Görüntülediğiniz mahkeme kararı henüz kesinleşmemiştir. Yararlı olması amacıyla eklenmiştir.
T.C.
İSTANBUL
2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO : 2019/217
KARAR NO : 2019/712
DAVA : Tazminat (Haksız Fiilden Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ : 12/06/2015
KARAR TARİHİ: 19/09/2019
Mahkememizde görülmekte olan tazminat (Haksız Fiilden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Davacı vekili dava dilekçesinde; davalılardan …’nin işleteni olduğu … sitesinde … web adresinde 25 Mayıs 2015 tarihinde yayınlanan haber ile müvekkilinin kişilik haklarına saldırıda bulunulması ve müvekkilin ticari itibarının zedelenmesi sebebiyle, … web adresinde yapılan yayın için davalılardan …’den 250.000.-TL, …’dan 250.000.-TL manevi tazminatın yayın tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte tahsiline karar verilmesi talep etmiştir.
Davalı … Hiz.A.Ş vekili cevap dilekçesinde; davacının aynı olaya ilişkin olarak … 4. Asliye Ticaret Mahkemesinin … E. sayılı dosyasında görülen maddi tazminat davasının derdest olup her iki dosyanın birleştirilmesini talep ettiğini, davanın yetkisiz mahkemede açılmış olup müvekkil şirketin ikamet adresi olan İstanbul Anadolu Adliyesi Mahkemeleri yetkili olduğunu, davada görevli mahkemenin fikri ve sınai haklar hukuk mahkemeleri olduğunu, dava konusu haber sanatçı … tarafından gazetelerde yayımlanmış bir haber olduğunu, bu haberi basın organlarından alarak yayınlayan müvekkilinin bir kusuru bulunmadığını, davacının manevi tazminat talebinin yersiz olduğunu belirterek dosya hakkında görevsizlik ve yetkisizlik kararı verilerek dosyanın öncelikle yetkili ve görevli mahkemeye gönderilmesine, bilahare yapılacak yargılama ile haksız ve mesnetsiz reddi İle yargılama masrafları ve vekalet ücretinin karşı tarafa tahmiline karar verilmesini savunmuştur.
Diğer davalı … vekili cevap dilekçesinde; davacının iddiasının haksız ve yersiz olduğunu, davacının akıl izan dışı kabul ve iddiaları üzerine kurulu temelsiz/dayanaksız taleplerini red ettiğini, davacı iddialarının kişilik haklarına saldırı olması gereken bir saldırı eylemi sayılabilecek bir haksız fiile dayanması gerekirken davacının müvekkili tarafından yapılmış böyle bir eylemi gösteremediğini belirterek davanın reddini, avukatlık ücretinin tamamının davacıya yükletilmesini savunmuştur.
Davacı tarafından davalılar aleyhine kişilik haklarına saldırıda bulunulması nedeniyle manevi tazminat davası açılmış olup … 4.Asliye Hukuk Mahkemesi 2015/250E.2017/327K.sayılı ilamına istinaden görevsizlik kararı verilerek dosya usulüne uygun şekilde mahkememize gönderilmiştir.
Taraflar arasındaki uyuşmazlık davacının dayanmış olduğu vakıalar gözetildiğinde davacı lehine manevi tazminat şartlarının oluşup oluşmadığı noktalarında toplanmaktadır.
Taraflar arasındaki uyuşmazlığın çözümü açısından davalı şirket yönünden basın özgürlüğü ve öte yandan gerçek kişi yönünden de ifade özgürlüğüne ilişkin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin uygulamalarının dahi mutlak suretle gözetilmesi ve bu çerçevede uyuşmazlığı halli gerekir.
Esasen yayın yapan davalı şirketin basın özgürlüğü ile yine yayın yapılan ve haber konusu edilen şirketin faaliyetlerinin ve ticari işlerinin itibarının ve çıkarlarının korunması açısından dengenin ne şekilde sağlanacağı konusunda AİHM içtihatlarının gözönünde bulundurulması, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası gereği uluslararası sözleşmelerin gözönünde tutulması önem arzeder.
