YARGITAY KARARI
DAİRE : 4. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2012/30992
KARAR NO : 2013/17805
KARAR TARİHİ : 06.06.2013
Hakaret ve tehdit suçlarından sanık …’un, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 125/1, 106/1, 43/1 maddeleri uyarınca 3 ay 22 gün ve 1 ay 7 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına, hakaret suçundan verilen cezasının ertelenmesine dair, (AFYONKARAHİSAR) 1. Sulh Ceza Mahkemesinin 09/06/2011 tarihli ve 2011/385 esas, 2011/812 sayılı kararının, Adalet Bakanlığınca yasa yararına bozulmasının istenilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 29/08/2012 gün ve 223534 sayılı istem yazısıyla dava dosyası Dairemize gönderilmekle incelendi:
İstem yazısında; “Dosya kapsamına göre, sanığın daha önce sabıkasının olmaması dikkate alındığında cezasının ertelenmesi halinde bir daha suç işlemekten çekineceği yönünde olumlu kanaat oluştuğundan bahisle hakkında hakaret suçundan verilen 3 ay 22 gün hapis cezasının ertelenmesine karar verilmiş olunması karşısında, aynı sanığa tehdit suçundan verilen 1 ay 7 gün hapis cezası ile ilgili erteleme konusunda bir değerlendirme yapılması suretiyle çelişkiye düşülmesinde isabet görülmemiştir.” denilmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
I-Olay:
Sanık … hakkında, hakaret ve tehdit suçlarından açılan kamu davasında, Afyonkarahisar 1. Sulh Ceza Mahkemesinin 09/06/2011 tarihli kararı ile her iki suçtan kısa süreli hapis cezası verilerek, hakaret suçuna ilişkin hapis cezasının ertelendiği, yüze karşı verilen kararın temyiz edilmeksizin kesinleşmesi üzerine infaz aşamasında tehdit suçu yönünden, Kanun yararına bozma talebinde bulunulduğu anlaşılmıştır.
II- Kanun Yararına Bozma İstemine İlişkin Uyuşmazlığın Kapsamı:
Adli sicil kaydı bulunmayan ve bir daha suç işlemeyeceği kanaati ile hükümde yer alan cezalarından biri ertelenen sanık hakkında, hükümde yer alan diğer bir cezası ile ilgili erteleme kurumunun tartışılmaması suretiyle hükümde çelişki oluşturulmasına ilişkindir.
III- Hukuksal Değerlendirme:
Öğretide “olağanüstü temyiz” olarak adlandırılan kanun yararına bozma olağanüstü yasa yolunun koşulları ve sonuçları, “kanun yararına bozma” adı ile 5271 sayılı CMK’nın 309 ve 310. maddelerinde düzenlenmiştir.
5271 sayılı Kanun’un 309. maddesi uyarınca, hâkim veya mahkemece verilip istinaf veya temyiz incelemesinden geçmeksizin kesinleşen karar veya hükümlerde, maddî hukuka veya yargılama hukukuna ilişkin hukuka aykırılık bulunduğunu öğrenen Adalet Bakanlığı, o karar veya hükmün Yargıtayca bozulması istemini yasal nedenlerini açıklayarak, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına yazılı olarak bildirecektir. Bunun üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı da hükmün veya kararın bozulması istemini içeren yazısına bu nedenleri aynen yazarak Yargıtay ceza dairesine verecek, ileri sürülen nedenlerin Yargıtayca yerinde görülmesi halinde karar veya hüküm yasa yararına bozulacak, yerinde görülmezse istem reddedilecektir.
Böylece ülke sathında uygulama birliğine ulaşılacak, hâkim ve mahkemelerce verilen cezaya ilişkin karar veya hükümlerdeki hukuka aykırılıklar ile uygulamadaki esaslı yanlışlar ve esasa etkili usul yanılgılarının, toplum ve birey açısından hukuk yararına giderilmesi sağlanacaktır.
