DANIŞTAY İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU 2021/3651 E. , 2022/3553 K.
T.C.
D A N I Ş T A Y
İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU
Esas No : 2021/3651
Karar No : 2022/3553
TEMYİZ EDENLER : 1- (DAVACI) : … Belediye Başkanlığı
VEKİLİ : Av. …
2- (DAVALI) : … Bakanlığı
VEKİLİ : Av. …
3- (DAVALI YANINDA MÜDAHİL) : … Başkanlığı
VEKİLİ : Av. …
İSTEMLERİN KONUSU : Danıştay Altıncı Dairesinin 30/12/2020 tarih ve E:2016/2373, K:2020/14080 sayılı kararının aleyhe kısımlar yönünden taraflarca ve davalı yanında müdahil tarafından temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: 16/11/2015 tarihinde onaylanan İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının (ÇDP) Çeşme ilçe sınırlarını içeren kısmına yönelik olarak yapılan itirazın zımnen reddine ilişkin işlem ile bu planın ve plan hükümlerinin Çeşme İlçesini içeren kısımlarının iptali istenilmiştir.
Daire kararının özeti: Danıştay Altıncı Dairesinin 30/12/2020 tarih ve E:2016/2373, K:2020/14080 sayılı kararıyla;
Dava konusu çevre düzeni planının konu ile ilgili mevzuatta belirlenen kurallara, şehircilik ilkelerine, planlama esaslarına ve kamu yararına uygun olup olmadığının belirlenmesi amacıyla mahallinde yaptırılan keşif ve bilirkişi incelemesi sonucu hazırlanan rapor ile taraflarca anılan rapora yapılan itirazlar çerçevesinde uyuşmazlık konularının ayrı ayrı incelendiği,
Planın bütününe yönelik olarak ileri sürülen hususların Dairelerinin E:2016/1831 sayılı dosyasında hukuka ayrılık nedeni olarak görülmediği, esasen bu dava dosyasında davacının planın geneline yönelik olarak itirazlarının da bulunmadığı, bilirkişilerin genele yönelik tespitlerinin ise bu dava dosyasında ilgili görülen kısımlarda madde başlıkları altında değerlendirileceği belirtilerek;
İtiraz – 1
Dava konusu planın hazırlanma yönteminde; temel ilke ve hedeflerin tanımlanması, gerekli verilerin toplanması, kamu kurumları ve yerel yönetimlerle yapılan görüşmeler, toplanan verilerin değerlendirilmesi, analiz ve sentezinin yapılmasında yasal açıdan uyulması gereken idari ve teknik usullere herhangi bir aykırılık ve izlenen yöntemde bir şekil yanlışlığını ortaya koyan bir bilgi ya da verinin olmaması nedeniyle bu hususa ilişkin hukuka aykırılık bulunmadığı,
Davaya konu planın yargı kararının ifası gereği ve yargı kararında belirtilen gerekçelerle tesis edildiği, dava konusu planın kapsadığı illerin coğrafi, ekonomik, toprak, iklim ve bitki özelliklerinin benzerliği göz önüne alındığında, türdeş bir bölge ve havza olarak tanımlanmasının yerinde olduğu, ülkemizde tüm alanlara ilişkin istatiksel bilgilerin istatistiki bölge düzeylerine göre toplandığı göz önüne alındığında, idari sınırların esas alınmasının yanı sıra yönetsel açıdan bir sorun bulunmadığı,
Dava konusu İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının, iptaline karar verilen İzmir-Manisa-Kütahya Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının yerine mahkeme kararının ifası gereği ve İzmir-Manisa-Kütahya Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı kapsamında toplanan veriler dikkate alınarak hazırlandığı, bu nedenle planın araştırma ve analiz yapılmadan, veri toplanmadan ve kamu kurum ve kuruluşları ile işbirliği yapmadan yapıldığına ilişkin iddiaları kanıtlayan somut verilerin oluşmadığı,
Dava konusu plana ait Plan Hükümlerinin 7.8., 7.9. ve 7.12. sayılı maddelerinde yer alan düzenlemeler belirtilerek,
Davacı tarafından plana işlenmediği ileri sürülen hususların Bakanlığa iletilmediğinden plana işlenmediği, nitekim sonradan iletilen kararların plana yansıtıldığı, Turizm Merkezleri kararlarının bir kısmının plana işlendiği, 7.9. sayılı plan hükmü uyarınca da özel kanunlara tabi olanlara ilişkin sınırların geçerli olduğu, sınırlarda değişiklik olması durumunda yeni sınırların geçerli olacağı görüldüğünden, davacının iddialarının planı kusurlandırmadığı,
Dava konusu plana ait Plan Hükümlerinin 8.18.7. sayılı enerji üretim alanları ve enerji iletim tesisleri başlıklı maddesinin; 8.18.7.1. ve 8.18.7.2. sayılı alt maddelerinde yer alan düzenlemelerle, Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliği’nin 7. maddesinin 1. fıkrasının (ı) bendi ve 19. maddesinin ilk iki fıkrasındaki düzenlemeler belirtilerek,
Çevre düzeni planlarında, mekânsal kararları etkileyecek nitelikteki sektörel yatırım kararları dikkate alınarak, sürdürülebilir kalkınma amacına uygun olarak ekolojik ve ekonomik kararların bir arada değerlendirilmesinin gerekliliği karşısında, planlama yaklaşımını etkileyen ve çevresel etki yaratabilecek bölgesel ölçekli bir yatırım kararı olan yenilenebilir enerji kaynaklarının, planda şematik ve grafik bir dil kullanılarak gösterilmesi ve bunlara yönelik alt ölçekli planları yönlendirecek nitelikte plan hükümlerine yer verilmesi gerektiği,
Nitekim, Mekânsal Planlar Yapım Yönetmeliği’nin Ek1-a “Ortak Gösterimler” başlıklı ekinde “Enerji Üretim Alanı” gösteriminin de bulunduğu,
Uyuşmazlıkta, dava konusu Çevre Düzeni Planının Açıklama Raporunun 4.7.3.1. maddesinde, rüzgar enerjisi kullanımı açısından, planlama bölgesi içindeki alanlardan, İzmir’in Çeşme, Urla, Seferihisar, Karaburun, Foça, Aliağa ve Bergama ilçeleri ile Manisa’nın Kırkağaç ve Akhisar ilçelerinin öne çıktığı, yatırım kararı alınmış çok sayıda alanda rüzgar enerjisi kullanılarak elektrik enerjisi üretilmesi için çalışmalara başlandığı, bazı alanlarda santral kuruluşu tamamlanarak üretime başlandığı, rüzgar enerjisi potansiyeli açısından yüksek olan bölgelerden olan Urla-Karaburun-Çeşme üçgeninde kalan alanların, genel olarak orman ve doğal sit nedeniyle koruma altında olan alanlar olduğu, bu alanların sahip olduğu niteliklerde bozulmaya neden olmayacak biçimde gelecekte de rüzgar enerjisi santralleri için kullanılmasının amaçlandığı belirtilmesine karşın, dava konusu bölgede yer alması öngörülen söz konusu rüzgar enerji alanlarına ilişkin olarak planda herhangi bir gösterimin bulunmadığı,
Bu durumda, bilirkişi raporundaki tespitler de göz önünde bulundurularak, planlama yaklaşımını etkileyen ve çevresel etki yaratabilecek bölgesel ölçekli bir yatırım kararı olduğu açık olan, Çeşme İlçesinde öngörülen rüzgar enerji santrallerinin dava konusu Çevre Düzeni Planına, ölçeği gereği şematik bir nitelikte işlenmesi gerektiği sonucuna varıldığından, aksi yöndeki planlama kararında hukuka uyarlık görülmediği,
Diğer yandan ÇDP paftalarında Çeşme İlçesinde yer alan tüm Turizm Merkezlerinin sınırlarının güncellendiği, son olarak dava konusu plana Kültür ve Turizm Bakanlığınca Çeşme Reisdere Turizm Merkezinin daraltılması yönünde itiraz edildiği ve 10/10/2018 tarihli ÇDP değişikliği ile bu davaya da konu olan uyuşmazlığın ortadan kaldırıldığı, Çeşme-Alaçatı-Mersin Körfezi, Çeşme-Şifne ve Çeşme-Reisdere Turizm Merkezlerine ait güncel sınırların ÇDP paftalarına aktarıldığının anlaşıldığı,
