Emsal Mahkeme Kararı İstanbul 18. Asliye Ticaret Mahkemesi 2020/316 E. 2022/729 K. 02.11.2022 T.

Görüntülediğiniz mahkeme kararı henüz kesinleşmemiştir. Yararlı olması amacıyla eklenmiştir.

T.C.
İSTANBUL
18. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

ESAS NO : 2020/316 Esas
KARAR NO : 2022/729

DAVA : Alacak (Ticari Nitelikteki Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ : 17/07/2019
KARAR TARİHİ : 02/11/2022

Mahkememizde görülmekte olan Alacak (Ticari Nitelikteki Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacı tüketicinin, repo, hazine bonosu ve özel sektör tahvili alım satımı işlemleri yapılması için banka ile sözleşme imzalandığını, banka tarafından kendisine hesap açıldığını ve tüketicinin banka tarafından açılan … numaralı hesap üzerinden yapılan varant işlemleri sebebiyle zarara uğradığını, davalı bankanın bu süreçte yatırım kuruluşu sıfatı ile sorumlu olmakla beraber aynı zamanda varant adı verilen ve sermaye piyasası aracını; sahibi olduğu bağlı şirket vasıtası ile ihraççı olarak piyasada satışı arz eden kurum olduğunu, müşterinin zararına sebep olan varantların, davalı … Bankasının bağlı kuruluşu İş Yatırım tarafından oluşturularak ihraç edildiğini ve banka tarafnıdan tüketiciye satıldığını, sözleşmeyi bu haliyle akdetmemesi ve tüketiciye varant işlemi yaptırmaması gereken davalı bankanın, SPK kararları ve dürüstlük kuralına aykırı hareket etmek ve özen yükümlülüğünü ifa etmemek suretiyle davacının zarara uğramasına sebebiyet verdiğini, davacının bir işyerinde 7 seneden beri ücretli olarak çalışmakta olan bir tüketici olduğunu, bir miktar tasarruflarını değerlendirmek amacıyla bankada hesap açtırmak istediğini, bankada hesap açılma işlemi, kısa bir görüşme yapılması ve bankanın çok sayıda benzer sözleşmede kullanmak amacıyla önceden tek başına hazırlamış olduğu hüküm ve maddelerden ve genel işlem koşullarından oluşan sözleşmenin kendisine imzalatılması suretiyle gerçekleştiğini, bu safhada davalı bankanın bu koşulların varlığı hakkında açıkça bilgi verip, bunların içeriğini öğrenme imkanı sağlamadığını ve sözleşme koşulları taraflar arasında sonuca etkili şekilde müzakere edilmediğini beyanla;dava belirsiz alacak olmakla zararın bilirkişi marifetiyle ile tespiti sonrasında talep belirlenecek olup, uğranılan zararın davalıdan alınarak davacıya ödenmesine, avans faizi aşan munzam zararın ayrıca ödenmesine, dava ve yargılama giderlerinin davalıya tahmiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; varantların, tıpkı hisse senetleri gibi… (…) işlem gören kıymetler olduğunu, müvekkili bankanın buradaki rolünün, varantın ihraççısı hangi kurum olursa olsun müşterileri tarafından verilen alım ve satım emirlerinin aracılık faaliyeti kapsamında …’e iletilmesinden ibaret olduğunu, dolayısıyla müşteri davacının, kendisine müvekkili banka tarafından varant satıldığı iddiasının doğru olmadığını, davacının varantları müvekkili bankadan değil ihraççılarından satın aldığını, davacının iddiasının gerçeği yansıtmadığını, davacının varant alımlarından zarar etmiş olmasının kendi karar ve tercihleri sonucu oluştuğunu, davacının mahkemeyi yanıltma amacı taşıdığını, davacı Sermaye Piyasası Kurulu tarafından belirlenen Uygunluk Testini geçen bir yatırımcı olduğunu, müvekkili bankanın özen yükümlülüğünü yerine getirmediği iddiasının dayanaksız olduğunu, bankanın davacını işlemlerine herhangi bir müdahalesi, katılımı veya davranışı bulunmadığını, davacının 30.10.2018 tarihinden itibaren, her türlü riskleri kendisine imzalı beyanı ile teslim edilen belgelerle yazılı olarak bildirilmesine rağmen varant işlemleri gerçekleştirmeye başladığını ancak bilgilendirilmediği hususunun zarar etmeye başladığı tarihten sonra aklına geldiğini ve bu kez kötü niyetli davayı müvekkili bankaya yönelttiğini beyanla davanın reddini talep etmiştir.
