YARGITAY KARARI
DAİRE : 4. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2013/5299
KARAR NO : 2013/25542
KARAR TARİHİ : 10.10.2013
MAHKEMESİ :Sulh Ceza Mahkemesi
Yerel Mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle, başvurunun süresi ve kararın niteliği ile suç tarihine göre dosya görüşüldü:
Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.
Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede;
Sanığa yükletilen hakaret eylemiyle ulaşılan çözümü haklı kılıcı zorunlu öğelerinin ve bu eylemin sanık tarafından işlendiğinin Kanuna uygun olarak yürütülen duruşma sonucu saptandığı, bütün kanıtlarla aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların temyiz denetimini sağlayacak biçimde ve eksiksiz sergilendiği, özleri değiştirilmeksizin tartışıldığı, vicdani kanının kesin, tutarlı ve çelişmeyen verilere dayandırıldığı,
Eylemin doğru olarak nitelendirildiği ve Kanunda öngörülen suç tipine uyduğu,
Cezanın kanuni bağlamda uygulandığı,
Anlaşıldığından sanık …’ın ileri sürdüğü nedenler yerinde görülmemiş olmakla, tebliğnameye uygun olarak, TEMYİZ DAVASININ ESASTAN REDDİYLE HÜKMÜN ONANMASINA, 10/10/2013 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY:
Hakaret fiillerinin cezalandırılmasıyla korunan değer, kişilerin …, şeref ve saygınlığı üzerindeki hakları olup, bu suçun oluşabilmesi için fiilin, … bir kişinin belirtilen kişilik haklarını rencide edecek şekilde işlenmesi gerekmektedir. Hakaret suçu, Anayasanın 24 ila 30. maddeleri ile Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 9 ve 10. maddelerinde düzenlenen ifade hürriyetinin sınırlarını oluşturmaktadır. Suçu oluşturan eylem bakımından failin ifade hürriyeti, mağdur yönünden ise …, şeref ve saygınlığı ile din, vicdan ve kanaat hürriyetine ilişkin … kişilik hakları çatışmaktadır.
Uyuşmazlığın çözümü, sözü edilen karşılıklı hakların dengelenmesini gerektirmektedir. Ancak, ileri sürülen bir düşünceyle bağlantısı bulunmayan, esasında düşünce açıklaması vasfında da görülemeyen sövme niteliğindeki fiillerin ifade özgürlüğünden yararlanamayacağı açıktır.
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin ifade hürriyetini düzenleyen 10/2. maddesinde, bu hakkın sınırlanmasında gözetilebilecek meşru nedenler arasında yargı erkinin üstünlüğünün (otoritesinin) ya da tarafsızlığının sağlanması da sayılmış, hükmün uygulanması ve kapsamı mahkeme içtihatlarıyla belirlenmiştir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), içtihatlarında Sözleşme bağlamında ulusalüstü insan hakları hukukunu yorumlarken, kamu görevlilerinin görevlerini yerine getirirken fonksiyonlarını etkilemeyi ve saygınlıklarına zarar vermeyi amaçlayan aşağılayıcı saldırılara karşı korunmalarının zorunlu olduğunu (AİHM Busuioç-Moldova kararı, 2004, prg. 64), bununla birlikte görevlerini yerine getirirken icra ettikleri eylem ve sözlerine yönelik eleştirilere karşı daha fazla hoşgörü göstermeleri gerektiğini (bkz; AİHM Steur-Hollanda kararı, 2003, prg. 39) belirtmektedir. Avrupa İnsan Haklan Mahkemesi ayrıca, fiil isnadına dayanmayan ve ispat gerektirmeyen değer yargılarından ibaret sözlerin sarsıcı olsa bile eleştiri hakkı ve ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilebileceğini kabul etmektedir (bkz; AİHM Hriko- Slovakya kararı, 2004, prg. 40, 45; Jeruselam-Avusturya kararı, 2001, prg. 44; Sokolovvski-Polonya kararı, 2005, prg. 47; Paturel-Fransa kararı, 2005, prg. 37; Hanis/Boyle/Bates/Buckley, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi Hukuku, Ankara 2013, sy.518-520),
İncelenen dosyada; sanık hakkında, daha önceden Manisa 1. Asliye Ceza Mahkemesinde Hakim … tarafından yapılan yargılama sonucunda, silahla tehdit ve yaralamaya teşebbüs suçlarından hükümlülük kararı verilmiş, yapılan temyiz başvurusu üzerine de bu karar Yargıtay tarafından bozulmuştur. Sanığın, olay günü bu dosyaya yazılı savunma sunmak için geldiği mahkeme kaleminde, adı geçen mağdur Hakimin yokluğunda ifade ettiği “…ben bu davada tehditten ceza aldım, bunun için kamu tanığı olması gerekirdi, yaralamadan ceza aldım, bunun için de adli rapor olması gerekirdi, oysa dosyada bunlar yoktu, bu dosyada hakim yanlış karar …, yapılması gereken işlemler yapılmamış ve bir celsede karar verilmiştir. Karar şimdi bozuldu, ben bu kararı veren hakime, hakim bile demem…” şeklindeki sözleri, yargı otoritesini sarsma veya tarafsızlığını bertaraf etme ya da muhatabın …, şeref ve saygınlığını rencide etme maksadıyla söylenmeyip, sanığın uğradığını düşündüğü haksızlığı dile getirme ve eleştiri niteliğinde bulunduğundan, sanığa atılı hakaret suçunun unsurları itibarıyla oluşmaması nedeniyle kararın bozulması gerektiği düşüncesiyle, … çoğunluğun onama kararına katılmıyorum.