1/100.000 ölçekli İzmir-Manisa Çevre Düzeni Planının sit alanlarıyla ilgili güncel plan hükümleri ile 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu ve 1 sayılı Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nde yer verilen düzenlemeler belirtilerek,
Sit alanlarının mevzuatta öngörülen usul ve esaslar çerçevesinde konusuna göre yasal olarak yetkili idarelerin kararları doğrultusunda tespit edilerek tescil edildiği, çevre düzeni planı kararlarının ise kurumlardan ve arazi çalışmalarından elde edilen veriler, nüfus projeksiyonları ve yerel idarelerin imar planları, bölgesel yatırım kararları, koruma statülü alanlar, ulaşım ağları gibi plana girdi sağlayan verilerin değerlendirilmesi sonucunda oluşturulması gerektiği,
Öncelikle, ülke ve bölge plan kararlarına uygun olarak konut, sanayi, tarım, turizm, ulaşım gibi yerleşme ve arazi kullanılması kararlarını belirleyen çevre düzeni planına ilişkin süreçte sit alanı belirlemesi yapılmadığının, ilgili idarece tespit edilerek tescil edilen sit alanlarının, paftalara aktarıldığının, plan notlarıyla sit alanlarında uygulanacak usul ve esasların düzenlendiğinin vurgulanması gerektiği,
Bu noktadan hareketle, Kanun koyucunun iradesi, sit alanı ilan edilen alanların korunmasında çevre düzeni planının ve notlarının da sit statüsüne uygun hale getirilmesi yönünde olduğuna göre, sit alanlarıyla ilgili kararların mevzuatta farklı ölçeklerde karşımıza çıkan çevre düzeni planları ile plana aktarılmasında hukuka aykırı bir yön bulunmadığı,
Bu itibarla, sit statüsünde değişiklik yapılan veya sit statüsü kaldırılan sit alanlarına yönelik planda hükümler getirildiği, güncel verilerin Bakanlığa iletilmesi halinde plana işleneceği, kesinleşmiş sit kararı olan yerlerde ilgili mevzuat gereği koruma sağlandığı görüldüğünden, bu kısım yönünden dava konusu planda hukuka aykırılık bulunmadığı,
İtiraz – 2
Bilirkişilerce davaya konu planın nüfus tespitlerine ilişkin eleştirilerde bulunulmuş ise de, Dairelerince, 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planlarına karşı açılan davalarda nüfus tespitlerinin hatalı olmasının tek başına planı hukuka aykırı kılan bir husus olarak kabul edilmediği, ayrıca bu plan ölçeğinde 2018 onaylı planla güncel nüfus verilerinin kullanımı bağlamında sorunun giderildiği, nüfusun hatalı ve yüksek belirlenmesi nedeniyle aşırı büyük belirlenen kullanım kararları varsa davacı tarafından yargı önüne getirilen/getirilecek somut alanların (örneğin kentsel gelişme alanları) her bir başlık altında ayrı ayrı inceleneceği,
Bilirkişilerce davaya konu planla fazla nüfus hesaplandığı tespitinde bulunulmuş ise de, davacı tarafından nüfusun daha fazla belirlenmesi gerektiği iddiaları ile davanın açıldığı, bu itibarla da davacının iddiasının planı kusurlandırır nitelikte görülmediği,
Davaya konu 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının plan hükümleri değerlendiğinde, bu plandan ölçü alınarak uygulama yapılamayacağı, alt ölçekli imar planlarının yapım aşamasında ilgili kurum ve kuruluşların görüşlerinin alınacağı, tarımsal niteliği korunacak alanlarda ise mutlaka ilgili kurumlardan alınan görüşler doğrultusunda yapılaşma olabileceği, çevre düzeni planı ölçeğinde getirilen kullanım kararlarının o bölgenin mutlaka yapılaşacağı yönünde olmayacağının anlaşıldığı,
Dosya içeriğinden, plan araştırma raporunda, planlama bölgesindeki tarımsal toprakların niteliği ve kullanım kabiliyeti ile değerli tarım topraklarının mekânsal dağılımını tespit etmeye ve değerlendirmeye yönelik veri ve bilgilerin toplanmış olduğu, bunların analiz edildiği ve eşik çalışmaları bağlamında dikkate alındığı ve sonuç olarak planlama bölgesi içinde yerleşilebilir ve yerleşilemez alanların eşikler doğrultusunda belirlendiği, bölgenin özelliği, nüfus baskısı, yerleşim alanı gibi ihtiyaçlar kentlerin gelişme yönü, mekansal gelişme eğilimleri ile doğal ve yasal eşikler doğrultusunda, şematik olarak yerleşme alanlarının gösterildiği, davacının da esas itibarıyla nüfusun az belirlenmesi nedeniyle yeterli kentsel gelişme alanı gösterilmediği (Daire kararında sehven gösterildiği yazılmıştır.) iddiasında bulunduğu görüldüğünden, davacının iddialarının ve bilirkişi kurulunun görüşlerinin planı kusurlandırmadığı,
İtiraz – 3
Davaya konu planın 7.6 sayılı hükmü uyarınca İzmir Çevre Düzeni planının bu plana aykırı olmayan hükümlerinin geçerli olduğu, diğer tüm çevre düzeni planlarının yürürlükten kaldırılmasının mevzuata aykırı olmadığı, davaya konu plan hazırlanırken mevcut planların değerlendirilerek kararlar oluşturulduğu, bilirkişi kurulunun eleştiri niteliğindeki görüşlerinin planı hukuka aykırı kılmadığı,
644 sayılı Çevre ve Şehircilik Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’nin 7. maddesi uyarınca, birden fazla ili kapsayan çevre düzeni planının (aynı havzada bulunma ve birden fazla büyükşehir belediyesi sınırları dahil edilen bölgesel nitelikte bir plan) Çevre ve Şehircilik Bakanlığınca onanmasının mevzuat gereği olduğu, alt ölçekli il çevre düzeni planlarının ise bölgesel nitelikte çevre düzeni planına uygun olmasının zorunlu olduğu, bu açıdan hukuka aykırılık bulunmadığı,
Bu itibarla, mevzuat hükümleri gereğince plan kademeleri açısından il bütünü için yapılacak çevre düzeni planlarının bölge veya havza bazındaki çevre düzeni planlarına uygun olmasının zorunlu olduğu, bu bağlamda davaya konu planın onayından önce yürürlükte bulunan il çevre düzeni planı hükümlerinin bu plana aykırı olmayan hükümlerinin geçerli olduğu ve revizyon yapılıncaya kadar farklılık gösteren plan kararlarında, bu plan kararlarının geçerli olduğu, üst ölçekli çevre düzeni planının alt ölçekli her plan kararını uygun görerek plan kararı haline getirmeyeceği, aksine alt ölçekli planlara yön veren kararlar üretmesi gerektiği,
Öte yandan, var olduğu ileri sürülen alt ölçekli planların davaya konu planın ölçeği gereği plana işlenemediği, bazı bilgilerin ise iletilmediği için plana işlenmediği, ilgili plan notları uyarınca da mevzuata uygun onaylanmış imar planlarının geçerli olduğunun görüldüğü,
Çevre düzeni planı kararlarının kurumlardan ve arazi çalışmalarından elde edilen veriler, nüfus projeksiyonları ve yerel idarelerin imar planları, bölgesel yatırım kararları, koruma statülü alanlar, ulaşım ağları gibi plana girdi sağlayan verilerin değerlendirilmesi sonucunda oluşturulması, dolayısıyla nüfus projeksiyonlarına göre, yerleşim alanlarının belirlenmesi, bu doğrultuda, tarım alanları, orman alanları, meralar, jeolojik açıdan sakıncalı alanların korunması, bu tür alanlarda, münferit kentsel gelişme taleplerinin ise plan bütünlüğü gözönünde bulundurularak değerlendirilmesi gerektiği,