İfade özgürlüğü, yalnızca, olumlu karşılanan ya da zararsız ve önemsiz haber ve fikirler için değil; devlet, iktidar ya da halkın herhangi bir kesimi için sarsıcı, şaşırtıcı ve rahatsız edici nitelikte olan haber ve fikirleri için de geçerlidir. (MACOVEI, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 10.maddesinin Uygulanmasına İlişkin Klavuz) Bu noktada, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin, sözleşmenin 10.maddesi kapsamında yaptığı değerlendirmelerde, üç şarta dikkat çektiğini belirtmek zorunludur.Mahkemeye göre, müdahalenin yasayla öngörülmüş olup olmadığı, meşru sebeplerden birine dayanıp dayanmadığı ve demokratik bir toplumda gerekli olup olmadığı mutlaka ele alınmalıdır. Somut olayın özelliği açısından yasayla öngörülme unsuru, meşru sebebe dayanma unsurundan ziyade demokratik toplumda gereklilik unsuru üzerinde durulmasında fayda bulunmaktadır.Bu müdahalenin aracı, somut olayda olduğu üzere haksız rekabetin tespiti, tazminat ödenmesi ve benzeri değişik görünümlerde ortaya çıkabilecektir.Müdahalenin demokratik bir toplumda gerekli olduğunun kanıtlanması gerektiğinden somut olayda mahkememizden davacının talep etmiş olduğu bu müdahale şeklinin basın özgürlüğüyle yakın ilgi içinde olan ifade özgürlüğünün kullanılması üzerinde acil bir sosyal ihtiyacın varlığı konusunda ikna edici delillerin mevcut olması gerekir. “Acil bir sosyal ihtiyacın var olup olmadığını ilk değerlendirecek olan, ülke otoriteleridir. Bunu yaparken AİHM ‘nin içtihadına uygun davranmaları gerekir.Ancak hem mevzuata hem de mevzuatın uygulanmasına yönelik kararları kapsayan ülkenin takdir payı AİHM ‘nin denetimiyle el ele gider. (MACOVEI, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 10.maddesinin Uygulanmasına İlişkin Klavuz Sayfa:45)” Somut olayda davalılara atfedilen eylemin hukuka aykırılığı noktasında davalılar aleyhine somutlaştırılmış bir vakıanın olup olmadığı bu çerçevede incelendiğinde davalılar aleyhine yorum yapmaya imkan verecek bir vakıa ve delil yoktur.
Yargıtay 4.HD somut olay açısından emsal nitelikli ve davacısı ile davalı gerçek kişisi dahi aynı olan 2016/12406E.2018/7421K.sayılı ilamında ” Basın özgürlüğü, Anayasanın 28. maddesi ile 5187 sayılı Basın Yasasının 1. ve 3. maddelerinde düzenlenmiştir. Bu düzenlemelerde basının özgürce yayın yapmasının güvence altına alındığı görülmektedir. Basına sağlanan güvencenin amacı; toplumun sağlıklı, mutlu ve güvenlik içinde yaşayabilmesini gerçekleştirmektir. Bu durum da halkın dünyada ve özellikle içinde yaşadığı toplumda meydana gelen ve toplumu ilgilendiren konularda bilgi sahibi olması ile olanaklıdır. Basın, olayları izleme, araştırma, değerlendirme, yayma ve böylece kişileri bilgilendirme, öğretme, aydınlatma ve yönlendirmede yetkili ve aynı zamanda sorumludur. Basının bu nedenle ayrı bir konumu bulunmaktadır. Bunun içindir ki, bu tür davaların çözüme kavuşturulmasında ayrı ölçütlerin koşul olarak aranması, genel durumlardaki hukuka aykırılık teşkil eden eylemlerin değerlendirilmesinden farklı bir yöntemin izlenmesi gerekmektedir. Basın dışı bir olaydaki davranış biçiminin hukuka aykırılık oluşturduğunun kabul edildiği durumlarda, basın yoluyla yapılan bir yayındaki olay hukuka aykırılık oluşturmayabilir.
Ne var ki basın özgürlüğü sınırsız olmayıp, yayınlarında Anayasanın Temel Hak ve Özgürlükler bölümü ile Türk Medeni Kanununun 24 ve 25. maddesinde yer alan ve yine özel yasalarla güvence altına alınmış bulunan kişilik haklarına saldırıda bulunulmaması da yasal ve hukuki bir zorunluluktur.
