YARGITAY KARARI
DAİRE : 12. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2023/2747
KARAR NO : 2023/7130
KARAR TARİHİ : 06.11.2023
MAHKEMESİ : … Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Daires
Yukarıda tarih ve numarası yazılı Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın müddeti içinde temyizen tetkiki davacı/borçlu tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü:
… 10. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 09.03.2022 tarih ve 2020/303 E. – 2022/51 K. sayılı kararı ile hükmedilen müdahalenin meni ve ecrimisil talebinin kısmen kabulü ilamına dayalı başlatılan ilamlı takipte, şikayetçi borçlunun İcra mahkemesine başvurusunda, sair şikayeti ile birlikte takibe dayanak ilamın kesinleşmeden icra takibine konu edilemeyeceğini ileri sürerek takibin iptalini talep ettiği, İlk Derece Mahkemesince şikayetin kabulü ile takibin iptaline karar verildiği, karara karşı alacaklı tarafından istinaf başvurusunda bulunulduğu, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, yeniden esas hakkında şikayetin reddine karar verildiği, kararın şikayetçi borçlu tarafından temyiz edildiği görülmüştür.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 367/2. maddesi gereğince taşınmaz mal ile ilgili ayni haklara ilişkin kararlar kesinleşmedikçe yerine getirilemezler.
Buna karşılık, taşınmazın aynına ilişkin olmayan (taşınmaz üzerindeki kişisel “şahsi” haklara yönelik) ilamların icraya konulabilmesi için bunların kesinleşmelerine gerek yoktur (Prof. Dr. Baki Kuru, İcra ve İflas Hukuku, 3. cilt, sahife 2212). Bu husustaki şikayet ise, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 16/1.maddesi uyarınca 7 günlük süreye tabidir.
Takibe dayanak ilamda taşınmazın aynı tartışmalı olmadığından ilamın kesinleşmeden icra takibine konu edilemeyeceğine ilişkin şikayetin icra emrinin tebliğinden itibaren yasal 7 günlük süre içerisinde yapılması gerekir.
Somut olayda icra emrinin şikayetçi borçluya 27.04.2022 tarihinde tebliğ edildiği, şikayetin ise yasal yedi günlük şikayet süresi geçirildikten sonra 06.05.2022 tarihinde yapıldığı anlaşıldığından, şikayetin süre aşımı nedeniyle reddi gerekirken, esastan reddine karar verilmesi isabetsiz ise de, sonuçta şikayetin reddine karar verildiğinden sonucu itibariyle doğru olan Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanması gerekmiştir.
SONUÇ: Şikayetçi borçlunun temyiz itirazlarının reddi ile sonucu doğru … Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi’nin 08.02.2023 tarih, 2022/2919 Esas ve 2023/338 Karar sayılı kararının yukarıda yazılı nedenlerle 5311 sayılı Kanun ile değişik İİK’nın 364/2. maddesi göndermesiyle uygulanması gereken 6100 sayılı HMK’nın 370. maddesi uyarınca (ONANMASINA), alınması gereken 269,85 TL temyiz harcından, evvelce alınan harç varsa mahsubu ile eksik harcın temyiz edenden tahsiline, dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin de Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 06.11.2023 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi.
(M)
Dr. … Karşı Oy Yazısı:
İlâmlı icraya başvurabilmek için hükmün kesinleşmiş olması kural olarak şart değildir. HMK’nın Geçici 3. maddesinin atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun (HUMK) 443. maddesi gereğince kural olarak temyiz edilmiş olması da ilâmın icrasını durdurmaz. Ancak bazı istisnai durumlarda ilâm kesinleşmedikçe icraya konulamaz. Bu istisnaların bir kısmı HUMK’nın 443. maddesinin 4. fıkrasında belirtildiği gibi bir kısmı da özel yasalarda düzenlenmiştir.
Kesinleşmeden icraya konulamayacak bir ilâmın icrasının talep edilmesi hâlinde, icra müdürünün kanun hükmünü (HMK m. 367/2, HUMK m. 443/2) re’sen nazara alarak takip talebini reddetmesi gerekir. Aksi hâlde borçlu, gönderilen icra emrine karşı şikâyet yoluna başvurabilir. (Muşul, Timuçin: İcra ve İflas Hukuku, C. 2, Ankara 2013, s. 945).