1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının Plan Hükümleri değerlendiğinde, bu plandan ölçü alınarak uygulama yapılamayacağı, alt ölçekli imar planlarının yapım aşamasında ilgili kurum ve kuruluşların görüşlerinin alınacağı, tarımsal niteliği korunacak alanlarda ise mutlaka ilgili kurumlardan alınan görüşler doğrultusunda yapılaşma olabileceği, çevre düzeni planı ölçeğinde getirilen kullanım kararlarının o bölgenin mutlaka yapılaşacağı yönünde olmayacağının anlaşıldığı,
Dosya içeriğinden, Plan Açıklama Raporunda, planlama bölgesindeki tarımsal toprakların niteliği ve kullanım kabiliyeti ile değerli tarım topraklarının mekânsal dağılımını tespit etmeye ve değerlendirmeye yönelik veri ve bilgilerin toplanmış olduğu, bunların analiz edildiği ve eşik çalışmaları bağlamında dikkate alındığı ve sonuç olarak planlama bölgesi içinde yerleşilebilir ve yerleşilemez alanların eşikler doğrultusunda belirlendiğinin anlaşıldığı,
Diğer taraftan, bölgenin özelliği, nüfus baskısı, yerleşim alanı gibi ihtiyaçlar kentlerin gelişme yönü, mekansal gelişme eğilimleri ile doğal yapay ve yasal eşikler doğrultusunda, şematik olarak yerleşme alanlarının belirlendiği ve yukarıda belirtildiği gibi davacının itiraz ettiği bu alanların mutlaka yapılaşmaya açılacağı anlamına gelmediği, bu bağlamda çevre düzeni planında gösterimi yapılan turizm, kentsel gelişme alanı, sanayi alanı vb. kullanım kararlarının bu alanların mutlaka yapılaşmaya açılacağı anlamına gelmediği, bu kapsamda çevre düzeni planının 7.2 sayılı genel hükmü çerçevesinde plan üzerinden ölçü alınarak uygulama yapılamayacağı ve çevre düzeni planında önerilen plan kararlarının kesin sınırlarının ilgili kurumlardan alınacak görüşler kapsamında belirleneceği,
Bu durumda, itiraz konusu bakımından, dava konusu işlemlerde … ve … Mahalleleri dışında kalan kısımlar açısından şehircilik ilkelerine ve planlama esaslarına aykırılık görülmediği,
Dava konusu plan değişikliği Çeşme İlçesi … ve … Mahalleleri yönünden değerlendirildiğinde;
Üst ölçekli plan olan çevre düzeni planında, kentlerin büyüme taleplerinin ne şekilde karşılanabileceğine dair kapsamlı incelemeler yapılması ve bu incelemeler doğrultusunda alt ölçekli plan çalışmalarını yönlendirecek strateji ve politikaların belirlenmesi gerektiği,
Uyuşmazlıkta, dava konusu çevre düzeni planının açıklama raporunda, “Değerlendirme ve Gelişme Alanı Kararları” başlığı altında, tüm yıl yerleşik insan sayısının her geçen yıl arttığı Çeşme’de 2025 yılında yazlık nüfus hariç olmak üzere 70.000 kişilik nüfus kabulünün yapıldığı, kıyı bölgelerinde yer alan ve tamamına yakını ikinci konut niteliğinde yapılaşmış olan alanların planda tercihli kullanım alanları olarak gösterildiği, merkezde ve iç kesimlerde yer alan, tüm yıl yerleşen sayısının daha fazla olduğu bölümlerdeki alanların kentsel yerleşik ve kentsel gelişme alanları olarak gösterildiği (sayfa 35) belirtilerek, Çeşme yerleşmesinde kentsel yerleşik alanın 607 hektar, planlanan kentsel gelişme alanının ise 646 hektar (sayfa 33) olarak öngörüldüğü,
Bu çerçevede, İzmir İli, Çeşme İlçesi, … ve … Mahallelerinde dava konusu kentsel gelişme alanlarının önerildiğinin anlaşıldığı,
Dava konusu ÇDP ile belirlenen söz konusu kentsel gelişme alanı kararları, bilirkişi raporundaki tespitler de göz önünde bulundurularak değerlendirildiğinde, mevcut kentsel yerleşik alanın iki katına çıkarılması sonucunu doğurabilecek bu yer seçimi kararına yönelik, plan açıklama raporunda herhangi bir gerekçe ya da tespite yer verilmediği gibi, bu kullanım kararlarının getirilme amacına ya da bu bölgede bu yönde bir ihtiyacın var olup olmadığına ilişkin herhangi bir açıklamanın da bulunmadığı görüldüğünden, söz konusu planlama kararlarının kapsamlı bir inceleme ve analiz yapılmadan tesis edildiğinin anlaşıldığı,
Diğer taraftan, yerleşme ve sektörler arasında ilişkiler ile koruma-kullanma dengesini sağlayan, alt ölçekli planları yönlendiren dava konusu çevre düzeni planının açıklama raporunda, İzmir İli, Çeşme İlçesinin gelişme projeksiyonuna yönelik herhangi bir bilgi ya da değerlendirmeye yer verilmediği, diğer bir deyişle, bu bölgede, nüfusun arttığı yaz döneminde turizme yönelik bir gelişmenin mi, yoksa yerleşik nüfusun artacağı kentsel bir gelişmenin mi öngörüldüğü hususuna yönelik dava konusu planda herhangi bir açıklamanın bulunmadığı,
Bu durumda, bir çevre düzeni planında olması beklenen alt ölçekli plan çalışmalarını yönlendirecek strateji ve politikalar belirlenmeden, yerleşmeleri çarpık kentsel gelişme ve nüfus artışı baskısından korumaya yönelik ilkeler ortaya konulmadan öngörülen ve kapsamlı inceleme ve analizlere dayanmayan … ve … Mahalleleri kentsel gelişme alanları kararlarında şehircilik ilkelerine, planlama esaslarına ve kamu yararına uyarlık görülmediği,
gerekçeleriyle, Rüzgar Enerji Santrali Amaçlı İmar Planları ve Rüzgar Enerji Santrallerinin dava konusu plana işlenmemesine ilişkin kısım ile İzmir İli, Çeşme İlçesi, … ve … Mahallelerinde öngörülen kentsel gelişme alanlarına ilişkin kısımlar yönünden dava konusu işlemlerin iptaline, diğer kısımlar yönünden ise davanın reddine karar verilmiştir.
TEMYİZ EDENLERİN İDDİALARI :
Davacı tarafından, dava konusu planda 1. derece doğal sit alanında kalan taşınmazların turizm tercihli konut alanı olarak belirlenmesinin 2863 sayılı Kanun’a, 728 sayılı İlke Kararı’na, yargı kararlarına ve Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu kararlarına aykırılık teşkil ettiği, İzmir-Çeşme-Şifne Turizm Merkezinin dava konusu planda değerlendirilmediği, bu durumun 2634 sayılı Kanun’a aykırı olduğu, İzmir-Çeşme-Reisdere Turizm Merkezi sınırları 2011 tarihinde daraltıldığı halde, dava konusu planda 2008 tarihli sınırların gösterildiği, İzmir-Çeşme-Şifne Yat Limanı Amaçlı İmar Planı Çevre ve Şehircilik Bakanlığınca onaylandığı halde yat limanının planda gösterilmediği, hedef nüfusa günümüzde ulaşıldığından alt ölçekli planlarla konut alanı olarak belirlenen alanların, dava konusu planda korunması gerektiği, nüfus projeksiyonu ile plan kararlarının çeliştiği, Dalyan ve Ovacık Mahallelerindeki Askeri Güvenlik Bölgesi 2013’te kaldırılmasına rağmen planda gösterildiği, planın Çeşme İlçesi özelinde herhangi bir stratejisinin bulunmadığı, belediyelerinin görüşü alınarak planın yeniden düzenlenmesi gerektiği, bu nedenle Daire kararının davanın reddine ilişkin kısımlarının bozulması gerektiği ileri sürülmektedir.
