YARGITAY KARARI
DAİRE : 6. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2023/16886
KARAR NO : 2023/14834
KARAR TARİHİ : 30.11.2023
MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SAYISI : 2021/535 E., 2021/704 K.
SUÇLAR : Silahla tehdit, dilencilik, kasten yaralama
HÜKÜMLER : Mahkûmiyet, beraat
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Onama
Mahalli mahkemece verilen hükümler temyiz edilmekle; dosya incelenerek, gereği düşünüldü:
I. Sanık hakkında kasten yaralama suçundan kurulan beraat hükümlerine yönelik katılan … vekilinin temyiz isteminin incelemesinde;
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 223/9. maddesinin hükmünün uygulanması ve özellikle “Derhâl” kavramının nasıl yorumlanması gerektiği hususunda doktrin ve uygulamada iki ayrı görüşün ortaya çıktığı söylenebilir.
Birinci görüşe göre; 5271 sayılı Kanun’un 223/9. maddesinde yer alan “Derhâl” kavramını, “… delil takdirine girmeden beraat kararı verilebilecek”, “İşin esasına girmeden fiilin ilk bakışta suç teşkil etmediğinin anlaşılması” ya da “kanun değişikliği ile fiilin sonradan suç olmaktan çıkartılması hâlleri”yle sınırlı kabul etmek ve maddeyi de bu kabul ışığında uygulamak gerektiğinden; örneğin sanığın ölümü nedeniyle için dosyanın esasına girmeden, kararı bozmak ve davayı düşürmek gerekir.
Doktrin tarafından büyük ölçüde benimsenen diğer görüşe göre ise; yargılamanın geldiği aşama itibariyle ilâve bir araştırma yapılmasına ya da delil toplanmasına gerek kalmadan, verilmiş olan beraat kararı usul ve yasaya uygun bir karar olarak değerlendiriliyorsa, iş bu karar dairesince onanmalıdır. Eğer dairece yapılan değerlendirmeye göre; beraat kararı hukuka ve yasaya uygun olarak kabul edilemiyorsa, diğer bir anlatımla örneğin, sanığın mahkûmiyetine karar vermek gerekiyorsa ya da eksik soruşturma söz konusuysa, o takdirde davanın zamanaşımından düşürülmesi gerekir.
Aşağıda açıklayacağımız gerekçeler ışığında birinci görüşün; kanunun lafzına da, ruhuna da uygun olmadığını düşünmekteyiz.
Bilindiği üzere, 5271 sayılı Kanun’un yazılı bir gerekçesi yoktur. “Derhâl” kelimesi “Çabucak” (bkz. tdk.gov.tr internet sayfası) anlamına gelmekte olup, madde metninde; “davanın esasına girmeden”, “delil takdiri gerektirmeyen durumlar” ya da “fiilin ilk bakışta suç teşkil etmediğinin anlaşılması” ve benzeri sınırlayıcı kavramlar mevcut değildir. Bu nedenle, belirtilen hususları aynı sayılı Kanun’un 223/9. maddesinin uygulama koşulları olarak kabul etmek mümkün değildir.
Değil mahkeme ve hâkim, gerektiğinde Cumhuriyet savcısı ve kolluk amiri (Örneğin; 5271 sayılı Kanun’un 119 uncu maddesi hükmü uyarınca aramada …), kolluk ve hatta üçüncü kişiler (5271 sayılı Kanun’un 90 ncı maddesi hükmü uyarınca, suçüstü halinde “herkes” tarafından geçici olarak yakalama yapılabilir.) bile, “Delil takdiri” yapabilirken, işi bu olan hâkimin, delil takdirine giremeyeceği görüşü kabul edilemez. Mahkeme ve hâkimin, aynı Kanun’un 223/9. maddesi bağlamında da delilleri serbestçe takdir edip, değerlendirmesi son derece doğaldır.
Esasen fiilin ilk bakışta suç teşkil etmediği durumlarda iddianame düzenlenemez. Düzenlenirse; bu iddianame, iadeye mahkûmdur. Her nasılsa böyle bir iddianame kabul edilmiş ise, o taktirde öncelikle beraat kararı verilmesini gerektiren bir durum söz konusudur.
Kanun değişikliği ile fiilin suç olmaktan çıkartılması durumunda da, hiç kuşkusuz derhâl beraat kararı verilmesi gerekir.
Kanaatimizce, “derhâl” kavramı dar (yukarıda belirtilen durumlarla sınırlı) yorumlanmak yerine; İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi 6, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 36 ve 38 inci maddelerinde vurgulanan “Masumiyet Karinesi” ve “Adil Yargılanma Hakkı” ile ceza muhakemesine egemen ilkelerden olan “Lekelenmeme Hakkı” dikkate alınmak suretiyle, “yargılamanın geldiği aşama itibariyle” diğer bir ifadeyle “ilâve bir delil toplanmasına ya da araştırma yapılmasına gerek kalmadan …” olarak anlaşılmalı ve yorumlanmalıdır.
