Danıştay 2. Daire Başkanlığı 2021/3294 E. , 2022/6897 K.
T.C.
D A N I Ş T A Y
İKİNCİ DAİRE
Esas No : 2021/3294
Karar No : 2022/6897
TEMYİZ EDEN (DAVALI): … Genel Müdürlüğü
VEKİLİ: Av. …
KARŞI TARAF (DAVACI): …
VEKİLİ: Av. …
İSTEMİN KONUSU: … İdare Mahkemesince verilen … günlü, E:…, K:… sayılı kararın, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 49. maddesi uyarınca temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ:
Dava Konusu İstem : Dava; polis memuru olan davacı tarafından, Ankara İl Emniyet Müdürlüğü Trafik Şube Müdürlüğü emrinde görev yapmakta iken, yetkisini veya nüfuzunu kendisine veya başkalarına çıkar sağlamak amacıyla veya kin veya dostluk nedeniyle kötüye kullandığından bahisle, Emniyet Teşkilatı Disiplin Tüzüğü’nün 8/7. maddesi uyarınca “meslekten çıkarma cezası” ile cezalandırılması gerekmekte ise de; aynı Tüzüğün 15. maddesi uygulanarak bir alt ceza olan “24 ay uzun süreli durdurma cezası” ile cezalandırılmasına ilişkin, … tarih ve … sayılı Emniyet Genel Müdürlüğü Yüksek Disiplin Kurulu kararının iptali istemiyle açılmıştır.
İlk Derece Mahkemesi Kararının Özeti : Danıştay Beşinci Dairesinin 12/03/2018 tarih ve E:2016/15989, K:2018/10885 sayılı bozma kararına uyularak … İdare Mahkemesinin temyize konu kararıyla; Anayasa’nın “Suç ve Cezalara İlişkin Esaslar” başlıklı 38. maddesinin 6. fıkrasında, “Kanuna aykırı olarak elde edilmiş bulgular, delil olarak kabul edilemez” hükmüne yer verildiği, Anayasa Mahkemesinin 13/01/2016 tarih ve E:2015/85, K:2016/3 sayılı kararında; “Anayasa’nın 38. maddesinde idari suç ve cezalar ile adli suç ve cezalar arasında bir ayrım yapılmadığından, her ikisi de bu maddede öngörülen ilkelere tabidir. Adli ve idari suçlarda davranış normlarına aykırı ve haksızlık teşkil eden bir fiille, kanun koyucunun koruma altına aldığı bir hukuki değerin ihlali söz konusu olup adli ve idari cezaların her ikisi de cebir içermektedir.” hükümlerine yer verilerek, Anayasa’nın 38. maddesinde belirtilen ilkelerin disiplin hukuku açısından da geçerli olduğunun kabul edildiği, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun “Tesadüfen elde edilen deliller” başlıklı 138. maddesinin 2. fıkrasında, “Telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişimin denetlenmesi sırasında, yapılmakta olan soruşturma veya kovuşturmayla ilgisi olmayan ve ancak 135. maddenin altıncı fıkrasında sayılan suçlardan birinin işlendiği şüphesini uyandırabilecek bir delil elde edilirse; bu delil muhafaza altına alınır ve durum Cumhuriyet Savcılığına derhâl bildirilir.
” hükmüne yer verildiği, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 138. maddesinin 2. fıkrasında yapılan atıfla, tesadüfi delillerin aynı maddenin 6. fıkrasında sayılan katalog suçlarla sınırlı olduğunun anlaşıldığı, dolayısıyla hukuka uygun bir kararla ve hukuka uygun bir şekilde uygulanan iletişimin denetlenmesi tedbiri sırasında ortaya çıkan ve soruşturma veya kovuşturmayla ilgisi olmayan herhangi bir suç şüphesi oluşturan bulgunun tesadüfi delil niteliği taşıyabilmesi için, anılan fıkrada sayılan katalog suçlardan biri üzerinde şüphe oluşturması gerektiği, katalog dışı bir suça ilişkin bulgular tesadüfi delil niteliği taşıyamayacağından, bu durumda elde edilen delilin kanuna aykırı olarak elde edilmiş delil niteliğinde ve değerlendirme yasağına tabi olduğu, nitekim Yargıtay Ceza Genel Kurulunun E:2013/483, K:2013/599 sayılı kararında da; “Maddi gerçeğin araştırılması aşamasında şahsi ya da toplumsal değerlerin korunması da zorunludur. Bu değerlerin korunabilmesi amacıyla anayasa koyucu, delillerin serbestliği ilkesine; “delil yasakları” olarak adlandırılan bir takım sınırlamalar getirmiştir. Delil yasakları; “delil elde etme” ve “delil değerlendirme” yasağı olarak iki gruba ayrılmaktadır. Delillerin elde edilme şekline ilişkin yasaklara “delil elde etme yasakları,” hukuka uygun elde edilmiş olsa bile, delilin yargılamada ortaya konulup değerlendirilebilmesine ilişkin yasaklara ise “delil değerlendirme yasakları” denilmektedir. İfade alma ve sorgunun yasak usullerle gerçekleştirilmesi delil elde etme yasaklarına, iletişimin denetlenmesi sırasında elde edilen delillerin Ceza Muhakemesi Kanununun 135/6. maddesinde sayılan katalog suçlar dışındaki bir suçun soruşturma ve kovuşturulmasında kullanılamaması ise delil değerlendirilmesi yasaklarına örnek olarak gösterilebilir.” ifadeleriyle aynı ilkelere yer verildiği, anılan kanun hükümleri ve yargı kararlarının birlikte değerlendirilmesinden; telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişimin denetlenmesi sırasında elde edilen ses kayıtlarının, bu soruşturma veya kovuşturmayla ilgisi olmayan