Emsal Mahkeme Kararı İstanbul 2. Asliye Ticaret Mahkemesi 2019/509 E. 2020/536 K. 18.11.2020 T.

Görüntülediğiniz mahkeme kararı henüz kesinleşmemiştir. Yararlı olması amacıyla eklenmiştir.

T.C.
İSTANBUL
2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

ESAS NO : 2019/509 Esas
KARAR NO : 2020/536

DAVA : İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ : 21/08/2019
KARAR TARİHİ : 18/11/2020

Mahkememizde görülmekte olan İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava; Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; taraflar arasındaki ticari ilişki nedeniyle davalı borçlunun, müvekkili şirkete cari hesap ve faturadan kaynaklanan 10.181,25-TL borcu bulunması ve uyarılara rağmen bu borcun ödemesinin yapılmaması üzerine … 3. İcra Dairesinin … Esas sayılı takip dosyasından icra takibine geçildiğini, davalı tarafından haksız ve hukuka aykırı şekilde takibe itiraz edildiğini, müvekkilinin davalıdan alacaklı olduğunu, fatura alacağının bir kısmını ödeyen ancak takibe konu miktarı ödemeyen davalının itirazının alacağı akamete uğratmaya yönelik olduğunu ve kötü niyetli olduğunu, davalının müvekkili şirketi zarara uğratarak haksız kazanç elde etme gayesinde olduğunu, sürecin uzaması müvekkili şirketin alacağının tahsilini imkansız hale getireceğini, öncelikle davalının müvekkili şirkete olan borcuna eş değerde olan malvarlığı üzerinde ihtiyati tedbir kararı verilmesini, … 3.İcra Müdürlüğünün … Esas sayılı takip dosyasına davalının yaptığı itirazın iptali ile takibin devamını, alacağın %20’sinden aşağı olmamak üzere icra inkâr tazminatına hükmedilmesini, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Cevap: dava dilekçesi ve ekleri davalıya usulüne uygun olarak tebliğ edilmiş, davalı cevap dilekçesi sunmamış ve duruşmalara iştirak etmemiştir.
Delillerin Değerlendirilmesi, Davanın Hukuki Niteliği ve Gerekçe ;
… 3. İcra Müdürlüğünün …Esas sayılı takip dosyası, … Ticaret Sicil Müdürlüğü, … Esnaf ve Sanatkarlar Odası Başkanlığı ve … Vergi Dairesi Başkanlığından davalının tacir sıfatına ilişkin müzekkere cevapları ile davacı şirkete ait cari hesap ekstresi ve fatura sureti celp edilmiş, incelenmiştir.
Dava, cari hesap ve fatura alacağının tahsiline yönelik olarak başlatılan takibe vaki itirazın iptali istemine ilişkindir.
Yapılan yargılama, toplanan deliller ve tüm dosya kapsamı hep birlikte değerlendirildiğinde; davacı şirket davalı … ile aralarında ticari ilişki bulunduğunu, davalıya satılan malların teslim edilmesine rağmen cari hesap kayıtlarında bir kısım bedelin ödenmediğini, bu nedenle cari hesap ve faturadan kaynaklanan alacağın tahsili ve takibe devam edilmesi için işbu itirazın iptali davasını açtığı anlaşılmaktadır.
Bilindiği üzere, Mahkemelerin görevi kamu düzenine ilişkin olup taraflarca ileri sürülmese dahi Mahkemece resen nazara alınması gerekmektedir. Davanın ticari dava niteliğinde olup olmadığı ve belirlenecek niteliğine göre davaya bakmakla görevli mahkemenin asliye hukuk veya asliye ticaret mahkemelerinden hangisi olduğu konularının değerlendirilmesi gerekmektedir.
