Danıştay 6. Daire Başkanlığı 2022/3168 E. , 2022/10972 K.
T.C.
D A N I Ş T A Y
ALTINCI DAİRE
Esas No : 2022/3168
Karar No : 2022/10972
TEMYİZ EDEN (DAVACI) : … Birliği
VEKİLİ : Av. …
KARŞI TARAF (DAVALI) : … Bakanlığı – ANKARA
VEKİLİ : Av. …
MÜDAHİLLER (DAVALI YANINDA):1- … Bakanlığı-ANKARA
VEKİLİ : Av. …
2- … Başkanlığı
VEKİLİ : Av. …
3- … Genel Müdürlüğü
VEKİLİ : Av. …
4- … A.Ş.
VEKİLİ : Av. …
İSTEMİN KONUSU : … İdare Mahkemesince verilen … tarih ve E:…, K:…sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ:
Dava konusu istem: Sinop İli, Merkez İlçesi, … Köyü, … Mevkiinde yapımı planlanan “Sinop Nükleer Güç Santrali (NGS) (4X1.140 MWE)” projesi ile ilgili olarak Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığınca verilen … tarih ve … sayılı “Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) Olumlu” kararının iptali istenilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: Temyize konu kararda; 07/06/2021 tarihinde yaptırılan keşif ve bilirkişi incelemesi sonucunda düzenlenen ve dava dosyasına 07/12/2021 tarihinde sunulan bilirkişi raporunda özetle; “Geçtiğimiz yıllarda, özellikle yüksek fosil yakıt fiyatları, enerji güvenliği ve iklim değişikliği ile ilgili endişelerin yanı sıra, sera gazı emisyonlarının azaltılmasının ivediliğinin nükleer enerjiyi diğer seçeneklere göre çok daha avantajlı konuma getirdiği ve dünya genelinde en önemli araştırma-geliştirme konularının başı pozisyonuna getirdiği, Uluslararası Enerji Ajansı’nın (IEA) verilerine göre, Mayıs 2019 itibariyle, 31 ülkede toplam 399354 MW (yaklaşık 400 gigawatt (GW)) kurulu gücünde 452 nükleer santralin işletmede olduğu, 19 ülkede 55,4 GW kurulu güce sahip olacak 54 adet nükleer santralin de inşa halinde olduğu, Uluslararası Enerji Ajansı’nın (IEA) verilerine göre dünyada nükleer enerjiden elektrik üretiminin 2018’de gerçekleşen 2710TWh değerinin %73’ünün OECD (Ekonomik Kalkınma ve İş birliği Örgütü-Organisation for Economic Co-operation and Development) ülkeleri tarafından, geri kalan kısmının ise Çin ve OECD üyesi olmayan ülkeler tarafından üretilip kullanıldığı, elektrik enerjisinde nükleer payın 2040 yıIında 3974 TWWh değerine düşeceği fakat Avrupa birliği üyesi 16 ülkede üretilen 815,2 TWh elektriğin 27’sinin nükleer güç santrallerinden sağlandığı ve 2018 yılı itibariyle bu ülkelerde 130 NGS’nin çalışır halde bulunduğu, nükleer enerjinin, toplam üretimin %18’ini oluşturduğu gelişmiş ekonomilerde çok daha büyük bir rol oynadığı, 2018’de Fransa, Slovak Cumhuriyeti ve Macaristan’daki gücün yarısından fazlasını sağladığı, Avrupa Birliği, elektriğinin %25’inin nükleer reaktörlerden sağlandığı, Kore ve ABD’nin de benzer şekilde, elektriğinin yaklaşık beşte biri için NGS’ler işletildiği, Türkiye’nin güneş, rüzgâr, hidroelektrik ve bunlar gibi yenilenebilir enerji alternatif kaynaklarının tamamını bir anda değerlendirse bile yine de dış kaynaklı doğal gaz kömürü ve nükleer birincil enerjiye dayalı elektrik açığının çok fazla olduğu, projenin, enerji üretiminde Türkiye’nin %55 oranındaki dışa bağımlılığını azaltmak amacıyla yapıldığı, ilk NGS santrali olan Akkuyu NGS’nin inşaatının başlatıldığı, iki NGS’nin (Akkuyu ve Sinop) tüm üniteleri işletmeye alındıktan sonra, yılda yaklaşık 80 milyar kWh elektrik üreteceğinin (toplam enerji ihtiyacının yaklaşık % 10’u) öngörüldüğü, NGS santrali görevi yapabilecek Sinop NGS’nin özellikle doğal gaz ve kömüre dayalı enerji üretim sistemlerine göre aktif ve pasif güvenlik sistemleri ile donatılması, çevresel radyoaktif salınımı son derece düşük ve devamlı izleme sistemleriyle izlenen ara verilmeksizin en az bir yıl süreyle yakıt değiştirmeksizin çalışabilen elde edilebilirliği ve santral veriminin çağdaşlarına göre nispeten yüksek olmasının önemli bir avantaj olduğu, ayrıca NOx, Nitrat, NO2,SO2, duman, toz-partikül madde, CO2 salınımı sıfır kabul edilen “temiz enerji” kaynağı olarak nitelenebileceği, Sinop NGS projesinin Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin bir projesi olduğu, kurulacak olan Proje Şirketi tarafından inşa edileceği ve işletileceği, Sinop NGS’nin, Türkiye’nin Karadeniz kıyısı üzerinde, Sinop ili sınırlarında, …Köyü’nün İnceburun mevkiinde kurulacağının belirtildiği, Uluslararası anlaşmanın hükümlerine uygun olarak, tipik bir basınçlı su reaktörü olan ATMEA1, proje alanında kurulması planlanan basınçlı su reaktörü teknolojisini temsil etmesi nedeniyle projenin çevresel etkisinin değerlendirilmesinde kullanıldığı, bu kapsamda Sinop NGS’nin her biri net 1.140 MWe kurulu güce sahip toplam dört adet basınçlı su reaktörü nükleer güç ünitesinden müteşekkil olduğu, toplam kurulu gücünün 4.560 MWe olacağının belirtildiği, basınçlı su reaktör teknolojisinin, kaynar su reaktör teknolojisine göre çevresel etkilerinin daha az olması nedeniyle tercih edildiği, ATMEA1 reaktörünün … Heavy Industry (…) ve … (…) firmalarının ortak yapımı 3. Nesil Basınçlı Su Reaktörü olduğu (PWR) ve … ve … firmalarının 120’den fazla nükleer reaktör inşaat tecrübesine sahip olduğu, ayrıca halen ABD, İngiltere ve Japonya’ da olmak üzere farklı ülkelerde nükleer reaktörlerin inşaatının sürdüğü, bir kaza durumunda reaktör kalbinin erimesi, delinmesi vb. zarar görmesi ve radyoaktif salınım olma olasılığının 2. nesil reaktörlerden 10 kat daha düşük olduğunun gösterildiği, doğa olaylarından dolayı zarar görme ve uçak çarpma ihtimalleri en şiddetli dereceden tehlike durumlarına karşı tasarlandığı ve daha ileri durumlar için revize edilebilir bir teknolojiye sahip olduğu, daha az atık çıkarmak üzere ve maksimum termal verimin alınmasına yönelik tasarlandığı, bu yönde 2. nesil reaktörlere göre %10-15 etkin olduğunun gösterildiği, yedek güvenlik sistemleri hattı sayesinde çalışır durumdayken bakım ve tamirinin yapılabildiği, dijital gözlem, kontrol ve otomasyon sistemlerinin mevcut olduğu, 12-24 ay arasında esnek çalışabilen bir yakıt çevrimi süresi olan bu reaktör tipinin ekonomik avantaj sağladığı, Sinop NGS Nihai ÇED raporunda, Sinop NGS’nin, Türkiye’nin enerji ihtiyacının karşılanması, diğer alternatif enerji kaynakları ile karşılaştırılması, seçilen teknolojinin uygunluğu ve yeterliliği, alternatif teknolojiler arasındaki yeri, alternatifleri değerlendirmedeki yeterlilik, nükleer kazalar, nükleer santrallerin uluslararası denetim usul ve esasları hakkında genel uygulama çerçevesinde projenin uluslararası kriterlere uygunluğu bakımından, ÇED raporunda uygun şekilde ele alındığının görüldüğü, Sinop NGS için önerilen ATMEA1 reaktör tipi NGS konusunda oldukça tecrübeli bir ekip tarafından inşa edileceği, teknolojik ve güvenlik olarak günümüzde nükleer santrallerde kullanılan standartlarda uygun sistemlere sahip olduğunun proje raporunda uygun bir şekilde görüldüğü, Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (IlAEA) tarafından önerilen güvenlik ve işletme standartlarına uygun özellikleri bünyesinde taşıdığının görüldüğü, proje uygulaması sırasında alınacak tüm tedbirlerin, güvenlik ve denetimlerin, Sinop NGS’nin güvenli işletilmesi için uluslararası nükleer güvenlik ve güvence denetimi ve nükleer emniyet usul ve uygulamalarındaki kriterlere uygun olduğu, bu raporda belirtilmeyen diğer ayrıntılı teknik hususların işletme lisansının hazırlanması sırasında verileceğinin değerlendirildiği, proje alanı merkezli 30 km yarıçaplı alanda, iki kentsel yerleşim alanı bulunduğu, ilkinin proje alanının doğusundaki alana 14,0 km uzaklıkta bulunan Sinop il merkezi, diğerinin ise proje alanının güneybatısındaki alana 21,9 km mesafedeki Erfelek ilçe merkezi olduğu, Sinop il merkezi ve Erfelek ilçe merkezi dışında, proje alanı merkezli 30 km yarıçaplı alanda 84 kırsal yerleşimin (köy) bulunduğu, proje alanı içerisinde yerleşim alanı ya da ev bulunmadığı, proje alanına en yakın yerleşim yerinin yaklaşık 800 m mesafede bulunan …Köyü’nün …Mahallesi olduğu, Sinop NGS Projesi inşaat aşaması etki alanının, deniz tarafında inşaat alanı, kara tarafında ise proje için tahsis edilmiş olan ve inşaat aşamasında tel çit ile çevrilerek, güvenliği sağlanacak olan 1.005,8 ha’lık alan ile sınırlı olacağının öngörüldüğü, projenin işletme aşamasındaki etki alanının deniz tarafında, inşaat aşamasında kurulacak olan dalgakıranların ve rıhtımın, işletme süresi boyunca kullanılacağı ve bu alana girişlerin sınırlı olacağı, dolayısı ile etki alanının, kıyı yapılarının kapladıkları alan ile sınırlı olacağı, kara tarafında ise, her ne kadar santral yaklaşık 102,5 ha alana yerleşecek olsa da, inşaat aşamasında tel çit ile çevrilmiş olan 1.005,8 ha alanın güvenlik sebebiyle muhafaza edileceği ve kontrolsüz girişlere izin verilmeyeceği, dolayısı ile arazi kullanımına bağlı etki alanının, 