Davalı idare ve yanında müdahil tarafından, çevre düzeni planlarının niteliği ve ölçeği gereği her kullanım türü için sürekli değiştirilebilecek bir plan türü olmadığı, bu nedenle çevre düzeni planlarında belli bir esnekliğin olması gerektiği, ÇDP’de fosil yakıtlara dayalı enerji üretim tesisleri ile yenilenebilir enerji kaynaklarına dayalı tesisler arasında bir ayrıma gidildiği, fosil yakıtlara dayalı tesislerde ÇDP değişikliği yapılması gerekirken, yenilebilir enerji kaynakları ile enerji üretiminde EPDK’dan lisans veya izin alınması ve ilgili kurum ve kuruluşların uygun görüşlerinin bulunması koşulu ile ÇDP değişikliğine gerek olmaksızın alt ölçekli planların yapılabilmesine ilişkin hükümlerin düzenlendiği, Çeşme İlçesinde rüzgar enerji kaynaklarına dayalı enerji üretim tesislerinin gösterilmemesine yönelik iptal kararının teknik dayanağının bulunmadığı,
Reisdere Mahallesinde öngörülen kentsel gelişme alanının tercihli kullanım alanı ve yeşil alan olarak planlanmasının mümkün olduğu, ayrıca bu bölgede Toplu Konut İdaresi Başkanlığınca (TOKİ) inşa edilen sosyal konutlar ve sosyal donatı alanlarının bulunduğu, dolayısıyla kentsel gelişme alanı olarak belirlenmesinde şehircilik ilkelerine aykırılık bulunmadığı,
Musalla Mahallesinin ise Çeşme ilçe merkezine 3 km yakınlıkta bulunduğu, planlama dönemi içerisinde ilçe merkezi ile bütünleşmesinin öngörüldüğü, bölgede turizm potansiyellerinin değerlendirilmesi, sosyal ve teknik altyapı eksikliklerinin giderilerek nitelikli turizm kentlerinin oluşturulması, planlanması ve uygulamada bütünlüğün sağlanması amacıyla bölgenin kuzey-güney aksı boyunca kentsel gelişme alanı olarak belirlendiği, bu alanda TOKİ mülkiyetindeki taşınmazların da yer aldığı, dolayısıyla dava konusu çevre düzeni planında kamu yararı bulunduğundan Daire kararının iptale ilişkin kısımlarının bozulması gerektiği ileri sürülmektedir.
KARŞI TARAFIN SAVUNMALARI :
Davalı idare tarafından, Danıştay Altıncı Dairesince verilen kararın davanın reddine ilişkin kısımlarının usul ve hukuka uygun bulunduğu ve temyiz dilekçesinde öne sürülen nedenlerin, kararın anılan kısımlarının bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı belirtilerek davacının temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır.
Davacı ve davalı idare yanında müdahil tarafından, savunma verilmemiştir.
DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …’IN DÜŞÜNCESİ: Danıştay Altıncı Dairesinin E:2016/1831 sayılı (Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun E:2022/2505 sayılı temyiz) dosyasında yerinde yaptırılan keşif ve bilirkişi incelemesi sonucunda düzenlenen bilirkişi raporu ile dosyada yer alan bilirkişi raporunda, davaya konu çevre düzeni planının olumsuz ve olumlu yanları ortaya konulmuştur.
Bunların bir kısmı lokal bazda veya plan notları şeklinde tespit edilen eksiklikler olup, yeniden ele alınıp düzeltilmesi ve giderilmesi mümkün olan hususlardır.
Bunun yanında, bilirkişi raporunda yer verilen bazı eksikliklerin, planın bütünüyle gözden geçirilmesi gerekliliğini ortaya koyan eksiklikler olduğu sonucuna ulaşılmaktadır ki bunlar sırasıyla;
– Hatalı belirlenen nüfus projeksiyonları ve buna bağlı nüfus atamaları,
– Sektörel politikaların geleceğine yönelik öngörülerin yapılmamış olması,
– 2007 yılında yapılan çevre düzeni planının yargı kararıyla iptaline karar verilmesi (2009 tarihli planın da yargı kararı ile iptaline karar verilmiştir.) üzerine 2014 tarihinde yeniden yapılan plana yönelik yeni bir araştırma raporunun olmaması, 2007 tarihli plan ile 2014 tarihli plana ilişkin mevzuatın aradığı plan araştırma raporunun farklı olması,
– Plana ilişkin verilerin güncel olmaması ya da eksik olması, örneğin alanda bulunan kullanımlara yönelik olarak yargı kararları bulunmasına karşı bunların yeterli düzeyde plana yansıtılmaması,
– Hatalı nüfus ve güncel veri olmaması nedeniyle gereğinden fazla gelişme ve sanayi alanları getirilmesi, mevcudun kat kat büyüklüğünde getirilen kullanım kararlarının herhangi bir strateji ve karara dayanmaması,
olarak sıralanabilir.
Dava konusu işlemdeki nüfus öngörülerinin doğru tespit edilmesi, kestirim nüfus esas alınarak ve üst ölçekteki plan öngörüleri ile uyumlu bir biçimde yeniden belirlenerek alan ve yoğunluk dağılımları ile arazi kullanım kararlarının bu veriler üzerinden yeniden belirlenerek plan kararı haline getirilmesi, diğer taraftan, çok abartılı olduğu tespit edilen nüfus projeksiyonlarına uygun çalışan nüfus sayılarının karşılığı olan arazi kullanım kararlarının ayrılması ve sektörlere ilişkin geleceğe yönelik öngörülerin yapılması, plan araştırma raporunun güncellenmesi, bu bağlamda ilgili kurum ve kuruluşların güncel veriler ile yargı kararlarının gözönünde bulundurulması, abartılı bulunan kentsel gelişme ve sanayi alanları ile plan kararlarının yeniden değerlendirilmesi, planın ana stratejisi olan ekolojik dengenin kurulması ve koruma kullanma dengesinin sağlanması gerektiği anlaşıldığından, bu hususların planın tümünü kusurlandırır nitelikte olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
Buna göre, bir çevre düzeni planında olması beklenen alt ölçekli plan çalışmalarını yönlendirecek strateji ve politikalar belirlenmeden, yerleşmeleri çarpık kentsel gelişme ve nüfus artışı baskısından korumaya yönelik ilkeler ortaya konulmadan öngörülen ve kapsamlı inceleme ve analizlere dayanmayan dava konusu çevre düzeni planında hukuka uyarlık bulunmamaktadır.
Ancak, Kurulumuzca, bilirkişilerin yukarıda belirtilen olumsuz tespitleri, dava konusu çevre düzeni planının eleştirileri olarak kabul edilerek, hukuka aykırılık nedeni olarak görülmediğinden; temyiz istemlerine konu Daire kararının, İtiraz – 1 başlığı altında incelenen “İzmir – Çeşme – Şifne Yat Limanı Amaçlı İmar Planı doğrultusunda Yat Limanının çevre düzeni planında gösterilmemesi”ne ilişkin husus ile İtiraz – 3 başlığı altında incelenen “Alaçatı Mahallesi batısında kalan Kentsel Gelişme Alanı kullanım kararı” yönünden bozulması, diğer kısımlar yönünden ise onanması gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra, dosya tekemmül ettiğinden davalı idare ve yanında müdahilin yürütmenin durdurulması istemleri hakkında ayrıca bir karar verilmeksizin gereği görüşüldü:
İNCELEME VE GEREKÇE:
MADDİ OLAY :
19/07/2007 tarihinde onaylanan Manisa-Kütahya-İzmir Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının, Danıştay Altıncı Dairesinin 09/12/2009 tarih ve E:2007/10509, K:2009/11751 sayılı kararıyla “2872 sayılı Yasa’nın 9. maddesinde bölge ve havza bazında hazırlanacak planların yapılmasına ilişkin usul ve esasların Bakanlıkça çıkarılacak bir Yönetmelik ile belirleneceğinin kurala bağlanmasına karşın, işlem tarihinde böyle bir Yönetmelik çıkarılıp, planın hazırlanmasına ilişkin usul ve esaslar belirlenmeden tesis edilen işlemde mevzuata uyarlık bulunmadığı…” gerekçesiyle tümünün iptaline karar verilmiş, bu karar temyiz edilmeden kesinleşmiştir.
