Emsal Mahkeme Kararı İstanbul 21. Asliye Ticaret Mahkemesi 2022/766 E. 2023/510 K. 04.07.2023 T.

Görüntülediğiniz mahkeme kararı henüz kesinleşmemiştir. Yararlı olması amacıyla eklenmiştir.

T.C.
İSTANBUL
21. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

ESAS NO:2022/766 Esas
KARAR NO :2023/510

DAVA:Alacak (Satım Sözleşmesinden Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ:07/12/2022
KARAR TARİHİ :04/07/2023

Mahkememizde görülmekte olan Alacak (Satım Sözleşmesinden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Davacı vekili 07/12/2022 tarihli dava dilekçesi özetle; Müvekkili …, adına kayıtlı bulunan İstanbul, …, …, … Mevkii,776 Parsel 39/15703 arsa paylı G Blok, zemin kat 4 nolu bağımsız bölümdeki gayrimenkulünü sattığını, kendisine başka bir ev almaya karar verdiğinden alıcı olan… ile anlaştığını, Alıcı olan…, gayrimenkulün alımı sırasında kredi kullanacağını beyan ettiğini ve davalı bankanın … Mahallesi şubesinden kredi kullandığını, 30.10.2009 tarihinde , gayrimenkul üzerinde davalı banka tarafından ipotek konulduğunu, kredi işlemleri tamamlanmış ve tapu satışı gerçekleştirilmiş ancak müvekkiline, davalı banka tarafından yapılması gereken ödeme gerçekleştirilmediğini ve bunun üzerine davalı aleyhine 23.03.2010 tarihinde ….Asliye Ticaret Mahkemesinin … E. Sayılı dosyası ile tazminat davası açıldığını ve 23/03/2010 tarihinde başlatılan yargılama süreci, davalı tarafın 3 defa temyiz yoluna başvurması ve diğer nedenlerle 18/07/2022 tarihinde sona erdiğini, ayrıca müvekkili satmış olduğu konut bedeli kendisine zamanında ödenseydi, kendisine bir konut alabilecekken, arada geçen sürede ülkede yaşanan olağanüstü süreç, dolar kuru, altın fiyatları ve gayrimenkul fiyatlarında fazini kat kat üzerinde meydana gelen artış neticesinde artık bu alacağı ile konut alamaz duruma geldiğini, müvekkili, 30.10.2009 tarihinde kendisine ödenmesi gereken parayı 12 yıl 8 ay 18 gün sonra alabilme olanağına kavuştuğunu, 43.350,00 TL maddi tazminatın üzerine, yasal faiz yıllık %9 olduğu için 48.100,68 TL işlemiş faizi ile toplam 91.450,68 TL tahsil edebildiğini, ancak bu arada satmış olduğu gayrimenkulün emsali olan daireler en az 2.500.000,00 TL civarına yükselmiş ve müvekkilinin uğradığı zararlar kat be kat arttığını, Müvekkiline, kesinleşen mahkeme kararı ile tapu satışından kaynaklı garantör konumunda olan davalı banka tarafından 43.350,00 TL ‘nin ödenmediği sabit olup, bu paranın 30.10.2009 tarihindeki dolar karşılığı ise merkez bankası satış kuru 1,4863 TL olduğundan 29.166,38 USD’ye denk gelmekte olup, icra dairesine ödemenin yapıldığı 29.07.2022 tarihindeki TL karşılığı ise 29.166,38 x 17.9530 = 523.624,13 TL’ye denk gelmekte, ancak müvekkilim yasal faizi ile birlikte sadece 91.450,68 TL alabildiğini, taraflar arasında arabulucuk görüşmeleri yapıldığını ancak anlaşma sağlanamadığını belirterek; fazlaya ilişkin hakları saklı kalarak, belirsiz alacak davasının kabulüne, şimdilik 15.000,00 TL munzam zararın, dava tarihinden itibaren işleyecek en yüksek banka mevduat faizi ile birlikte davalıdan tahsiline, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davalı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili 06/01/2022 tarihli cevap dilekçesini özetle; Davacı huzurdaki davayı alacağını zamanında alamadığı nedeniyle munzam zararı iddiasıyla huzurdaki davayı açmış olduğu, Oysa