1.005,8 ha’lık alan ile sınırlı olacağının ifade edildiği, ancak, Nihai ÇED raporunun bu bakımdan eksik kaldığı, bu denli önemli ve büyük bir projenin etki alanının 1.005,8 ha alan ile sınırlanmasının doğru olmadığının değerlendirildiği, nihai ÇED raporunun birçok yerinde, proje sahasının etrafındaki yerleşim alanlarının 30 km yarı çaplı bir alanı doğrudan etkilediği, tatlı suyun Erfelek Barajından alınacağı vb. bilgi ve parametrelere yer verildiği, çevresel etki alanının 1005,8 ha lık proje sahası ile sınırlanmış olmasının ve ÇED raporundaki ölçümlerin bu alanla sınırlı kalmasının son derece önemli bir eksiklik olduğu, ÇED raporunda, dikkate alınan çevre 100 ha proje tesis oturum alanının ve 1005,8 ha alanın proje çevresi olarak öngörüldüğü, oysa, projenin etkileyeceği çevre bununla sınırlı olmadığı, izleme programı ile çevrenin sürekli izlenmesinin nükleer tesisler için bir zorunluluk olduğu, proje kapsamında radyolojik ve radyolojik olmayan iki adet izleme programı oluşturulduğu, ancak, izlemenin yapılacağı parametrelerde, orman örtüsü, flora, fauna, toz, hava kirliliği, emisyon vb. gibi çevre parametrelerine yer verilmediğinin görüldüğü. kümülatif etki analizi yönünden hazırlanan ÇED raporunun hatalı olduğu ve kendi içinde çelişkili ve eksik olduğu, Proje Faaliyetlerinin Korunan Alanlara Etkilerinin Değerlendirilmesinde; saha ile koruma alanı arasındaki mesafe göz önüne alındığında, Sarıkum Tabiatı Koruma Alanı’nın ve Erfelek Barajı’nın Sinop NGS Projesinin inşaat aşamasındaki su ihtiyacının karşılanması için kullanımı ile, Sarıkum alt havzası içindeki Sarıkum Tabiatı Koruma Alanı’nın proje kapsamında yapılacak inşaat faaliyetlerinden doğrudan etkilenmesinin beklenmediğinin ifade edildiği, ancak Bozburun Yaban Hayatı Koruma Sahasının proje alanı bitişiğinde, ÇED raporunun birçok yerinde ise bu alanın proje sahası içinde olduğunun ifade edildiği, bu nedenle bu noktada bir bilgi tutarsızlığı olduğunun söylenebileceği, burada özellikle dikkat edilmesi gereken konunun, projenin etki alanının sınırının yani Sinop NGS’nin olası olumsuz etkilerinin sınırının Bozburun YHGS sınırına kadar olduğunun belirtildiği, bu durumun bilimsel verilerden ve gerçeklerden yoksun olduğu, proje kapsamında 2873 sayılı Milli Parklar Kanunu’na tabi korunan alanlar sınırlarından ve sınır içinden hiçbir şekilde servis yolu geçirilmeyeceğinin ifade edildiği, ancak, bunların nasıl uygulamaya geçirileceği konusunda bir eylem planına Nihai ÇED raporunda yer verilmemesinin bir eksiklik olarak değerlendirilebileceği, Orman Alanları Üzerine Etkiler ve Alınacak Önlemler bakımından; 6831 sayılı Orman Kanunu’nun 16. ve 17. maddelerine göre orman ön izni alınmış olduğu, kesin iznin daha sonra alınacağı ifade edilmişse de, ön izin ile bu tür bir faaliyete başlanmış olmasının uygun görülmediği, keşif sırasında sahanın temizlendiği ve yine ÇED raporunda belirtildiği gibi yaklaşık 480 bin ağaç kesildiği, orman ön izni ile sahanın temizlenmesinin, ağaçların kesilmesinin, orman mevzuatına uygun olmadığının değerlendirildiği, yangın eylem planı hazırlanmadığı ve yangın halinde nasıl bir söndürme yapılacağının belirli olmadığı, yangının nasıl söndürüleceği hakkında bir yangın eylem planının ÇED raporunda yer almadığı, orman alanları üzerindeki olası etkiler konusunda bir ekolojik etki değerlendirmesi raporunun, ağaçlandırma projesi ve sahanın nasıl rehabilite edileceğine dair bir rehabilitasyon projesinin olmamasının, ayrıca, civardaki orman köyleri ve köylüleri bakımından da bir sosyal etki analizinin olmamasının ÇED raporundaki önemli eksiklikler olduğu, Toprak Kalitesi Üzerine Etkiler ve Alınacak Önlemler bakımından; arazi ıslah planı, toprak koruma planı ve uygulamanın nasıl yapılacağına dair bir eylem planı ve projesinin ÇED raporunda bulunmamasının eksiklik oluşturduğu, ÇED raporunun yaban hayatı (fauna) ile ilgili kısımlarında ve yer seçiminde büyük eksikliklerin bulunduğu, doğal afetler konusunda herhangi bir inceleme raporu vb. belgenin ÇED raporunun ekinde yer almadığının belirlendiği, proje için seçilen yerin konumu açısından yapılan değerlendirmede; Sinop NGS alanı yer hareketi riskinin değerlendirmesinde IAEA SSG-9’da tanımlanan metodolojiye uyulduğu, buna göre, saha çevresinde, bölge yakınında ve bölgesel ölçeğe kadar fayların ve sismojenik kaynakların belirlendiği, bu fayların ve sismojenik kaynakların özelliklerinin araştırıldığı, maksimum deprem büyüklüğü potansiyelinin değerlendirildiği ve projeye özgü deprem kataloğunun geliştirildiği, yapılan Sismik Tehlike Analizine (STA) dayanarak, Sinop NGS alanının uygunluğunun doğrulandığı, Sinop NGS işletme aşaması su temininin ve oluşan atıksuların arıtımı konusunun ÇED Raporunda büyük ölçüde ayrıntılı bir şekilde ele alındığı, bazı endüstriyel atıksular için debi ve karakteristik özelliklerinin verilmemiş olmasının bu tür atıksu karakterlerinin seçilecek teknolojiye bağımlı olması ile ilgili olabileceği, raporda belirtilen izleme programı eşliğinde atıksuların yasal durumlarla uyumlu olarak yönetiminin oluşturulduğu ve çevresel etkilerinin de yasal düzenlemelerde izin verilen sınırları aşmayacağının belirtilebileceği, eğer proje faaliyetleri nedeniyle zaten kısıtlı olan su kaynakları zarar görürse, işletmenin su gereksiniminin karşılanmasının çok güç göründüğü, ayrıca satın alma yoluyla getirilecek suyun nerede ve hangi şartlar altında depolanacağının; suyun, su kaplarının ve depo alanının sağlık kurallarına uygunluğunun nasıl denetleneceğinin belirtilmediği, Sinop NGS’nin inşaat aşamasında hafriyat işlemlerinin, malzeme kırma eleme ve beton santrallerinin faaliyetlerinden oluşacak PM10 toz emisyonlarının hesaplanmasında eksiklikler bulunduğu ve bu durumun hassas bölgeler dahil çevrede oluşturacağı etkinin yasal sınırların altında kalıp kalmayacağının anlaşılamadığı, işletme safhasında çevresel hava kalitesi üzerinde etkisi olabilecek fosil yakıt yakılmasına ait faaliyetlerden sadece ısı kazanlarına ait emisyonlar dikkate alınarak modelleme yapıldığı ve olası çevresel etkilerin ihmal edilebilir mertebelerde bulunduğu, ancak jeneratörler gibi önemli emisyon kaynaklarının ve ağır taşıtların emisyonlarının da kümülatif olarak çevresel hava kalitesi üzerindeki etkileri yeterince incelenmediği, inşaat aşamasında oluşabilecek konvansiyonel atık türlerine ait kısmen miktar tahmininde bulunulduğu, kısmen de bulunulmadığı, özellikle bu aşamada 14.000 kişinin atıksularının arıtımından kaynaklanacak arıtma çamuru hesabının bulunmadığı, ancak olası atıklarla ilgili belirtilen miktarların bertarafı ile ilgili yasal prosedürlere uyulacağının taahhüt edildiği, bu yönü ile konvansiyonel atıkların yönetiminden çevresel açıdan bir risk oluşumunun söz konusu olmayacağı, proje sonunda sahanın rehabilitasyonunun nasıl yapılacağına dair bir projenin olmamasının NGS projesinin ekolojik etkilerinin değerlendirilmesine dair ayrı bir rapor olması gerekirken bunun olmamasının eksiklik olarak değerlendirildiği, Proje Çalışmaları, Enerji Üretimi İle Santralin Sökümü Sırasında Oluşacak Atıkların Durumu yönünden; Sinop NGS Nihai ÇED raporunda, kurulacak NGS için kurulum, işletme ve devreden çıkarma aşamalarında oluşacak katı, sıvı, gaz formundaki atıklarla ve kullanılmış yakıtlarla ilgili tip miktar, kimyasal, fiziksel ve biyolojik özellikleri belirtilerek, depolama ve bertaraf koşulları, oluşacak emisyonlar ve bunların mevzuat/yönetmeliklerle izin verilen sınırlar içerisinde kalması konuları ile ilgili bilgi verildiğinin görüldüğü, yürürlükteki mevzuata göre izin verilen üst sınırların altında kalma taahhütünün raporda belirtildiğinin görüldüğü, rapor edilen katı, sıvı ve gaz atıklar kullanılmış yakıtların türleri ve depolama, bertaraf ve emisyon konularında önerilen tür, miktar ve yöntemlerin tipik bir nükleer santral için uygun olduğu, ayrıca, öngörülen sistemler ve çalışma koşullarının gerçekleştirilmesi konusu güncel teknik koşullarda ve bilimsel düzeyde yeterli kabul edilebilir düzeyde ele alınarak gerekli süreçlerin ve önlemlerin ortaya koyulduğunun anlaşıldığı, Sinop NGS nihai ÇED raporunda, reaktörlerin inşası, çalışması ve olası kaza durumunda oluşabilecek radyasyon etkisinin ÇED raporunda ayrıntılı olarak belirtildiği, işletmeden çıkarma aşaması için ayrı bir ÇED raporu ve ayrı bir çevresel izleme programının hazırlanacağı ve sunulacağının belirtildiği, projenin gerçekleştirilmesi sırasında halk sağlığı tarafından açısından olumsuz etkilerinin asgari düzeyde kalması için güvenlik sistemlerinin bulunduğu ve gerekli simülasyon/modellemelerle olası doz maruziyetleri ön görülerek doz değerlerinin müsaade edilen seviyelerin altında olduğunun gösterildiği, söz