Kesinleşmeden icraya konulamayacak bir ilâm, kesinleşmeden icraya konulursa, borçlu buna karşı icra mahkemesinde şikâyet yoluna başvurabilir. Bu şikâyet üzerine, icra mahkemesi, ilâmlı takibin iptaline karar verir. İlâmın kesinleşmeden icraya konulduğuna ilişkin şikâyet, kamu düzenine ilişkin olduğundan, süreye tâbi değildir, süresiz şikâyet yoluna başvurulabilir. (Kuru, Baki: İcra ve İflas Hukuku, C. 3, Ankara 1993, s. 2222, 2224).
İcra memuru işleminin yasaya veya olaya uygun bulunmaması nedeniyle İcra mahkemesine başvurularak şikâyet yolu ile kaldırılmasının istenmesi, İİK’nın 16. maddesinin 1. fıkrası gereğince şikâyete konu işlemin öğrenildiği günden itibaren kural olarak yedi günlük süreye tâbidir. Bu kuralın iki önemli istisnası vardır: 1- İİK’nın 16. maddesinin 2. fıkrası gereğince bir hakkın yerine getirilmemesinden veya sebepsiz sürüncemede bırakılmasından dolayı her zaman şikâyet yoluna başvurulabilir. Bu hükmün amacı, ilgilileri icra memurunun bir hakkı yerine getirmekten kaçınmasına karşı korumaktır. 2- Kamu düzenine aykırı olan işlemlere karşı da süresiz şikâyet yoluna gidilebilir. Anılan ilke doktrinde benimsenmiş ve Yargıtay uygulamalarında da kabul edilmiştir.
Hukuk Genel Kurulunun 10.11.2020 tarihli ve 2017/8-2833 E., 2020/855 K. sayılı kararında da benimsendiği üzere ilâmın kesinleşmeden icraya konulamayacağı yönündeki şikâyet, ilâmlı icra takibinde ilâma aykırılık nedeni içinde değerlendirilmelidir. İlâma aykırılık şikâyeti, kamu düzenine ilişkin olması nedeniyle süresiz şikâyete tâbidir.
Sadece taşınmazın aynı ile ilgili ilamlar ile şahsın hukukuna ve aile hukukuna ilişkin ilâmlara dayalı ilâmlı takiplere yönelik ilâmın kesinleşmeden icra edilemeyeceği şikâyetinin süresiz olduğu, bunun dışındaki ilâmlar ile ilgili kesinleşmeden icra edilemeyeceğine ilişkin şikâyetin yedi günlük süreye tâbi olduğu yönünde bir ayrım yapılması hâlinde, hâkimin önüne gelen şikâyetin esasını çözecek şekilde inceleme yaptıktan sonra şikâyetin süresiz mi yoksa yedi günlük süreye mi tâbi olduğunu belirlemesi, kesinleşmeden icraya konulabilecek ilâm ise şikâyetin esasını da inceledikten sonra şikâyetin süreden reddine karar vermesi gerektiği sonucu doğmaktadır. Kesinleşme ilâmlı takibin esaslı unsuru olduğundan bu konudaki şikâyetin herhangi bir ayrım yapmadan süresiz şikâyete tâbi olduğunun kabulü gerekir.
Taşınmazın aynı ile ilgili ilâmlar ile şahsın hukukuna ve aile hukukuna ilişkin ilâmlar dışındaki sair ilâmlara yönelik olarak ilâmın kesinleşmeden infaz edilemeyeceği şikâyetinin İİK’nın 16. maddesi gereğince yedi günlük süreye tâbi olduğuna ilişkin böyle bir ayrımı haklı kılan herhangi bir yasal düzenleme bulunmamaktadır. Kesinleşmeden icra edilemeyecek olan tüm ilâmlarda kesinleşme, ilâmlı takibin esaslı bir unsuru durumunda olduğu için bu unsurdaki eksiklik kanunun ağır ihlâli anlamına geleceğinden kamu düzenine aykırılık olarak nitelendirilmelidir. Diğer taraftan bir hükmün kesinleşmeden icraya konulamamasının nedeni, telafisi güç veya imkânsız sonuçların ortaya çıkmasını engellemektir. Bu durum sadece taşınmaz mal ile ilgili ayni haklara ilişkin kararlar ile kişiler ve aile hukukuna ilişkin kararlar bakımından geçerli olmayıp, ilâmlı takip için kesinleşmenin arandığı her hâlde söz konusu olabilir. Bu nedenle herhangi bir ayrım yapmadan, kesinleşmeden ilâmlı icraya konu edilen ilâmlara karşı şikâyetin süreye tâbi olmadığı kabul edilmelidir. (Pekcanıtez, Hakan/ Simil, Cemil: İcra ve İflas Hukukunda Şikâyet, İstanbul 2017, s. 196-198).