Kanun yararına bozma yasa yoluna, istinaf ve temyiz incelemesinden geçmeksizin kesinleşmiş hüküm ve kararlara karşı gidilmesi nedeniyle kesin hükmün otoritesinin bütünüyle zedelenmemesi amacıyla bu yola başvurabilmek için hukuka aykırılık halinin ciddi boyutlara ulaşması gerekmektedir.
Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kurulunun 14.11.1977 gün ve 3-2 sayılı kararında da açıkça vurgulandığı üzere, bu yasa yolunun olağanüstü bir yasa yolu olması nedeniyle, her türlü hukuka aykırılık iddiası, yasa yararına bozma konusu yapılamayacak, bu kapsamda hâkimlerin takdir hakkı alanına giren ve suç işleyenler için bir hak teşkil etmeyen hususlar ile mahkemenin takdirine bağlı istekler ve uygulamadaki takdir yanılgıları veya takdirin yerinde olup olmadığının denetlenmesine ilişkin başvurular, temyiz yasa yolundan farklı olarak yasa yararına bozma konusu yapılamayacağından, bu yolla denetlenemeyecektir.(Ceza Genel Kurulunun 23/03/2010 tarih ve 2/29-56 sayılı kararı da bu doğrultudadır.)
Kanun yararına bozma istemine konu edilen 5237 sayılı TCK’nın 51. maddesinde, iki yıl veya daha az süreyle hapis cezasına mahkûm edilenlerin cezasının ertelenebileceği, fiili işlediği sırada onsekiz yaşını doldurmamış veya altmışbeş yaşını bitirmiş olanlar bakımından bu sürenin üst sınırının üç yıl olduğu belirtilmiş, ancak erteleme kararının verilebilmesi,
a- Daha önce kasıtlı bir suçtan dolayı üç aydan fazla hapis cezasına mahkûm edilmemiş olmak,
b-Suçu işledikten sonra yargılama sürecinde gösterdiği pişmanlık dolayısıyla tekrar suç işlemeyeceği konusunda mahkemede bir kanaatin oluşması, koşullarına bağlanmıştır.
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 08/05/2012 gün ve 4/768-187 sayılı kararında vurgulandığı üzere, Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 07.06.1976 gün ve 4-3 sayılı kararında ifade edilen “erteleme” cezanın doğrudan doğruya sanığın kişiliğine uydurulmasını öngören yargısal bir kişiselleştirme kurumudur.
Bu açıklamalar çerçevesinde somut olay incelendiğinde; Mahkemece sanık hakkında hakaret ve tehdit suçlarından ayrı ayrı 3 ay 22 gün ve 1 ay 7 gün hapis cezası verilmiş, hakaret suçundan verilen 3 ay 22 günlük hapis cezası sabıkasız oluşu ve bir daha suç işlemeyeceği kanaati ile ertelenmesine karşın, tehdit suçundan verilen 1 ay 7 günlük hapis cezasında erteleme kurumu tartışılmamıştır.
Mahkemenin bu uygulamasının kurulan hükümlerde kişiselleştirme yönünden çelişki oluşturduğu anlaşılmakta ise de; Kanun koyucu TCK’nın 51. maddesinde düzenlenen erteleme kurumunun uygulanıp uygulanmaması hususunda mahkemeye takdir hakkı tanımıştır. Mahkemenin takdirine yönelik olan bu gerekçenin yerinde veya yeterli olup olmadığı temyiz incelemesinde değerlendirilebilecekken, takdire müteallik konuların inceleme dışı bırakıldığı olağanüstü kanun yolu olan, Kanun yararına bozmaya konu yapılamayacak ve Yargıtay tarafından denetlenemeyecektir.
IV- Sonuç ve Karar:
Yukarıda açıklanan nedenlerle;
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının düzenlediği tebliğnamedeki düşünce, Kanun yararına bozma isteminin takdire ilişkin olması nedeniyle yerinde görülmediğinden, CMK’nın 309. maddesi koşullarını taşımayan KANUN YARARINA BOZMA İSTEĞİNİN REDDİNE, 06.06.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.