konusu radyasyon etkisine karşı alınacak önlemler açıklanıp alınacak önlemlerin radyasyon etkisini bertaraf etmede yeterli olduğunun görüldüğü, ÇED raporu ekinde Sinop NGS yayılım analizi ve doz değerlendirmesi raporu şeklinde detaylıca bir rapor hazırlandığı, bu ek raporda, Sinop’taki art alan radyasyon seviyesi, sahada inşaat işçilerinin radyasyona maruz kalması, normal işletme sırasında halkın radyasyona maruz kalması, normal işletme sırasında flora ve faunanın radyasyona maruz kalması, kaza durumunda halkın radyasyona maruz kalması gibi durumlar uzmanlar tarafından modellenerek detaylıca çalışıldığı, Sinop NGS üniteleri için, normal işletme ve olası kaza senaryoları sırasında söz konusu olabilecek radyonüklit salınımı nedeniyle ortaya çıkabilecek atmosferik yayılım, yüzey sularında yayılım ve doz hesaplamaları ve buna ek olarak bölgenin doğal radyasyon değerlendirmesinin yapıldığı, raporun, Nükleer Tesislerde Radyasyondan Korunma Yönetmeliği’ne ve Temmuz 2018’de Türk Atom Enerjisi Kurumu (TAEK) tarafından Sinop NGS için hazırlanan Nükleer Güç Santrallerindeki Normal Salımlar ve Gerçekleşebilecek Kazalar için Atmosferik Dağılım ve Doz Hesaplamaları Hakkında Taslak Kılavuza uyularak hazırlandığının görüldüğü, Japon hükümetinin projeden çekildiği ve uluslararası geçerliliği olan bir anlaşma kalmadığı, dolayısıyla nihai ÇED raporunun bu anlamda kabul edilemez eksikliklerle dolu olduğu kanaatinin oluştuğu, “projenin iş sahası çalışmalarının gerek işçi sağlığı ve güvenliği gerekse çevrede yaşayanların sağlık ve güvenliği açısından eksik bırakılan yönleri olduğu, bu konudaki ihtiyaçların karşılanması için alınacak tedbirlerin yeterince açıklanmadığı, Sinop NGS Projesi’nin, raporda taahhüt edilen tedbirlerin alınması şartıyla, yöre tarımına, su ürünlerine, hayvancılığa etkisinin bilimsel esaslara göre kabul edilebilir düzeylerde olduğu kanaatine varıldığı, ÇED raporunda Sinop NGS deşarjının deniz suyu sıcaklığına etkisine yönelik mevzuat çerçevesinde yapılan açıklamaların, model ve hidrobiyolojik izleme faaliyetlerinin ve önlemlerin yeterli olduğu, su alma yapısı ve derin deniz deşarjının termal seyrelme ve dağılım modellemesi, ızgaralar, balık koruyucular, kimyasal madde dozlaması ile detaylı olarak projelendirilerek Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığına sunulmasının gerekli ve uygun olduğu, balıkçılık ve su ürünlerine ilişkin açıklamalar ve önlemler konusunda yeterli olduğu, ÇED raporunun santral alanında su sıcaklığı artışının hidrobiyolojik izlemelerle tespit edilen denizel canlılara (fitoplankton, zooplankton, makroomurgasız ve hassas balık türleri) ekosistem bazında olası etkileri ve biyoçeşitliliğe etkileri konusunda yeterli olmadığı, Sinop NGS Projesi Nihai ÇED raporunun, korunan alanlar, tabiatı koruma alanları, milli parklar ve yaban hayatı geliştirme sahası ve bu gibi korunan alanlar mevzuatı bakımından, uzun dönemde önemli sakıncalar doğuracağı, yer seçiminin bu bakımdan uygun olmadığının değerlendirildiği, olası bir kaza riski durumunda projenin çevresel açıdan oluşturabileceği olumsuz etkilerin ve bu etkilere karşı alınacak önlemlerin ÇED raporunda detaylı şekilde incelenmediği ve böyle bir durumda çevresel etkilere karşı alınması taahhüt edilen önlemlerin bilimsel esaslara göre kabul edilebilir düzeylerde olmadığı kanaati oluştuğu, proje kapsamında santral inşasında çalışan işçiler ve yakın çevresinde yaşayan insanların hayatı ve sağlık güvenliği için alınması gereken tedbirlerin kapsamı ve oluşturulacak sağlık koruma bandının yeterli düzeyde olmadığı, Sinop NGS nihai ÇED raporunda, radyoaktif atık, kullanılmış nükleer yakıt yönetimi, radyoaktif atık yönetimi ilkeleri ve işlemeden çıkarma bölüm VII.10.ve 11.’da, yıllık oluşacak kullanılmış yakıt miktarı ve tüm santral ömrü boyunca oluşacak kullanılmış yakıt miktarı kullanımının yakıt taşınma ve depolanması sırasında alınabilecek önlemler bölüm VII.12’de ve işletme faaliyeti kapatıldıktan sonra olabilecek etkiler ve bu etkinliklere karşı alınacak önlemler ise bölüm IX’da hukuki çerçeve, politika ve strateji, işletmeden çıkarma planı, atık yönetimi, çevresel etkiler ve alınacak önlemler ve rehabilitasyon çalışmaları başlıkları altında detaylı olarak açıklandığı, ayrıca, nihai bertaraf işleminin ilgili Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nde yükümlü kılınmış kurum tarafından kurulacak olan bertaraf tesisinde yapılacağı ve söz konusu tesise iş ve işlemleri içeren ayrı bir ÇED raporu hazırlanacağının belirtildiği, bertaraf yöntemleri ile ÇED raporunda belirtilerek, çevresel etkilerin, alınması taahhüt edilen önlemlerle giderilmesinin bilimsel esaslara göre kabul edilebilir düzeylerde olduğu rapora ek olarak sunulan NGS yayılım analizi ve doz değerlendirmesi raporu kısmında çalışıldığının görüldüğü” yönünde görüş ve kanaatlere yer verildiği belirtilmiştir.
Kararda; yukarıda özetine yer verilen bilirkişi raporunun, rapora karşı davacı, davalı idare ve müdahiller tarafından yapılan itirazların, ilgili mevzuat ile dava dosyasında yer alan tüm bilgi ve belgelerin incelenmesinden; bilirkişi raporundaki bir kısım tespit ve kanaatlerin hükme esas alınabilecek nitelikte olduğu, bir kısımının ise karar ayrıntısına yer verilen gerekçelerle hükme esas alınabilmesine olanak bulunmadığı belirtilerek, dava konusu işlem tesis edilmeden önce usulüne ve mevzuata uygun olarak gerekli işlemlerin yapıldığı, ilgili kamu kurum ve kuruluşlarından görüşlerinin alındığı, gereken bilimsel raporların hazırlandığı, ÇED raporunun kapsam yönünden asgari gereklilikleri taşıdığı, proje konusu yatırımın tanımının, özelliklerinin, ömrü ve hizmet maksatlarının, önem ve gerekliliğinin, projenin yer ve teknoloji alternatifleri ile proje için seçilen yerin koordinatlarının ÇED raporunda ayrıntılı olarak ele alındığı, diğer taraftan, ÇED raporunda projenin çevresel etkilerinin yeterince irdelendiği ve mevzuata uygun olarak alınacak önlemlere yer verildiği, bazı hususlardaki eksiklerin ise lisanslandırma ve işletme sürecinde giderilmesi gerektiğinden, ÇED raporunda bulunmamasının dava konusu ÇED Olumlu kararını hukuka aykırı hale getirmeyeceği değerlendirilerek, dava konusu işlemin hukuka, mevzuata ve kamu yararına uygun olduğu sonucuna varılmıştır.
Belirtilen gerekçelerle; davanın reddine karar verilmiştir.
TEMYİZ EDENİN İDDİALARI: Davacı tarafından; dava konusu işlemin dayanağı ÇED raporunda, projenin gerçekleştirilmesi, teknolojisi, finansmanı, maliyeti, ekonomik etki değerlendirilmesi, sökümü, işletilmesi, enerji satışı, iletim hatları gibi konularda Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Japonya Hükümeti arasında imzalanan uluslararası anlaşma hükümlerinin esas alındığı, ancak, Japonya Hükümetinin anlaşmadan çekildiği, ÇED raporuna göre, uluslararası anlaşma hükümlerine uygun olarak kullanılacağı belirtilen reaktör olan ATMEA1 basınçlı su reaktörünün … ve … firmalarının ortak yapımı olduğu ve bu şirketlerin adına tescilli olan bu teknolojinin, başka firmalar tarafından kullanılmasına olanak bulunmadığı, dolayısıyla, santralin teknolojisi ve bu kapsamdaki çevresel etkiler, güvenlik ve önlemlere ilişkin unsurların da geçerliliğinin bulunmadığı, tüm bu hususlar göz önüne alındığında, uygulanamayacağı açık olan bir proje için hazırlanan ÇED raporuna dayanılarak tesis edilen işlemin iptalinin gerektiği, öte yandan; İdare Mahkemesince, uyuşmazlığın çözümünün teknik bilgi ve uzmanlığı gerektirmesi nedeniyle bilirkişi incelemesi yaptırılmasına karar verilmesine ve bilirkişi raporundaki tespit ve değerlendirmelerle ÇED raporunda birçok konuda eksiklikler olduğunun ortaya konulmasına rağmen, bilirkişi raporunun bu kısımları hükme esas alınmayarak, hakimin hukuki bilgisiyle çözemeyeceği hususlarda Mahkeme tarafından değerlendirme yapıldığı, ayrıca, Mahkeme kararında ve bilirkişi raporunun karara esas alınan bölümlerinde yer verilen, nükleer santrallerin temiz enerji kaynağı olduğu, dünyada artış trendi gösterdiği, yenilenebilir enerji kaynaklarına göre avantajlarının bulunduğu ve arz güvenliğinin ancak fosil kaynaklar veya nükleer enerji ile sağlanabileceği yolundaki tespitlerin gerçekle bağdaşmadığı, nitekim, dünyada nükleer santrallerin enerji üretimindeki payının gerilediği, yatırım maliyetinin çok yüksek olduğu, uyuşmazlığa konu projenin teknolojisi, yakıtı ve finansmanının bütünüyle dışa bağımlı olduğu göz önüne alındığında arz güvenliği sağlayabilme olanağının da bulunmadığı, enerji ihtiyacının alternatif kaynaklarla karşılanabilmesinin mümkün olduğu da dikkate alındığında, dava konusu işlemde kamu yararı bulunmadığı belirtilerek, temyize konu kararın bozulması gerektiği ileri sürülmüştür.
