Danıştay 13. Daire Başkanlığı 2022/4618 E. , 2022/4715 K.
T.C.
D A N I Ş T A Y
ONÜÇÜNCÜ DAİRE
Esas No:2022/4618
Karar No:2022/4715
TEMYİZ EDENLER : 1. (DAVALI) … Belediye Başkanlığı
VEKİLİ : Av. …
2. (DAVACI) … Hayvancılık Sanayi ve Ticaret A.Ş.
VEKİLİ : Av. …
İSTEMİN KONUSU : … İdare Mahkemesi’nin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: Erzincan Belediye Başkanlığı’nca 06/09/2022 tarihinde gerçekleştirileceği ilan edilen “Binali Yıldırım Üniversitesi Yerleşkesine ve tüzel kişilikleri sonlandırılarak Merkez ilçeye bağlanan 9 adet beldeye toplu taşıma yapmak üzere 10 hat ve 15 güzergâhta 80 adet araçla 10 yıl süreyle özel halk otobüsleri güzergâh hatlarının işletme hakkının 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu’nun 45. maddesi uyarınca açık teklif artırma usulü ile kiraya verilmesine” ilişkin ihalenin, anılan ihaleye ait Şartnamenin ve ihale için Belediye Encümenine yetki verilmesine ilişkin … tarih ve … sayılı Belediye Meclisi kararının iptali istenilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: … İdare Mahkemesi’nce verilen kararda; 06/09/2022 tarihinde gerçekleştirileceği ilan edilen ihale yönünden, ihalenin yapılması konusunda Belediye Encümenine yetki verilmesine ilişkin … tarih ve … sayılı Belediye Meclisi kararının iptali istemiyle dava dışı şirketler tarafından açılan davalarda anılan Meclis kararının iptaline karar verildiği, bu durumda, dayanağı olan işlemin hukuka aykırı bulunarak iptal edilmesi nedeniyle dava konusu ihalede de hukuka uygunluk bulunmadığı;
Şartname yönünden, ihale yapılmasını teminen hazırlanan ve ihale dokümanının bir parçası olan şartnamenin tek başına davacı için etkili sonuç doğurma yeteneği bulunmayan bir idari işlem olduğu, idari davaya konu edilebilecek nitelikte zorunlu işlem niteliği taşımadığı, bu itibarla bu kısım yönünden davanın incelenmeksizin reddi gerektiği;
… tarih ve … sayılı Belediye Meclisi kararı yönünden, davacı tarafından dosya tekemmül ettikten sonra sunulan 14/09/2022 tarihli dilekçede, ihale yapılması konusunda Belediye Encümenine yetki verilmesine ilişkin anılan Meclis kararının iptali istemine yer verilmiş ise de, anılan talep, iddia ve savunmanın genişletilmesi yasağı kapsamında kaldığından, sonradan ileri sürülen talepler hakkında inceleme yapılarak hüküm kurulmasına 2577 sayılı Kanun’un 16/4. maddesi kapsamında imkân bulunmadığı sonucuna varılmıştır.
Belirtilen gerekçelerle, hukuka aykırı bulunan dava konusu ihalenin iptaline, şartnamenin iptali istemi yönünden ise davanın incelenmeksizin reddine karar verilmiştir.
TEMYİZ EDENLERİN İDDİALARI : Davacı tarafından, Meclis kararının iptalinin dava açma süresi içinde verilen ek dilekçeyle talep edildiği, iddianın genişletilmesine ilişkin dilekçenin dava konusu işlemin öğrenilme tarihi sonrasında başlayan dava açma süresinin 19. gününde verildiği, iddianın genişletilmesi yasağının idarî yargıda dava açma süresinin bitmesiyle başladığı, Mahkeme kararının Meclis kararının iptali istemi yönünden hüküm kurulmamasına ilişkin kısmının bozulması gerektiği ileri sürülmektedir.
Davalı idare tarafından, Merkez ilçeye bağlanmadan önce anılan belde ve köylerden şehir merkezine D4 yetki belgesi ile taşımacılık yapıldığı, Karayolları Taşıma Yönetmeliği’ne göre anılan belgenin il içi ve 100 kilometreye kadar şehirler arası ticarî yolcu taşımacılığı yapanlara verileceği, söz konusu belde ve köylerin Erzincan Belediyesi sınırlarına katılması sonrası D4 yetki belgelerinin hükümsüz hâle geldiği, yolcu taşımacılığına yönelik olarak doğrudan izin belgesi verilmesi mümkün olmadığından ihaleye çıkılması gerektiği ileri sürülerek kararın iptale ilişkin kısmının bozulması gerektiği ileri sürülmektedir.