ki davacı alacağını, mahkeme kararında hükmedilen şekilde yasal faizi ile birlikte tahsil edildiğini, Faiz, alacaklının talep etmeye yetkili olduğu bir miktar parayı kullanamaması nedeniyle, mahrum kalınan süreye bağlı olarak ödenmesini talep edebileceği bir karşılık ve tazminattır. Dolayısıyla davacı tahsil etmiş olduğu faiz ile tüm zararını karşılamış olduğunu, Borçlar Kanuna göre; Kanun hükümlerine göre, geçmiş günler faizinin ödenmesi için, borçlunun kusurlu olup olmadığı; alacaklının da bu geç ödemeden dolayı bir kayba ya da zarara uğrayıp uğramadığı sonuca etkili olmadığını, Mevcut para borcunun geç ödenmesi, bu faizin ödenmesi için yeterli olup, bu hali ile gecikme faizi geç ödemeden kaynaklanan götürü bir tazminat olarak nitelendirilir. lakin davacı, farazi bir zarar iddiası ile iş bu davayı açtığını, Zarar tanımlamasını da TBK 122. Maddede düzenlenen munzam zarar ile yapmaktadır. Bu konuda kanıtlanması gereken, muayyen paranın gününde ödenmemesininden doğan zarar olduğunu, Diğer bir deyimle alacaklı davacı, fiilen uğradığı zararın ne olduğunu ve miktarını kanıtlamak durumunda olduğunu, bu zarar paranın zamanında ödenmemesinden dolayı mahrum kalınan “muhtemel” kar, yada farz edilen gelir değildir. Bu zarar davacının öz varlığından , ekonomik ve sosyal faaliyetlerinden, toplum içerisindeki statüsünden, başına gelen olaylardan kaynaklanan somut olgular nedeniyle uğramış olduğu fiili zarardır. Hal böyle olunca, iddia olunan zararı doğuran somut vakıanın ve bu nedenle uğranılan zararın kanıtlanması icap ettiği duraksama yaratmayacak kadar açık bir olgudur. Borçlar Kanununun öngörülen faiz, kanıtlanması gerekmeyen zararın karşılığı götürü tazminattır. Gerçekten kanun koyucu bir para borcunun gününde ödenmemesinden dolayı alacaklının zarara uğrayacağını kabul edip, bu zararın, ülkenin içinde bulunduğu ekonomik konjöktürü dikkate alarak belli bir oranda olacağını kabul etmiştir. Ülkenin içinde bulunduğu ekonomik (enflasyon, yüksek faiz, para değerindeki devamlı düşüş) olumsuzluklar dikkate alınarak yasa hükmüyle geçmiş günler faiz oranı, (geç ödemeden doğan zarar) belirlenmiş iken, aynı olgular (enflasyon, yüksek faiz, para değerindeki düşüş) Borçlar Kanunundaki munzam zararın bilinen kanıtları olarak gösterilip bunların doğurduğu olumsuzluk, uğranılan gerçek zarar olarak gösterilemez. Aksi halde, kanun koyucunun bu olumsuzlukların karşılığının faiz oranının belirlemesinin hiç bir anlamı kaymayacağı aşikardır. Kanun koyucu tüm bu ekonomik olumsuzlukları değerlendirip bunların tevlid edeceği zarar dolayısıyla tazminat oranını Anayasadan aldığı kanun yapma yetkisine dayanarak belirlemiş iken, zımnen bu takdirin yerinde olmadığı ileri sürülüp aynı ekonomik göstergelere dayanılarak tazmin edilecek zararın faiz oranından daha yüksek olması gerektiği kabul edilemeyeceğini, Oranı belirlemeye yetkili merci kararını vermiş, yasayla hükmünü vaz ettiğini, Uğranılan zarar, yetkili merciin belirlendiğinden fazla ve bu nedenle munzam zarar istenecek ise artık o merciin, zararın oranını belirlemek için kullandığı, dikkate aldığı, değerlendirdiği ölçülere ve bunların “maruf ve meşhur” oldukları olgusuna değil, davaya özgü, somut vakıalara dayanılması gerektiğini, Bunlar da, elverişli ve geçerli delillerle kanıtlanmalıdır. Oysa ki davacı tamamen farazi olarak, erken ödenseydi böyle olurdu gibi ispattan