KARŞI TARAFIN SAVUNMASI: 1- Davalı tarafından; ÇED Yönetmeliğinin 8. maddesi kapsamında hazırlanan ÇED başvuru dosyasının 27/12/2017 tarihinde Bakanlığa sunulması sonrasında, ÇED Yönetmeliği’nin ilgili maddelerindeki sürecin işletildiği, bu kapsamda, süreç tamamlanıncaya kadar projeye ilişkin görüş, soru ve önerilerin değerlendirilmesi amacıyla gereken tüm ilanların usulüne uygun olarak yapıldığı, İnceleme ve Değerlendirme Komisyonu oluşturularak kurum görüşlerinin alındığı, halkın katılımı toplantısının yapıldığı, sonuç olarak, komisyon tarafından belirlenen özel format uyarınca hazırlanan ÇED raporunda, projenin gerek inşaat, gerekse işletme dönemine ilişkin çevresel etkilerinin kapsamlı olarak incelendiği, olumsuz etkilerinin giderilmesi için gereken önlemlerin belirlendiği, bunun modelleme çalışmalarıyla desteklendiği, yapılan hesaplamaların ve değerlendirmelerin yeterli düzeyde veri, bilgi ve belgeye dayandırıldığı gözetilerek dava konusu işlemle ÇED Olumlu kararı verildiği, ülkemizde enerji üretim kaynaklarının çeşitlendirilmesi, fosil yakıta bağımlılığın azaltılması, arz güvenliğinin artırılması için NGS’lerin kurulmasına ihtiyaç bulunduğu, öte yandan; bilirkişi raporundaki bazı değerlendirme ve tespitler herhangi bir bilimsel ve somut veriye dayanmadığından, İdare Mahkemesince hükme esas alınmamasının yerinde olduğu belirtilerek, usul ve hukuka uygun olan temyize konu kararın onanması gerektiği savunulmuştur.
2- Davalı yanında müdahiller tarafından; Japonya ile imzalanan uluslararası anlaşmanın geçerliliğinin kalmamasının dava konusu işlemin iptalini gerektirmediği, projeye konu sahada bir NGS kurulmasına ilişkin çalışmaların devam ettiği, başka bir tedarikçi ile santral yapımının söz konusu olabileceği, davacının Japonya hükümetinin anlaşmadan çekilmesi nedeniyle ATMEA1 basınçlı reaktör teknolojisinin kullanılamayacağına yönelik iddiasının gerçeği yansıtmadığı, öte yandan; ÇED kararlarının projeye yönelik olduğu, nitekim ÇED Yönetmeliği’nin 21. maddesi uyarınca proje sahibinin değişebileceği, ayrıca; bilirkişi raporunun takdiri delil niteliği taşıdığı ve hakimin bilirkişi raporu doğrultusunda karar verme zorunluluğu bulunmadığı, bilirkişi raporundaki bazı tespit ve değerlendirmeler açıkça mevzuata aykırı olduğundan, bu çerçevede gerekçeleri belirtilerek İdare Mahkemesince hükme esas alınmamasında usul hükümlerine ve hukuka aykırılık bulunmadığı, Dünyada nükleer santrallerden vazgeçilmesinin söz konusu olmadığı, aksine, 56 adet inşaat aşamasında olan reaktör bulunduğu, ülkemizde güneş, rüzgâr, hidroelektrik ve bunlar gibi yenilenebilir enerji kaynaklarının tamamı bir anda değerlendirilse bile, yine de dış kaynaklı doğal gaz kömürü ve nükleer birincil enerjiye dayalı elektrik açığının olacağı, işletmede karbon ayak izinin oldukça düşük olması, enerji arz ve temin güvenliği ile güvenilirliği dikkate alındığında, NGS’lerin zorunluluk arz ettiği, bu santrallerin elektrik üretiminde kullanılmasının enerjide dışa bağımlılığı azaltacağı ve kaynak çeşitliliğini artıracağı ileri sürülerek, davanın reddi yolundaki temyize konu kararın onanması gerektiği savunulmuştur.
DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ …’NUN DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin kabulü ile Mahkeme kararının Daire kararında yer verilen gerekçelerle bozulması gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Altıncı Dairesince, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 17. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca davacının duruşma istemi yerinde görülmeyerek, Tetkik Hakiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra Üye…’in 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun “İvedi yargılama usulü” başlıklı 20/A maddesinin (i) bendi uyarınca, Dairemizce bilirkişilerden ek rapor alınması gerekirse yeniden keşif ve bilirkişi incelemesi yapılarak sonucuna göre karar verilmesi gerektiği yolundaki usule ilişkin azlık oyuna karşın, Mahkemece maddi olay açıklığa kavuşturulmadığından, bu aşamada temyiz isteminin esasının görüşülemeyeceği sonucuna varılarak, işin gereği görüşüldü;
İNCELEME VE GEREKÇE:
MADDİ OLAY:
Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanlığının 17/07/2012 tarihli ve 651 sayılı oluru ile Sinop NGS Sahası ve yer tespiti de dahil vapılacak çalışmalar neticesinde belirlenecek üçüncü NGS proje sahasında hazırlık ve etüt çalışmaları yapmak veya yaptırmak ve benzeri her türlü çalışmayı yürütmek üzere Elektrik Üretim A.Ş. Genel Müdürlüğü görevlendirilmiştir. Bu görevlendirme kapsamında Elektrik Üretim A.Ş. Genel Müdürlüğü tarafından Sinop İli, İnceburun Yarımadasının kuzey sahasında bir NGS kurmak amacıyla Türkiye Atom Enerjisi Kurumuna başvuruda bulunulmuş ve 22/08/2012 tarihinde “Kurucu” olarak tanınmıştır.
03/05/2013 tarihinde, “Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Japonya Hükümeti Arasında Türkiye Cumhuriyeti’nde Nükleer Güç Santrallerinin ve Nükleer Güç Sanayisinin Geliştirilmesi Alanında İşbirliğine İlişkin Anlaşma” ile “Türkiye Cumhuriyeti’nde Nükleer Güç Santrallerinin ve Nükleer Güç Sanayisinin Geliştirilmesine Dair İşbirliği Zaptı” imzalanmış ve 23/05/2015 tarihinde onaylanmıştır. Uluslararası Anlaşma çerçevesinde ülkemizde hem nükleer güç santrallerinin hem de nükleer güç sanayisinin tüm yönleriyle geliştirilmesine yönelik Japonya ile yapılacak işbirliğinin kapsamı tanımlanmıştır, ayrıca, bu Anlaşmaya, projenin detaylandırıldığı ve projeye ilişkin Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile proje şirketinin hak ve yükümlülüklerini belirleyen “Ev Sahibi Hükümet Anlaşmasının Esas Unsurları” da ek olarak ilave edilmiştir.
Bu kapsamda; 2015/8022 sayılı Bakanlar Kurulu Kararına istinaden, sermayesinin %100’ü Elektrik Üretim A.Ş. Genel Müdürlüğüne ait olmak üzere, yurt içinde uluslararası anlaşmalar çerçevesinde belirlenen faaliyetler ile yurt dışında elektrik enerjisi üretimi ve ticareti ile yakıt ve atık yönetimine yönelik faaliyetleri yerine getirmek amacıyla Jersey Kanal Adalarında … şirketi kurulmuş, şirketin Türkiye Merkez Şubesi tarafından, Sinop ili, Merkez İlçesi, … Köyü, … Mevkiinde yapımı planlanan “Sinop NGS” projesi için hazırlanan ÇED başvuru dosyası 27/12/2017 tarihinde Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığına sunulmuş ve anılan tarihte yürürlükte olan ÇED Yönetmeliği’nin ilgili maddeleri uyarınca işletilen süreç sonucunda, … tarih ve … sayılı işlem ile “ÇED Olumlu” kararı verilmiş, bakılan dava bu işlemin iptali istemiyle açılmıştır.
İLGİLİ MEVZUAT:
2872 sayılı Çevre Kanunu’nun 2. maddesinde; çevresel etki değerlendirmesi, “gerçekleştirilmesi plânlanan projelerin çevreye olabilecek olumlu ve olumsuz etkilerinin belirlenmesinde, olumsuz yöndeki etkilerin önlenmesi ya da çevreye zarar vermeyecek ölçüde en aza indirilmesi için alınacak önlemlerin, seçilen yer ile teknoloji alternatiflerinin belirlenerek değerlendirilmesinde ve projelerin uygulanmasının izlenmesi ve kontrolünde sürdürülecek çalışmalar” olarak tanımlanmış; 10. maddesinde; “Gerçekleştirmeyi plânladıkları faaliyetleri sonucu çevre sorunlarına yol açabilecek kurum, kuruluş ve işletmeler, Çevresel Etki Değerlendirmesi Raporu veya proje tanıtım dosyası hazırlamakla yükümlüdürler. Çevresel Etki Değerlendirmesi Olumlu Kararı veya Çevresel Etki Değerlendirmesi Gerekli Değildir Kararı alınmadıkça bu projelerle ilgili onay, izin, teşvik, yapı ve kullanım ruhsatı verilemez; proje için yatırıma başlanamaz ve ihale edilemez. Çevresel Etki Değerlendirmesine tâbi projeler ve Stratejik Çevresel Değerlendirmeye tâbi plân ve programlar ve konuya ilişkin usûl ve esaslar Bakanlıkça çıkarılacak yönetmeliklerle belirlenir.” hükmüne yer verilmiştir.