DELİLLER VE GEREKÇE
Dava, taraflar arasında imzalanan bankacılık işlemleri sözlşemesine istinaden davacı hesabı üzerinden yapılan varant işlemleri nedeniyle davacının uğradığı zararın tazmini istemine ilişkin olup , uyuşmazlık davacının uğradığı zararın miktarı, davalının meydana gelen zarardan sorumlu olup olmadığı, sözleşmede bulunan genel işlem koşulu niteliğindeki hükümlerin geçerli olup olmayacağı noktasındadır.
Deliller; davacıya ilişkin davalı banka nezdindeki tüm evraklar ve hesap hareketleri ile sözleşmeler, davacının SGK kayıtları, davacı ve davalı vekillerince sunulan uzman görüşü, arabuluculuk son tutanağı, bilirkişi raporu.
… 2. Tüketici Mahkemesinin … sayılı esası ile 17/07/2019 tarihinde açılan davada mahkemece 18/02/2020 tarihli karar ile davanın görev yönünden dava şartı yokluğu nedeniyle reddine, İstanbul Asliye Ticaret Mahkemelerinin görevli olduğunun tespitine karar verilmiş olup dosya mahkememize tevzi edilmekle mahkememizin yukarıda yazılı esasına kaydedilmiştir.
Dosyanın bir SPK konusunda uzman, bir bankacı ve bir hukukçu bilirkişiden oluşacak heyete tevdi ile uyuşmazlık noktasında rapor alınmasına karar verilmiş olup bilirkişi heyetinin 16/07/2021 tarihli raporda özetle; tüm dosya kapsamından, davacının kendi iradesiyle, piyasa dinamiklerini anlayarak ve işlemlerin risklerine vakıf olarak yaptığı işlemlerle ilgili neden-sonuç bağını kurma kabiliyeti ile hareket ettiğinin anlaşıldığı, sermaye piyasası mevzuatına uyum konusunda davalıya atfı kabil bir kusurun tespit edilemediği, bu çerçevede yukarıda ayrıntılı olarak açıkladığımız sebeplerle husule gelen zarardan davalının sorumlu tutulmasının söz konusu olamayacağı” hususlarını rapor ettikleri anlaşılmıştır.