TARAFLARIN SAVUNMALARI : Davacı tarafından, davalı idarenin temyiz dilekçesinde ileri sürülen iddiaların yerinde olmadığı belirtilerek istemin reddi gerektiği savunulmuştur.
Davalı idare tarafından savunma verilmemiştir.
DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …’IN DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin kabulü gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Onüçüncü ve Sekizinci Daireleri’nce, 2575 sayılı Danıştay Kanunu’nun Ek 1. maddesi uyarınca birlikte yapılan toplantıda, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
İNCELEME VE GEREKÇE:
USUL YÖNÜNDEN:
MADDİ OLAY :
30/04/2017 tarih ve 30053 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan “Sınır Tespit Kararı” ile, Erzincan ili Merkez ilçesine bağlı Kavakyolu, Çukurkuyu, Yalnızbağ, Ulalar, Akyazı, Yoğurtlu, Demirkent, Yaylabaşı ve Geçit Belediyeleri ile Işıkpınar, Buğdaylı ve Büyükçakırman Köylerinin tüzel kişiliklerinin kaldırılarak Erzincan Belediyesi sınırları içine katılması, 5393 sayılı Belediye Kanunu’nun 11. maddesi uyarınca uygun görülmüştür.
Erzincan Belediyesi Zabıta Müdürlüğü’nün 19/09/2019 tarih ve 2878 sayılı yazısıyla, anılan köy ve beldelerin (5393 sayılı Kanun’un 12. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “11’inci maddede geçen belediye ve köy tüzel kişiliğinin kaldırılmasına … dair kararların ilk mahallî idareler seçimlerinde uygulanacağı” yönündeki kurala göre) 01/04/2019 tarihinden itibaren belediye sınırları içerisinde yer aldığı belirtilerek, belediye sınırları içerisinde toplu taşıma hizmetlerinin yeniden yapılandırılması ve yürütülmesi için çalışma yapmak üzere Ulaşım Hizmetleri Komisyonu kurulması hususunda Valilik Oluru alınmıştır.
Anılan Komisyon, idarenin temsilcileri ile anılan köy ve beldelere taşımacılık yapan eski işletmecilerin katılımlarıyla, çeşitli tarihlerde “mevcut taşıma sistemine entegrasyon” konusunun görüşüldüğü çeşitli toplantılar yapmıştır. Toplantı tutanaklarında yer alan ifadelere göre, idare temsilcileri tarafından “mevcut taşıma sistemine entegrasyon olmaması hâlinde, mevzuatta öngörülen şekilde anılan köy ve beldelere taşımacılık yapılmasına ilişkin ihale sürecinin başlayacağı” belirtilmiştir.
Erzincan Belediyesi Zabıta Müdürlüğünün 01/11/2021 tarihli yazısıyla iletilen Üniversite Yerleşkesine ve Merkez ilçeye bağlanan 9 beldeye toplu taşıma hizmeti yapmak üzere 10 hat ve 15 güzergâhta 80 adet araçla 10 yıl süreyle özel halk otobüsü güzergâh hatlarının kiraya verilmesi talebi, … tarih ve … sayılı Belediye Meclisi kararıyla Plan ve Bütçe Komisyonuna sevk edilmiştir.
… tarih ve … sayılı Belediye Meclisi kararıyla, Plan ve Bütçe Komisyonunun raporu doğrultusunda, özel halk otobüsü güzergâh hatlarının ihale ile kiraya verilebilmesi için Belediye Encümenine yetki verilmiştir.
Anılan Meclis kararına istinaden alınan … tarih ve … sayılı Belediye Encümeni kararıyla, 10 hattın belirlenen muhammen bedel üzerinden 2886 sayılı Kanun’un 45. maddesi uyarınca açık teklif usulüyle kiraya verilmesine, ihale tarihinin 06/09/2022 tarihi olarak belirlenmesine karar verilmiştir.
Bunun üzerine, ihale ilanının 26/08/2022 tarihinde yapıldığından ve dava konusu işlemlerin bu tarihte öğrenildiğinden bahisle, 01/09/2022 tarihinde ihalenin ve ihale şartnamesinin iptali istemiyle bakılan dava açılmıştır.
