen olayla ilgili olarak daha önce beyanda bulunmuştum, aynen tekrar ederim, Üzerime atılı suçu kabul etmiyorum, ben kimsenin huzur ve sukünunu bozmadım, kimseye hakaret etmedim, iki sayfadan oluşan savunma dilekçemi ve 3 sayfadan oluşan cep telefonu ekran görüntüsünü delil olarak mahkemesine iletilmek üzere mahkemenize sunuyorum, (alındı, okundu, dosyasına eklendi) Müştekinin olaydan dolayı maddi manevi bir zararı olduğunu düşünmüyorum, bu sebepten dolayı karşılamayı reddiyorum, şikayetten vazgeçme olursa kabul ederim, suçsuzum beraatımı talep ederim sayın mahkeme aksi kanaatte ise lehe kanun hükümlerinin uygulanmasını ve hükmün açıklanmasının geri bırakılmasını talep ederim.Müşteki çılgın hareketler yaptığı için ona suça konu mesajı gönderdim. Hakaret amacım yoktu. Ayrıca biz müşteki ile duygusal ilişki içindeydik. Sadece geçen yılın Ocak ve Şubat ayında ayrı kaldık. Ayrı kaldığımız dönemde onu aramadım. Diğer zamanlarda tabi ki onu aradım. Ben müştekinin evinin önünden bilerek geçmedim. Evi merkezi bir yerde olduğu için tesadüfi olarak oradan geçmiş olabilirim. ” şeklinde beyanda bulunduğu görülmektedir.
3.Katılanın her aşamada sanıktan şikayetçi olduğunu beyan ettiği ve yargılama aşamasında alınan ifadesinde;
“Ben daha önce bu konuda vermiş olduğum ifademi tekrar ederim. Biz … ile bir dönem birlikteydik. Ancak kendisi beni yaralayınca ondan ayrıldım ve şikayetçi oldum. Daha sonra sanık sürekli olarak beni aradı. Tehdit ve hakaret etti. Amacı barışmak değildi. Ayrıca arabası ile sürekli olarak evimin etrafında geziyordu. Yine iddianamede okuduğunuz mesajı bana gönderdi. Ayrıca başka hakaret içeren mesajlar da göndermiştir.” şeklinde beyanda bulunduğu, Mahkemece 04.03.2016 tarihinde hakkında katılma kararı verildiği, ayrıca taraflar arasında uzlaşmanın gerçekleşmediği belirlenmiştir.
4.Mahkemece yapılan yargılama neticesinde;
“…Sanığın katılanın evinin önünden sürekli araçla geçerek ve sık sık onu arayarak mesaj göndererek huzur ve sükunu bozma suçunu işlediği iddia edilmiş ise de, sanığın katılan ile sık sık ayrılıp barıştıklarını, birlikte oldukları dönemler içinde katılanı aradığını, ayrı olduğu dönemde aramadığını savunduğu, aradığı dönemde katılan ile birlikte olup olmadığının net olarak tespit edilememiş olması nedeniyle savunmasının aksinin belirlenemediği anlaşıldığından sanığın bu suçu işlediği yönünde mahkememizde şüphenin oluştuğu anlaşılarak mahkumiyetine yeterli delil olmaması nedeniyle beraatine…” gerekçeleri ile sanık hakkında kişilerin huzur ve sükununu bozma suçundan, 5271 sayılı Kanun’un 223 üncü maddesinin ikinci fıkrasının (e) bendi gereğince beraat kararı verilmiştir.
5. Telefonla görüşme ve araştırma tutanağı ile diğer tutanaklar dava dosyasında bulunmaktadır.
6. Sanığa ait güncel adli sicil kaydı ve nüfus kaydı, Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) üzerinden temin olunarak dava dosyasına eklenmiştir.
IV. GEREKÇE
Yerel Mahkeme kararında yapılan incelemede neticesinde olayın kabulünde herhangi bir isabetsizlik bulunmamıştır.
A. Tebliğname Görüşü Yönünden;
Sanık … ile katılanın daha önce duygusal ilişki yaşayıp ayrıldıkları, suç tarihinde sanığın katılanın cep telefonuna “deli deli kulakları küpeli” şeklinde mesaj gönderdiği, ayrıca sanığın katılanın evinin önünden sürekli araçla geçerek ve sık sık onu arayarak mesaj göndererek huzur ve sükunu bozma suçunu işlediği iddia edilmiş ise de; sanığın katılan ile sık sık ayrılıp barıştıklarını, birlikte oldukları dönemler içinde katılanı aradığını, ayrı olduğu dönemde aramadığını savunduğu, sanığın savunmasının aksine sırf katılanı rahatsız etmek ve kişilerin huzur ve sükununu bozma kastı ile hareket ettiğine ilişkin delil elde edilemediği anlaşılmakla; Mahkemenin sanık hakkında kişilerin huzur ve sükununu bozma suçundan, 5271 sayılı Kanun’un 223 üncü maddesinin ikinci fıkrasının (e) bendi gereğince verdiği beraat kararına ilişkin kabul ve takdirinde bir isabetsizlik görülmemiş olup, tebliğnamedeki “…Sanığın alınan ifadelerinde katılanın evinin önünden geçtiğini ve telefonuna birden çok mesaj gönderdiği yönündeki ikrarı, katılanın istikrarlı şikayet beyanları ve katılan ile sanığın geçmiş yaşamları nazara alındığında sanığın tehdit ve hakaret içermeyen ve katılanın arzusu hilafına gönderdiği birden çok mesajı ve arabası ile birden kez evinin önünden geçmesinin kişilerin huzur ve sükununu bozma suçunu oluşturacağı gözetilmeden yazılı şekilde beraat kararı verilmesi…” gerekçeleri ile bozma öneren görüşe iştirak edilmemiştir.