Davacı vekilince Ticaret Hukuku Anabilim Dalı Öğrelim Üyesi … tarafından hazırlanan uzman görüşü sunulmuş olup, raporda “… 18. Asliye Ticaret Mahkemesi nezdinde derdest olan …E. Sayılı dava dosyasının incelenmesi sonucunda; “1- Herhangi bir tacirin basiretli davranma sorumluluğu “birinci kademe basiret” olarak adlandırılırsa, bankacılık işlemlerinde öngörülen basiret seviyesinin “ikinci kademe” denilebilecek ağırlaştırılmış basiret iken, sermaye piyasası işlemlerinde yatırım kuruluşlarının sahip olması gereken basirel seviyesinin ise “üçüncü kademe” olarak adlandırılması mümkün olan daha da ağırlaştırılmış bir. basiretli davranma sorumluluğu olduğu, SPK düzenlemelerinde yatırım kuruluşlarına yüklenen sorumlulukların, basiret ilkesinin bu daha da ağırlaşlırılmış seviyesi dikkale alınarak değerlendirilmesi gerektiği, öngörülen şekil şartlarına uyum hassasiyetinin öneminin de bu sorumluluk seviyesi ile birlikte değerlendirilmesi gerektiği,
2- Dosya evrakı arasında yer alan sözleşme ve formlar üzerinde yer aları “Bir örneğini teslim aldım” mealindeki ibarenin, SPK’nın 11I-39.1 Tebliğinin 26 ncı maddesinin (3) nolu fıkrasında düzenlenmiş olan yükümlülüğün yerine getirilmesine ilişkin olduğu, söz konusu Tebliğ’in başka maddelerinde farklı beyan şartları bulunduğu, aynı Tebliğin 25 nci maddesinin (1), (2) ve (5) nolu fıkralarında düzenlenmiş olan beyan ve bildirimlerin mevzuata uygun şekilde yapıldığına dair dosya evrakı üzerinde herhangi bir tespite ulaşılamadığı,
3- Davacı tarafından 27.08.2015 tarihinde imzalandığı anlaşılan Varant Risk Bildirim Formu’nun fiilen 30.10.2018 tarihinde başlandığı anlaşılan varant işlemleri bakımından yeterli olduğunun iddia edilmesinin, aradan geçen dönemde müşteriye bildirim ve müşteri onayı alınması gereken hiçbir durum ve mevzuat değişikliğinin gerçekleşmediği varsayımını içerdiği, ancak 2015 ile 2018 yılları arasında SPK mevzuatında değişik seviyelerde yapılan düzenleme ve değişiklikler bir tarafa, ilgili hükmün yer aldığı 111-39.1 sayılı Tebliğ’de 14/1/2016 tarihli ve 29593 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan “Yatırım Kuruluşlarının Kuruluş ve Faaliyet Esasları Hakkında Tebliğ 11-39.1 ‘de Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğ (1H-39. 1.9)” ile yapılmış önemli değişiklikler bulunduğu, dolayısıyla, 2015 yılımda imzalanan sözleşme ve formlarda müşteri imzası bulunması hususunun, yatırım kuruluşunun “SPK’nın III-39.1 Tebliğinin 25 nci maddesinin (5) nolu fıkrasındaki yükümlülüğünü yerine getirdiği” iddiasının delili sayılmasının mümkün görünmediği,
4-Aynı durumun, SPK’nin III-39.1.a Tebliği ile yapılan değişiklikler öncesinde yürürlükte olan mevzuata göre düzenlenmiş bir çerçeve sözleşmenin, 14.01.2016 tarihli söz konusu önemli mevzuat değişikliği sonrasında geçerli kabul edilme iddiası için de söz konusu olduğu, esasen 14.01.2016 tarihi sonrasında yatırım kuruluşlarına güncellemeleri için bir yıllık geçiş dönemi öngörüldüğü, işlemlere başlama tarihinin öngörülen geçiş döneminin de sonrasına tekabül ettiği, bazı yatırım kuruluşlarının geçiş döneminde sözleşme güncellemelerini yapmamış olmasının (sui misalin) mevzuata uyum konusundaki eksikliğin mazereti sayılmasının mümkün olamayacağı,