üçüncü kişiler hakkında yürütülecek disiplin soruşturmasında delil olarak kullanılamayacağı ve sadece bu kayıtlara dayanılarak disiplin cezası verilemeyeceği sonucuna ulaşıldığı, bununla birlikte, bu kayıtlara dayalı olarak disiplin soruşturması başlatılmasında ve açılan soruşturma genişletilmek suretiyle elde edilen tanık ifadeleri gibi bilgi ve belgelere dayalı olarak disiplin cezası verilmesinde hukuki bir engel de bulunmadığı, dosyanın incelenmesinden; Ulus-Ostim hattında minibüs taşımacılığı faaliyetinde bulunan minibüslerin sahip ve şoförleri adına durak başkanının, duraklarda değnekçilik yapanlar vasıtasıyla güzergahta görevli trafik ekiplerine, minibüsçülerin çeşitli trafik kuralı ihlallerini görmezden gelmeleri karşılığında aylık bir miktar para verdikleri yolunda ihbarda bulunulması üzerine … Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından “çıkar amaçlı suç örgütü kurmak, yönetmek, örgüte üye olmak, örgüt faaliyeti kapsamında rüşvet almak ve rüşvet vermek ve görevi kötüye kullanmak” suçları kapsamında yapılan soruşturmada, iletişimin denetlenmesi neticesinde elde edilen kayıtlar ile ilgililerin alınan ifadeleri sonucunda 68 emniyet mensubu hakkında başlatılan disiplin soruşturması neticesinde; davacının, hizmet içinde resmi sıfatının gerektirdiği saygınlığı ve güven duygusunu sarsacak eylem ve davranışlarda bulunduğundan bahisle, Emniyet Teşkilatı Disiplin Tüzüğü’nün 7/B-1. maddesi uyarınca “16 ay uzun süreli durdurma cezası” ile cezalandırılmasına ilişkin, … tarih ve … sayılı Emniyet Genel Müdürlüğü Yüksek Disiplin Kurulu kararının iptali istemiyle bakılan davanın açıldığının anlaşıldığı, olayda; davacı hakkında iletişimin denetlenmesi tedbirinin uygulanmadığı, dava konusu işleme dayanak olan fiillerin sübuta erdiğine ilişkin tespitin sadece telefon görüşmelerine dayandırıldığı, soruşturma dosyasında davacı aleyhine delil olarak kullanılamayacak olan telefon görüşme tutanakları dışında isnat edilen fiillerin davacı tarafından işlendiğine dair bilgi, belge veya tanık ifadesi gibi başka bir delilin bulunmadığının görüldüğü, bu durumda; dinleme kararının icrası sırasında elde edilen hukuka aykırı delilin tek ve belirleyici delil olarak kullanılmasının bir bütün olarak yargılamanın hakkaniyetini zedelediği, davacının disiplin cezasına konu fiilinin sübuta erdiğine ilişkin tespitin, her türlü şüpheden uzak, kesin ve somut delillerle kanıtlanmadığı sonucuna ulaşıldığından, dava konusu işlemde hukuka uyarlık bulunmadığı gerekçesiyle dava konusu işlemin iptaline hükmedilmiştir.
TEMYİZ EDENİN İDDİALARI: Davalı İdare tarafından; davacı ve polis memuru …’nün Ankara İl Emniyet Müdürlüğü Trafik Şube Müdürlüğü emrinde birlikte görevli oldukları esnada iletişim dinleme kayıtlarından anlaşıldığı üzere ceza yazılmaması amacıyla şoförler ile pazarlıklar yaptıklarının sabit olduğu, davacının da görüşmeleri telefon dinlemelerine takılan ekip amiriyle birlikte görevde olduğu, olaylardan haberinin olmamasının mümkün olmadığı ileri sürülerek, İdare Mahkemesi kararının bozulması istenilmektedir.
KARŞI TARAFIN CEVABI: Cevap verilmemiştir.
DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ: …
DÜŞÜNCESİ: Temyiz isteminin reddi ile usul ve yasaya uygun olan İdare Mahkemesi kararının onanması gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay İkinci Dairesince; Danıştay Beşinci Dairesi tarafından, Danıştay Başkanlık Kurulunun 18/12/2020 günlü, K:2020/62 sayılı kararının “Ortak Hükümler” kısmının 6. fıkrası uyarınca, ayrıca bir gönderme kararı verilmeksizin Dairemize iletilen dosyada; dosyanın tekemmül ettiği anlaşıldığından, yürütmenin durdurulması istemi hakkında bir karar verilmeksizin işin gereği düşünüldü:
HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
İdare ve vergi mahkemelerinin nihai kararlarının temyizen bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 49. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı halinde mümkündür.
Temyizen incelenen karar usul ve hukuka uygun olup, dilekçede ileri sürülen temyiz nedenleri kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1. DAVALI İDARENİN TEMYİZ İSTEMİNİN REDDİNE,
2. … İdare Mahkemesince verilen … günlü, E:…, K:… sayılı kararın ONANMASINA,
3. Temyiz giderlerinin istemde bulunan davalı idare üzerinde bırakılmasına,
4. Dosyanın Mahkemesine gönderilmesine,
5. 2577 sayılı Kanun’un (Geçici 8. maddesi uyarınca uygulanmasına devam edilen) 54. maddesinin 1. fıkrası uyarınca bu kararın tebliğ tarihini izleyen günden itibaren (15) onbeş gün içinde Danıştayda karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 27/12/2022 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.