Danıştay 4. Daire Başkanlığı 2019/9664 E. , 2022/7569 K.
T.C.
D A N I Ş T A Y
DÖRDÜNCÜ DAİRE
Esas No : 2019/9664
Karar No : 2022/7569
TEMYİZ EDEN (DAVALI) : … Vergi Dairesi Başkanlığı
VEKİLİ : …
KARŞI TARAF (DAVACI) : …
VEKİLİ : …
İSTEMİN KONUSU : … Bölge İdare Mahkemesi … Vergi Dava Dairesinin … tarih ve E:…, K:…sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: Davacı adına, … Endüstriyel İnş. ve İnş. Malz. Tic. Ltd. Şti.’nin ödenmeyen borçları dolayısıyla, kanuni temsilci sıfatıyla düzenlenen, … tarih ve …, …, … ve … sayılı ödeme emirlerinin iptali istenilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: …. Vergi Mahkemesince verilen … tarih ve E:…, K:… sayılı kararda; dava konusu … sayılı ödeme emri ile … sayılı ödeme emrinin 9, 12 ve 13. satırları yönünden; tahsil zamanaşımına uğradığı anlaşılan amme alacağına ilişkin düzenlenen ödeme emrinde hukuka uyarlık bulunmadığı, 2017/002 sayılı ödeme emrinin 9, 12 ve 13. satırları dışında kalan kısımlar yönünden; usulüne uygun olarak kesinleştiği anlaşılan amme alacağına ilişkin olarak düzenlenen ödeme emrinde hukuka aykırılık bulunmadığı, … ve … sayılı ödeme emirleri yönünden; tarh zamanaşımına uğradığı anlaşılan amme alacağına ilişkin düzenlenen ödeme emirlerinde hukuka uyarlık bulunmadığı sonucuna varılmıştır. Belirtilen gerekçelerle davanın kısmen kabulüne, kısmen reddine karar verilmiştir.
Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: Bölge İdare Mahkemesince; istinaf başvurusuna konu Vergi Mahkemesi kararının usul ve hukuka uygun olduğu ve davalı tarafından ileri sürülen iddiaların söz konusu kararın kaldırılmasını sağlayacak nitelikte görülmediği belirtilerek 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 45. maddesinin 3. fıkrası uyarınca istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir.
TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Davalı idare tarafından, idarece yapılan işlemlerin hukuka uygun olduğu, kararın aleyhe olan kısımlarının bozulması gerektiği ileri sürülmektedir.
KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Cevap verilmemiştir.
TETKİK HÂKİMİ : …
DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin reddi ile usul ve yasaya uygun olan Bölge İdare Mahkemesi kararının onanması gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Dördüncü Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
İNCELEME VE GEREKÇE :
Bölge idare mahkemelerinin nihai kararlarının temyizen bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 49. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
Temyizen incelenen karar usul ve hukuka uygun olup, dilekçede ileri sürülen temyiz nedenleri kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
KARAR SONUCU :
Açıklanan nedenlerle;
1. Temyiz isteminin reddine,
2. Temyize konu … Bölge İdare Mahkemesi … Vergi Dava Dairesinin … tarih ve E:… K:… sayılı kararının ONANMASINA,
3. Temyiz giderlerinin istemde bulunan üzerinde bırakılmasına,
4. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 50. maddesi uyarınca, kararın taraflara tebliğini ve bir örneğinin de Vergi Dava Dairesine gönderilmesini teminen dosyanın Vergi Mahkemesine gönderilmesine, 05/12/2022 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.
(X) KARŞI OY :
Temyiz dilekçesinde belirtilen hususlar, … ve … sayılı ödeme emirleri dışında kalan kısımlar yönünden, kararın bozulmasını sağlayacak nitelikte görülmemiştir.