5- Davalı tarafından imzalanmış olan risk bildirim formunda SPK’nın III-39.1Tebliğinin 33 üncü maddesinin (6) nolu fikrasında öngörülen şekil şartlarının sağlanmadığı,
6- Varantların, kaldıraçlı sözleşmeler olması nedeniyle ortaklık paylarına nazaran çok daha yüksek riskli ürünler olduğu, ortaklık payları sermaye piyasası araçlarının risk gruplandırmasında “c” grubu (Çorta riskli) araçlar arasında yer almasına rağmen, varantların “d” grubu (yüksek riskli) sermaye piyasası araçları arasında yer aldığı, dolayısıyla artaklık payları ile ortaklık payları üzerine yazılan varantların risk ve düzenleme bakımından aynı kefeye konulmasının mümkün olamayacağı,
7- Özellikle varantların ihraççısının aracılık eden yatırım kuruluşu ile ilişkili olması durumunda çıkar çatışmasının gündeme gelebileceği, böyle durumlarda gerekli risk bildirimlerinin eksik yapılmasının yatırımcı aleyhine sonuçlar doğruma riskinin yüksek olması nedeniyle, üzerinde hassasiyetle durulması gereken bir husus olduğu,
8- SPK’nın 1ll-39.1 Tebliğinin “Müşteriye Risklerin Bildirilmesi Yükümlülüğü” başlıklı 25 inci maddesinin (4) numaralı fıkrası uyarınca, davalı bankanın iştiraklerinin ihraççısı olduğu varantlara ilişkin olarak risk bildirim formlarında yer alması gereken bildirimlere yer verilmemiş olduğu, bu eksikliğin, daha da ağırlaştırılmış (üçüncü seviye) basiret ilkesi çerçevesinde, aynı Tebliğin 21 inci ve 22 nci maddeleri çerçevesinde değerlendirilmesinin mümkün olabileceği belirlilen tespitlerin, davacının tazminini talep ettiği zararın doğmasında davalının kusurlu olduğu ve davacının zararını gidermesi gerektiği sonuç ve kahnaatine varılmıştır.” şeklinde görüş bildirilmiştir.
Davalı vekilinin bilirkişi raporuna karşı 07/09/2021 tarihli beyan dilekçesi ekinde sunmuş olduğu … tarafından düzenlenen uzman görüşünün sonuç bölümünde; ” Yukarıda ayrıntılı olarak arz ve izah edilen nedenlerle;
1- 27.08.2015 tarihinde “Pay Piyasası İşlemleri Çerçeve Sözleşmesi” imzalanmış olduğu, sözleşmenin eki mahiyetinde SPK 111.39.1 Tebliği’nin 25. maddesi uyarınca “Borçlanma Araçları – Risk Bildirim Formu ve yine devamında ilaveten “Pay İşlemleri Risk Bildirim Formu” ile “Varant ve Varant Benzeri Sermaye Araçları İçin Risk Bildirim Formu”nun sözleşmenin devamı ve eki niteliğinde olduğu; davacı yanın bu formların formun bir nüshasını teslim aldığını el yazısıyla beyan ederek imzalamış olduğu; ilaveten hesap açılışında davalı banka tarafından davacıdan alınmış ve SPK tarafından aranan yatırım yapma yeterliliğinin tespit edilmesine ilişkin “Uygunluk Testi Sonuç Formu” da bulunduğu; davalı bankaca davacı ile akdolunan sözleşme ekinde Tebliğ m. 25’te zikredilen ve tebliğ ekinde örneği sunulan risk bildirim formlarının ve zorunlu içeriğe ilişkin davacıya imzalatımak suretiyle elden teslim alındığına ilişkin beyanın yer aldığı;