Hukuk Genel Kurulunun 18.5.2022 tarih 2019/8-239E, 2022/675K. sayılı iki karşı oya karşılık kahir oy çoğunluğu ile verilen kararında da ilamın kesinleşmeden icraya konamayacağı şikayetinin aykırılık şikayeti olduğu kamu düzenine ilişkin bulunduğundan şikayetin süreye tabi olmadığı vurgulanmıştır.
Somut olayda … 10. Asliye Hukuk Mahkemesinin 9.3.2022 tarihli kararı ile hükmedilen men’i ve ecrimisil talebinin kısmen kabulü ilamına dayalı takipte, şikayetçi borçlu sair şikayetler ile birlikte takibe dayanak ilamın kesinleşmeden takibe konu edilemeyeceği şikayetinde bulunarak takibin iptalini talep ettiği icra mahkemesince şikayetin kabulü ile takibin iptaline karar verildiği, karara karşı alacaklının yaptığı istinaf başvurusu sonucunda Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun kabulü ile icra mahkeme karanını kaldırılmasına, yeniden esas hakkındaki şikayetin reddedildiği, kararın şikayetçi borçlu tarafından temyiz edildiği görülmektedir.
Temyizin incelemesinde takibe konu ilamın kesinleşmeden icraya konulup konulmadığı incelenerek onama veya bozma kararı verilmesi gerekirken dayanak ilamın aynı tartışmalı olmadığı gerekçesi ile ilamın kesinleşmeden icra takibine konu edilemeyeceğine ilişkin şikâyetin süreden reddi gerektiği bu nedenle sonuç doğan esastan red kararının onanması yönündeki çoğunluk kararı yukarıda belirtilen ilke ve kurallara Hukuk Genel Kurul kararları ve Özel Dairenin yerleşik içtihatlarına aykırıdır.
Hukuk Genel Kurulunun 10.11.2020 tarih 2017/8-2833E. 2020/855K. sayılı kararında öncelikle bu şikayetin kamu düzenine ilişkin olup bu konudaki şikayetin süreye tabi olup olmadığı ön sorun olarak tartışılmıştır. Takibe konu ilamın kişilik hakları ve saldırı nedeniyle hükmedilen manevi tazminat ilamı olup, şikâyet üzerine icra mahkemesince takibe konu ilamın şahıs hukukuna ilişkin olduğu ve kesinleşmeden icra edilemeyeceği gerekçesi ile iptaline karar verildiği, kararın 8. Hukuk Dairesince ilamın tarafların hukuki durumlarında, kayıt ve sicillerde değil, malvarlığında değişiklik yaratacak nitelikte olup hakkın özüyle ilgili bulunmadığından icrası için kesinleşmesinin gerekmediği gerekçesi ile bozulduğu, icra mahkemesince direnilmesi üzerine Hukuk Genel Kurulunun yukarıda esas ve karar numarası belirtilen kararında ilamın kesinleşmeden icraya konulamayacağı şikayeti, ilamlarda kesinleşen ilamın esaslı unsuru durumunda olduğu için bu unsurdaki eksiklik ağır ihlali anlamına geleceğinden kamu düzenine aykırılık olarak nitelendirilmesi gerektiği, ilama aykırılık şikayetinin süreye tabi olmadığı ön sorunu bulunduğu bir karşı oy dışında oy çokluğu ile karar verilerek işin esasına geçildiği, Özel Daire bozma gerekçesi gibi ilamın takibe konulabilmesi için kesinleşmesi gerekmediğinden direnme karanının oybirliği bozulduğu görülmektedir.
Anılan Hukuk Genel Kurul kararında da açıkça anlaşılacağı gibi ilamın kesinleşmeden icraya konulamayacağı şikâyeti kamu düzenine ilişkin olup bu husustaki şikâyet ilama aykırı şikayeti niteliğinde olduğundan süreye tabi değildir.