Bu iptal kararı üzerine hazırlanan 14/08/2009 tarihli 1/100.000 ölçekli İzmir-Manisa-Kütahya Çevre Düzeni Planının da, Danıştay Altıncı Dairesinin 26/12/2012 tarih ve E:2010/786, K:2012/8225 sayılı kararıyla iptaline karar verilmiş, anılan karar Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 04/11/2013 tarih ve E:2013/2208, K:2013/3419 sayılı kararıyla onanmıştır.
Söz konusu karar üzerine İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı (ÇDP), 23/06/2014 tarih ve 9948 sayılı Çevre ve Şehircilik Bakanlığı oluru ile onaylanmış, bu plana askı sürecinde yapılan itirazların değerlendirilmesi sonrasında ÇDP 30/12/2014 tarih ve 21137 sayılı Bakanlık oluru ile yeniden onaylanmıştır.
Anılan plana yönelik askı süreci içerisindeki itirazların değerlendirilmesi sonrasında da İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı ( -…, …, …, …, …, …, …, …, …, …paftaları ve plan hükümleri) 644 sayılı Çevre ve Şehircilik Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’nin 7. maddesi uyarınca 16/11/2015 tarihinde onaylanmıştır.
16/11/2015 tarihli olur ile onaylanan İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının Çeşme İlçe sınırlarını içeren kısmına yönelik olarak yapılan itirazın zımmen reddine ilişkin işlem ile bu plan ve plan notlarının Çeşme ilçesini içeren kısımlarının iptali istemiyle temyizen bakılan dava açılmıştır.
Öte yandan, dava açıldıktan sonra, İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının Çeşme İlçe sınırlarını içeren … sayılı paftasında, 10/10/2018 ve 07/07/2020 tarihlerinde bazı değişikliklerin yapıldığı görülmüştür.
İLGİLİ MEVZUAT :
2872 sayılı Çevre Kanunu’nun 9. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinde, “Ülke fizikî mekânında, sürdürülebilir kalkınma ilkesi doğrultusunda, koruma-kullanma dengesi gözetilerek kentsel ve kırsal nüfusun barınma, çalışma, dinlenme, ulaşım gibi ihtiyaçların karşılanması sonucu oluşabilecek çevre kirliliğini önlemek amacıyla nazım ve uygulama imar plânlarına esas teşkil etmek üzere bölge ve havza bazında 1/50.000-1/100.000 ölçekli Çevre düzeni plânları Bakanlıkça yapılır, yaptırılır ve onaylanır. Bölge ve havza bazında çevre düzeni plânlarının yapılmasına ilişkin usûl ve esaslar Bakanlıkça çıkarılacak yönetmelikle belirlenir.” hükmüne yer verilmiştir.
Dava konusu işlemlerin tesis edildiği tarihte yürürlükte olan (mülga) 644 sayılı Çevre ve Şehircilik Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’nin 7. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendinde, yerleşme, yapılaşma ve arazi kullanımına yön veren, her tür ve ölçekte fiziki planlara ve uygulamalara esas teşkil eden üst ölçekli mekânsal strateji planlarını ve çevre düzeni planlarını ilgili kurum ve kuruluşlarla işbirliği yaparak hazırlamak, hazırlatmak, onaylamak ve uygulamanın bu stratejilere göre yürütülmesini sağlamak; (c) bendinde ise, havza ve bölge bazındaki çevre düzeni planları da dâhil her tür ve ölçekteki çevre düzeni planlarının ve imar planlarının yapılmasına ilişkin usul ve esasları belirlemek, havza veya bölge bazında çevre düzeni planlarını yapmak, yaptırmak, onaylamak ve bu planların uygulanmasını ve denetlenmesini sağlamak, Mekânsal Planlama Genel Müdürlüğünün görevleri arasında sayılmıştır.
Çevre ve Şehircilik Bakanlığınca çıkarılan 14/06/2014 tarih ve 29030 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliği’nin 4. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendinde, “Çevre düzeni planı: Varsa mekânsal strateji planlarının hedef ve strateji kararlarına uygun olarak orman, akarsu, göl ve tarım arazileri gibi temel coğrafi verilerin gösterildiği, kentsel ve kırsal yerleşim, gelişme alanları, sanayi, tarım, turizm, ulaşım, enerji gibi sektörlere ilişkin genel arazi kullanım kararlarını belirleyen, yerleşme ve sektörler arasında ilişkiler ile koruma-kullanma dengesini sağlayan 1/50.000 veya 1/100.000 ölçekteki haritalar üzerinde ölçeğine uygun gösterim kullanılarak bölge, havza veya il düzeyinde hazırlanabilen, plan notları ve raporuyla bir bütün olarak yapılan planı… ifade eder.” tanımı yer almaktadır.
Aynı Yönetmeliğin;
“Genel planlama esasları” başlıklı 7. maddesinin birinci fıkrasının (ı) bendinde, “Ülke ve bölge düzeyinde karar gerektiren büyük projelerin mekânsal strateji planı veya çevre düzeni planında değerlendirilmesi esastır.”,
“Planlama alanı” başlıklı 18. maddesinde, “Çevre düzeni planı; coğrafi, sosyal, ekonomik, idari, mekânsal ve fonksiyonel nitelikleri açısından benzerlik gösteren bölge, havza veya en az bir il düzeyinde yapılır.”,
“Plan ilke ve esasları” başlıklı 19. maddesinin,
1. fıkrasında, “Çevre düzeni planları hazırlanırken; a) Varsa mekânsal strateji planlarına uygunluğun sağlanması, b) Yeni gelişmeler ve bölgesel dinamiklerin dikkate alınması, c) İlgili kamu kurum ve kuruluşlarının mekânsal kararları etkileyecek nitelikteki bölge planı, strateji planı ve belgesi, sektörel yatırım kararlarının dikkate alınarak değerlendirilmesi, ç) Sürdürülebilir kalkınma amacına uygun olarak ekolojik ve ekonomik kararların bir arada değerlendirilmesi, d) Tarihi, kültürel yapı ile orman alanları, tarım arazileri, su kaynakları ve kıyı gibi doğal yapı ve peyzajın korunması ve geliştirilmesi, e) Doğal yapının, ekolojik dengenin ve ekosistemin sürekliliğinin korunması amacıyla arazi kullanım bütünlüğünün sağlanması, f) Ulaşım ağının arazi kullanım kararlarıyla birlikte ele alınması suretiyle imar planlarında güzergahı netleştirilecek yolların güzergah ve yönünün genel olarak belirlenmesi, g) Çevre sorunlarına neden olan kaynaklara yönelik önleyici strateji ve politikaların belirlenerek arazi kullanım kararlarının oluşturulması, ğ) İmar planlarına esas olacak şematik ve grafik dil kullanılarak arazi kullanım kararları ile koruma ve gelişmenin sağlanması, h) Afet tehlikelerine ilişkin mevcut raporlar ve jeolojik etütler dikkate alınarak afet risklerini azaltıcı önerilerin dikkate alınması esastır.”,
2. fıkrasında, “Çevre düzeni planlarının hazırlanması sürecinde, planlama alanı sınırları kapsamında aşağıda genel başlıklar halinde belirtilen konular ile diğer konularda ilgili kurum ve kuruluşlardan veriler elde edilir; bu veriler kapsamında analiz, etüt ve araştırmalar yapılır: a) Sınırlar. b) İdari ve bölgesel yapı. c) Fiziksel ve doğal yapı. ç) Sit ve diğer koruma alanları, hassas alanlar, doğal karakteri korunacak alanlar. d) Ekonomik yapı. e) Sektörel gelişmeler ve istihdam. f) Demografik ve toplumsal yapı. g) Kentsel ve kırsal yerleşme alanları ve arazi kullanımı. ğ) Altyapı sistemleri. h) Yeşil ve açık alan kullanımları. ı) Ulaşım sistemleri. i) Afete maruz ve riskli alanlar. j) Askeri alanlar, askeri yasak bölgeler ve güvenlik bölgeleri. k) Planlama alanına yönelik bölgesel ölçekli kamu projeleri ve yatırım kararları. l) Her tür ve ölçekteki plan, program ve stratejiler. m) Göller, barajlar, akarsular, taşkın alanları, yeraltı ve yüzeysel su kaynakları ve benzeri hidrolojik, hidrojeolojik alanlar. n) Çevre sorunları ve etkilenen alanlar.”,
3. fıkrasında, “Çevre Düzeni Planlarının hazırlanması sürecinde planlama alanı sınırları kapsamındaki tüm veriler 1/25.000 ölçekli harita hassasiyetinde hazırlanır.”,
4. fıkrasında, “Plan hazırlık sürecinde ihtiyaç duyulan veri, bilgi ve belgeler; ilgili veriyi hazırlamakla sorumlu kurum ve kuruluşlardan, bilimsel çalışmalardan ve uzmanlarca arazide yapılacak çalışmalardan elde edilir.”,
5.fıkrasında, “Planlama sürecinde coğrafi bilgi sistemleri ve uzaktan algılama yöntemleri kullanılarak güncellenebilir ve sorgulanabilir sayısal veri tabanı oluşturulur.”,
kurallarına yer verilmiştir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Daire kararında yargısal inceleme davacının itirazları numaralandırılmak suretiyle yapılmış olup, Kurulumuzca da aynı usul benimsenerek değerlendirme yapılmıştır.