Öte yandan, davacı tarafından 14/09/2022 tarihinde dosyaya sunulan dilekçeyle, dava açma süresi içinde iddianın genişletildiği belirtilerek, ihale kararının dayanağı olan 07/01/2022 tarih ve 01/025 sayılı Belediye Meclisi kararının da iptali istenilmiştir.
İLGİLİ MEVZUAT:
2577 sayılı İdarî Yargılama Usûlü Kanunu’nun “Aynı dilekçe ile dava açılabilecek hâller” başlıklı 5. maddesinin birinci fıkrasında, aralarında maddî veya hukukî yönden bağlılık ya da sebep-sonuç ilişkisi bulunan birden fazla işleme karşı bir dilekçe ile dava açılabileceği belirtilmiş; 16. maddesinin dördüncü fıkrasının ilk cümlesinde, “Taraflar, sürenin geçmesinden sonra verecekleri savunmalara veya ikinci dilekçelere dayanarak hak iddia edemezler.” kuralına yer verilmiş; 20/A maddesinin ikinci fıkrasının (a) bendinde, ivedi yargılama usûlünde dava açma süresinin otuz gün olduğu kurala bağlanmıştır.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Res’en inceleme yetkisi gereğince, idarî yargıda iddia ve savunmanın genişletilmesi veya değiştirilmesi yasağı esas olarak dava konusunun değiştirilmesiyle, yani talep sonucunun değiştirilmesi ve genişletilmesiyle sınırlı olup, dava konusu maddî vakıaları ve bunların ispatı için ileri sürülen delilleri kapsamamaktadır. Bu nedenle, idarî yargı bakımından söz konusu yasağı ya da kuralı “talep sonucunun genişletilmesi ve değiştirilmesi yasağı” olarak adlandırmak daha doğru olur. Danıştay kararlarına bakıldığında da yasağın genellikle bu hususla sınırlı olarak uygulandığı görülmektedir (KAPLAN Gürsel, “İddia ve Savunmanın Genişletilmesi veya Değiştirilmesi Yasağı İlkesinin İdari Yargılama Hukukunda Uygulanabilirliği”, Dicle Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Cilt:24, Sayı:41,Yıl:2019, s. 205).
İdarî yargıda iddianın genişletilmesi/değiştirilmesi yasağı, dava açma süresinin bitimi ile başlamaktadır. Bu nedenle, idarî yargıda, dava açma süresi bitmemiş oldukça davacı iddiasını değiştirebilir veya genişletebilir. Dolayısıyla, başlangıçta (ilk dilekçe ile) istenmemiş olmasına karşın, yeni bir istem dava açma süresi içinde istenebilir ve istenmiş olan şey, yine dava açma süresi içinde değiştirilerek başka bir şey talep edilebilir (YILMAZ Ejder, “İdari Yargıda İddianın ve Savunmanın Genişletilmesi/Değiştirilmesi Yasağı”, Ankara Barosu Dergisi, Yıl:1983, Sayı:3-4, s. 18).
İdarî yargıda iddia ve savunmanın genişletilmesi/değiştirilmesi yasağının kaynağı olduğu kabul edilen 2577 sayılı Kanun’un 16/4. maddesinin yorumu da yargılamanın amacı olan “adalete varma” (ucuz, basit ve çabuk bir yargılama ile maddi gerçeğe varma) çerçevesinde yapılmalıdır (YILMAZ Ejder, a.g.m., s. 29). İleride yeni davalar açılmasına sebep olunmaktansa, mevcut davada gerekli değişikliklerin yapılmasına izin verilerek uyuşmazlığın bu aşamada çözümü, gerek taraflar gerek mahkemeler bakımından yerindedir. Çünkü bu sayede, davacı hakkına tam olarak, çabuk bir biçimde (ve hatta az bir giderle) kavuşacak; ayrıca, mahkemeler de yeni davalar ile uğraştırılmayacaktır. Bu durum, Anayasa’da öngörülen usûl ekonomisi ilkesine de uygun olacaktır (YILMAZ Ejder, a.g.m., s. 33).