yoksun bir iddia ileri sürdüğünü, Borçlunun borcunu ödemede temerrüde düşmesi durumunda, alacaklının başkaca bir hususu kanıtlamadan salt ülkenin içinde bulunduğu ekonomik olumsuzluklar (enflasyon, yüksek faiz, döviz kur farkı, paranın değerindeki düşüş vb. gibi olgular) Borçlar Yasasınındaki munzam zararın kanıtları olarak gösterilip, bunların doğurduğu olumsuzluk gerçek zarar olarak gösterilemez. Müvekkil davacıya geç ödemeden kaynaklı faiz ödediğini, Başkaca bir zarar karşılama zorunluluğuna maruz bırakılamayacağını, Davacı geç ödemenin müvekkilce baş vurulan yasal yollar nedeniyle olduğunu söylemekte olduğunu, Hiç bir kimse yasal haklarını kullanmasından dolayı kusurlu sayılamaz. Dolayısıyla geç ödemeden dolayı müvekkil bankanın herhangi bir kusurunun olmadığını, Bu zarar kanıtlandığı takdirde borçlu, ancak kendisinin geç ödemeden dolayı hiç bir kusuru bulunmadığını ispat etmesi halinde bu zararın ödenmesi yükümlülüğünden kurtulacağını, Bir an için böyle bir zarar olduğu var sayılsa bile müvekkil banka kusurlu olmadığı için bu zarardan sorumlu tutulamayacağını belirterek; davanın reddine, dava harç, masraf ve vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini beyan etmiştir.
DELİLLER VE GEREKÇE:
Dava, …. Asliye Ticaret Mahkemesinde görülen dava neticesinde hükmolunan tazminata dava tarihinden 12 yıl sonra kavuştuğundan bahisle munzam zarar talepli alacak davasıdır.
Dilekçeler aşaması tamamlanmakla mahkememizin ön inceleme duruşmasında dava şartları ve ilk itirazlar incelenmiştir. Dava şartlarına ilişkin eksik ve incelenmesi gereken ilk itiraz bulunmadığı anlaşıldıktan sonra tarafların sulh olma imkanı bulunmadığından uyuşmazlık noktaları belirlenip tahkikat aşamasına geçilmiştir.
Aşkın (munzam) zarar, para borcunun ifasında borçlunun kusuruyla temerrüde düşmesi nedeniyle alacaklı nezdinde ortaya çıkan zararın temerrüt faiziyle karşılanamaması hâlinde söz konusu olan bir zarar olup bu zarar, borçlunun temerrüdü ile borcun ödendiği tarih aralığındaki dönemi kapsamaktadır. Bu anlamda aşkın (munzam) zarar, temerrüt faizini aşan ve kusur sorumluluğuna dair ilkelere bağlı bir zarar türü olarak kabul edilir (Uygur, Turgut: 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu Şerhi, Cilt I, 2012, s. 810).
Aşkın (munzam) zarar, borçlu temerrüde düşmeden borcunu ödemiş olsaydı, alacaklının mal varlığının kazanacağı durum ile temerrüt sonucunda ortaya çıkan ve oluşan durum arasındaki farktır. Aşkın (munzam) zararın varlığı için gereken ilk koşul, bir para borcunda borçlunun temerrüdünün varlığıdır. Bu para borcunun kaynağının, aşkın (munzam) zararın talep edilebilirliği için herhangi bir önemi bulunmamaktadır. Bu anlamda TBK’nın 122. maddesi, kaynağı ne olursa olsun temerrüt faizi yürütülebilir nitelikte olmak koşuluyla bütün para borçlarında uygulanma olanağına sahiptir. Borcun dayanağı haksız fiil, sözleşme, sebepsiz zenginleşme, kanun yahut vekâletsiz iş görme olabilir. Öte yandan hemen belirtilmelidir ki; aşkın (munzam) zarar borcunun hukukî sebebi, asıl alacağın temerrüde uğraması ile oluşan hukuka aykırılıktır. Bu nedenle borçlunun aşkın (munzam) zararı tazmin yükümlülüğü, asıl borç ve temerrüt faizi yükümlülüğünden tamamen farklı, temerrüt ile oluşmaya başlayan asıl borcun, ifasına kadar geçen zaman içinde artarak devam eden, asıl borçtan tamamen bağımsız yeni bir borçtur.
