YARGITAY KARARI
DAİRE : 12. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2023/1058
KARAR NO : 2023/4356
KARAR TARİHİ : 25.10.2023
MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SAYISI : 2015/480 E., 2015/640 K.
SUÇ : Kişilerin huzur ve sükununu bozma
HÜKÜM : Beraat
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Onama
Sanık hakkında kurulan hükmün; karar tarihi itibarıyla 6723 sayılı Kanun’un 33 üncü maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun’un 8 inci maddesi gereği yürürlükte bulunan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun (1412 sayılı Kanun) 305 inci maddesi gereği temyiz edilebilir olduğu, karar tarihinde yürürlükte bulunan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 1412 sayılı Kanun’un 310 uncu maddesi gereği temyiz isteğinin süresinde olduğu, aynı Kanun’un 317 nci maddesi gereği temyiz isteğinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü:
I. HUKUKÎ SÜREÇ
1. Antalya 13. Asliye Ceza Mahkemesinin 20.11.2015 tarihli ve 2015/480 Esas, 2015/640 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında kişilerin huzur ve sükununu bozma suçundan beraat kararı verilmiştir.
2. Dava dosyası, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 10.12.2020 tarihli ve 2016/10115 sayılı, hükmün onanması görüşünü içerir Tebliğname ile Daireye tevdi edilmiştir.
II. TEMYİZ SEBEPLERİ
O Yer Cumhuriyet Savcısının Temyiz İsteği;
“…Sanığın, sık sık kendisi ile görüşmek istemeyen müştekinin iş yerine gelip görüşme talebinde bulunduğu, UYAP’tan temin edilip ekte örneği sunulan KYOK kararları gözetildiğinde sanığın eylemini uzun zamandır sürdürdüğü anlaşıldığından üzerine atılı suç sabit olduğu halde sanığın mahkumiyeti yerine beraatine karar verilmesi, usul ve kanuna aykırı olduğundan…” belirtilerek hükmün bozulması talebine ilişkindir.
III. OLAY VE OLGULAR
Yerel Mahkemenin Kabulü;
1.Antalya Cumhuriyet Başsavcılığının 08/06/2015 tarih, 2015/13178 Esas sayılı iddianamesi ile; Müşteki, sanık ile 1997 yılında tanıştıklarını, yaklaşık 3 ay arkadaşlık yaptıklarını, ancak o tarihten sonra sanığın 18 yıldır kendisini takıntı haline getirdiğini, nereye gitse, nerede çalışsa devlet memuru olduğu için kendisini bulduğunu ve kendisini rahatsız ettiğini, daha önce de sanık hakkında şikayetçi olmasına rağmen sanığın peşini bırakmadığını, sanık hakkında aldırdığı tedbir kararının 30/03/2015 tarihinde sona ermesi üzerine sanığın 31/03/2015 tarihinde yeniden iş yerine gelerek kendisiyle görüşmek için iş arkadaşları ile konuştuğunu, iş arkadaşlarının raporlu olduğunu söylemesine rağmen ısrarla iş yerinden ayrılmadığını, sanığın bu şekilde davranması nedeniyle huzurunun bozulduğunu ve şikayetçi olduğunu beyan etmesi üzerine kamu davası açıldığı anlaşılmaktadır.
2.Sanık … savunmasında; kesinlikle iş yerine giderek müştekiyi rahatsız etmediğini,müşteki ile 19 yıllık bir ilişkisi olduğunu, müştekinin kendisine evlilik sözü verdiği için 19 yıldır onu beklediğini ve bu sözleri görüşmek üzere müştekinin iş yerine birkaç sefer gittiğini, amacının konuşmak olduğunu, huzur ve sükununu bozmak olmadığını, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesini istediğini beyan etmiştir.
3.Müştekinin soruşturma aşamasında alınan ifadesinde; sanık ile 1997 yılında tanıştıklarını, yaklaşık 3 ay arkadaşlık yaptıklarını, ancak o tarihten sonra sanığın 18 yıldır kendisini takıntı haline getirdiğini, nereye gitse, nerede çalışsa devlet memuru olduğu için kendisini bulduğunu ve kendisini rahatsız ettiğini, daha önce de sanık hakkında şikayetçi olmasına rağmen sanığın peşini bırakmadığını, sanık hakkında aldırdığı tedbir kararının 30/03/2015 tarihinde sona ermesi üzerine sanığın 31/03/2015 tarihinde yeniden iş yerine gelerek kendisiyle görüşmek için iş arkadaşları ile konuştuğunu, iş arkadaşlarının raporlu olduğunu söylemesine rağmen ısrarla iş yerinden ayrılmadığını, sanığın bu şekilde davranması nedeniyle huzurunun bozulduğunu ve şikayetçi olduğunu beyan ettiği; yargılama aşamasında duruşmaya katılmadığından Mahkemece dinlenmesinden vazgeçilerek soruşturma aşamasındaki beyanlarının okunması ile yetinildiği görülmektedir.