Danıştay dava dairelerinin nihai kararlarının temyizen incelenerek bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 49. maddesinde yer alan;
“a) Görev ve yetki dışında bir işe bakılmış olması,
b) Hukuka aykırı karar verilmesi,
c) Usul hükümlerinin uygulanmasında kararı etkileyebilecek nitelikte hata veya eksikliklerin bulunması” sebeplerinden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
Dayandığı hukuksal nedenler ve gerekçesi yukarıda açıklanan Danıştay Altıncı Dairesi kararının,
– İtiraz – 1 başlığı altında incelenen “İzmir – Çeşme – Şifne Yat Limanı Amaçlı İmar Planı doğrultusunda Yat Limanının çevre düzeni planında gösterilmemesi” hususu ile,
– İtiraz – 3 başlığı altında incelenen “… Mahallesi batısında kalan Kentsel Gelişme Alanı kullanım kararı”
HARİCİNDEKİ kısımları, aynı gerekçeler ile Kurulumuzca da uygun bulunmuş olup temyiz dilekçelerinde ileri sürülen iddialar, kararın anılan kısımlarının bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
Temyiz istemlerine konu Daire kararının, yukarıda yer verilen hususlara ilişkin kısımlarına gelince;
1- Daire kararında İtiraz – 1 başlığı altında incelenen “İzmir – Çeşme – Şifne Yat Limanı Amaçlı İmar Planı doğrultusunda Yat Limanının çevre düzeni planında gösterilmemesi” hususunun incelenmesi;
1.1- Davacının İddiaları
İzmir – Manisa Bölgesi Çevre Düzeni Planı hazırlanması aşamasında Belediyenin yetki sınırları dahilinde kalan alanlar için kurum görüşü ile bilgi ve belgelerine başvurulmadığı ve Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliği’nin 8. maddesine aykırılık söz konusu olduğu, bu kapsamda dava konusu planda, İzmir – Çeşme – Şifne Yat Limanı Amaçlı İmar Planı doğrultusunda Yat Limanının gösterilmediği ileri sürülmüştür.
1.2- Davalı İdarenin Savunması
İzmir – Çeşme – Şifne Yat Limanının sehven işlenmediği, dava konusu plana ait, “Bu planın onama tarihinden önce mevzuata uygun olarak onaylanmış imar planları geçerlidir. Onaylı imar planlarında, bu planın ilkeleri ve nüfus kabulleri ve 7.6. sayılı maddesi doğrultusunda uygulama yapılacaktır.” ifadelerini içeren Plan Hükümlerinin 7.12. sayılı maddesinin bu hatayı ortadan kaldıracak nitelikte olduğu savunulmuştur.
1.3- Bilirkişi Kurulunun Değerlendirmesi
İzmir – Çeşme – Şifne Yat Limanının dava konusu plana işlenmediği, İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının yeterli, doğru ve güncel veriye dayandırılmadan yapıldığına işaret ettiği yönünde tespit ve görüşlere yer verilmiştir.
1.4- Daire Kararı
Dava konusu planın hazırlanma yönteminde; temel ilke ve hedeflerin tanımlanması, gerekli verilerin toplanması, kamu kurumları ve yerel yönetimlerle yapılan görüşmeler, toplanan verilerin değerlendirilmesi, analiz ve sentezinin yapılmasında yasal açıdan uyulması gereken idari ve teknik usullere herhangi bir aykırılık ve izlenen yöntemde bir şekil yanlışlığını ortaya koyan bir bilgi ya da verinin olmaması nedeniyle bu hususa ilişkin hukuka aykırılık bulunmadığı,
Plan Hükümlerinin 7.12. sayılı maddesinde yer alan düzenleme belirtilerek, davacı tarafından plana işlenmediği ileri sürülen hususların Bakanlığa iletilmediğinden plana işlenmediği, nitekim sonradan iletilen kararların plana yansıtıldığı görüldüğünden davacının iddialarının planı kusurlandırmadığı gerekçesiyle, bu kısım yönünden davanın reddine karar verilmiştir.
1.5- Kurulumuzun Değerlendirmesi
1/50.000 veya 1/100.000 ölçekteki haritalar üzerinde hazırlanmaları nedeniyle, leke plan niteliğinde bulunan çevre düzeni planları, koruma-kullanma dengesinin sağlanması için alt ölçekli plan kararlarına esas olacak yapılaşma şartlarını ortaya koyan, genel arazi kullanım kararlarının üretildiği bir plan türüdür.
Bu çerçevede, Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliği’nde, bölgesel ya da bazı durumlarda ülke düzeyinde etkileri olan büyük projelerin üst ölçekli çevre düzeni planları kapsamında değerlendirilmesinin esas olduğu kuralı düzenlenmiştir.
Dosyanın incelenmesinden, dava konusu, 16/11/2015 tarihinde onaylanan İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında, Çeşme İlçesinin … Mahallesi ile … Mahallesi arasında kalan kıyı bölgesinde, Balıkçı Barınağı ve aynı zamanda Yat Limanı kullanımını ifade eden gösterimlere/sembollere yer verildiği halde, İzmir – Çeşme – Şifne Yat Limanı Amaçlı İmar Planına dayalı olarak yapılması planlanan ve bölgesel düzeyde etkileri olabileceği değerlendirilen İzmir – Çeşme – Şifne Yat Limanının bulunduğu alanda, böyle bir gösterime/sembole yer verilmediği ve Çeşme İlçe sınırlarını içeren L-16 sayılı plan paftasında 10/10/2018 ve 07/07/2020 tarihlerinde yapılan değişiklikler kapsamında da bu sorunun giderilmediği görülmektedir.
Her ne kadar, davalı idare tarafından, İzmir – Çeşme – Şifne Yat Limanının sehven işlenmediği belirtilerek, dava konusu plana ait, “Bu planın onama tarihinden önce mevzuata uygun olarak onaylanmış imar planları geçerlidir. Onaylı imar planlarında, bu planın ilkeleri ve nüfus kabulleri ve 7.6. sayılı maddesi doğrultusunda uygulama yapılacaktır.” düzenlemelerini içeren Plan Hükümlerinin 7.12. sayılı maddesinin bu hatayı ortadan kaldıracak nitelikte olduğu savunulmakta ise de; çevre düzeni planlarında, bölgesel ya da bazı durumlarda ülke düzeyinde etkileri olan büyük projelere yönelik alt ölçekli planları yönlendirecek temel ilke ve politikaları içeren hükümlerin düzenlenmesi, bu türden büyük yatırımların koruma-kullanma dengesinin ve sürdürülebilirliğin sağlanması amacıyla çevre düzeni planı ölçeğinde kapsamlı bir şekilde değerlendirilmesi, kentsel ve kırsal yerleşim, gelişme alanları, sanayi, tarım, turizm, ulaşım gibi diğer sektörlerle ve yerleşmeye ilişkin geliştirilen stratejilerle ilişkilerinin kurulması ve açıklanması gerekmektedir.