Aşkın (munzam) zararın varlığı için gereken ikinci koşul; borçlunun temerrüdü nedeniyle temerrüt faiziyle karşılanamayan alacaklı zararının mevcudiyetidir. Ancak alacaklının zararının temerrüt faizinden az yahut temerrüt faizine eşit olması durumunda, zararın temerrüt faiziyle karşılanacak olması sebebiyle aşkın (munzam) zararın varlığından söz edilemez. Bu aşamada önemle belirtilmelidir ki; TBK’nın 122. maddesi kapsamına kanunî temerrüt faizinin yanında akdi temerrüt faizinin uygulandığı borç ilişkileri de dâhildir. Eş söyleyişle alacaklının, borçlu ile arasındaki hukukî ilişkiden doğan temerrüt faizinin akdi yahut yasal olması, aşkın (munzam) zararın talep edilebilirliğine engel teşkil etmez.
Burada önem arz eden husus alacaklının temerrüt faiziyle karşılanamayan zararının mevcudiyetinin ispatıdır. Aşkın (munzam) zararın varlığı için gereken üçüncü koşul; borçlunun temerrüde düşmede kusurlu olmasıdır. Zira aşkın (munzam) zarar sorumluluğu, temerrüt faizinden sorumluluktan farklı olarak kusur sorumluluğuna dayanmakta olup burada aranan kusur, borçlunun temerrüde düşmekteki kusurudur. Ancak aşkın (munzam) zarar iddiasının ileri sürüldüğü durumlarda sorumluluk için, diğer koşulların varlığı durumunda borçlunun temerrüde düşmedeki kusurunun varlığı asıldır. Başka bir anlatımla temerrüt sonrasında borçlunun temerrüde düşmedeki kusurunun alacaklı tarafından ispatı gerekmez. Aksine borçlu, temerrüde düşmede kusursuz olduğunu ispatlamadıkça ortaya çıkan aşkın (munzam) zarardan sorumludur. Aşkın (munzam) zararın varlığı için gereken son koşul ise; borçlunun temerrüdü ile alacaklının aşkın (munzam) zararı arasındaki illiyet bağının mevcudiyetidir. Bu çerçevede alacaklı, borçlunun temerrüde düşmesi ile ileri sürdüğü aşkın (munzam) zarar olgusu arasındaki illiyet bağını ispatla yükümlüdür.
Aşkın (munzam) zarar bu hukukî niteliği ve karakteri itibariyle, asıl alacak ve faizleri yönünden icra takibinde bulunulması veya dava açılmasıyla sona ermeyeceği gibi, icra takibi veya dava açılması sırasında asıl alacak ve temerrüt faizi yanında talep edilmemiş olması hâlinde dahi (TBK m. 122/2) takip veya davanın konusuna dâhil bir borç olarak da kabul edilemez. Bu nedenle asıl alacağın faizi ile birlikte tahsiline yönelik icra takibinde veya davada munzam zarar hakkının saklı tutulduğunu gösteren bir ihtirazî kayıt dermeyanına da gerek bulunmamakta olup ayrı bir dava ile de zamanaşımı süresi içerisinde her zaman istenmesi mümkündür.
Uyuşmazlık çerçevesinde üzerinde durulması önem arz eden bir diğer husus ise, aşkın (munzam) zararın ispatı olup esasen aşkın zararın ispatına ilişkin yükümlülük, bu zararın varlığını iddia eden alacaklının üzerindedir. Bu bağlamda aşkın (munzam) zarar alacaklısı, TBK’nın 122. maddesine dayalı olarak tazminat talebinde bulunabilmesi için öncelikle kaynağı ne olursa olsun evvela bir alacağı olduğunu, borçlunun temerrütte bulunduğunu, illiyet bağını ve bu alacağını tahsil edememesinden veya geç ödeme yapılmasından doğan ve duruma göre malvarlığında azalma veya engellenen kazançlardan oluşan zararını kanıtlamak durumundadır. Aşkın (munzam) zararın talebinde varlığı iddia olunan zararın, yine alacaklı tarafından yasal ispat vasıtalarıyla somut, inanılır ve açık bir biçimde ispatlaması gerekir. Başka bir anlatımla alacaklı tarafça aşkın (munzam) zarar olgusu, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 194. maddesi gereğince ispata elverişli şekilde somutlaştırılarak ileri sürülen iddianın ispatı için gerekli tüm deliller somut olarak ortaya konulmalıdır. Bu itibarla salt ülkenin ve piyasanın içinde bulunduğu ekonomik olumsuzluklardan olan enflasyon, yüksek faiz, para değerindeki düşüş gibi olgulara dayalı olarak ileri sürülen aşkın (munzam) zarar talebi, alacaklının bu sebeple zarara uğradığını açık ve somut bir biçimde iddia ve ispat etmediği müddetçe, TBK’nın 122. maddesi kapsamında aşkın (munzam) zararın kanıtı olarak ileri sürülemez ve anılan şartlar sebebiyle ortaya çıkan olumsuzluklar alacaklı zararı olarak kabul edilemez.