İdarî yargıda iddia ve savunmanın genişletilmesi veya değiştirilmesi yasağı, esas olarak dava açma süresiyle birlikte düşünülmesi gereken bir konudur. Başka bir ifadeyle, 2577 sayılı Kanun’un 16/4. maddesi olmasaydı dahi dava açma süresine ilişkin kurallar nedeniyle yine aynı durum ve sonuçla karşılaşılacaktı. Çünkü idarî yargıda dava açma süreleri hak düşürücü nitelikte ve kamu düzeninden sayıldığı için mahkemece re’sen göz önünde bulundurulmaktadır. Dolayısıyla süresinden sonra dava konusu yapılan talepler bu nedenle reddedilecektir. Danıştay kararlarına bakıldığında da sonradan ileri sürülen taleplerin (Kanun’un deyimiyle hak iddialarının) genellikle bu sebeple reddedildiği görülmektedir (KAPLAN Gürsel, a.g.m., s. 207-208).
Fransız hukukunda da dava açma süresi geçtikten sonra dava konusunun değiştirilmesi veya talep sonucunun genişletilmesi ve değiştirilmesi artık mümkün değildir. Yani, söz konusu yasağın işlemeye başlayacağı anın tespiti dava açma süresine göre belirlenmektedir. Buna göre, dava açma süresinin geçmesiyle birlikte mevcut (asıl) taleplere yenilerinin eklenmesi ve bunların artırılması artık mümkün değildir. Buna “davanın kristalize olması” denmektedir. Buna göre, ancak ve yalnızca süresinde hâkimin önüne gelen talepler inceleme konusu yapılabilir; bu sürenin geçmesiyle birlikte dava konusu talepler yahut dava konusu artık donmuş veya sabitlenmiş olur. Dolayısıyla süre henüz dolmamış ise yeni talepler ileri sürülebilir. Örneğin, altmış günlük dava açma süresine tâbi olan bir uyuşmazlıkta, davacı dava açma süresinin otuzuncu gününde mahkemeye verdiği dilekçesinde bir yönetmeliğin belli maddelerinin iptalini istemekle yetindiği hâlde, sonraki otuz gün içinde vereceği yeni bir dilekçeyle başka bazı maddelerin iptalini de isteyebilir. Dava açma süresi henüz geçmediği için davacı bunu yapmakta tamamen serbesttir. Bu süre geçtikten sonra artık başka maddelerin iptalini isteyemez (KAPLAN Gürsel, a.g.m., s. 213, 221).
Öte yandan, Anayasa Mahkemesi (AYM) ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararlarında, mahkemelerin dava açılabilmesi için öngörülen yasal yükümlülükleri uygularken hem yargılama adaletinin zayıflamasına yol açacak düzeyde aşırı şekilcilikten hem de kanunlarda öngörülen usûle ilişkin gereklilikleri abes hâle getirecek seviyede aşırı esneklikten kaçınması gerektiği, yargılama usûlüne ilişkin kuralların belirliliği ve iyi adalet yönetimini sağlama amacına hizmet etme işlevlerini yitirmesi hâlinde ve davaların esasının yetkili mahkeme tarafından karara bağlanmasını önleyecek birtakım bariyerler oluşturma fonksiyonu görmeleri durumunda mahkemeye erişim hakkının zedeleneceği ifade edilmektedir (AYM kararı, Yaşar Çoban [GK], B. No: 2014/6673, 25/07/2017, § 45; AYM kararı, Şevket Coroz ve diğerleri, B. No: 2019/35906, 16/06/2022, § 64; AİHM kararı, Eşim/Türkiye, B. No: 59601/09, 17/09/2013, § 21). Bu itibarla, Mahkemelerin usûl kurallarını uygularken, bir yandan âdil yargılanma hakkını ihlâl edebilecek aşırı şekilcilikten, diğer yandan da kanunlarla düzenlenen usûl kurallarının ortadan kaldırılması sonucunu doğurabilecek aşırı gevşeklikten kaçınmaları gerekmektedir.
Davacı tarafından, ihale ilanının 26/08/2022 tarihinde yapıldığından ve dava konusu işlemlerin bu tarihte öğrenildiğinden bahisle, 01/09/2022 tarihinde ihalenin ve ihale şartnamesinin iptali istemiyle bakılan dava açılmış; dava dilekçesinin davalı idareye tebliği üzerine 12/09/2022 tarihinde savunma dilekçesinin sunulmasıyla dosya tekemmül etmiş; davacı tarafından otuz günlük dava açma süresi bitmeden 14/09/2022 tarihinde dosyaya sunulan dilekçeyle, dava açma süresi içinde iddianın genişletildiği belirtilerek, dava konusu ihale için Belediye Encümenine yetki verilmesine ilişkin … tarih ve … sayılı Belediye Meclisi kararının da iptali istenilmiştir.