25/11/2014 tarih ve 29186 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren ve dava konusu işlem tarihinde yürürlükte bulunan Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliği’nin 4. maddesinde; “Çevresel etki değerlendirmesi raporu: Ek-1 listesinde yer alan veya Bakanlıkça “Çevresel Etki Değerlendirmesi Gereklidir” kararı verilen bir proje için belirlenen Özel Formata göre hazırlanacak raporu, Çevresel etki değerlendirmesi raporu özel formatı: Çevresel Etki Değerlendirmesi Raporunun hazırlanmasında esas alınmak üzere; Komisyon tarafından projenin önemli çevresel boyutları ile Halkın Katılımı Toplantısındaki görüş ve öneriler göz önüne alınmak suretiyle ek-3’teki Çevresel Etki Değerlendirmesi Genel Formatında belirtilen ana başlıklar altında ele alınması gereken konuları tanımlayan formatı, h) Çevresel etki değerlendirmesi olumlu kararı: Çevresel Etki Değerlendirmesi Raporu hakkında Komisyon tarafından yapılan değerlendirmeler dikkate alınarak, projenin çevre üzerindeki muhtemel olumsuz etkilerinin, alınacak önlemler sonucu ilgili mevzuat ve bilimsel esaslara göre kabul edilebilir düzeylerde olduğunun belirlenmesi üzerine projenin gerçekleşmesinde çevre açısından sakınca görülmediğini belirten Bakanlık kararını, … ifade eder.” olarak tanımlanmış, 6. maddesinde; “(1) Bu Yönetmelik kapsamındaki bir projeyi gerçekleştirmeyi planlayan gerçek veya tüzel kişiler; Çevresel Etki Değerlendirmesine tabi projeleri için; ÇED Başvuru Dosyasını, ÇED Raporunu, Seçme Eleme Kriterleri uygulanacak projeler için ise Proje Tanıtım Dosyasını, Bakanlıkça yeterlik verilmiş kurum/kuruluşlara hazırlatmak, ilgili makama sunulmasını sağlamak ve proje kapsamında verdikleri taahhütlere uymakla yükümlüdürler. (2) Kamu kurum/kuruluşları, bu Yönetmelik hükümlerinin yerine getirilmesi sürecinde proje sahiplerinin veya Bakanlıkça yeterlik verilmiş kurum/kuruluşların isteyeceği konuya ilişkin her türlü bilgi, doküman ve görüşü vermekle yükümlüdürler. (3) (Değişik:RG-26/5/2017-30077) Bu Yönetmeliğe tabi projeler için “Çevresel Etki Değerlendirmesi Olumlu” kararı veya “Çevresel Etki Değerlendirmesi Gerekli Değildir” kararı alınmadıkça bu projelerle ilgili teşvik, onay, izin, yapı ve kullanım ruhsatı verilemez, proje için yatırıma başlanamaz ve ihale edilemez. Ancak bu durum söz konusu teşvik, onay, izin ve ruhsat süreçlerine başvurulmasına engel teşkil etmez. (4) Bu Yönetmelik hükümlerine göre karar tesis edilmeden önce, projenin gerçekleştirilmesinin mevzuat bakımından uygun olmadığının tespiti halinde, aşamasına bakılmaksızın süreç sonlandırılır.” kuralına, 7. maddesinde ise; “(1) Bu Yönetmeliğin; a) Ek-1 listesinde yer alan projelere, b) “ÇED Gereklidir” kararı verilen projelere, c) Kapsam dışı değerlendirilen projelere ilişkin kapasite artırımı ve/veya genişletilmesinin planlanması halinde, mevcut proje kapasitesi ve kapasite artışları toplamı ile birlikte projenin yeni kapasitesi ek-1 listesinde belirtilen eşik değer veya üzerinde olan projelere, ÇED Raporu hazırlanması zorunludur.” kuralına yer verilmiştir.
Aynı Yönetmeliğin Ek-III bölümünde; Çevresel Etki Değerlendirmesi Genel Formatının ihtiva etmesi gereken hususlar düzenlenmiş, Bölüm I: Projenin tanımı ve özellikleri; a) Proje konusu yatırımın tanımı, özellikleri, ömrü, hizmet maksatları, önem ve gerekliliği, b) Projenin yer ve teknoloji alternatifleri, proje için seçilen yerin koordinatları Bölüm II: Proje Yeri ve Etki Alanının Mevcut Çevresel Özellikleri; Proje alanının ve önerilen proje nedeniyle etkilenmesi muhtemel olan çevrenin; nüfus, fauna, flora, jeolojik ve hidrojeolojik özellikler, doğal afet durumu, toprak, su, hava, atmosferik koşullar, iklimsel faktörler, mülkiyet durumu, kültür varlığı ve sit özellikleri, peyzaj özellikleri, arazi kullanım durumu, hassasiyet derecesi (Ek-5’deki Duyarlı Yöreler Listesi de dikkate alınarak) benzeri özellikleri Bölüm III: Projenin İnşaat ve İşletme Aşamasında Çevresel Etkileri ve Alınacak Önlemler, Projenin; a) Çevreyi etkileyebilecek olası sorunların belirlenmesi, kirleticilerin miktarı, alıcı ortamla etkileşimi, kümülatif etkilerin belirlenmesi, b) Sera gazı emisyon miktarının belirlenmesi ve emisyonların azaltılması için alınacak önlemler, c) Projenin çevreye olabilecek olumsuz etkilerinin azaltılması için alınacak önlemler, ç) İzleme Planı (inşaat dönemi), Bölüm IV: Halkın Katılımı; a) Projeden etkilenmesi muhtemel ilgili halkın belirlenmesi ve halkın görüşlerinin çevresel etki değerlendirmesi çalışmasına yansıtılması için önerilen yöntemler, b) Görüşlerine başvurulması öngörülen diğer taraflar, Notlar ve Kaynaklar; Ekler: Çevresel Etki Değerlendirmesi Başvuru Dosyası hazırlanmasında kullanılan bilgi ve belgeler ile raporda kullanılan tekniklerden rapor metninde sunulamayan belgeler, Proje için seçilen yerin koordinatları, Proje için belirlenen yer ve alternatiflerinin varsa; çevre düzeni, nazım, uygulama imar planı, vaziyet planı veya plan değişikliği teklifleri, Proje ile ilgili olarak daha önceden ilgili kurumlardan alınmış belgeler şeklinde düzenlemeler yer almıştır.
Diğer yandan; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 31. maddesinin yollamada bulunduğu 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 266. maddesinde; “Mahkeme, çözümü hukuk dışında, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hâllerde, taraflardan birinin talebi üzerine yahut kendiliğinden, bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar verir. Hâkimlik mesleğinin gerektirdiği genel ve hukuki bilgiyle çözümlenmesi mümkün olan konularda bilirkişiye başvurulamaz.” hükmü yer almış, 279. maddesinin 2. fıkrasında; bilirkişi raporunda, gözlem ve inceleme konusu yapılan maddi vakıalar, gerekçe ve varılan sonuçlarla, bilirkişiler arasında görüş ayrılığı varsa, bunun sebebinin bulunması gerektiği, azınlıkta kalan bilirkişinin, oy ve görüşünü ayrı bir rapor hâlinde de mahkemeye sunabileceği belirtilmiştir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
İdare Mahkemesince; uyuşmazlığın çözümünün özel ve teknik bilgi gerektirmesi nedeniyle, Üniversitelerin, Mühendislik Fakültesi Nükleer Bilimler Enstitüsü Bölümü, Orman Mühendisliği Fakültesi, Ziraat Fakültesi Su Ürünleri Mühendisliği Bölümü, Mühendislik Fakültesi Jeoloji Mühendisliği Bölümü, Çevre Mühendisliği Bölümü, Uçak ve Uzay Bilimleri Fakültesi Meteoroloji Mühendisliği Bölümü, Fen Edebiyat Fakültesi Hidrobiyoloji Anabilim Dalı, Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Bölümü, Mühendislik Fakültesi Elektrik Mühendisliği Bölümü, Fen Edebiyat Fakültesi Bölümü, Mühendislik Fakültesi Jeofizik Bölümü ve İnşaat Fakültesi İnşaat Mühendisliği Bölümü öğretim üyelerinden oluşan bilirkişi heyeti ile 07/06/2021 tarihinde keşif ve bilirkişi incelemesi yaptırılmış, dosyaya sunulan bilirkişi raporundaki; ÇED raporunda, seçilen teknolojinin uygunluğu ve yeterliliği, alternatif teknolojiler arasındaki yeri, alternatifleri değerlendirmedeki yeterlilik, nükleer kazalar, Nükleer Santrallerin Uluslararası denetim usul ve esasları hakkında genel uygulama çerçevesinde projenin uluslararası kriterlere uygunluğu bakımından, yeterli ve gerekli değerlendirmelerin yapıldığı, projenin IAEA tarafından önerilen güvenlik ve işletme standartlarına uygun özellikleri bünyesinde taşıdığı, proje uygulaması sırasında alınacak tüm tedbirlerin, güvenlik ve denetimlerin, projenin güvenli işletilmesi için uluslararası nükleer güvenlik ve güvence denetimi ile nükleer emniyet usul ve uygulamalarındaki kriterlere uygun olduğu; ülkemizde güneş, rüzgâr, hidroelektrik ve bunlar gibi yenilenebilir enerji alternatif kaynaklarının tamamı bir anda değerlendirilse bile yine de dış kaynaklı doğal gaz kömürü ve nükleer birincil enerjiye dayalı elektrik açığının çok fazla olduğu, uyuşmazlığa konu Sinop NGS’nin özellikle doğal gaz ve kömüre dayalı enerji üretim sistemlerine göre aktif ve pasif güvenlik sistemleri ile donatılması, çevresel radyoaktif salınımın son derece düşük olması, devamlı izleme sistemleriyle izlenmesi, ara verilmeksizin en az bir yıl süreyle yakıt değiştirmeksizin çalışabilmesi ve santral veriminin çağdaşlarına göre nispeten yüksek olması nedeniyle avantajlı bir durumda olduğu, nükleer enerji ile diğer enerji kaynakları arasında bir kıyaslama yapıldığında nükleer santrallerin teknolojik olgunluğunu