YARGITAY KARARI
DAİRE : 12. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2012/34018
KARAR NO : 2013/13759
KARAR TARİHİ : 15.05.2013
Mahkemesi :Ağır Ceza Mahkemesi
Dava : 466 sayılı Kanuna göre tazminat talebi
Hüküm : Davanın reddine.
Davacının tazminat talebinin reddine ilişkin hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmekle, dosya incelenerek gereği düşünüldü:
Davacı Vekili; davacının 12.07.2001 tarihinde tutuklanıp, 14.12.2005 tarihinde tahliye olduğunu, yargılandığı suçtan hakkında 6 yıl 8 ay hapis cezasına hükmedildiğini, infaz Kanununa göre cezaevinde yatması gereken süre mahsup edildiğinde davacının 664 gün fazla tutuklu kaldığını belirterek tazminat talebinde bulunmuş, mahkemece; “Davacı hakkında 6 yıl 8 ay hapis cezasına hükmedildiği, 4 yıl 5 ay 5 gün tutuklu kaldığı ve tutukluluk süresinin hükmolunan hapis cezasından fazla olmadığından talebin reddine” karar verilmiştir.
Somut olayda; davacı hakkında hükmedilen ceza ve tutuklu kaldığı süreye bakıldığında, suç tarihinin 10.06.2001 olduğu, infazla ilgili olarak 647 sayılı Kanun ile 5275 sayılı Kanun hükümleri karşılaştırıldığında; davacı için 647 sayılı sayılı Kanun hükümlerinin lehe olduğu anlaşılmıştır. Davacının yargılaması kısa sürede sonuçlanmış olsaydı 647 sayılı Kanuna göre hükümlü sayılması nedeniyle ve iyi halli olmak koşuluyla cezaevinde kalması gereken toplam süre 2 yıl 8 ay olacaktı. Buna mukabil tutuklu olduğu ve hükümlü statüsüne geçememesi nedeniyle fazladan 1 yıl 9 ay 5 gün cezaevinde kalmıştır. Yani cezası kesinleşip hükümlü statüsü ile cezaevinde kalmadığı için Kanunun infazda öngördüğü indirimden yararlanamamıştır.
Çözümlenmesi gereken sorun, davacının yargılandığı suçtan uzun süre tutuklu kalmasaydı veya ceza davası daha önce sonuçlanmış olsaydı, cezaevinde kalması gereken sürenin daha az olacağını ileri sürerek tazminat isteyip isteyemeyeceğidir.
Davacı 2001 yılında tutuklandığı için 5320 sayılı Kanunun 6/a maddesi gereğince tazminat istemi 466 sayılı Kanun hükümlerine göre belirlenecektir. Bu Kanunun 7/1. maddesinde “Mahkum olup da tutuklu kaldığı süre hükümlülük süresinden fazla olan” kimselerin tazminata hak kazanacağı belirtilmektedir. Benzer düzenleme 5271 sayılı CMK’nın 141/1-f maddesinde de yer almaktadır.
Kanun maddelerindeki düzenlemelere göre davacı tutuklu kaldığı süreden fazla ceza almadığından tazminata hak kazanamamaktadır. Bununla birlikte davacının uzun süre tutuklu kalmasının da davacı yönünden mağduriyet oluşturduğu ve İnfaz Kanununun indirim öngören hükümlerinden yararlanamadığıda açıktır. Bu mağduriyetin kısmen de olsa giderilmesi için sorunun çözümünde yetersiz kalan 466 sayılı Kanun ve CMK’nın 141-144. maddeleri yerine Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 90. maddesi doğrultusunda sorunu Türkiye Cumhuriyeti devletinin onayladığı İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerinin Korunmasına İlişkin Sözleşme (Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi) ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin Türkiye ile ilgili vermiş olduğu kararlar doğrultusunda çözmek gerekir.
Bu itibarla; 2709 sayılı TC. Anayasası’nın 19/son, 40/son ve 90. maddeleri gereğince iç hukuk kapsamında kanun hükmünde bağlayıcılığı olan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 5. maddesindeki özgürlük ve güvenlik hakkı düzenlemeleri ile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kararlarına göre, davacının koruma tedbirine konu mahkum olduğu ceza davasında tutuklu kaldığı sürenin sonuç olarak tayin edilen ceza miktarı nazara alındığında bu sürenin çok uzun olduğu ve adı geçen Sözleşmenin 5/3. maddesine aykırılık oluşturduğu, buna göre makul bir miktarda tazminata hükmedilmesi gerekirken, “sonuçta aldığı cezadan fazla tutuklu kalmadığı gerekçesiyle” tazminat davasının reddine karar verilmesi,
Kanuna aykırı olup, davacı vekilinin temyiz itirazları bu nedenle yerinde görüldüğünden hükmün bu sebepten dolayı 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK’un 321. maddesi gereğince BOZULMASINA, 15.05.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.