Öte yandan, dava konusu çevre düzeni planında, önerilen ya da mevcutta var olan diğer “Yat Limanı” kullanımlarının gösterimine/sembolüne yer verildiği halde, Şifne Yat Limanının bulunduğu alanda, böyle bir gösterime/sembole yer verilmemesinin, gösterim teknikleri, şehircilik ilkeleri ve planlama esaslarına aykırı olduğu, davalı idarenin, bu planın onama tarihinden önce mevzuata uygun olarak onaylanmış imar planlarına geçerlilik tanıyan Plan Hükmüne dayalı savunmasının ise bu kapsamda hukuken kabul edilebilir bir tarafının bulunmadığı açıktır.
Bu durumda, “İzmir – Çeşme – Şifne Yat Limanı Amaçlı İmar Planı doğrultusunda Yat Limanının çevre düzeni planında gösterilmemesi” hususu yönünden dava konusu işlemlerin iptaline karar verilmesi gerekirken, anılan kısım yönünden davanın reddi yolunda verilen temyize konu Daire kararının bu kısmında hukuki isabet bulunmadığı sonucuna varılmıştır.
2- Daire kararında İtiraz – 3 başlığı altında incelenen “Alaçatı Mahallesi batısında kalan Kentsel Gelişme Alanı kullanım kararı”nın incelenmesi;
2.1- Davacının İddiaları
Alaçatı Mahallesi batısında kalan yaklaşık 75 ha alanın hiçbir yasal dayanak ve gerekçe gösterilmeden 2010 tarihli 1/25.000 ölçekli Çeşme Çevre Düzeni Planı Revizyonuna da aykırı olarak “Kentsel Gelişme Alanı” olarak belirlendiği ileri sürülmüştür.
2.2- Davalı İdarenin Savunması
Çevre düzeni planında “Kentsel Gelişme Alanı” olarak planlanan alanlarda bu alanların yalnızca konut, ticaret vb. kullanımlara ayrılacağı anlamına gelmediği, 8.1.1.3 sayılı Plan Hükmü çerçevesinde kentsel yerleşme alanlarında kentin ihtiyacı için aktif ve pasif yeşil alanlar, kentsel ve sosyal altyapı alanlarının yer almasının mümkün olduğu, bu çerçevede “Kentsel Gelişme Alanları”nı konut alanları gibi değerlendirmenin doğru bir yaklaşım olmadığı savunulmuştur.
2.3- Bilirkişi Kurulunun Değerlendirmesi
Bilirkişi raporunda, Çeşme İlçesinde öngörülen “Kentsel Gelişme Alanı” kullanım kararlarının, yalnızca Reisdere ve Musalla Mahalleleri açısından incelendiği görülmüştür.
2.4- Daire Kararı
1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının Plan Hükümleri değerlendiğinde, bu plandan ölçü alınarak uygulama yapılamayacağı, alt ölçekli imar planlarının yapım aşamasında ilgili kurum ve kuruluşların görüşlerinin alınacağı, tarımsal niteliği korunacak alanlarda ise mutlaka ilgili kurumlardan alınan görüşler doğrultusunda yapılaşma olabileceği, çevre düzeni planı ölçeğinde getirilen kullanım kararlarının o bölgenin mutlaka yapılaşacağı yönünde olmayacağının anlaşıldığı,
Dosya içeriğinden, Plan Açıklama Raporunda, planlama bölgesindeki tarımsal toprakların niteliği ve kullanım kabiliyeti ile değerli tarım topraklarının mekânsal dağılımını tespit etmeye ve değerlendirmeye yönelik veri ve bilgilerin toplanmış olduğu, bunların analiz edildiği ve eşik çalışmaları bağlamında dikkate alındığı ve sonuç olarak planlama bölgesi içinde yerleşilebilir ve yerleşilemez alanların eşikler doğrultusunda belirlendiğinin anlaşıldığı,
Diğer taraftan, bölgenin özelliği, nüfus baskısı, yerleşim alanı gibi ihtiyaçlar kentlerin gelişme yönü, mekansal gelişme eğilimleri ile doğal yapay ve yasal eşikler doğrultusunda, şematik olarak yerleşme alanlarının belirlendiği ve yukarıda belirtildiği gibi davacının itiraz ettiği bu alanların mutlaka yapılaşmaya açılacağı anlamına gelmediği, bu bağlamda çevre düzeni planında gösterimi yapılan turizm, kentsel gelişme alanı, sanayi alanı vb. kullanım kararlarının bu alanların mutlaka yapılaşmaya açılacağı anlamına gelmediği, bu kapsamda çevre düzeni planının 7.2 sayılı genel hükmü çerçevesinde plan üzerinden ölçü alınarak uygulama yapılamayacağı ve çevre düzeni planında önerilen plan kararlarının kesin sınırlarının ilgili kurumlardan alınacak görüşler kapsamında belirleneceği,
Bu durumda, itiraz konusu bakımından, dava konusu işlemlerde, Musalla ve Reisdere Mahalleleri dışında kalan kısımlar açısından şehircilik ilkelerine ve planlama esaslarına aykırılık görülmediği gerekçesiyle, … Mahallesi batısında kalan Kentsel Gelişme Alanı kullanım kararı yönünden davanın reddine karar verilmiştir.
2.5- Kurulumuzun Değerlendirmesi
Uyuşmazlıkta, Alaçatı yerleşiminin batısı, 23/06/2014 tarihinde onanan İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında “Tarım Alanı” olarak gösterilmiş iken, 30/12/2014 tarihinde onaylanan planda, söz konusu alanın “Kentsel Gelişme Alanı” kullanımına dahil edilerek, bu lekenin doğal sit alanını kapsayacak şekilde büyütüldüğü, dava konusu plan ile de bu durumun devam ettirildiği anlaşılmaktadır.
Dava konusu Çevre Düzeni Planının Açıklama Raporunda (sayfa 34); “Alaçatı: Alaçatı’da, onaylı planlarda bulunan kentsel gelişme alanları yeterlidir. Alaçatı’da, yerleşik alanların yanı sıra, turizm alanları ve tercihli kullanım alanlarında da alt ölçekli planlarda var olan yapılaşma koşullarının korunması kararlaştırılmıştır.” açıklamasına yer verilmiştir.
Buna göre, dava konusu Çevre Düzeni Planının Açıklama Raporunda, Alaçatı’da, onaylı planlarda bulunan kentsel gelişme alanlarının yeterli olduğu ifade edilmekte olup, 23/06/2014 tarihli planla yeterli olduğu değerlendirilip bu şekilde planlanan “Kentsel Gelişme Alanı”nın, hangi gerekçeyle büyütüldüğünün ortaya konulamadığı görülmektedir.
Dolayısıyla, Açıklama Raporunda, Alaçatı yerleşiminin ihtiyacına yönelik “Kentsel Gelişme Alanı”na ilişkin ortaya konulan öngörü ile daha sonradan getirilen “Kentsel Gelişme Alanı” lekesi arasında çelişki bulunduğu açık olup, bu haliyle dava konusu plan kararında şehircilik ilkelerine ve planlama esaslarına uyarlık bulunmamaktadır.
Bu durumda, “Alaçatı Mahallesi batısında kalan Kentsel Gelişme Alanı kullanım kararı” yönünden dava konusu işlemlerin iptaline karar verilmesi gerekirken, anılan kısım yönünden davanın reddi yolunda verilen temyize konu Daire kararının bu kısmında da hukuki isabet bulunmadığı sonucuna varılmıştır.
KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1. Davacının temyiz isteminin kısmen KABULÜNE;
2. Danıştay Altıncı Dairesinin temyize konu 30/12/2020 tarih ve E:2016/2373, K:2020/14080 sayılı kararının, İtiraz – 1 başlığı altında incelenen “İzmir – Çeşme – Şifne Yat Limanı Amaçlı İmar Planı doğrultusunda Yat Limanının çevre düzeni planında gösterilmemesi”ne ilişkin husus ile İtiraz – 3 başlığı altında incelenen “… Mahallesi batısında kalan Kentsel Gelişme Alanı kullanım kararı” yönünden BOZULMASINA,
3. Davacının diğer kısımlara yönelik temyiz istemi ile davalı idare ve yanında müdahilin temyiz istemlerinin REDDİNE;
4. Danıştay Altıncı Dairesinin temyize konu 30/12/2020 tarih ve E:2016/2373, K:2020/14080 sayılı kararının, iki numaralı hüküm fıkrasında belirtilen hususlar haricindeki kısımlarının ONANMASINA,
5. Kullanılmayan …-TL yürütmeyi durdurma harcının istemi hâlinde davalı idare yanında müdahile İADESİNE,
6. Bozulan kısımlar yönünden yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın Danıştay Altıncı Dairesine GÖNDERİLMESİNE,
7. Kesin olarak, 08/12/2022 tarihinde, İtiraz – 1 başlığı altında incelenen “İzmir – Çeşme – Şifne Yat Limanı Amaçlı İmar Planı doğrultusunda Yat Limanının çevre düzeni planında gösterilmemesi” hususu ve İtiraz – 3 başlığı altında incelenen “… ve … Mahallelerinde öngörülen Kentsel Gelişme Alanları”na yönelik kısımlar yönünden oyçokluğu, diğer kısımlar yönünden oybirliği ile karar verildi.
KARŞI OY
X- Daire kararında İtiraz – 1 başlığı altında incelenen “İzmir – Çeşme – Şifne Yat Limanı Amaçlı İmar Planı doğrultusunda Yat Limanının çevre düzeni planında gösterilmemesi” hususu yönünden;
Temyiz edilen kararla ilgili dosyanın incelenmesinden; Danıştay Altıncı Dairesince verilen kararın, İtiraz – 1 başlığı altında incelenen “İzmir – Çeşme – Şifne Yat Limanı Amaçlı İmar Planı doğrultusunda Yat Limanının çevre düzeni planında gösterilmemesi” hususuna ilişkin kısmının usul ve hukuka uygun bulunduğu, dilekçede ileri sürülen temyiz nedenlerinin kararın anılan kısmının bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı anlaşıldığından, davacının temyiz isteminin reddi ile temyize konu kararın anılan husus yönünden davanın reddine ilişkin kısmının da onanması gerektiği oyuyla, kararın bu kısmına katılmıyoruz.
KARŞI OY
XX- Daire kararında İtiraz – 3 başlığı altında incelenen “… ve … Mahallelerinde öngörülen Kentsel Gelişme Alanları”na yönelik kısım yönünden;
Dava konusu çevre düzeni planının plan notlarının 7.1 sayılı maddesinde, bu çevre düzeni planının, plan hükümleri ve plan açıklama raporuyla bir bütün olduğu, alt ölçekli planlar yapılırken bu belgelerin bütününün göz önünde bulundurulacağı; 7.2 sayılı maddesinde, bu plandan ölçü alınarak uygulamaya geçilemeyeceği, bu plan ile belirlenen kentsel gelişme alanlarının, bu alanların tamamının yerleşime açılacağını göstermeyeceği, bu alanların sınırlarının, alt ölçekli planlama çalışmalarında ilgili kurum ve kuruluşların görüşleri ile doğal, yapay ve yasal eşikler doğrultusunda, bu planda ve plan hükümleri ekinde yer alan tabloda belirlenen hedef nüfus dikkate alınarak kesinleştirileceği; 7.3 sayılı maddesinde, yerleşmeler için bu planının onama tarihinden önce onaylanmış olan imar planlarının bu planla belirlenen arazi kullanım kararları ve nüfus projeksiyonları esas alınarak belirlenecek kısmında imar ve ruhsat uygulamalarının devam ettirileceği, imar planlarının nüfus ve arazi kullanım kararları açısından bu plana uygun olmayan bölümlerinde ise yerleşmelerin adrese dayalı nüfus kayıt sistemine göre gerçekleşen nüfusunun bu planla belirlenen nüfus kabullerinin %70 ine ulaşması sonrasında imar uygulamaları ve/veya ruhsat işlemlerinin gerçekleştirileceği, 7.4 sayılı maddesinde, kentsel yerleşme alanları için plan hükümlerinin dokuzuncu bölümünde belirlenmiş olan nüfusun kent içi dağılımının, ilgili idarelerce alt ölçekli planlarda belirleneceği, 7.12 sayılı maddesinde, bu planın onama tarihinden önce mevzuata uygun olarak onaylanmış imar planlarının, 7.13 sayılı maddesinde de bu planın onama tarihinden önce mevzuata uygun olarak onaylanmış mevzi imar planlarının geçerli olduğu kuralına yer verilmiştir.
Bilindiği üzere çevre düzeni planında belirlenen arazi kullanım kararları, niteliği itibarıyla çevre kirliliğinin oluşmadan önce önlenebilmesi ve sağlıklı çevrenin oluşturulmasına yönelik hedef, ilke, strateji ve politikaları sağlayacak sürdürülebilir kalkınma ilkesi doğrultusunda gelişmenin ve korumanın yönünün belirlendiği bölgesel nitelikte genel arazi kullanım kararları olup, bu yönüyle söz konusu plana dayanılarak yapılacak 1/5000 ve 1/1000 ölçekli planlarda öngörülen ve parsel bazında fiziki kullanım durumunu belirleyen arazi kullanım kararlarından farklılık arz etmektedir.
Dava konusu çevre düzeni planının plan notlarında belirtildiği üzere, davaya konu çevre düzeni planından ölçü alınarak uygulamaya geçilemeyeceği gibi, dava konusu planla gösterilen kentsel gelişme alanların tamamının yerleşime açılması gerekmediği, bu alanların sınırlarının alt ölçekli planlama çalışmalarında ilgili kurum ve kuruluşların görüşleri ile doğal, yapay ve yasal eşikler doğrultusunda kesinleştirileceği, alt ölçekli imar planlarının yapım aşamasında ilgili kurum ve kuruluşların görüşlerinin alınacağı açıktır.
Ayrıca, davalı idare ve yanında müdahil tarafından sunulan savunma dilekçeleri ile temyiz dilekçelerinde, … Mahallesinde Toplu Konut İdaresi Başkanlığınca inşa edilen sosyal konutlar ve sosyal donatı alanlarının bulunduğu, … Mahallesinin ise ilçe merkezine çok yakın bir konumda, şehrin gelişme yönünde bulunduğu ve bölgede turizm potansiyelinin değerlendirilmesi, sosyal ve teknik altyapı eksikliklerinin giderilerek nitelikli turizm alanlarının oluşturulması, planlanması ve uygulamada bütünlüğün sağlanması amacıyla kentsel gelişme alanı olarak belirlendiği ifade edilmiş olup, bu haliyle, anılan mahallelerin, nüfus yoğunluğu ve yerleşim ihtiyacı, mekansal gelişme eğilimleri gibi faktörler dikkate alınarak, şematik olarak kentsel gelişme alanı olarak gösterilmesinde plan yapım tekniği ve şehircilik ilkeleri ile çevre düzeni planının genel hedef ve stratejilerine aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmıştır.
Açıklanan nedenlerle, davalı idarenin temyiz isteminin kısmen kabulü ile Daire kararının temyize konu … ve … Mahallelerinde öngörülen kentsel gelişme alanlarının iptaline ilişkin kısmının da bozulması gerektiği oyuyla, çoğunluk görüşünün anılan kısmına katılmıyoruz.