YARGITAY KARARI
DAİRE : 4. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2021/21398
KARAR NO : 2022/11913
KARAR TARİHİ : 11.10.2022
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki sigorta tahkim davasının yapılan yargılaması sonunda; uyulmasına karar verilen Yargıtay (Kapatılan) 17. Hukuk Dairesi’nin 2015/3149 Esas 2017/10210 Karar sayılı 07.11.2017 tarihli kararı sonrası mahkemece davanın kısmen kabulüne dair verilen kararın süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacı vekili, müvekkilinin 27.10.2010 tarihinde meydana gelen trafik kazası neticesinde sakat kaldığını, işgücü kaybına uğradığını, çalışamaz duruma geldiğini, müvekkilinin kaza günü davalı …’nun idaresindeki 33 B 4083 plakalı araçta yolcu olup kazanın oluşumunda kusurunun bulunmadığını, kaza öncesinde geçimini bahçelerde gündelik işlerde elde ettiği kazanç ile sağlamakta iken belinden sakatlandığı için artık işe gidemediğini ve geçimini sağlayamadığını, manevi çöküntü içerisinde olduğunu, müvekkilinin zararının giderilmediğini, maddi bir yardım yapılmadığını, davalarının kabulü ile 5.000,00 TL maddi, 50.000,00 TL manevi tazminatın davalılardan alınarak davacıya verilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı …Ş. vekili, 33 B 4083 plaka sayılı aracın müvekkil şirkete ait zorunlu mali sorumluluk trafik poliçesi ile sigortalı olduğunu, kaza sonucu meydana gelen işgücü kaybı sebebi ile davacı tarafından müvekkil şirkete başvuruda bulunulmadığını, dava açılmasına sebebiyet vermediklerinden masraf ve vekalet ücretinden sorumlu tutulmamalarını, zarar durumunun ispatlanamaması ve sigortalı vasıtayı sevk ve idare eden sürücünün kusursuz olması nedeniyle davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Mahkemece, uyulmasına karar verilen Yargıtay (Kapatılan) 17. Hukuk Dairesi’nin 2015/3149 Esas 2017/10210 Karar sayılı 07.11.2017 tarihli kararı, iddia, savunma, yapılan yargılama ve toplanan delillere göre; davacının maddi tazminat davasının kısmen kabulü ile 118.526,03 TL’nin davalı … yönünden dava tarihinden, diğer davalılar yönünden olay tarihi 27.10.2010 tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen alınıp davacıya verilmesine, davacının fazla maddi tazminat talebinin reddine, davacı için 20.000,00 TL takdir edilen manevi tazminatın olay tarihi 27.10.2010 tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalılar …, …’dan müştereken ve müteselsilen alınıp davacıya verilmesine, fazla manevi tazminat talebinin reddine karar verilmiş, karar davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
1-Dosya içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde, dayanılan delillerin tartışılıp değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre,davacı vekilinin aşağıdaki bendin dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.
2-Dava, trafik kazasından kaynaklanan cismani zarar nedeniyle maddi tazminat istemine ilişkindir.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nda “usuli kazanılmış hak” kavramına ilişkin açık bir hüküm bulunmamaktadır. Bu kurum, davaların uzamasını önlemek, hukuki alanda istkirar sağlamak ve kararlara karşı genel güvenin sarsılmasını önlemek amacıyla Yargıtay uygulamaları ile geliştirilmiş, öğretide kabul görmüş ve usul hukukunun vazgeçilmez, ana ilkelerinden biri haline gelmiştir. Anlam itibariyle, bir davada, mahkemenin ya da tarafların yapmış olduğu bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine doğmuş ve kendisine uyulması zorunlu olan hakkı ifade etmektedir.