6102 sayılı TTK’nın 5/1. maddesine göre, aksine hüküm bulunmadıkça, dava olunan şeyin değerine veya tutarına bakılmaksızın asliye ticaret mahkemesi tüm ticari davalar ile ticari nitelikteki çekişmesiz yargı işlerine bakmakla görevlidir. Bu hükme göre ticaret mahkemelerinin görev alanı ticari davalar ile ticari nitelikteki çekişmesiz yargı işleridir. Ticari faaliyetleri ilgilendiren bütün davalar ticari dava değildir. Ticaret mahkemeleri ayrı bir yargı kolu oluşturmayıp, asliye hukuk mahkemelerine göre ihtisas mahkemeleridir. Bu nedenle ticari işlerle ilgili bütün davalar ticaret mahkemelerinin görev alanına sokulmamış, yalnızca uzmanlık gerektiren hususların ticaret mahkemelerince karara bağlanması esası getirilmiştir.
Ticari davaları, mutlak ticari davalar, nisbi ticari davalar, yalnızca bir ticari işletmeyle ilgili olmasına rağmen ticari nitelikte kabul edilen davalar olmak üzere üç grubta toplamak mümkündür.
Mutlak ticari davalar, tarafların tacir olup olmadığına ve işin bir ticari işletmeyi ilgilendirip ilgilendirmediğine bakılmaksızın ticari sayılan davalardır. Mutlak ticari davalar,
6102 sayılı TTK’nın 4/1. maddesinde bentler halinde sayılmıştır. Bunların yanında Kooperatifler Kanunu (m.99), İcra İflas Kanunu (m.154), Finansal Kiralama Kanunu (m.31), Ticari İşletme Rehni Kanunu (m.22) gibi bazı özel kanunlarda belirlenmiş ticari davalar da bulunmaktadır. Bu guruptaki davaların ticari dava sayılabilmesi için taraflarının tacir olması veya ticari işletmeleriyle ilgili olması gibi şartlar aranmaz. TTK’nın 4/1. bendinde sınırlı olarak sayılan davalar arasında yer alması veya özel kanunlarda ticari dava olarak nitelendirilmesi yeterlidir. Bu davalar kanun gereği ticari dava sayılan davalardır.
Nispi ticari davalar, her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili olması halinde ticari nitelikte sayılan davalardır. 6102 sayılı TTK’nın 4/1. maddesine göre, her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğan ve iki tarafı da tacir olan hukuk davaları ticari dava sayılır. Bu hükme göre bir davanın ticari dava sayılabilmesi için, hem iki tarafın ticari işletmesini ilgilendirmesi, hem de iki tarafın tacir olması gereklidir. Bu şartlar birlikte bulunmadıkça, uyuşmazlık konusunun ticari iş niteliğinde olması veya ticari iş karinesi sebebiyle diğer taraf için de ticari iş sayılması davanın ticari dava olması için yeterli değildir. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 19/2. maddesi uyarınca, taraflardan biri için ticari iş sayılan bir işin diğeri için de ticari iş sayılması, davanın niteliğini ticari hale getirmeyecektir. Zira; Türk Ticaret Kanunu, kanun gereği ticari dava sayılan davalar haricinde, ticari davayı ticari iş esasına göre değil, ticari işletme esasına göre belirlemiştir. Hâl böyle olunca, işin ticari nitelikte olması davayı ticari dava haline getirmez.
Üçüncü grup ticari davalar, yalnızca bir tarafın ticari işletmesini ilgilendiren havale, vedia ve fikri haklara ilişkin davalardır. Yukarıda açıklandığı üzere bir davanın ticari dava sayılması için kural olarak ya mutlak ticari davalar arasında yer alması ya da her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili bulunması gerekirken havale, vedia ve fikri haklara ilişkin davaların ticari nitelikte sayılması için yalnızca bir yanın ticari işletmesiyle ilgili olması TTK’da yeterli görülmüştür.
Somut olaya dönüldüğünde; mal satımına yönelik fatura alacağının TTK’da bentler halinde sayılan ya da diğer Kanunlarda özel olarak düzenlenen mutlak ticari davalardan olmadığı, nispi ticari dava bakımından her iki tarafın tacir olması ve uyuşmazlığın ticari işletmelerini ilgilendirmesi gerektiği, davalı …’ün gerçek kişi olması nedeniyle tacir sıfatına yönelik yapılan araştırmalar kapsamında gerçek kişi tacir olarak ticaret sicil kaydının ve ticari işletmesinin bulunmadığı, VUK uyarınca 1.sınıf tacir olmadığı gibi bilanço esasına göre defter tutan kimselerden de olmadığından tacir olarak kabul edilemeyeceği, vergi mükellefiyet kaydının olmadığı, sadece potansiyel vergi kimlik numarasının bulunduğu anlaşılmıştır. Potansiyel vergi kimlik numarasına ilişkin olarak:
Yargıtay 20. Hukuk Dairesi 2016/9146 Esas, 2020/7924 Karar sayılı ilamında:
“… Davacıların bilanço usulü defter tutmadığı, potansiyel vergi mükellefi olduğu, esnaf vasfında bulundukları anlaşılmaktadır. Bu durumda davacıların tüketici ve tacir sıfatı bulunmadığından taraflar arasındaki ilişkinin 6102 ve 6502 sayılı kanunlar kapsamında kaldığı söylenemez….”
İstanbul BAM 7. Hukuk Dairesi 2017/367 Esas, 2017/409 Karar sayılı ilamında:
“.. Dosya kapsamında davacının gerçek kişi tacir kaydı ve gerçek kişi mükellefiyet kaydının bulunmadığı, Uyap sisteminden yapılan vergi kaydı sorgulamasında davacının potansiyel vergi numarası aldığı, potansiyel mükellef olduğu anlaşılmış olup davacının tacir sıfatı bulunmamaktadır. Davacının tacir sıfatı bulunduğuna ilişkin hiçbir kayıt ve belge mevcut değildir. Bu durumda taraflar arasındaki ilişki 6102 ve 6502 sayılı kanunların kapsamı dışında kalmaktadır…” şeklindeki kararlarından potansiyel vergi kimlik numarasının vergi mükellefiyeti gerektirmeyen şekli bir numara olduğu görülmektedir.
Öte yandan, davalının, gerçek kişi tacir olarak ticari işletmesinin bulunduğu ve davaya konu alacakların bu işletmeyi ilgilendirdiği davacı tarafından ispat edilemediğine göre davalı …’ün tacir olmaması ve ticari işletmesi bulunmaması nedeniyle davanın nispi ticari dava olarak değerlendirilemeyeceği, eldeki dava bakımından Mahkememizin görevli olmadığı, genel görevli Asliye Hukuk Mahkemesinin görevli olduğu anlaşılmakla, görevin kamu düzenine ilişkin dava şartı olması nedeniyle davanın dava şartı yokluğundan usulden reddine karar vermek gerekmiş, aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM: (Ayrıntısı ve Gerekçesi Yukarıda Açıklandığı Üzere);
1-HMK’nın 114/1-c, HMK 115/2 madde hükümleri uyarınca mahkememizin görevsizliği nedeniyle dava şartı yokluğundan davanın USULDEN REDDİNE, görevli mahkemenin Asliye Hukuk Mahkemesi olduğunun tespitine,
2-HMK.nın 20. maddesi uyarınca taraflardan birinin, bu karar verildiği anda kesin ise bu tarihten, süresi içinde kanun yoluna başvurulmayarak kesinleşmiş ise kararın kesinleştiği tarihten; kanun yoluna başvurulmuşsa bu başvurunun reddi kararının tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde kararı veren mahkemeye başvurarak talep etmesi halinde dava dosyasının görevli İSTANBUL (NÖBETÇİ) ASLİYE HUKUK MAHKEMESİNE tevzi edilmek üzere hukuk mahkemeleri tevzi bürosuna gönderilmesine,
3-HMK’nın 20 maddesine göre kararın kesinleşme tarihinden itibaren iki hafta içinde Mahkememize başvurarak dava dosyasının görevli ya da yetkili Mahkemeye gönderilmesi talep edilmediği takdirde Mahkememizce davanın açılmamış sayılmasına karar verileceği,
4-Harç, yargılama gideri ve vekalet ücretinin görevli mahkemece değerlendirilmesine,
Dair, davacı vekilinin yüzüne karşı, davalının yokluğunda, gerekçeli kararın tebliğinden itibaren 2 haftalık yasal süresi içerisinde İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi’ne İstinaf yasa yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup anlatıldı.
18/11/2020

Katip …
¸e-imzalıdır

Hakim …
¸e-imzalıdır