2- Davacı imzalı bu belge ile söz konusu formu okuduğunu ve anladığını açıkça beyan ettiği; okudum ve anladım şeklinde bu beyan ile birlikte formun imzalandığı ve yine gerek olmamakla birlikte el yazısı ile bir nüshasının alındığına ilişkin davalı beyanı birlikte değerlendirildiğinde, somut olayda tebliği bildirim şartlarının karşılanmış olduğu; tebliğde öngörülmeyen şekilde muhakkak el yazısı ile yazılı bir beyan aramak ve bu şekliyle olmadığından bahisle yükümlü ihlalinden söz etmek ilgili düzenlemeye aykırı, şekilci bir yaklaşım olduğu, sözleşmede okudum anladım şeklinde yazılı beyan yeterli ve yine davacının el yazılı beyanlarının da ilaveten alınmış olduğu;
3- Davacıya yazılı olarak verilen “ Varant ve Varant Benzeri Sermaye Piyasası Araçları Risk Bildirim Formu”nun “Risk Bildirimi” başlıklı 2. maddesinde bu kıymet için yapılan yatırımın tamamı ve hatta bazı varant türlerinde yatırılan parayı aşan miktarda bir kayıp riski bulunduğunun açıkça ifade edildiği; risk bildirim formunun 3. maddesinde ise, kaldıraç etkisi sebebiyle getirilerin çok yüksek olabileceği gibi bu durumun yüksek zararlara da neden olabileceğinin yatırımcıya açıklanmış olduğu, — bu bakımdan somut olayda bildirim yükümli in yerine getirildiği, bu hususta davalı bankanın ilgili tebliğ madde 25’te öngörülen aydınlatma ve bildirim yükümlülüğüne aykırılığından söz edilemeyeceği;
4- Davacı yanca somut olayda uzun süre boyunca yatırım hizmetinin kullanılması ve 27 Ağustos 2015 ile 2 Mart 2019 tarihleri aracında yüzlerce pay ve varant yatırım talimatının verilmesi karşısında böyle bir iddiada bulunulması MK 2 dürüstlük kuralı ve hakkın kötüye kullanılması yasağı ile de bağdaşmayacağı;
5- SPK’nın Yatırım Hizmet ve Faaliyetleri ile Yatırım Kuruluşlarına İlişkin Rehber’in “Uygunluk ve Yerindelik Testi” maddesi ve olayda uygulanacak Yatırım Kuruluşlarının Kuruluş ve Faaliyet Esasları Hakkında Tebliğ (Ill- 39.1)’in 33. maddeleri çerçevesinde uygunluk testinin soru ve cevapları ile sonuçları bizzat SPK tarafından belirlenmiş olması dolayısıyla, mevzuattaki kriterlere uygun olarak davacı yanın yapmış olduğu yatırım aracı hakkında bilgi sahibi olduğu ve davalı bankaca aydınlatma ve bilgilendirme yükümlülüğünün gerektiği şekilde yerine getirildiği, davacı yatırımcının da bu kapsamda ilgili risklere vakıf bir yatırımcı olarak kabul edilmesi gerekeceği;
6- Mevduat toplama ile sermaye piyasası işlemlerine aracılık bakımından bankaların sorumluluk rejiminin ayrı değerlendirilmesi gerekeceği, alım satıma aracılık yatırım kuruluşu faaliyeti dolayısıyla bankaların alıcı nam ve hesabına yapılan işlemlerin tarafı olmadıklarından kendilerine mevzuatın özel olarak yüklediği kamuyu aydınlatma belgelerinden sorumluluk (SerPK 10) gibi özel bir sorumluluk hali söz konusu olmadıkça alıcının kâr veya zarar etmesinden sorumlu tutulamayacakları,
7- Alım satım aracılığı şeklinde faaliyet gösteren davalı banka yatırım kuruluşunun kusurlu olmadığı, hukuka aykırı fiili bulunmadığı tespit olunduğu gibi iddia olunan aykırılık da bulunmadığı; davacının olası zararının yatırımda kullandığı sermaye piyasası aracının doğasından kaynaklandığı, davalı bankanın bu konuda ayıca sözleşme ile sorumlu olmadığı kararlaştırıldığı gibi ayrıca bir tekeffülü de bulunmadığından, davalı bankanın sorumluluğu bulunmadığı” görüş ve kanaati bildirilmiştir.