İdarî yargıda dava açma süresi içinde talep sonucunun genişletilmesinin mümkün olduğu, başka bir anlatımla, dava açma süresi içinde talep sonucuna yönelik ekleme ve değişikliklerin iddianın genişletilmesi yasağı kapsamında kalmayacağı ve re’sen araştırma ilkesinin geçerli olduğu idarî yargılama hukukunda “talep sonucunun genişletilmesi yasağı” olarak anlaşılması gereken iddianın genişletilmesi yasağının, dava açma süresinin bitimiyle başlayacağının kabulü gerekmektedir. İptali talep edilen işlem ile arasında maddî veya hukukî yönden bağlılık bulunan işlemlere yönelik olarak dava açma süresi içinde yeni bir dilekçeyle ileri sürülen iptal talebinin, davacının açacağı yeni bir dava ile mahkeme önüne taşımasının mümkün olduğu bir aşamada, hâlihazırda Mahkemede derdest olan dava kapsamında incelenmemesi, usûl kurallarının aşırı şekilci yorumlanması ve uygulanması sonucunu doğuracak nitelikte olup, bu yönüyle Anayasa’nın 141. maddesinin dördüncü fıkrasıyla yargıya verilen “davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması” görevine ve usûl ekonomisi ilkesine de uygun düşmemektedir.
Davacı tarafından dava dilekçesinde belirtilen işlemlere ek olarak -dava konusu ihalenin yapılması konusunda Belediye Encümenine yetki verilmesine ilişkin olması itibarıyla 2577 sayılı Kanun’un 5. maddesi uyarınca aynı dilekçeyle dava açılabilecek olan- Belediye Meclisi kararının, dava açma süresi içinde Mahkemeye sunulan dilekçe ile iptalinin istenildiği anlaşıldığından, İdare Mahkemesi’nce … tarih ve … sayılı Belediye Meclisi kararının iptali istemi yönünden inceleme yapılarak bir karar verilmesi gerekirken, anılan talebin iddia ve savunmanın genişletilmesi yasağı kapsamında kaldığından bahisle inceleme yapılmasına imkân bulunmadığı sonucuna varılmasında usûl hükümlerine uygunluk bulunmamaktadır.
Öte yandan, İdare Mahkemesi’nce 06/09/2022 tarihinde gerçekleştirileceği ilan edilen ihale yönünden dava konusu işlemin iptaline karar verilmiş ise de, … tarih ve … sayılı Belediye Meclisi kararının söz konusu ihale işleminin dayanağı olduğu, başka bir anlatımla, Belediye Meclisi kararının iptali istemi hakkında verilecek kararın sonucundan etkileneceği anlaşıldığından, ihale işlemi yönünden de anılan Meclis kararına yönelik yapılacak incelemeye göre yeniden bir karar verilmesi gerekmektedir.
2577 sayılı Kanun’un 20/A maddesi ile, idarî yargıda başvuru, inceleme ve yargılama usûlüne ilişkin olarak bazı yenilikler getirilmiş, genel yargılama usûlüne göre yargılama sürecini hızlandıracak önemli değişiklikler yapılmıştır. Buna göre, temyiz incelemesine ilişkin olarak, 2577 sayılı Kanun’un 20/A maddesinde öngörülen özel yargılama usûlünde genel kural, temyiz incelemesine konu olan kararda hukukî isabet görülmediğinin temyiz mercii tarafından tespit edilmesi hâlinde, dosyanın kararı veren mahkeme veya daireye geri gönderilmesi yerine, uyuşmazlığın esasının bizzat çözümlenerek karara bağlanması olup, bozma ile birlikte dosyanın geri gönderilmesi sadece ilk inceleme üzerine verilen kararlarla sınırlı tutulmuştur.