Basın özgürlüğü ile kişilik değerlerinin karşı karşıya geldiği durumlarda; hukuk düzeninin çatışan iki değeri aynı zamanda koruma altına alması düşünülemez. Bu iki değerden birinin diğerine üstün tutulması gerektiği, bunun sonucunda da, daha az üstün olan yararın daha çok üstün tutulması gereken yarar karşısında o olayda ve o an için korumasız kalmasının uygunluğu kabul edilecektir. Bunun için temel ölçüt kamu yararıdır. Gerek yazılı ve gerekse görsel basın bu işlevini yerine getirirken, özellikle yayının gerçek olmasını, kamu yararı bulunmasını, toplumsal ilginin varlığını, konunun güncelliğini gözetmeli, haberi verirken özle biçim arasındaki dengeyi de korumalıdır. Yine basın, objektif sınırlar içinde kalmak suretiyle yayın yapmalıdır. O anda ve görünürde var olup da sonradan gerçek olmadığı anlaşılan olayların yayınından da basın sorumlu tutulmamalıdır.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi birçok kararında; “…Sözleşme’nin 10/1. fıkrasında güvence altına alınan ifade özgürlüğünün, demokratik toplumun ana temellerinden birini ve yine bu toplumun gelişmesi ve her bireyin kendini geliştirmesi için esaslı şartlarından birini oluşturduğunu hatırlatarak ifade özgürlüğünün, Sözleşme’nin 10/2. fıkrasının sınırları içinde, sadece lehte olan veya muhalif sayılmayan veya ilgilenmeye değmez görülen “haber” veya “fikirler” için değil, ama aynı zamanda muhalif olan, çarpıcı gelen veya rahatsız eden haberler veya fikirler için de uygulandığını, bunun, çoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğin gerekleri olduğunu, bunlar olmaksızın “demokratik toplum” olamayacağını …” belirtmiştir.
Somut olaya gelince; davalı Niran Ünsal tarafından yapılan açıklama ve buna dayanılarak yazılan davaya konu yayın bir bütün olarak değerlendirildiğinde; davacı şirkete yönelik eleştiri niteliğinde olup basın özgürlüğü kapsamındadır. Kullanılan sözler kişilik haklarına saldırı niteliğinde kabul edilemez. Mahkemece, belirtilen hususlar gözetilerek istemin tümden reddedilmesi”gerekçesiyle davalılara atfedilen eylemin basın özgürlüğü ve ifade özgürlüğü kapsamında kaldığı da açıkça belirtilmiştir.
Hal böyle olunca davalılara atfedilen eylemin hukuka aykırı olduğu noktasında bir ispatı durumunun mevcut olmadığı,bilakis eylemin dahi hukuka aykırı olmadığı sonucuna varılmıştır.Esasen “hukuka aykırılığı önleyecek bir sebebin varlığı,failin davranışını şahsiyete hukuka aykırı tecavüz teşkil etmekten kurtarır”(Prof.Dr.M.Kemal Oğuzhan,Borçlar Hukuku Dersleri,İstanbul 1991,Cilt 2,Sayfa 166) Hal böyle olunca davalılar aleyhine isnat olunan eylemden dolayı davalılar aleyhine manevi tazminata hükmedilmesi koşulları oluşmamıştır.
Yapılan açıklamalar karşısında davacının davalılara yönelik olarak açmış olduğu davanın subut bulmaması nedeniyle ayrı ayrı reddine karar vermek gerekmiştir.
HÜKÜM:Yukarıda yazılı nedenlerle;
1-Davacının davalılara yönelik olarak açmış olduğu davanın sübut bulmaması nedeniyle ayrı ayrı reddine,
2-Davacı tarafından yapılan masrafların kendi üzerinde bırakılmasına,
3-Alınması gereken 44,40 TL karar ve ilam harcının,peşin alınan 8.538,75 TL harçtan mahsubu ile kalan 8.494,35TL’nin talep halinde davacı tarafa iadesine,
4-Davalılar lehine AAÜT m.10 hükmü gereği takdir edilen 2.725,00 TL maktu vekalet ücretinin, görevsizlik kararının verildiği tarih itibariyle AAÜT gereği maktu 1.980,00 TL vekalet ücretinin davacıdan tahsili ile davalılara verilmesine,
5-Karar kesinleştiğinde gider avansının talep halinde iadesine,
Kararın tebliğinden itibaren iki haftalık süre içinde mahkememize veya bulunulan yer asliye ticaret mahkemesine dilekçe ile başvurmak koşuluyla İstanbul BAM nezdinde İstinaf yasa yolu açık olmak üzere vekillerin huzurunda ve oy birliği ile karar verildi.
Başkan …
¸e-imzalıdır
Üye …
¸e-imzalıdır
Üye …
¸e-imzalıdır
Katip …
¸e-imzalıdır