… ve … sayılı ödeme emirleri yönünden;
213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun 10. maddesinde tüzel kişilerle küçüklerin ve kısıtlıların, vakıflar ve cemaatler gibi tüzel kişiliği olmayan teşekküllerin mükellef veya vergi sorumlusu olmaları halinde bunlara düşen ödevlerin kanuni temsilcileri, tüzel kişiliği olmayan teşekkülleri idare edenler ve varsa bunların temsilcileri tarafından yerine getirileceği, yukarıda yazılı olanların bu ödevleri yerine getirmemeleri yüzünden mükelleflerin veya vergi sorumlularının varlığından tamamen veya kısmen alınamayan vergi ve bunlara bağlı alacakların, kanuni ödevlerini yerine getirmeyenlerin varlıklarından alınacağı hüküm altına alınmıştır.
6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun’a 4108 sayılı Kanunla eklenen Mükerrer 35. maddede, tüzel kişilerle küçüklerin ve kısıtlıların, vakıflar ve cemaatler gibi tüzel kişiliği olmayan teşekküllerin mal varlığından tamamen veya kısmen tahsil edilemeyen veya tahsil edilemeyeceği anlaşılan amme alacakları, kanuni temsilcilerin ve tüzel kişiliği olmayan teşekkülü idare edenlerin şahsi mal varlıklarından bu Kanun hükümlerine göre tahsil edileceği hükmüne yer verilmiştir. Terimler başlıklı 3. maddesinde; Tahsil edilemeyen amme alacağı terimi; “Amme borçlusunun bu Kanun hükümlerine göre yapılan mal varlığı araştırması sonucunda haczi kabil herhangi bir malvarlığının bulunmaması, haczedilen mal varlığının satılarak paraya çevrilmesine rağmen satış bedelinin amme alacağını karşılamaması gibi nedenlerle tahsil edilemeyen amme alacağı olduğu düzenlemesine yer verilmiştir.
Yasa kuralına göre, kanuni temsilcilerin şirket borçlarından dolayı sorumlu tutulabilmesi için, usulüne uygun olarak takip edilmesine rağmen amme alacağının asıl borçlu şirketten tahsil edilememiş veya tahsil edilemeyeceğinin ortaya konulmuş olması ve adına kanuni temsilci sıfatıyla ödeme emri düzenlenen kişilerin, amme alacağının vergilendirme, beyan ve vade tarihlerinde kanuni temsilci olarak görev yapmış olmaları gereklidir.
Dosyanın incelenmesinden, davacının asıl borçlu tüzel kişilikten tahsil edilemeyen vergi borcu nedeniyle kanuni temsilci sıfatıyla takip edildiği ve davacının da ödeme emri içeriği amme alacağının ilgili olduğu dönemde kanuni temsilci olduğu taraflar arasında ihtilafsızdır.
Uyuşmazlıkta her ne kadar Mahkemece … ve … sayılı ödeme emri içeriği ihbarnamelerin dosyaya sunulmadığı veya usulüne uygun tebliğ edilmediği ve dava konusu ödeme emri içeriği vergi borçlarının usulüne uygun olarak kesinleştiğinin davalı idare tarafından ortaya konulamadığı, bu nedenle dava konusu kamu alacağının zamanaşımına uğradığı gerekçesine yer verilmiş ise de, kanuni temsilci adına düzenlenen ödeme emirlerine ilişkin ihtilafın incelenmesi aşamasında ancak bir önceki işlem olan şirket adına düzenlenen ödeme emirlerinin hukuka uygun olup olmadığının incelenebileceği, asıl borçlu şirket hakkında düzenlenen ihbarnameye gidilemeyeceği hususu hem işlem teorisi hem yerleşik yargı kararları çerçevesinde açıktır.
Buna göre, dava konusu ödeme emirlerinin dayanağı şirket adına düzenlenen ödeme emirlerinin yasada öngörülen şekliyle tebliğ edilip edilmediği ve asıl borçlu şirket hakkında malvarlığı araştırmasının usulüne uygun olarak yapılıp yapılmadığı incelenerek, davacının kanuni temsilci olarak sorumluluğunun değerlendirilmesi gerekir.
Açıklanan nedenle, davalı idarenin temyiz istemi kabul edilerek Vergi Dava Dairesi kararının bozulması gerektiği görüşüyle Dairemiz kararına katılmıyorum.