5271 sayılı Kanun’un 223/9 maddesi hükmünün uygulanabilmesi için, beraat kararının hangi nedenden dolayı verileceği önemli değildir. Yâni, beraat hükmü, söz konusu maddenin ikinci fıkrasında yer alan beş nedenden (1- Yüklenen fiilin kanunda suç olarak tanımlanmamış olması, 2- Yüklenen suçun sanık tarafından işlenmediğinin sabit olması, 3- Yüklenen suç açısından failin kast veya taksirinin bulunmaması, 4- Yüklenen suçun sanık tarafından işlenmesine rağmen olayda bir hukuka uygunluk nedeninin bulunması ve 5- Yüklenen suçun sanık tarafından işlendiğinin sabit olmaması) herhangi birisine dayanılarak verilebilir. Önemli olan beraat kararının derhâl verilebilecek olmasıdır.
Derhâl yâni yargılamanın geldiği aşama itibariyle, başka bir ifadeyle de, ilâve bir araştırma yapılmasına ya da delil toplanmasına gerek kalmadan beraat kararı verilebiliyorsa; artık koşulları olsa bile, “durma” “düşme” veya “ceza verilmesine yer olmadığı” kararı verilemez.
Zamanaşımına ilişkin görüşümüz sanığın ölmesi durumunda da geçerlidir.
5271 sayılı Kanun’un 223 üncü maddesinin âmir hükmü uyarınca; dava zaman aşımı süresi dolmasaydı, davanın esasına girip, işbu kararı bozmamız gerekirdi diyorsak artık; sırf yargılama dava zaman aşımı süresi içinde sonuçlandırılamadı, diye davayı düşüremeyiz, yâni sanığı lekelenmiş durumda bırakamayız.
Bu açıklamalardan sonra somut olay değerlendirildiğinde;
Sanığın üzerine atılı kasten yaralama suçları bakımından suçu işlediğine dair her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil bulunmadığından sanığın beraatine dair olarak verilen kararlar usul ve yasaya uygun olarak değerlendirilmiştir.
Öte yandan sanığa yüklenen fiillerin 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 86/2-3-a maddesi kapsamında kasten yaralama suçunu oluşturduğu, aynı Kanun’un 66/1-e ve 67/4. maddeleri uyarınca 8 yıllık asli dava zamanaşımı süresine tâbi olduğu, ilk mahkûmiyet tarihi olan 05.02.2013 tarihinden son karar tarihi olan 26.10.2021 tarihine kadar bu sürenin dolduğu anlaşılmış ise de; karar bozup, dava zamanaşımından düşme kararı vermek yerine, 5271 sayılı Kanun’un 223/9. maddesinin âmir hükmü uyarınca, usul ve yasaya uygun olan beraat kararının onanması gerekmiştir.
Dosya ve duruşma tutanakları içeriğine, uyulan bozmaya, toplanıp karar yerinde incelenerek tartışılan hukuken geçerli ve elverişli kanıtlara, gerekçeye ve Hâkimin takdirine göre, katılan … vekilinin temyiz istemi yerinde görülmemiş olduğundan reddiyle, usûl ve kanuna uygun bulunan hükümlerin Tebliğname’ye uygun olarak oy birliğiyle ONANMASINA,
II. Sanık hakkında silahla tehdit ve dilencilik suçlarından kurulan mahkûmiyet hükümlerine yönelik sanık ile katılan … vekilinin temyiz istemlerinin incelenmesinde;
Sanığın eylemlerine uyan ve 5237 sayılı Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 229/1. maddesi ve 106/2-a maddesinde tanımlanan suçların aynı Yasa’nın 66/1-e maddesinde öngörülen 8 yıllık asli dava zamanaşımının, ilk mahkûmiyet tarihi olan 05.02.2013 tarihinden son mahkûmiyet karar tarihi olan 26.10.2021 tarihine kadar geçmiş bulunması,
Bozmayı gerektirmiş, sanık … katılan … vekilinin temyiz istemleri bu bakımdan yerinde görülmüş olduğundan, hükümlerin açıklanan nedenle Tebliğname’ye aykırı olarak BOZULMASINA, bozma sebebi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden, 5320 sayılı Yasa’nın 8/1 inci maddesi aracılığıyla 1412 sayılı Kanun’un 322 nci maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak, 5271 sayılı Kanun’un 223/8. maddesi uyarınca sanık hakkında açılan kamu davalarının zamanaşımı nedeniyle DÜŞMESİNE, 30.11.2023 gününde oy birliğiyle karar verildi.