Tarafların rapora karşı beyan ve itirazlarının ve sunulan uzman görüşlerinin değerlendirilmesi hususunda bilirkişi heyetinden ek rapor alınmasına karar verilmiş olup bilirkişi heyeti 11/08/2022 tarihli raporda özetle “Davacı tarafça sunulan uzman görüşünde genel ifade ve değerlendirmeler ile davalı bankanın uymakla yükümlü olduğu ilke ve esaslara riayet etmediği, sözleşme ve formların mevzuata uygun kabul edilemeyeceği, risk bildiriminin gereği gibi yapılmadığı, pay işlemlerinden kaynaklanan zararını, ancak aynı bankadan bir miktar tüketici kredisi kullanarak kapatabilen nitelikte bir müşteriye, bu olay sonrasında varant gibi çok daha riskli işlemler yaptırılmış olmasının da bankanın sorumluluğunu ortaya koyduğu görüşü dermeyan edilmiş olmakla birlikte, davacının işlem yapmaya başladığı tarihte yürürlükte olan mevzuat hükümleri çerçevesinde gerekli sözleşme ve formların davalı tarafından davacıya imzalatıldığı, varant işlemlerine ilişkin risk bildirim formunun ayrıca tanzim edilip davacı tarafından imzalandığı, tüketici kredisi kullanımının hangi gerekçeyle yapıldığından banka tarafından bilinmesi mümkün olmayacağından anılan kredi kullanımı ile varant işlemleri arasında irtibat kurulmasının yerinde olmadığı, SPK Tebliğlerinde yapılan değişikliklere uyum noktasında yapılması gereken güncellemelerin yapılmamış olmasının da doğrudan dava konusu işlemlerin geçersizliği ya da davacının iradesiyle gerçekleşen işlemlerden husule gelen zarardan davalı bankanın sorumlu olması sonucunu doğurmayacağı, şartlarının gerçekleşmesi halinde usule ilişkin eksiklikler ya da Tebliğe aykırılık nedeniyle sermaye piyasasının düzenleyici ve denetleyici otoritesi olan SPK tarafından davalı hakkında idari para cezası yaptırımının tesis edilebileceği gerekçelerine istinaden davacı tarafın ibraz ettiği uzman görüşünde ulaşılan sonuca heyet olarak iştirak edilmemektedir. Öte yandan, kök raporumuzda da belirtiğimiz üzere davacı …’in tacir veya profesyonel yatırımcı olmadığı, varant işlemlerinin karmaşık finansal yapısını, risklerini, varantların kamusal güvencesi olmadığını bilecek durumda olmadığı ifade edilmiş ise de beş yıl süresince ve özellikle de son iki yıl boyunca işlem yaptığı, toplamda 5.873.322,45TLlik işlem hacmine ulaştığı, hesabında varant işlemlerin alım-satımına yönelik 437 kez hareket olduğu görünen davacının; yapmış olduğu işlemlere vakıf olmadığı, finansal okuryazarlığının yeterli seviyede olmadığı ve varantların riskleri konusunda gerekli ve yeterli bir şekilde aydınlatılmadığına yönelik itiraz ve iddiaların makul olmadığı, davalı bankanın Tebliğ’de düzenlenmiş hususların ve usulün dışında davacıyı daha fazla bilgilendirme yükümlülüğünün bulunmadığı yönündeki görüşümüzü aynen korumakla birlikte konuya ilişkin nihai takdir Sayın Mahkemeye aittir.
Sübut ve delillerin takdiri hususu mahkemeye ait olmakla beraber, dosyaya mübrez uzman görüşleri ve davacının kök rapora vaki itirazlarının değerlendirilmesi neticesinde, anılan itiraz ve iddiaların kök raporda
ulaşılan görüş ve kanaati değiştirecek nitelikte olmadığı sonucuna ulaşıldığını ” görüş ve kanaatinin bildirildiği anlaşılmıştır.
Davacı vekilinin, davalı banka ile sözleşme yapılması sonrasında varant işlemlerine ilişkin yönetmelik değişikliği gerçekleştiği ve davalı bankanın zorunlu olarak risk bildirim formlarını güncellediği ancak yeni formları müvekkiline sunarak onayını almadığı iddiası nedeniyle davalı bankaya müzekkere yazılarak; davacı ile imzalanan varant ürününe ilişkin sözleşmenin imzalanmasından sonra yönetmelik değişikliği nedeniyle yeni risk bildirim formu düzenlenip düzenlenmediği bildirilerek yönetmelik değişikliği doğrultusunda yeni risk bildirim formu düzenlenmiş ise düzenlenen yeni risk bildirim formunun örneğinin gönderilmesinin istenilmiş olup, bankanın cevabi yazısında yeniden imza edilmiş/elektronik ortamda onaylanmış ilave bir sözleşme/form olmadığının bildirilmiş olduğu görüldü.