B. Katılanın Temyiz Sebebi Yönünden;
1. Amacı, somut olayda maddi gerçeğe ulaşarak adaleti sağlamak, suçu işlediği sabit olan faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasını önlemek ve bozulan kamu düzenini yeniden tesis etmek olan ceza muhakemesinin en önemli ve evrensel nitelikteki ilkelerinden biri de, öğreti ve uygulamada; “suçsuzluk” ya da “masumiyet karinesi” olarak adlandırılan kuralın bir uzantısı olan ve Latincede; “in dubio pro reo” olarak ifade edilen “şüpheden sanık yararlanır” ilkesidir. Bu ilkenin özü, ceza davasında sanığın mahkûmiyetine karar verilebilmesi bakımından göz önünde bulundurulması gereken herhangi bir soruna ilişkin şüphenin, mutlaka sanık yararına değerlendirilmesidir. Oldukça geniş bir uygulama alanı bulunan bu kural, dava konusu suçun işlenip işlenmediği, işlenmişse sanık tarafından işlenip işlenmediği veya gerçekleştirilme biçimi konusunda bir şüphe belirmesi hâlinde de geçerlidir. Sanığın bir suçtan cezalandırılmasına karar verilebilmesinin temel şartı, suçun hiçbir şüpheye mahal bırakmayacak kesinlikte ispat edilebilmesidir. Gerçekleşme şekli şüpheli veya tam olarak aydınlatılamamış olaylar ve iddialar sanığın aleyhine yorumlanarak mahkûmiyet hükmü kurulamaz. Ceza mahkûmiyeti; toplanan delillerin bir kısmına dayanılıp, diğer kısmı göz ardı edilerek ulaşılan kanaate ya da herhangi bir ihtimale değil, kesin ve açık bir ispata dayanmalı, bu ispat, hiçbir şüphe ya da başka türlü oluşa imkân vermemelidir. Yüksek de olsa bir ihtimale dayanılarak sanığı cezalandırmak, ceza muhakemesinin en önemli amacı olan gerçeğe ulaşmadan hüküm vermek anlamına gelecektir.
Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; sanığın katılanın evinin önünden sürekli araçla geçerek ve sık sık onu arayarak mesaj göndererek huzur ve sükunu bozma suçunu işlediği iddia edilmiş ise de, sanığın katılan ile sık sık ayrılıp barıştıklarını, birlikte oldukları dönemler içinde katılanı aradığını, ayrı olduğu dönemde aramadığını savunduğu olayda; kişilerin huzur ve sükununu bozma suçunun oluşması için failin ”sırf huzur ve sükunu bozma” kastıyla hareket etmesi gerektiği, sanığın savunmasının aksine sırf katılanı rahatsız etmek ve kişilerin huzur ve sükununu bozma kastı ile hareket ettiğine ilişkin delil elde edilemediği dosya kapsamından anlaşılmakla; sanık hakkında beraat hükmü kurulmasında hukuka aykırılık görülmemiş olup, katılanın temyiz sebebi yerinde görülmemiştir.
2.Yargılama sürecindeki işlemlerin usûl ve kanuna uygun olarak yapıldığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan tüm delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, vicdanî kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olduğu, incelenen dava dosyası içeriğine göre sanığın beraatine dair Mahkemenin inanç ve takdirinde hukuka aykırılık bulunmadığı belirlenerek yapılan incelemede; katılanın diğer temyiz sebeplerinin reddine karar verilmesi gerektiği anlaşılmıştır.
V. KARAR
Gerekçe bölümünde açıklanan nedenle, Fethiye 4. Asliye Ceza Mahkemesinin 04.03.2016 tarihli ve 2015/609 Esas, 2016/167 Karar sayılı kararında katılan tarafından öne sürülen temyiz sebepleri ve dikkate alınan sair hususlar yönünden herhangi bir hukuka aykırılık görülmediğinden katılanın temyiz sebeplerinin reddiyle hükmün, Tebliğnameye aykırı olarak, oy birliğiyle ONANMASINA,
Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na TEVDİİNE,01.11.2023 tarihinde karar verildi.