Dolayısıyla TBK’nın 122. maddesinde karşılanması öngörülen faizi aşan aşkın zararın, genel ekonomik olumsuzlukların (ülkede cari enflasyon oranı, yüksek ve değişken döviz kurları, mevduat faizleri, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma) dışında davacının durumuna özgü somut vakıalarla ispatlanması gerekir. Başka bir anlatımla yüksek enflasyon, dolar kurundaki artış, serbest piyasadaki faiz oranlarının yüksek oluşu, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma, davacıyı ispat yükünden kurtarmayacağı gibi herhangi bir ispat kolaylığı da sağlamaz. Bu itibarla ülkenin içinde bulunduğu ekonomik olumsuzluklardan hareketle ileri sürülen soyut ve varsayıma dayalı zarar iddiaları hükme esas alınamaz (Uygur, s. 816).
Ayrıca bir para borcunun ödenmesinde temerrüde düşülmesinden dolayı alacaklının zarara uğrayacağı kabul edilerek bu zararın, ülkenin içinde bulunduğu ekonomik durum dikkate alınarak belli bir oranda olacağı benimsenmiş ve TBK’nın 120. maddesi yollaması ile 3095 sayılı Kanun’un hükümleri çerçevesinde temerrüt faiz oranları belirlenmiştir. Buradan hareketle kanun koyucu tüm bu ekonomik olumsuzlukları değerlendirip, bunların doğuracağı zarar dolayısıyla tazminat oranını T.C. Anayasası’ndan aldığı yasa yapma yetkisine dayanıp temerrüt faizi olarak belirlemiş iken, zımnen bu takdirin yerinde olmadığı ileri sürülüp sadece aynı ekonomik göstergelere dayanılarak tazmin edilecek zararın geçmiş günler faizinden fazla olduğu kabul edilemez.
Uğranıldığı iddia olunan zararın, yetkili merciin belirlediğinden fazla ve bu nedenle TBK’nın 122. maddesine dayanılarak aşkın (munzam) zarar istenilmesi hâlinde ise artık açılmış olan davaya özgü somut vakıalara dayanılması gerekir. Bunlar da yasal, elverişli ve geçerli delillerle, geçerli ispat kuralları dairesinde kanıtlanmalıdır. Burada kanıtlanacak olgular geç ödeme ile davacının maruz kaldığı zararı doğuran vakıalar ve bu vakıalar nedeniyle uğranılan fiili zarardır. (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 2021/11-938E., 2022/401K., 29.03.2022T.)
Yapılan açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; davacı mahkememizde ikame etmiş olduğu davada, …. Asliye Ticaret Mahkemesi’nde … Esas sayılı dosyası ile dava açtığı, ilgili dava dosyasında yürütülen yargılama neticesinde hükmolunan tazminat bedeline mahkeme kararının 3 kez bozulduğunu, davalının bu kararı tehiri icra talepli olarak temyiz etmesi sebebiyle hükmolunan tazminata kavuşamadığını beyanla yaşanan enflasyon sebebiyle kur farkının arttığı, mahkemece hükmolunan temerrüd faizinin bu nedenle davacının zararını tam olarak karşılayamayacağını beyanla munzam zararının tazminini talep ve dava etmiştir.
Davalı yan davanın reddini savunmuştur.
Mahkememizce yapılan yargılamada öninceleme duruşmasında uyuşmazlık tespit edilerek taraflara delillerini mahkememize ibraz etmek üzere süre verilmiş ancak taraflar dava ve cevap dilekçelerinde sundukları delilleri dışında herhangi bir belge mahkememize ibraz etmemiştir.