4.Mahkemece yapılan yargılama neticesinde;
“…Mahkememizce yapılan yargılama sonucunda;İddia, sanık savunması, müşteki beyanı, nüfus-sabıka kayıtları ile tüm dosya kapsamından; Müşteki … ile sanık …’in 1997 yılında tanıştıkları,Yargıtay 4.Ceza Dairesi Başkanlığının 01/11/2012 tarih, 2011/1535 Esas, 2012/44817 Karar sayılı ilamında da belirtildiği üzere; TCK.nun 123 maddesinde tanımlanan kişilerin huzur ve sükununu bozmak suçunun, sırf bir kimsenin huzur ve sükununu bozmak maksadıyla işlenmesinin gerektiği, sanık …’in savunmasına göre kendisine evlilik sözü veren müşteki …’i 19 yıldır beklediği ve bu konuyu konuşmak amacıyla iş yerine bir iki defa gittiği savunmasının aksine sırf müşteki …’in huzur ve sükunu bozmak için giderek taciz ettiğine ilişkin her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil bulunmadığı, buna göre atılı suçun sanık tarafından işlendiği sabit olmadığından…” gerekçeleri ile sanık hakkında kişilerin huzur ve sükununu bozma suçundan beraat kararı verildiği belirlenmiştir.
IV. GEREKÇE
1. Amacı, somut olayda maddi gerçeğe ulaşarak adaleti sağlamak, suçu işlediği sabit olan faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasını önlemek ve bozulan kamu düzenini yeniden tesis etmek olan ceza muhakemesinin en önemli ve evrensel nitelikteki ilkelerinden biri de, öğreti ve uygulamada; “suçsuzluk” ya da “masumiyet karinesi” olarak adlandırılan kuralın bir uzantısı olan ve Latincede; “in dubio pro reo” olarak ifade edilen “şüpheden sanık yararlanır” ilkesidir. Bu ilkenin özü, ceza davasında sanığın mahkûmiyetine karar verilebilmesi bakımından göz önünde bulundurulması gereken herhangi bir soruna ilişkin şüphenin, mutlaka sanık yararına değerlendirilmesidir. Oldukça geniş bir uygulama alanı bulunan bu kural, dava konusu suçun işlenip işlenmediği, işlenmişse sanık tarafından işlenip işlenmediği veya gerçekleştirilme biçimi konusunda bir şüphe belirmesi hâlinde de geçerlidir. Sanığın bir suçtan cezalandırılmasına karar verilebilmesinin temel şartı, suçun hiçbir şüpheye mahal bırakmayacak kesinlikte ispat edilebilmesidir. Gerçekleşme şekli şüpheli veya tam olarak aydınlatılamamış olaylar ve iddialar sanığın aleyhine yorumlanarak mahkûmiyet hükmü kurulamaz. Ceza mahkûmiyeti; toplanan delillerin bir kısmına dayanılıp, diğer kısmı göz ardı edilerek ulaşılan kanaate ya da herhangi bir ihtimale değil, kesin ve açık bir ispata dayanmalı, bu ispat, hiçbir şüphe ya da başka türlü oluşa imkân vermemelidir. Yüksek de olsa bir ihtimale dayanılarak sanığı cezalandırmak, ceza muhakemesinin en önemli amacı olan gerçeğe ulaşmadan hüküm vermek anlamına gelecektir.
Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; sanığın suçlamaları kabul etmediği, müştekinin beyanı dışında tanık veya başka bir delilin dosyada bulunmadığı anlaşılmakla; atılı suçu işlediği şüphe boyutunda kalan sanık hakkında beraat hükmü kurulmasında hukuka aykırılık görülmemiş olup, yerel mahkemenin kararında, oluş ve kabulde herhangi bir isabetsizlik bulunmadığından, o yer Cumhuriyet savcısının temyiz sebebi yerinde görülmemiştir.
2.Yargılama sürecindeki işlemlerin usûl ve kanuna uygun olarak yapıldığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan tüm delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, vicdanî kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olduğu, incelenen dava dosyası içeriğine göre sanığın beraatine dair Mahkemenin inanç ve takdirinde hukuka aykırılık bulunmadığı belirlenerek yapılan incelemede o yer Cumhuriyet savcısının diğer temyiz sebeplerinin reddine karar verilmesi gerektiği anlaşılmıştır. Ancak, beraat kararının dayanağını oluşturan uygulama maddesinin gösterilmemesi suretiyle 5271 sayılı Kanun’un 230 uncu maddesinin ikinci fıkrası ve 232 nci maddesinin altıncı fıkrasına aykırı davranılması yerinde görülmemiştir.
V. KARAR
Gerekçe bölümünde (2) numaralı bentte açıklanan nedenle, Antalya 13. Asliye Ceza Mahkemesinin 20.11.2015 tarihli ve 2015/480 Esas, 2015/640 Karar sayılı kararına yönelik o yer Cumhuriyet savcısının temyiz isteği kısmen yerinde görüldüğünden hükmün, 1412 sayılı Kanun’un 321 inci maddesi uyarınca BOZULMASINA, bu husus yeniden yargılamayı gerektirmediğinden aynı Kanun’un 322 nci maddesi gereği hüküm fıkrasının birinci paragrafına “CMK’nın 223/2-a.e bentleri gereğince” ibarelerinin eklenmesi suretiyle hükmün, Tebliğnameye aykırı olarak, oy birliğiyle DÜZELTİLEREK ONANMASINA,
Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,25.10.2023 tarihinde karar verildi.