kanıtlamış, temiz enerji özeliğine sahip vazgeçilmez elektrik enerjisi üretim sistemleri olduğu; ÇED sürecinin Bakanlık tarafından hem idari hem de teknik olarak uygun şekilde yürütüldüğü, hazırlanan ÇED raporunun kapsamının asgari gereklilikleri kapsadığı, proje konusu yatırımın tanımı, özellikleri, ömrü, hizmet maksatları, önem ve gerekliliği ile projenin yer ve teknoloji alternatifleri ile proje için seçilen yerin koordinatlarının ÇED raporunda ayrıntılı olarak belirtildiği, projeden etkilenen çevresel parametrelerin raporda detaylı bir şekilde ele alındığı, parametrelerin öncelikle mevcut durumlarına raporda yer verildiği, bu parametrelerin projenin inşaat ve işletme aşamasındaki etkilerinin minimuma indirilmesine yönelik tedbirlerden bahsedildiği yolundaki tespit ve değerlendirmeler ile bilirkişi raporunun; proje alanının jeolojik açıdan bir sorun teşkil etmediği; su temini ve oluşan atık suların arıtımı hususun ÇED raporunda büyük ölçüde ayrıntılı bir şekilde ele alındığı, bazı endüstriyel atıksular için debi ve karakteristik özelliklerinin verilmemiş olmasının bu tür atıksu karakterlerinin seçilecek teknolojiye bağımlı olması ile ilgili olabileceği, raporda belirtilen izleme programı eşliğinde, atıksuların yönetiminin ilgili mevzuatla uyumlu olarak oluşturulduğu ve çevresel etkilerinin de düzenlemelerle izin verilen sınırları aşmayacağı; projenin işletme döneminde radyolojik olmayan emisyonlar nedeniyle santral civarında ve yerleşim alanlarında herhangi bir önemli etkinin beklenmediği, ÇED raporunda, işletme safhasında çevresel hava kalitesi üzerinde etkisi olabilecek fosil yakıt yakılmasına ait faaliyetlerden sadece ısı kazanlarına ait emisyonlar dikkate alınarak modelleme yapıldığı ve olası çevresel etkilerin ihmal edilebilir düzeylerde bulunduğu; konvansiyonel atıklara yönelik olarak, bütün atık türleri için miktarların belirtilmesi gerektiği, ancak ÇED raporunda, bir takım atık türlerinin miktarlarının belirtilmediğinin görüldüğü, bununla birlikte olası atıkların bertarafı ile ilgili yasal prosedürlere uyulacağı taahhüt edildiğinden, konvansiyonel atıkların yönetiminin çevresel açıdan bir risk oluşturmayacağı; ÇED raporunda, proje çalışmaları, enerji üretimi ile santralin sökümü sırasında oluşacak katı, sıvı, gaz formundaki radyoaktif atıklarla ve kullanılmış yakıtlarla ilgili tip miktar, kimyasal, fiziksel ve biyolojik özelliklerinin belirtilerek, depolama ve bertaraf koşulları, oluşacak emisyonlar ve bunların mevzuatta izin verilen sınırlar içerisinde kalması konuları ile ilgili bilgi verildiği, yürürlükteki mevzuata göre izin verilen üst sınırların altında kalınacağının taahhüt edildiği, katı, sıvı ve gaz atıklar ile kullanılmış yakıtların türleri ve depolama, bertaraf ve emisyon konularında önerilen tür, miktar ve yöntemlerin tipik bir nükleer santral için uygun olduğu, öngörülen sistemler ve çalışma koşullarının gerçekleştirilmesi konusunun güncel teknik koşullarda ve bilimsel düzeyde yeterli kabul edilebilir düzeyde ele alınarak gerekli süreçlerin ve önlemlerin ortaya konulduğu; ÇED raporunda, proje kapsamında reaktörlerin inşası, sökümü ve üretim aşamasında oluşabilecek radyasyon etkisi bakımından ayrıntılı değerlendirmelere yer verildiği, projenin gerçekleştirilmesi sırasında halk sağlığı açısından olumsuz etkilerinin asgari düzeyde kalması için gereken güvenlik sistemlerinin oluşturulduğu, gerekli modelleme çalışmalarıyla doz değerlerinin müsaade edilen seviyelerin altında kaldığının ortaya konulduğu, alınacak önlemlerin radyasyon etkisini bertaraf etmede yeterli olduğu, hazırlanan yayılım analizi ve doz değerlendirmesi raporunda Sinop’taki art alan radyasyon seviyesi, sahada inşaat işçilerinin radyasyona maruz kalması, normal işletme sırasında halkın radyasyona maruz kalması, normal işletme sırasında flora ve faunanın radyasyona maruz kalması, kaza durumunda halkın radyasyona maruz kalması gibi durumların modellendiği, normal işletme ve olası kaza senaryoları sırasında söz konusu olabilecek atmosferik yayılım, yüzey sularında yayılım ve doz hesaplamaları ve buna ek olarak bölgenin doğal radyasyon değerlendirmesinin ilgili mevzuata uygun olarak yapıldığı; ÇED raporunda, radyoaktif atık, kullanılmış nükleer yakıt yönetiminin, yıllık oluşacak kullanılmış yakıt miktarı ve tüm santral ömrü boyunca oluşacak kullanılmış yakıt miktarının, yakıt taşınma ve depolanması sırasında alınabilecek önlemlerin ve işletme faaliyeti kapatıldıktan sonra olabilecek etkiler ve bu etkinliklere karşı alınacak önlemlerin detaylı olarak açıklandığı, bertaraf yöntemleri ile çevresel etkilerin, alınması taahhüt edilen önlemlerle giderilmesinin bilimsel esaslara göre kabul edilebilir düzeylerde olduğu; proje sahasında tarım alanının yer almadığı, tarım arazilerinin ihtiyaç duyduğu su miktarı teminine ilişkin olumsuz bir durum beklenmediği, arazi hazırlık ve inşaat dönemindeki faaliyetlerden kaynaklanacak toz ve çalışacak olan iş makinelerinden kaynaklanacak olan egzoz gazı emisyonlarında sınır değerlerin sağlandığı, projenin tarım alanları üzerinde olumsuz etkisinin beklenmediği, ÇED raporunda taahhüt edilen tedbirlerin alınması şartıyla, projenin yöre tarımına, su ürünlerine, hayvancılığa etkisinin bilimsel esaslara göre kabul edilebilir düzeylerde olduğu, proje inşaatından sonra arazi ıslahı konusunda ne tür çalışmaların yapılacağının ÇED raporunda detaylı bir şekilde anlatıldığı, peyzaj onarım planı hazırlandığı ve bunun yeterince detaylı olduğu ve projenin ıslah çalışmaları için yeterli özellik taşıdığı; ÇED raporunda yer verilen projenin soğutma suyu kullanımı ve deşarjına ilişkin olarak yapılan hidrodinamik modelleme, buna ilişkin rapor, ilave rapor ve çalışmalar sonucunda deşarj hatlarının boylarının uzatılmasına yönelik çalışmaların uygun olduğu, yapılan ön tetkiklerin ve fauna-flora belirlenmesi çalışmalarının literatür bilgilerine dayandığı ve kabul edilebilecek çalışmalar ile desteklendiği, projenin uygulanması ve denizel ortamda meydana gelebilecek risklerin önlenmesi aşamasında ilgili mevzuat ve bilimsel yöntemlere başvurulduğu, deniz suyu kalitesinin izlenmesi faaliyetleri kapsamında yapılan çalışmaların yeterli bulunduğu; ÇED raporunda, Karadeniz canlı yaşamına yönelik ön tetkiklere ilişkin bilgilere yer verildiği, bunların literatür bilgileri ile desteklendiği, gerek inşaat gerekse işletme dönemine ait yeterli tedbirlerin alınacağının taahhüt edildiği, projenin uygulanması esnasında meydana gelebilecek risklerin önlenmesi konusunun ilgili mevzuatla açıklandığı, yolundaki tespit ve değerlendirmelerin ilgili mevzuat ve nihai ÇED raporu çerçevesinde incelenmesi neticesinde hükme esas alınabilecek nitelikte olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
Öte yandan, İdare Mahkemesince, bilirkişi raporundaki; projenin hava konusunda etkisine yönelik yapılan değerlendirmede; jeneratörler gibi önemli emisyon kaynaklarının ve ağır taşıtların emisyonlarının kümülatif olarak çevresel hava kalitesi üzerindeki etkilerinin yeterince incelenmediği, hidrobiyoloji açısından yapılan değerlendirmede; ÇED raporunda alınan tedbirlerin uygulama aşamasında denetlenmesi esnasında nasıl bir yol izleneceği ve belirli bir uzmanlık gerektiren bu işlemlerin nasıl yapılacağı noktasında açıklamalara yer verilmediği, ÇED raporunda; yer seçimi kriterleri olarak, sit alanı, kültürel ve doğal korunması gereken varlıklar, korunan alan ve habitatlar, milli park alanı, sulak alan/Ramsar alanları, yaban hayatı koruma sahası gibi doğa koruma kriterlerine yer verilmediği, ÇED raporunda; çevresel etki alanının 1005,8 hektarlık proje sahası ile sınırlanmış olmasının ve ÇED raporundaki ölçümlerin bu alanla sınırlı kalmasının önemli bir eksiklik olduğu ve kümülatif etkinin, çevredeki sanayi tesislerinin, entegre tesislerin ve etkileşim alanındaki çevre unsurlarının doğrudan doğruya ve birbirleri üzerinden dolaylı olarak çevre bileşenleri üzerine olan etkisini ifade ettiği ve bir matrix modellemeyi gerektirdiği, bu tür bir modellemenin ise ÇED raporunda bulunmadığı, ÇED raporunda; proje tamamlandıktan sonra, sahanın ağaçlandırılması, rehabilitasyonu vb. konularında neler yapılacağı, arazi kullanımı üzerine olası etkileri konusunda bir bilgi ve çalışmaya yer verilmediği ve bitkisel toprağın depolanma şeklinin su ve rüzgar erozyonuna sebep