Bununla birlikte, 2577 sayılı Kanun’un 20/A maddesinin ikinci fıkrasının (g) bendinde yer alan “Verilen nihaî kararlara karşı tebliğ tarihinden itibaren on beş gün içinde temyiz yoluna başvurulabilir.” hükmünde geçen “nihaî kararlar”dan anlaşılması gereken, davaya konu edilen işlemlerin ilk derece yargı yeri olarak hukuka uygunluk denetiminin yapılması ve bu konularda verilmiş nihaî bir kararın varlığı olduğundan, ilk derece yargı yerince davanın konusunun yanlış veya eksik nitelendirilerek uyuşmazlık ile ilgili hukuka uygunluk denetimi yapılmadığı ve hüküm kurulmadığı durumlarda, ilk derecede uyuşmazlığın tümüyle ilgili verilmiş nihaî bir karardan söz edilmesi mümkün olmayıp, temyiz aşamasında Danıştay’ca, ilk derece mahkemesi tarafından hüküm kurulmayan dava konusu işlemle ilgili olarak uyuşmazlığın esası incelenerek hüküm
kurulması hâlinde Kanun’un öngördüğü iki aşamalı yargısal denetimin gerçekleşmeyeceği açıktır.
2577 sayılı Kanun’un 20/A maddesinde, ilk derece mahkemelerince, uyuşmazlığa konu edilen işlemlerin hukuka uygunluk denetiminin yapılmamış olması hâlinde, üst derece mahkemesince ne yönde bir karar verileceği hususunda açık bir kural öngörülmemiş ise de, bu konunun kanun koyucu tarafından önceden öngörülmesinin mümkün olmaması ve hukuka uygun olanın, uyuşmazlığın tüm boyutuyla ele alınıp, bu çerçevede bir hüküm kurulması olduğundan, bu istisnai durumun ayrıca yasal metinlerde düzenlenmesine gerek bulunmamaktadır.
Dava konusu uyuşmazlığın 2577 sayılı Kanun’un 20/A maddesi kapsamında ivedi yargılama usûlüne tâbi “ilk derece” ve “temyiz” olmak üzere iki aşamalı olarak incelenmek zorunda olunması nedeniyle, ilk derece mahkemesince uyuşmazlıkla ilgili karar verilmeyen bir konuda, temyiz mercii tarafından dava konusu işlemin hukuka uygunluğuna ilişkin doğrudan yargılama yapılarak bir karar verilmemesi gerekir.
Bu itibarla, İdare Mahkemesi’nce dava konusu Belediye Meclisi kararı yönünden herhangi bir inceleme yapılmamış ve karar verilmemiş olduğundan, iki aşamalı olması gereken yargısal denetimin ilk aşaması olan ilk derecede yargısal denetimin gerçekleştirilmesi için dosyanın İdare Mahkemesine gönderilmesi gerekmektedir.
Silahların eşitliği ilkesinin tamamlayıcısı olan çelişmeli yargılama ilkesi, kural olarak bir hukuk ya da ceza davasında tüm taraflara, gösterilen kanıtlar ve sunulan görüşler hakkında bilgi sahibi olma ve bunlarla ilgili görüş bildirebilme imkânı vermektedir (AYM kararı, İdris Ertaş [GK], B. No: 2018/21949, 20/05/2021, § 55). Taraflara, cevap ve savunma hakkının kullanılabilmesi için gerekli ve yeterli imkânın sağlanması da çelişmeli yargılama ve silahların eşitliği ilkesinin bir gereğidir. Bu itibarla, İdare Mahkemesi’nce yeniden bir karar verilmeden önce, davacı tarafından davalı idarenin savunması alındıktan ve dosya tekemmül ettikten sonra sunulan, …. tarih ve … sayılı Belediye Meclisi kararına yönelik hukuka aykırılık iddialarını ve iptal istemini içeren 14/09/2022 tarihli dilekçenin savunma (cevap) hakkını kullanabilmesi için idareye tebliğ edilmesi, davalı idarenin bu konuya ilişkin savunması alındıktan veya savunma için öngörülen süre geçtikten sonra karar verilmesi gerekmektedir.
KARAR SONUCU :
Açıklanan nedenlerle;
1. Tarafların temyiz isteminin kabulüne;
2. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 49. maddesi uyarınca … İdare Mahkemesi’nin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının BOZULMASINA,
3. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın anılan Mahkeme’ye gönderilmesine,
4. 2577 sayılı Kanun’un 20/A maddesinin ikinci fıkrasının (i) bendi uyarınca kesin olarak (karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere), 12/12/2022 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.