Bir mahkemenin Yargıtay Dairesince verilen bozma kararına uyması sonunda, kendisi için o kararda gösterilen şekilde inceleme ve araştırma yaparak, yine o kararda belirtilen hukuki easaslar gereğince hüküm verme yükümlülüğü doğar. “Usuli kazanılmış hak” olarak tanımlayacağımız bu olgu mahkemeye, hükmüne uyduğu Yargıtay bozma kararında belirtilen çerçevede işlem yapma ve hüküm kurma zorunluluğu getirmektedir. (09.05.1960 gün ve 21/9 sayılı YİBK)
Mahkemenin, Yargıtayın bozma kararına uyulması ile bozma kararı lehine olan taraf yararına bir usuli kazanılmış hak doğabileceği gibi, bazı konuların bozma kararı kapsamı dışında kalması yolu ile de usuli kazanılmış hak gerçekleşebilir. Yargıtay tarafından bozulan bir hükmün bozma kararının kapsamı dışında kalmış olan kısımları kesinleşir. Bozma kararına uymuş olan mahkeme kesinleşen bu kısımlar hakkında yeniden inceleme yaparak karar veremez. Bir başka anlatımla, kesinleşmiş bu kısımlar, lehine olan taraf yararına usuli kazanılmış hak oluşturur. (04.02.1959 gün ve 13/5 sayılı YİBK).
Kazanılmış haklar Hukuk Devleti kavramının temelini oluşturan en önemli unsurlardandır. Kazanılmış hakları ortadan kaldırıcı nitelikte sonuçlara yol açan yorumlar Anayasa’nın 2. maddesinde açıklanan “Türkiye Cumhuriyeti sosyal bir hukuk devletidir.” hükmüne aykırılık oluşturacağı gibi toplumsal kararlılığı, hukuksal güvenceyi ortadan kaldırır, belirsizlik ortamına neden olur ve kabul edilemez.
Yargıtay içtihatları ile kabul edilen “usuli kazanılmış hak” olgusunun, bir çok hukuk kuralında olduğu gibi yine Yargıtay içtihatları ile geliştirilmiş istisnaları bulunmaktadır:
Mahkemenin bozmaya uymasından sonra yeni bir içtihadı birleştirme kararı (09.05.1960 gün ve 21/9 sayılı YİBK) ya da geçmişe etkili bir yeni kanun çıkması karşısında, Yargıtay bozma ilamına uyulmuş olmakla oluşan usuli kazanılmış hak hukukça değer taşımayacaktır.
Usuli kazanılmış hakkın hukuki sonuç doğurabilmesi için; bir davada, ya taraflar ya mahkeme ya da Yargıtay tarafından açık biçimde yapılmış olan ve istisnalar arasında sayılmayan bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine doğmuş ve kendisine uyulması zorunlu olan bir hakkın varlığından söz edilebilmesi gerekir.
Eldeki dosyada, İlk mahkeme hükmü davacı vekili ile davalı … tarafından temyiz edilmiş olup Yargıtay (Kapatılan) 17. Hukuk Dairesi’nin 07.11.2017 gün ve 2015/3149 Esas-2017/10210 sayılı bozma ilamı ile “Mersin 8. Asliye Ceza Mahkemesi’nin 2010/967 Esas, 2010/1205 Karar sayılı ceza dosyası dosya içerisine alınarak, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 52. (818 sayılı BK 44.) maddesi gereğince davacının kamyon kasasında meyve üzerinde yolculuk yapmaktan dolayı müterafik kusurunun bulunup bulunmadığı ve maddi tazminattan %20 oranında indirim yapılması gerekip gerekmediği hususlarının tartışılması gerektiği ve davacı yönünden ise hükmedilen manevi tazminat miktarı az olup, daha üst düzeyde manevi tazminat takdir edilmesi gerektiği” gerekçesiyle bozulmuştur.
İlk hüküm davalı …Ş. ve davalı … tarafından temyize getirilmediğinden bu davalılar yönünden bozma öncesi verilen mahkeme kararı kesinlemiştir. Mahkemece %20 müterafik kusur değerlendirmesinin yalnızca temyize gelen davalı … Şen yönünden yapılması gerekirken tüm davalılar yönünden indirim yapılarak yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir.
SONUÇ: Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin sair temyiz itirazlarının REDDİNE, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde davacıya iadesine, 11.10.2022 gününde oybirliğiyle karar verildi.