olacağı ve tarım seracılık vb. alanlarda kullanılması için bir projenin olmadığı, Bozburun Yaban Hayatı Koruma Sahasının proje alanı bitişiğinde olduğu ifade edilmekte ise de, ÇED raporunun birçok yerinde bu alanın proje sahası içinde olduğunun ifade edilmesi nedeniyle tutarsızlık bulunduğu, proje alanının etrafının tel örgü ile çevreleneceği ve bu sınırlandırmanın yaban hayatı yaşam alanlarına müdahale olarak nitelendirilebileceği, alanın bitişik sınırında Bozburun Yaban Hayatı Geliştirme Sahası, yaklaşık 4,2 km mesafede ise Sarıkum Tabiatı Koruma Alanı ve yaklaşık 3,1 km mesafede Hamsilos Tabiat Parkı bulunduğu, bu nedenle projenin yer seçiminin Milli Parklar Kanunu ve Doğa Koruma mevzuatı bakımından uygun olmadığı, ayrıca, proje kapsamında 2873 sayılı Milli Parklar Kanunu’na tabi alanların sınırlarından ve sınır içinden hiçbir şekilde servis yolu geçirilmeyeceğinin ifade edildiği ancak, uygulama konusunda bir eylem planına ÇED raporunda yer verilmemesinin eksiklik olduğu, ÇED raporunda; proje alanının Devlet Ormanı (endüstriyel orman) olarak sınıflandırılmış olduğunun belirtildiği ancak, alana yönelik yangın eylem planının, ekolojik etki değerlendirmesi raporunun, ağaçlandırma projesinin ve rehabilitasyon projesinin bulunmadığı, sosyal etki analizinin yapılmadığı, silvikültürel uygulama için plan hazırlanmadığı, orman arazi izinleri için aranan kamu yararı ve zaruret olması gerektiğine dair bir karara rastlanmadığı, keşif sırasında sahanın temizlendiği ve ÇED raporunda belirtildiği gibi yaklaşık 480 bin ağaç kesildiği, orman ön izni ile ağaçların kesilmesinin, orman mevzuatına uygun olmadığı, hava kirliliği emisyonlarının orman vejetasyonuna etkisinin modellenmediği projenin bölge ekosistemine etkilerine yönelik yeterli inceleme yapılmadığı, proje sahasına ilişkin olarak ÇED raporunda; deprem, depremsellik, tsunami, jeolojik, jeoteknik, aktif faylar, doğal afetler, yapıların tasarımı konularında yeterli değerlendirme ve açıklamaların bulunmadığı, Nükleer Tesislere Lisans Verilmesine İlişkin Tüzük hükümleri uyarınca yer lisansı alınabilmesi için hazırlanması gereken yer raporu değerlendirilmeden ve onay sürecinden geçmeden ÇED olumlu kararı verilmesinin yerinde olmadığı, Sinop NGS alanı içindeki tüm yapıların tasarımı için yeterli incelemenin ÇED raporunda yer almadığı, ayrıca, zemin etüd raporunun bulunmamasının ve deprem tehlikesi için gerekli parametrelerin belirlenmemesinin eksiklik olduğu, alandaki ağaçların kesilmiş olmasına, jeolojik yapı ve zemin özelliklerine bağlı olarak heyelan riskinden söz edilebileceği, bölgenin doğal afetler yönünden incelenmesi, fay ve fay aktivitesi hakkındaki değerlendirmelerin eksik ve hatalı olduğu, dikkate alınan kriterlerin dayanaklarının belirsizlik içerdiği, sismik tehlikeye yönelik yapılan değerlendirmelerin yeterli olmadığı, ÇED raporunda; yer raporu, güvenlik analiz raporu ve risk analizinin lisanslandırma süreçlerinde sunulacağı belirtilerek, bu hususlardaki analiz ve değerlendirmelere yer verilmediği, risk potansiyelinin, kaza riskinin nükleer sorumluluk ve güvenlik prensipleri çerçevesinde yeterince incelenmediği ve alınması zorunlu tüm önlemlerin belirtilmediği, ÇED raporunda; projenin iş sahası çalışmalarının gerek işçi sağlığı ve güvenliği gerekse çevrede yaşayanların sağlık ve güvenliği açısından eksik bırakılan yönleri olduğu, bu konudaki ihtiyaçların karşılanması için alınacak tedbirlerin yeterince açıklanmadığı, ÇED raporunda; santralin işletme aşamasında su sıcaklığının deniz ortamına etkileri açıklanmakla birlikte sucul ekosistem bazında canlılar üzerine etkilerinin sınırlı bir şekilde ele alındığı, raporda, işletme döneminde su sıcaklığı artışının hidrobiyolojik izlemelerle tespit edilen denizel canlılara ekosistem bazında olası etkilerini, biyoçeşitliliğe etkilerini içeren bir değerlendirme bulunmadığı, ÇED raporunda; sıvı radyoaktif atıkların bertarafı konusundaki çevresel etkilerin ele alınmadığı, herhangi bir değerlendirme yapılmadığı, ÇED raporunda; acil durum eylem planının bulunmadığı, yakıt taşıma kazaları, çevresel etkileri ve alınacak önlemler konusunda raporun eksik kaldığı, sağlık koruma bandına ise hiç yer verilmediği, projenin olumsuz etkilerinin Bozburun Yaban Hayatı Geliştirme Sahası sınırına kadar olduğunun belirtildiği ancak bunun bilimsel verilerle bağdaşmadığı, ÇED raporunda yapılan değerlendirmede dahi bu alanda yaşayan türlerin olumsuz etkileneceği ve habitat bölünmesinden doğan bir olumsuzlukla karşılaşılacağınının kabul edildiği, yaban hayatı ile ilgili ÇED raporu bölümünü hazırlayan uzmanların en büyük eksikliğinin bu çalışmanın sadece bir inşaat çalışması olduğu yanılgısına düştüğü, hazırlanan ÇED raporunun yaban hayatı ile ilgili kısımlarında ve yer seçiminde büyük eksikliklerin bulunduğu, ÇED raporunda yer verilen saha içi gözleme dayanan meteorolojik verilerin bir yıllık dönemi içerdiği, ancak bu ölçümlerin daha uzun süreli yapılması gerektiği, meteorolojik verilerin bölgedeki en yakın istasyon ile olan ilişkilendirilmesinin bütün değişkenler için yapılmadığı, ÇED raporundaki; gürültü hesaplamalarının gerçek durumu yansıtmadığı, inşaat aşamasında hafriyatın taşınması nedeniyle oluşacak toz miktarının hesaba katılmadığı, ayrıca kırma eleme tesisinde birincil kırma yapılacağı varsayımıyla hesaplama yapıldığı, fosil yakıt yakılmasına ait faaliyetlerden, ağır iş makinalarının kullanımına ait emisyonların çevresel hava kalitesi üzerindeki etkilerinin incelenmediği, işletme safhasında çevresel hava kalitesi üzerinde etkisi olabilecek fosil yakıt yakılmasına ait faaliyetlerden sadece ısı kazanlarına ait emisyonlar dikkate alınarak modelleme yapıldığı ve olası çevresel etkilerin ihmal edilebilir düzeylerde bulunulduğu, ancak Jeneratörler gibi önemli emisyon kaynaklarının ve ağır taşıtların emisyonlarının da kümülatif olarak çevresel hava kalitesi üzerindeki etkilerinin Erfelek Barajından suyun proje alanına nasıl getirileceği ve bu esnada ortaya çıkacak çevresel etki değerlendirmesinin raporda yer almadığı, proje faaliyetleri nedeniyle su kaynaklarının zarar görmesi halinde işletmenin su gereksiniminin karşılanmasının güç göründüğü, yolundaki tespit ve değerlendirmelerin ilgili mevzuat ve davalı idare ile müdahiller tarafından yapılan itirazlar doğrultusunda incelenmesi neticesinde hukuken hükme esas alınabilecek nitelikte olmadığı sonucuna varılmış ve dava konusu işlem tesis edilmeden önce usulüne ve mevzuata uygun olarak gerekli işlemlerin yapıldığı, ilgili kamu kurum ve kuruluşlarından görüşlerinin alındığı, gereken bilimsel raporların hazırlandığı, ÇED raporunun kapsam yönünden asgari gereklilikleri taşıdığı, proje konusu yatırımın tanımının, özelliklerinin, ömrü ve hizmet maksatlarının, önem ve gerekliliğinin, projenin yer ve teknoloji alternatifleri ile proje için seçilen yerin koordinatlarının ÇED raporunda ayrıntılı olarak ele alındığı, diğer taraftan, ÇED raporunda projenin çevresel etkilerinin yeterince irdelendiği ve mevzuata uygun olarak alınacak önlemlere yer verildiği, bazı hususlardaki eksiklerin ise lisanslandırma ve işletme sürecinde giderilmesi gerektiğinden, ÇED raporunda bulunmamasının dava konusu ÇED Olumlu kararını hukuka aykırı hale getirmeyeceği değerlendirilerek, dava konusu işlemin hukuka, mevzuata ve kamu yararına uygun olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Uyuşmazlıkta; davacı tarafından, dava konusu işlemin dayanağı ÇED raporunda, teknoloji, finansman, maliyet, ekonomik etki değerlendirilmesi, işletme, enerji satışı, iletim hatları gibi bir çok konuda Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Japonya Hükümeti arasında imzalanan uluslararası anlaşma hükümlerinin esas alındığı, ancak, Japonya Hükümetinin anlaşmadan çekildiği, ÇED raporuna göre uluslararası anlaşma hükümlerine uygun olarak kullanılacağı belirtilen, … ve … firmalarının ortak yapımı olan ve bu şirketler adına tescilli olan ATMEA1 basınçlı su reaktörünün başka firmalar tarafından kullanılmasına olanak bulunmadığından projenin bu koşullarla gerçekleştirilemeyeceği, dolayısıyla, santralin teknolojisi ve bu kapsamdaki çevresel etkiler, güvenlik ve önlemlere ilişkin unsurların da geçerliliğinin bulunmadığı ileri sürülmesine rağmen İdare Mahkemesince, bu hususta herhangi bir inceleme ve değerlendirme yapılmadığı görülmüştür.