Türk Borçlar Kanunu’nun 122. maddesi kapsamında aşkın (munzam) zararın talep edilebilirliğinin bir koşulu da alacaklı yönünden mevcut olan zararın açık ve somut bir biçimde ispatıdır. Bu bağlamda ekonomik koşullardaki olumsuzluklar nedeniyle paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma, alacaklı yönünden aşkın (munzam) zarar olarak nitelendirilemeyeceği gibi salt bu olguya dayanılması neticesinde zararın ispatına dair koşulun gerçekleştiği söylenemez. Zira burada zararın olgusunun, HMK’nın 194. maddesi kapsamında ispata elverişli bir şekilde somutlaştırılarak zarar iddiasının ispatı için gerekli tüm deliller ortaya konulmalıdır.
Bu itibarla davacı tarafından ileri sürülen, ülkemizdeki belirli dönemlerde mevcut olan ekonomik olumsuzluklardan enflasyon, yüksek faiz, para değerindeki düşüş gibi olgulara dayalı aşkın (munzam) zarar talebi, zarar olgusunun delili olarak kabul edilemez. Zira ülkemizdeki belirli dönemlerde var olan ekonomik koşullardaki olumsuzluklar nedeniyle paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma, tek başına davacının temerrüt faizi dışında bir zararının varlığının ispatı değildir. Dolayısıyla ekonomik şartlar sebebiyle ortaya çıkan yüksek enflasyon, döviz kurlarındaki dalgalanma, serbest piyasadaki faiz oranlarının yüksek oluşu, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma gibi olumsuzluklar, bir karine olarak kabul edilip davacıyı, kendi somut durumuna özgü vakıalarla oluştuğu iddia olunan zararı ispat yükümlülüğünden kurtarmayacağı gibi davacıya bu yönde herhangi bir ispat kolaylığı da sağlamaz.
Hâl böyle olunca, TBK’nın 122. maddesinde karşılanması öngörülen faizi aşan aşkın (munzam) zararın, genel ekonomik olumsuzlukların (ülkede cari enflasyon oranı, yüksek ve değişken döviz kurları, mevduat faizleri, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma) dışında davacının durumuna özgü somut vakıalarla ispatlanması gerekir. Burada kanıtlanacak olgular; ekonomik şartlar sonucu ortaya çıkan olumsuzluklar gibi genel ve soyut hususlardan ziyade geç ödeme nedeniyle davacının kendisinin, şahsen ve somut olarak uğradığı zarardır. Ancak, davacının tarafından yukarıda belirtildiği şekilde bir zarar olgusunun ileri sürülüp yasal çerçevede ispatlandığı söylenemez.
Ayrıca mahkeme ilamı ile hükmolunan tazminatın davalı yanca davacıya ödenmemesinin nedeninin davalının mahkemece verilen hükme karşı yasa yoluna başvurmuş olmasının olduğu, paranın davalı yanca geç ödenmesinde davalıya atfedilecek bir kusur da bulunmadığı, munzam zarara esas asıl alacağın belirlenmesinde, yargılamaların uzun sürmesinde davalının kusurlu olmadığı değerlendirilerek, davacının davasını ispatlayamadığı ve somut olayda munzam zarar talep edilemeyeceği gözetilerek davanın reddine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. (Aynı doğrultuda; Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 2021/11-938E., 2022/401K., 29.03.2022T.; Yargıtay 11 HD. 2020/7117E., 2022/6705 K., 06/10/2022T.)
HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
1-Davanın REDDİNE
2-Alınması gerekli 179,90 TL karar harcının davacının peşin alınan 256,17 TL harçtan mahsubu ile kalan 76,27TL harcın karar kesinleştikten sonra talep halinde yatırana iadesine,
3-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,
4-Dosyada artan gider avansının karar kesinleştiğinde yatırana iadesine,
5-Davalı yargılamada kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden yürürlükte bulunan AAÜT uyarınca hesap ve takdir olunan 9.200,00TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,
6-Arabulucuk ücreti olan 1.320,00 TL’nin davacı taraftan alınarak Hazineye irat kaydına,
Dair; gerekçeli kararın tebliğ tarihinden itibaren iki haftalık yasal süre içerisinde, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi nezdinde İSTİNAF kanun yolu açık olmak üzere verilen karar, açıkça okunup usulen anlatıldı. 04/07/2023

Katip …
e-imzalıdır

Hakim …
e-imzalıdır