Mahkemenin kesinleşmesi gerektiği iddia olunan ilamın aynı zamanda kamu düzenini ilgilendirip ilgilendirmediği şeklinde bir nitelendirme yapıp buna göre şikayetin süreye tabi olup olmadığına karar vermesi görüşü hukukun genel ilkeleri ve şikayet konusu ile bağdaşan bir görüş değildir. Kamu düzenini ilgilendiren ve ilgilendirmeyen ilamlar olarak bir ayrım yapılarak ilamın kesinleşmeden icraya konamayacağı şikayetinin süreli veya süresiz olduğuna karar verilemez. İlamın kesinleşmeden takip konusu edilip edilmeyeceği, mahkemece işin esasının incelenmesinden sonra anlaşılabilecek bir husus olup işin esasına girildikten sonra sonucuna göre bir karar verilmesi gerektiğinden, bu aşamadan sonra şikayetin süreden reddine karar verilmesi mümkün değildir.
Sürenin sona ermesi ile birlikte, şikayet hakkı da sona ereceğinden, artık şikayeti yoluna gidilemez. Buna rağmen şikayet ileri sürülmüş ise, icra mahkemesi işin esasını incelemeden şikayeti sürenin geçmesi nedeniyle reddetmelidir. (Pekcanıtez, Hakan / Şimil Cemil, İcra ve İflas Hukukunda Şikayet, İstanbul 2017 s.142)
Özetle kesinleşmeden icraya konulamayacak bir ilamın kesinleşmeden icraya konulduğu bu nedenle takibin iptal edilmesi talebine yönelik şikayet kamu düzenine ilişkin olup ilama aykırılık şikayeti içerisinde yer aldığından süreye tabi değildir.
Taşınmaz mal ile ilgili ayni haklara ilişkin kararlar ile kişiler ve aile hukukuna ilişkin kararlar dışındaki kesinleşmeden icraya konulamayacak kararların ilamlı icraya konu edilmesine yönelik şikâyetlerin yedi günlük süreye tabi olması gerektiğine ilişkin bir ayrımı haklı kılan bir yasal düzenleme bulunmamaktadır.
Öte yandan takip konusu ilamın taşınmazın aynı ile ilgili olduğu iddia edilerek kesinleşmeden takip konusu yapılması nedeniyle takibin iptaline yönelik şikayetin icra mahkemesince incelenmesi sonucu ilamın taşınmaz aynı ile ilgili olmadığı sonucuna varılır ise şikayetin süreden değil esastan reddine karar verilmesi gerekmektedir.
Nitekim Yargıtay 12. Hukuk Dairesi 6.11.1986 T. 1986/1404E. sayılı 1986/11816K. sayılı kararında “ilamın kesinleşmeden infaz edilemeyeceğine dair itirazların süreye bağlı olmadığı düşünülmeden” süre yönünden red kararı verilmesi isabetsiz ise de takip konusu ilamın aynı ile ilgili olmamasına binaen varit olmayan temyiz itirazlarının reddi ile sonucun doğru mercii kararının İİK. 366 ve HUMK 438. maddeleri uyarınca onanmasına karar vermiştir” Bu kararda açıkça bu tür şikâyetlerin süreye bağlı olmadığı belirtilmektedir.
Takibe konu ilamda davacı davalının taşınmazını haksız yere kullanarak işgal ettiğini ileri sürerek el atmanın önlenmesi ve ecrimisil talebinde bulunduğu, davalının cevabında davacının gerçek anlamda malik olmadığı, taşınmazların sözleşme ile yüklenilen edimin yerine getirilmesi için geri verilmesi kaydı ile teminat amaçlı olarak devir edildiğini daha sonra kötüniyetli devirlerle mülkiyetin davacıya geçtiğini ileri sürerek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. Söz konusu dava HMK’nın 367/2 maddesi uyarınca taşınmazın aynına ilişkin olup kesinleşmeden takibe konu edilemez. Şikayetçinin ilamın kesinleşmeden takibe konu edilemeyeceği şikayeti, kamu düzenine ilişkin bulunduğundan süreye tabi değildir. Bölge Adliye Mahkeme kararının bozulması sureti ile kaldırılarak şikayetin kabulü ile takibin iptaline ilişkin icra mahkemesi kararının onanması görüşünde olduğumdan, çoğunluğun takibe dayanak ilamın aynı tartışmalı olmadığından ilamın kesinleşmeden icra takibine konu edilemeyeceğine ilişkin şikayetin icra emrinin tebliğinden itibaren 7 günlük süreye bağlı olduğu şikayet süresi geçirildiğinden süre aşımı nedeniyle şikayetin reddi gerektiği ancak Bölge Adliye Mahkemesinin esastan reddi karanının sonucu itibari ile doğru olması nedeniyle kararın onanması yönündeki çoğunluk kararına katılamıyorum.
…