Danıştay 3. Daire Başkanlığı 2022/1542 E. , 2022/5282 K.
T.C.
D A N I Ş T A Y
ÜÇÜNCÜ DAİRE
Esas No : 2022/1542
Karar No : 2022/5282
TEMYİZ EDEN (DAVALI) : … Vergi Dairesi Başkanlığı/…
VEKİLİ : Av…
KARŞI TARAF (DAVACI) : … Fabrikası Anonim Şirketi
VEKİLİ : Av…
İSTEMİN KONUSU : … Vergi Mahkemesinin … tarih ve E…, K:… sayılı kararına yöneltilen istinaf başvurusunu, Danıştay Üçüncü Dairesinin bozma kararı uyarınca yeniden inceleyen … Bölge İdare Mahkemesi … Vergi Dava Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: Davacı tarafından, Türk Medeni Kanunu hükümlerine göre kurulan … Holding Emekli ve Yardım Sandığı Vakfına, çalışanları adına ödenen işveren katkı payının ücret mahiyetinde olduğu ve gelir vergisi tevkifatına tabi tutulması gerektiği yolunda saptamalar içeren vergi inceleme raporuna dayanılarak 2013 yılının Ocak ila Aralık dönemleri için ikmalen salınan gelir (stopaj) vergisinin kaldırılması istemine ilişkindir.
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: Davacı şirketin, çalışanlarının emeklilik ve diğer haklarının korunması için kurulan … Holding Emeklilik ve Yardım Sandığı Vakfına işveren katkı payı adı altında yaptığı ödemelerin “ücret” sayılması gerektiğinden bahisle vergi inceleme raporuna dayanılarak dava konusu tarhiyatın yapıldığının anlaşıldığı olayda, uyuşmazlığın çözümünde, davacı kurum tarafından vakfa işveren katılım payı olarak yapılan ödemelerin şirket çalışanları açısından 193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu’na göre ücret kapsamında değerlendirilip değerlendirilemeyeceği hususunun açıklığa kavuşturulması gerektiği, 4857 sayılı İş Kanunu’nun 32. maddesinde genel anlamıyla ücretin “bir kimseye bir iş karşılığında işveren veya üçüncü kişiler tarafından sağlanan ve para ile ödenen tutar” olarak tanımlandığı, Gelir Vergisi Kanunu’nda ise bir ödemenin ücret sayılabilmesi için, bir işyerinde bir işverene bağlı çalışma yapılması ve bunun karşılığında bir menfaat elde edilmesi gerektiği, işveren tarafından ücretin farklı isimler altında farklı usullerle ödenmesi, nin, yapılan ödemenin ücret olma niteliğini değiştirmeyeceği, sözü edilen vakfın, Türk Medeni Kanun hükümlerine göre ve vakıf senedinde yazılı amaçları gerçekleştirmek amacıyla kurulan, kar amacı gütmeyen, bu haliyle zorunlu sosyal güvenlik kurumlarına sağladığı destek ve sosyal yardımlarla sosyal güvenlik kuruluşu niteliğini haiz bir görünüm arzeden bir tüzel kişi olduğu, dolayısıyla ölüm ve maluliyete şamil risk teminatı, emeklilik ve üyeliğin sone ermesi halinde toptan ödeme, emekli aylığı, mesken edinme ve belirli ihtiyaçların karşılanması için finansman desteği, eş ve çocuklar da dahil olmak üzere toplu sağlık sigortası akdetme ve sigorta primlerine katılma şeklindeki amaçları gerçekleştirmek için faaliyette bulunduğu, gelirlerinin kesenekler ve iştirak payları, şirketlerce ve üyelerce ödenecek giriş kesenekleri, holding ve şirketlerin esas mukavelelerine göre kardan vakıf için ayıracakları paylar, her türlü plasman, menkul ve gayrimenkul gelir ve iratları, üyelere sağlanan mesken edinme ihtiyaç finansmanı karşılığında alınan katılma payı ile gecikme faizleri, her türlü vasiyet, bağış veya hibe yoluyla intikal edecek değerler vakfın finansman kaynakları arasında yer aldığı, şirketin yükümlülüğünün Vakıf Senedinden kaynaklandığı ve bu yükümlülüğün yararlanana değil, Vakfa karşı olduğu, çalışanların, şirketin üstlenmiş olduğu katkı payıyla ilgili olarak şirketten talepte bulunamayacağı gibi yükümlülüğünü yerine getirmeyen veya eksik yerine getiren şirkete karşı uyuşmazlık da çıkaramayacağı, diğer taraftan, şirketin Vakfa yönelik edimini eksik ifa etmesinin ücretlinin Vakıftan olan alacağını ortadan kaldırmayacağı, söz konusu katkı paylarının, kurumun yükümlülüğünün iş akdinden değil Vakıf senedinden kaynaklanması nedeniyle ücret olarak nitelendirilemeyeceği ve çalışan bakımından nakden veya hesaben tahsilatın söz konusu olmaması nedeniyle tevkifata da tabi tutulamayacağı dikkate alındığında, yapılan ikmalen tarhiyatta hukuka uyarlık bulunmadığı gerekçesiyle dava konusu vergi kaldırılmıştır.
Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: Davacı şirket tarafından … Holding Emeklilik ve Yardım Sandığı Vakfına yapılan ödemelerin, çalışanın aldığı maaş ve diğer unsurlar dikkate alınarak belli oranda hesaplandığı, çalışan personelin yükselmesine kıdemine bağlı olarak şirket tarafından vakfa ödenen tutarın değiştiği, yapılan bu ödemeler karşılığında sadece çalışanlara özgü olmak üzere, çalışma süresi de göz önünde bulundurularak, borç vermek, ölüm aylığı ve emeklilik aylığı bağlamak veya toplu ödeme yapmak gibi bir takım menfaatlerin sağlandığı hususları birlikte değerlendirildiğinde, şirket tarafından doğrudan ödenen ücrete ek olarak kendisine hizmet akdiyle bağlı çalışanlarına menfaat temin etmek üzere bizatihi davacı şirket tarafından kurulan vakıf aracı kılınarak işverenin tek taraflı iradesi ile sağlanan bu menfaatlerin ücret olduğunun kabulü gerektiği, ödemenin şirket tarafından, vakfın kurulması esnasında düzenlenen vakıf senedinde bir yükümlülük olarak öngörülmüş olmasının, vakfa ödenen paranın çalışanlara bir maddi menfaat olarak yansıtıldığı gerçeğini değiştirmeyeceği, aynı hukuki sebeple, başka bir kurum hakkında yapılan tarhiyata karşı açılan davada verilen kararın kesinleşmesinden sonra, mülkiyet ve adil yargılanma haklarının ihlal edildiği ileri sürülerek yapılan başvuru üzerine, Anayasa Mahkemesinin 21/02/2015 tarih ve 29274 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 12/11/2014 gün ve Başvuru No:2014/6192 sayılı kararıyla, uzun yıllar boyunca yapılan katkı payı ödemelerinin vergilendirilmemiş olması, somut olay bağlamında menfaatin elde edildiği zamana yönelik kanun hükmünün açık ve net olmaması ve bu hususun yargı kararlarından da anlaşılması, Vakfa ödenen katkı payları üzerinde çalışanların tasarruf haklarının bulunmadığına ilişkin Yargıtay içtihadı olduğu ve katkı paylarının ücret olarak vergilendirilmeyeceğine ilişkin başka bir kuruma verilmiş mukteza bulunması hususları karşısında, söz konusu katkı payı ödemelerinin ücret kapsamında değerlendirilerek vergilendirilmesini mümkün kılacak kanuni öngörülebilirlik şartının 2013 yılında ortaya çıkan Danıştay kararlarıyla sağlanabileceği, bu tarihe kadar yapılan vergi tarhiyatları ile kesilen cezaların söz konusu öngörülebilirlik koşulunu sağlamadığı gerekçesiyle vergi asılları bakımından varılan sonuç dolayısıyla vergi cezaları bakımından ayrıca değerlendirme yapılmasına da gerek görülmeyerek, Vakfa yapılan katkı payı ödemeleri üzerinden vergi ve ceza tahsil edilmesi nedeniyle başvurucunun, Anayasanın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkının ihlal edildiğinin kabul edilmesi gerektiği sonucuna varılarak, başvurucunun Anayasanın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkının ihlal edildiğine, ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için, yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmadığı anlaşıldığından, başvurucudan tahsil edilen tutarın tahsil tarihi itibarıyla yasal faizi ile birlikte tazminat olarak ödenmesine karar verildiği, esasen, Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuru üzerine verdiği “ihlal kararlarının” mahkemeler nezdinde bağlayıcı olduğu yönünde bir hüküm bulunmasa da söz konusu ihlal kararlarının Mahkemeler için emsal teşkil etmesi yönünden önemli bir işlevi bulunduğu, nitekim, Anayasa Mahkemesince verilmiş bir ihlal kararının varlığı halinde söz konusu tespit edilen ihlalin tekrar yaşanmaması yönünde gerekli tedbir ve kararların alınması gerektiği hususunun evrensel hukuk ilkelerinin ve hukuk devleti ilkesinin gereği olduğu, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin ihlal kararı üzerine kararın iç hukuktaki yansımalarında olduğu gibi ihlal kararına sebebiyet veren işlemlerin aynısının idarece devam ettirilmemesi, işlemlerin tesis edilmiş olması halinde geri alınması, işlemlerin yargıya taşınmış olması halinde ise mahkemelerce tekrar ihlale ve tazminata hükmedilmesine neden olabilecek mahiyette karar verilmemesi ve Anayasa Mahkemesinin taraflar haricindeki kişiler ve kurumlar tarafından bağlayıcı olmayan ama emsal teşkil edebilecek nitelikteki kararının dikkate alınmasının hukuk devleti ilkesinin sonucu olduğu, bu durumda, davacı adına salınan verginin 2013 vergilendirme dönemine ilişkin olduğu ve vergilendirme döneminde Kanun hükmünün açık olmadığı ve öngörülebilirliğin ise ancak 2013 tarihli Danıştay kararıyla sağlandığı göz önüne alındığında yapılan tarhiyatta hukuka uyarlık görülmediği gerekçesiyle istinaf başvurusu kabul edilerek Vergi Mahkemesi kararı kaldırıldıktan sonra dava konusu vergi kaldırılmıştır.
TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Davacı şirket tarafından Vakfa yapılan ödemelerin ücret olduğu kabul edilmesine karşın dava konusu verginin kaldırılmasının hukuka aykırı olduğu ileri sürülerek kararın bozulması istenilmektedir.
KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Savunma verilmemiştir.
DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …’ÜN DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin reddi ile usul ve yasaya uygun olan Bölge İdare Mahkemesi kararının onanması gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Üçüncü Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Bölge idare mahkemelerinin nihai kararlarının temyizen bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 49. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
Temyizen incelenen karar usul ve hukuka uygun olup, dilekçede ileri sürülen temyiz nedenleri kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1. Temyiz isteminin reddine,
2. Temyize konu Vergi Dava Dairesi kararının ONANMASINA,
3. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 50. maddesi uyarınca, kararın taraflara tebliğini ve bir örneğinin de ilgili Vergi Dava Dairesine gönderilmesini teminen dosyanın kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine, 08/12/2022 tarihinde oybirliğiyle kesin olarak karar verildi.