Yargıtay Kararı 20. Hukuk Dairesi 2010/15562 E. 2011/1992 K. 02.03.2011 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 20. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2010/15562
KARAR NO : 2011/1992
KARAR TARİHİ : 02.03.2011

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Taraflar arasındaki tescil davasının yapılan duruşması sonunda kurulan hükmün Yargıtayca incelenmesi davalılardan Hazine tarafından istenilmekle, süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya incelendi, gereği düşünüldü:

K A R A R

Hükmüne uyulan Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin 29.03.2004 gün 1294-2362 sayılı bozma kararında özetle: “… Beldesinde tescil davasına konu edilen çekişmeli taşınmaz hakkında davalı tarafın mera iddiasında bulunmuş olmasına karşın, mahkemece bu yönde bir araştırma yapılmadığı, 1956 yılında yapılan kadastro sırasında neden tescil harici bırakıldığının da açıklıkla belirlenemediği, bu nedenlerle yeniden araştırma yapılması” gereğine değinilmiştir. Mahkemece, bozma kararına uyulduktan sonra davanın kabulüne, 15.03.2007 tarihli krokide (A)=2664 m2, (B)=367 m2 ve (C)=895 m2 bölümlerin davacı adına tapuya tesciline karar verilmiş, hüküm davalılardan Hazine tarafından temyiz edilmiştir.
Dava dilekçesindeki açıklamaya göre dava M.Y.’nın 713. maddesine göre tescil istemine ilişkindir.
Çekişmeli taşınmazın bulunduğu yerde 1957 yılında kesinleşen arazi kadastrosu ile 12.08.1987 tarihinde ilan edilip 13.02.1988’de kesinleşen orman kadastrosu ve 2/B uygulaması vardır. Taşınmaz 1957 yılında orman olarak tespit harici bırakılmıştır.
Mahkemece bozma kararına uyulduktan sonra yapılan araştırma ve inceleme sonucunda çekişmeli taşınmazın bulunduğu alanın 1957 yılında yapılan genel arazi kadastrosu sırasında devlet ormanı niteliği ile tespit harici bırakıldığı anlaşılmaktadır. 3402 Sayılı Kadastro Yasasının uygulanmaya başladığı 10/10/1987 tarihten önce 2613, 5602 ve 766 Sayılı Yasaların hükümlerine göre, kadastrosu yapılacağı ilan edilen ve önceden sınırları belirlenen çalışma alanları içerisindeki ormanlar tesbit dışı bırakılmışlardır. Bir diğer anlatımla, arazi kadastrosu ekipleri ormanların kadastrosunu yapmamış, ancak bölgede daha önce orman kadastrosu yapılıp kesinleşen ve tapuya tescil edilen ormanlara ait kayıtlar, o birliğin çalışma alanının tapu kütüğüne aktarılmıştır (766 Sayılı Yasanın madde 46/3). Bölgede orman kadastrosu yapılmamışsa, arazi kadastrosunun yapılacağı bölgedeki, ormanların sınırlandırılması Orman İdaresinden istenmiş, İdarenin orman sınırlarını belirlemesinden sonra arazi kadastro ekipleri bu sınırlamayı esas almak suretiyle, belirlenen orman sınırına girmeden arazi kadastro çalışmalarını yürütmüşlerdir. Bu uygulama 3402 Sayılı Kadastro Yasasının yürürlüğe girdiği 10/10/1987 tarihine kadar sürdürülmüş, 3402 Sayılı Yasanın yürürlüğünden sonra ise anılan yasanın 4. maddesi gereğince işlem yapılmıştır. Her olaya; olayın meydana geldiği tarihte yürürlükte bulunan yasa hükümlerinin uygulanması gerekir.
1957 yılında yapılan genel arazi kadastrosu sırasında davaya konu taşınmazla birlikte bu taşınmazların bitişiğinde bulunan arazi bölümlerinin de tesbit dışı bırakıldığı, bir kısım arazi bölümünün ise tarım arazisi niteliğiyle hak sahipleri adına tesbit ve tescil edildikleri anlaşılmaktadır. Yörede 1987 yılında yapılıp kesinleşen orman kadastrosu sırasında davaya konu taşınmazın da içerisinde yer aldığı arazinin orman tahdit hattı dışında kaldığı, yapılan uygulama ile belirlenmiştir.
H.G.K.’nun 24/10/2001 gün ve 2001/8-964-751 sayılı ve 13/02/2002 gün ve 2002/8 – 183- 187 sayılı kararları ile kadastro (tapulama) komisyonlarınca orman sayılarak tesbit harici bırakılan yerler, yukarıda yazılı gerekçelerle orman kadastrosunun kesinleştiği güne kadar orman sayılacağından, sürdürülen zilyetliğe değer verilemeyeceği kabul edilmiştir.
O halde; çekişmeli taşınmaz orman sınırları dışında bırakıldığı tarihe kadar orman niteliğindedir.Öncesi orman olup bu niteliğini koruduğu sıradaki zilyetliğe değer verilemez. Orman kadastrosunun kesinleştiği 1988 yılı ile davanın açıldığı 1996 yılı arasında 20 yıllık zilyedlikle mülk edinme süresinin dolmadığı gözönünde bulundurularak, davanın reddine karar verilmesi gerekirken, aksi düşünce ve gerekçelerle yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırıdır.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle; davalı Hazinenin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA 02.03.2011 günü oybirliği ile karar verildi.