Dava konusu işlemin dayanağı ÇED raporu incelendiğinde; proje sahasında ATMEA1 reaktör tipinde dört üniteden oluşan NGS’nin inşa edilerek işletileceği, projenin çevresel etkilerinin değerlendirilmesinde bu reaktör teknolojisinin kullanıldığı, nitekim, ÇED raporunda; Sinop NGS’nin işletme aşaması sırasında çevreye salınacak gaz ve sıvı formda yıllık radyoaktif salım miktarı ile radyoaktif atık miktarları güvenlik sistemleri, kazaların önlenmesi ve hafifletilmesine yönelik tasarım özellikleri gibi birçok konuda bu reaktör teknolojisine yönelik parametrelerin esas alındığı anlaşılmıştır.
03/05/2013 tarihinde imzalanan Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Japonya Hükümeti Arasında Türkiye Cumhuriyeti’nde Nükleer Güç Santrallerinin ve Nükleer Güç Sanayisinin Geliştirilmesi Alanında İşbirliğine İlişkin Anlaşma ile Ev Sahibi Hükümet Anlaşmasının Esas Unsurları hükümlerinde; Sinop İlinde ya da şartların gerektirmesi durumunda başka bir yerde, proje katılımcıları olan Elektrik Üretim A.Ş. Genel Müdürlüğü, … Ltd. ve … şirketi tarafından Türkiye Cumhuriyeti mevzuatına göre kurulacak proje şirketinin, saha faaliyetlerinden başlayarak söküm sürecinin sonuna kadar NGS projesini uygulayacağının, proje sahasında ATMEA1 reaktör tipinde dört adet üniteden oluşacak NGS inşa edileceğinin, ATMEA1 reaktörünün … Ltd. ile … arasında ortak girişim olan ATMEA SAS tarafından geliştirildiğinin belirtildiği görülmüştür.
Bu durumda; ÇED raporunda projenin teknolojisinden kaynaklanan çevresel etkilerinin ATMEA1 tipi reaktöre göre belirlendiği, başka bir teknoloji kullanılması durumunda, ÇED raporunun geçerliliğini kaybedeceği anlaşıldığından, İdare Mahkemesince, öncelikle yukarıda yer verilen ve ÇED raporunda atıfta bulunulan Uluslararası Anlaşmanın halen yürürlükte olup olmadığının tespit edilmesi, anlaşmanın hükümsüz kaldığının ve proje şirketinin değişmesinin söz konusu olduğunun anlaşılması durumunda, ATMEA1 basınçlı su reaktörünün herhangi bir başka proje şirketi tarafından kullanılınıp kullanılamayacağının, diğer bir ifadeyle, bu reaktörün uluslararası anlaşmadan bağımsız olarak alanda inşa edilebilme olanağının bulunup bulunmadığının öncelikle incelenip gerekirse bilirkişilerden ek rapor alınarak açıklığa kavuşturulması suretiyle işin esasına girilmeden bir karar verilmesi gerekmektedir.
İdare Mahkemesince, yukarıda belirtilen eksiklik giderilerek halen ÇED raporunun geçerli olduğu sonucuna varılması durumunda işin esası yönünden temyize konu karar değerlendirildiğinde; çevresel etki değerlendirmesi ile gerçekleştirilmesi planlanan projelerin çevreye olabilecek olumlu ya da olumsuz etkileri ile olumsuz yöndeki etkilerinin önlenmesi ya da çevreye zarar vermeyecek ölçüde en aza indirilmesi için alınacak önlemlerin belirlendiği, seçilen yer ile teknoloji alternatiflerinin değerlendirildiği, ayrıca projelerin uygulanmasının izlendiği ve kontrolünde sürdürülecek çalışmaların irdelendiği bir süreç öngörüldüğüden, ÇED sürecinde verilen kararların iptali istemiyle açılacak davalarda, yukarıda belirtilen Yönetmeliğin Ek III. maddesindeki unsurlar yönünden, ÇED kararlarının bir bütün olarak incelenmesi esastır.
6100 sayılı Kanun’un yukarıda yer verilen hükümleri uyarınca, çözümü hukuk dışında teknik bilgiyi gerektiren hallerde Mahkemelerce bilirkişiye başvurulabileceği, bilirkişi raporunun hükme esas alınabilecek yeterlikte olmadığının anlaşılması veya taraflarca yapılan itirazları karşılamaması halinde bilirkişilerden ek rapor istenilebileceği veya yeniden bilirkişi incelemesi yaptırılabileceği açık olup, mahkemenin birden çok bilirkişi görevlendirmesi halinde, bilirkişilerin konuyu birlikte müzakere ederek değerlendirmeleri ve görüşlerine başvurulan konuda ortak bir sonuç bildirmeleri gerekmektedir.
Olayda; İdare Mahkemesince, uyuşmazlığın çözümünün özel ve teknik bilgi gerektirmesi nedeniyle, üniversitelerin ilgili bölümlerinden birçok farklı uzmanlık alanından seçilen bilirkişilere keşif ve bilirkişi incelemesi yaptırıldığı, ancak, projenin etki alanı, kümülatif etki değerlendirmesi, deprem, depremsellik, tsunami, jeolojik ve aktif faylara yönelik araştırmalar, yapıların tasarımı gibi yukarıda belirtilen konularda bilirkişi raporunda yer alan tespitlerin, ÇED raporunun, davalı idare ile müdahiller tarafından yapılan itirazların ilgili mevzuatla birlikte incelenerek bilirkişi raporunun bu kısımlarının hükme esas alınabilecek yeterlikte olmadığı sonucuna varılarak karar verilmiş ise de; belirtilen bu hususların hakimin hukuki bilgisi ile çözümü mümkün olmayan, özel ve teknik bilgi gerektirdiği dikkate alındığında, tarafların bilirkişi raporuna yönelik itirazlarının karşılanmasına ve Mahkeme tarafından bilirkişi raporunda yetersiz veya çelişkili görülen inceleme, tespit ve değerlendirmelerin giderilmesine yönelik olarak ek bilirkişi raporu alınması ya da yeniden oluşturulacak bir heyetle keşif ve bilirkişi incelemesi yaptırılmak suretiyle alınacak rapora göre yeniden bir karar verilmesi gerekmektedir.
Ayrıca; bilirkişilerce ÇED raporunda eksik, yetersiz veya çelişkili hususlar tespit edilmekle yetinilerek nihai bir değerlendirme yapılmadığı anlaşılmakta olup; bu hususların ÇED raporunun tamamını kusurlandırıp kusurlandırmayacağı yönünde ortak bir görüş belirtilmesi gerekmektedir.
Bu durumda; yukarıda yer verilen hususlar açıklığa kavuşturulmaksızın, eksik inceleme sonucu verilen davanın reddi yolundaki temyize konu İdare Mahkemesi kararında hukuki isabet bulunmamaktadır.
KARAR SONUCU :
Açıklanan nedenlerle;
1.2577 sayılı Kanunun 49. maddesine uygun bulunan davacının temyiz isteminin kabulüne,
2.Davanın yukarıda özetlenen gerekçeyle reddine ilişkin temyize konu … İdare Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının BOZULMASINA,
3. Dosyanın anılan Mahkemeye gönderilmesine,
4. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 20/A-2-(i) maddesi uyarınca, karar düzeltme yolunun kapalı olduğunun duyurulmasına, 08/12/2022 tarihinde usulde oyçokluğuyla, esasta oybirliğiyle karar verildi.
KARŞI OY (X) :
Dava; Sinop ili, Merkez İlçesi, … Köyü, … Mevkiinde yapımı planlanan “Sinop NGS projesi ile ilgili olarak Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığınca verilen … tarih ve … sayılı “ÇED Olumlu” kararının iptali istemiyle açılmıştır.
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 20/A maddesinin birinci fıkrasında; 2872 sayılı Çevre Kanunu uyarınca, idari yaptırım kararları hariç çevresel etki değerlendirmesi sonucu alının kararlarda ivedi yargılama usulünün uygulanacağı; ikinci fıkrasının (i) bendinde ise, bu davalarda temyiz üzerine, Danıştayın evrak üzerinde yaptığı inceleme sonunda, maddi vakıalar hakkında edinilen bilgiyi yeterli görürse veya temyiz sadece hukuki noktalara ilişkin ise yahut temyiz olunan karardaki maddi yanlışlıkların düzeltilmesi mümkün ise işin esası hakkında karar vereceği, aksi halde gerekli inceleme ve tahkikatı kendisi yaparak esas hakkında yeniden karar vereceği, hükmüne yer verilmiştir.
Yukarıda yer verilen Kanun hükmü uyarınca; ivedi yargılama usulünün uygulandığı uyuşmazlıklarda, gereken inceleme ve araştırmaların yapılmadığının ya da hükme esas alınan bilirkişi raporunda eksiklik veya belirsizlik arz eden hususların varlığının temyiz aşamasında tespit edilmesi durumunda, söz konusu eksikliklerin temyiz incelemesini yapan Daire tarafından giderilmesi ve bunun sonucuna göre uyuşmazlığın esası hakkında karar verilmesi gerekmektedir.
Bu durumda; Dairemiz çoğunluk kararında yer verilen gerekçeler doğrultusunda, ÇED raporunda atıfta bulunulan Uluslararası Anlaşmanın halen yürürlükte olup olmadığının Dairemizce tespit edilmesi, anlaşmanın hükümsüz kaldığının ve proje şirketinin değişmesinin söz konusu olduğunun anlaşılması halinde, ATMEA1 basınçlı su reaktörünün herhangi bir başka proje şirketi tarafından kullanılınıp kullanılamayacağının Dairemiz tarafından açıklığa kavuşturulması, ÇED raporunun geçerli olduğu sonucuna varılması durumunda, bilirkişilerden ek rapor alınması ya da yeni bir bilirkişi heyetiyle, mahallinde yeniden keşif ve bilirkişi incelemesinin yine Dairemizce yaptırılması ve buna göre uyuşmazlığın esası hakkında karar verilmesi gerektiği görüşü ile Dairemiz çoğunluk kararına bu yönüyle katılmıyorum.