Davacı tarafça, davacının repo, hazine bonosu ve özel sektör tahvili alım-satımı yapılması amacıyla davalı banka ile yapılan sözleşmeye istinaden hesap açıldığı, davacının yapmış olduğu varant işlemleri yüzünden bu hesap üzerinde zarara uğramış olduğu, davalı bankanın varant işlemi yaptırmaması gerektiği, SPK kararları ve dürüstlük kuralına aykırı davranarak davacının zarara uğramasına sebebiyet verdiği, davalı banka tarafından koşullar hakkında detaylı bilgi verilmediği, sözleşme koşullarının etkili bir şekilde müzakere edilmediği ileri sürülerek davacının varan işlemleri nedeniyle uğramış olduğu zararın davalıdan tahsili talep edilmiştir. Dosya kapsamında alınan bilirkişi raporu ile davacının 2015-2019 yılları arasında 107 adet alış işlemi, 2018-2019 yıllarında ise 330 adet vergiye tabi satış işlemi olmak üzere toplamda 437 adet alım-satım işlemi olduğu, alım-satım işlemlerine ait toplam 5.873.322,45 TL tutarında işlem hacmine ulaşmış olduğu, toplam zararın 470.854,15 TL olduğu tespit edilmiştir. Davacı tarafça meydana gelen zararın davalıdan tahsili talep edilmiş ise de davacının işlem yapmaya başladığı tarihte yürürlükte bulunan mevzuat hükümleri çerçevesinde davacının risk bildirim formu imzaladığı, davacıya işlem öncesinde uygunluk testinin yapılarak yüksek riskli işlemler yapmasının uygun bulunduğu, işlem yapılıp yapılmaması müşterinin takdirinde iken, bahse konu tarihler arasında yapmış olduğu işlem adedi ve işlem hacmi birlikte değerlendirildiğinde davacının risklerine vakıf olarak varant işlemleri yapmasında ve işlemler nedeniyle ortaya çıkan zarardan davalının kusur ve sorumluluğunun bulunmadığı değerlendirilerek davanın reddine ilişkin aşağıda belirtildiği şekilde karar verilmiştir.
Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
HÜKÜM:
1-Davanın REDDİNE,
2-Harçlar kanunu gereğince alınması gereken 80,70 TL başvuru harcı ve 80,70 TL maktu karar harcı olmak üzere toplam 161,40 TL harcın davacıdan tahsili ile hazineye irat kaydına.
3-Davalı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden, Avukatlık Asgari Ücret tarifesi uyarınca 9.200,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınıp davalıya verilmesine,
4-Davacı tarafça yapılan yargılama giderinin kendi üzerinde bırakılmasına,
5-Davalı tarafça yapılan herhangi bir yargılama gideri olmadığından bu konuda karar verilmesine yer olmadığına,
6-Taraflarca yatırılan gider avansından kullanılmayan kısmının karar kesinleştiğinde kendilerine iadesine,
7-Tarafların dava şartı olan arabuluculuk toplantısına katıldıkları halde anlaşamadıkları, arabuluculuk son tutanağı aslından anlaşıldığından 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanun’un 18/A-14 bendi uyarınca ve Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu Yönetmeliği tarife hükümleri uyarınca suçüstü ödeneğinden ödenen 1.320,00TL nin davacıdan alınarak hazineye irad kaydına.
Dair davacı ve davalı vekilinin yüzüne karşı kararın tebliğden itibaren iki hafta içerisinde mahkememize yada mahkememize gönderilmek üzere başka yer Asliye Ticaret Mahkemesine verilecek dilekçe ile istinaf yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı. 02/11/2022

Katip … Hakim …
(e-imza) (e-imza)