Danıştay Kararı 8. Daire 2020/2413 E. 2022/7110 K. 02.12.2022 T.

Danıştay 8. Daire Başkanlığı         2020/2413 E.  ,  2022/7110 K.
T.C.
D A N I Ş T A Y
SEKİZİNCİ DAİRE
Esas No : 2020/2413
Karar No : 2022/7110

TEMYİZ EDEN (DAVACI) : … Turizm İşletmeleri San. ve Tic. A.Ş.
VEKİLİ : Av. …

KARŞI TARAF (DAVALI) : … Genel Müdürlüğü
VEKİLİ : Av. …

İSTEMİN KONUSU : … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.

YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: Konya ili, Seydişehir ilçesi, … Mahallesi, Seydişehir-Manavgat Karayolu üzerinde bulunan dinlenme tesisini işleten davacı şirket tarafından, 38.300 m² ormanlık alanda işletme izni kapsamında faaliyet gösterilen alana ilişkin olarak, 2011 yılına yönelik arazi izin bedeli farkı ve buna yönelik gecikme cezasının ödenmesinin istenilmesine ilişkin … tarih ve … sayılı işlemin iptaline ve şirketçe idareye ödenen tutarın iadesine karar verilmesi istenilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: … İdare Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararında; bilirkişi incelemesi de yaptırılarak “Müfettiş önerileri doğrultusunda izin alanı içerisinde yapılan büfeye izin verilmesi, lokanta kısmına ait bedellerin 150 kişilik lokanta üzerinden ödenmesi kaydıyla, iznin akaryakıt istasyonu, çocuk bahçesi, alışveriş merkezi, işçi yatakhanesi, mescit, kafeterya, toplantı salonu, depo, büfe ve 100 kişilik 2. sınıf lokanta ve mola noktası olarak devamı ve bedellerin müfettiş raporunda belirtildiği şekilde tahsil edilmesi” şeklinde izin verildiği, burada belirtilen kapasitede de bedelin 150 kişilik lokanta üzerinden ödenmesi kaydıyla denildiği için bilirkişiler tarafından tespit edilen ana restoran kapasitesi tanımıyla uyumlu olduğu, 2011 yılı için fark Arazi İzin Bedelinin (KDV hariç) 12.948,09 TL olarak hesaplandığı, dava konusu idari işlemde ise bu tutarın (KDV hariç) 11.094,90 TL olduğu, bilirkişilerce hesaplanan miktarın davacıdan istenilen bedelden daha yüksek olduğu, belirtilen bedelin vadesinin 27/05/2011 tarihi olduğu, bu tutara gecikme zammı ve KDV oranları uygulandığında 22.824,57 TL ödenmesi gerektiği, Turizm Bakanlığı’na ait İşletme belgesi ile faaliyette bulunulduğu ve kapasite, tür itibariyle (lokanta) kuver hesabı yapılmasının ve zararın doğmasının davacının kusuru olması sebebiyle gecikme cezası istenilmesinin doğru olduğu görüldüğünden dava konusu işlemde sonucu itibariyle hukuka aykırılık görülmediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesince; dava konusu arazi izin bedeli farkına ilişkin işlemin ilk olarak davacı şirkete tebliğ edildiği, bu işleme karşı davacı şirket tarafından 02.07.2015 tarihinde itiraz dilekçesinin verildiği, bunun üzerine Orman Genel Müdürlüğünün … tarih ve … sayılı işlemi ile davacının itirazının reddedildiği, bu işlemin de Konya Orman Bölge Müdürlüğünün … tarih ve … sayılı işlemi ile ekindeki arazi bedeli ödeme/hesap tablosu ile birlikte davacı şirkete 18.09.2015 tarihli tebliğ tutanağı ile tebliğ edildiği, şu durumda (her ne kadar ilk işlemin tebliğ tarihine yönelik dosyada açıklık bulunmasa da) davacı şirketin dava konusu ettiği (itirazın reddine ilişkin) … tarih ve … sayılı işlemin davacıya 18.09.2015 tarihinde tebliğ edildiğinin ve bu işleme karşı açılacak iptal davasına ilişkin 60 günlük sürenin de 2577 sayılı Yasanın 7. maddesi kapsamında anılan tarihi izleyen günden başlayacağının açık olduğu, buna mukabil görülen davanın ise (ilk olarak yetkisizlik kararı verilen … İdare Mahkemesinin … esas sayılı dosyasının açıldığı tarihi olan) 29.12.2015 tarihinde açıldığı, bu hâlde anılan dava konusu işlemin iptali istemi yönünden davanın süre aşımından reddi gerektiği; işbu davada davacı şirketin anılan işlemin iptali isteminin yanısıra ödenen tutarın da iadesi talebinde bulunduğu, bu istemin işlemin iptali talebine ilave bir tam yargı (tazminat) talebi niteliğinde görülebileceği, bu nedenle de söz konusu iade talebi yönünden dava açma süresinin (işlemin iptali talebinden farklı olarak) 2577 sayılı Yasanın 12. maddesi kapsamında “işlemin icrası” olarak kabul edilebilecek ödeme tarihinden başlatılabileceği, buna göre davanın ödenen tutarın iadesine ilişkin kısmının ödeme tarihi olan 30.10.2015 tarihinden itibaren süresi içinde açıldığı kabul edilebileceği, bununla birlikte, işleme yönelik iptal davasının süre aşımı nedeniyle reddine karar verilmesi karşısında, bu suretle (süresinde dava konusu edilmemekle) tahakkuku kesinleşen bir amme alacağının davacı şirketçe rızaen ödenmesinde de hukuka aykırılık ve idareye izafe edilebilecek bir kusur bulunmadığı, bu nedenle tam yargı (tazminat) talebi olarak değerlendirilebilecek olan söz konusu iade isteminin de bu gerekçeyle reddinin gerektiği, aksi bir kabulün, ödenen tutarın iadesi talebinden (ve 2577 sayılı Yasanın 12. maddesindeki “işlemin icrası” ibaresinden) hareketle süresinde dava konusu edilmeyen işlemin iptali talebinin de esasının incelenmesi sonucunu doğuracağı, bu hususun 2577 sayılı Yasanın 7. maddesinde öngörülen açık hükümle bağdaşmayacağı gibi, birçok konuda (para cezaları, tahakkuk işlemleri gibi) işleme yönelik dava açma süresini (yazılı bildirim tarihinden çok sonra kısmen veya tamamen ödeme yapılmak suretiyle) belirsizleştirecek ve hatta ortadan kaldıracak bir hukuki duruma sebebiyet verebileceği, davanın işlemin iptaline yönelik kısmının süre aşımı nedeniyle reddi, ödenen tutarın iadesine yönelik kısmının ise yukarıda belirtilen gerekçe ile reddi gerekmekte iken, dava konusu işlemin esasının incelenmesi suretiyle verilen davanın esastan reddi yönündeki idare mahkemesi kararında sonucu itibariyle hukuka uygunluk bulunan dava hakkında istinaf başvurusunun belirtilen gerekçe ile reddine karar verilmiştir.

TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Davacı tarafından, davanın temel talebinin ihtirazi kayıtla ödenen bedelin iadesi talebinden ibaret olduğunu, başka bir deyişle istirdat talebinin bulunduğunu, 150 kişilik lokanta kapasitesine yönelik bedeller zaten ödenmişken kapasite artışı iddiasıyla bir kez daha 150 kişilik rakam üzerinden hesaplama yapılmasının hukuka aykırı olduğunu, davalı idare tarafından yapılan kuver hesabının hukuki dayanağının ortaya konulmadığını yine daha evvel taraflarına yazılı tebliğ yapılmadığını bu nedenle gecikme cezası adı altında bir faiz tesis edilmesinin de hukuka aykırı olduğu ileri sürülmektedir.

KARŞI TARAFIN SAVUNMASI: Davalı idare tarafından, istemin reddi gerektiği savunulmuştur.

DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …’İN DÜŞÜNCESİ : 2577 sayılı İdarî Yargılama Usulü Kanunu’nun 2/1-b maddesinde, idarî işlem ve eylemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından idarî bir dava türü olan tam yargı davasının açılabileceği belirtilmiştir.
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 7. maddesinde; dava açma süresinin, özel kanunlarında ayrı süre gösterilmeyen hâllerde Danıştay’da ve idare mahkemelerinde altmış gün olduğu; aynı Kanun’un 12. maddesinde, ilgililerin haklarını ihlal eden bir idari işlem dolayısıyla Danıştay’a ve idare ve vergi mahkemelerine doğrudan doğruya tam yargı davası veya iptal ve tam yargı davalarını birlikte açabilecekleri gibi, ilk önce iptal davası açarak bu davanın karara bağlanması üzerine, bu husustaki kararın veya kanun yollarına başvurulması hâlinde verilecek kararın tebliği veya bir işlemin icrası sebebiyle doğan zararlardan dolayı icra tarihinden itibaren dava süresi içinde tam yargı davası açabilecekleri kurala bağlanmıştır.
Aktarılan mevzuatın irdelenmesinden, ilgililerin haklarını ihlal eden bir idari işlemden dolayı farklı aşamalarda tam yargı davası açmalarına imkân tanındığı, bu seçeneklerden birinin de, bir işlemin icrası sebebiyle doğan zararlardan dolayı icra tarihinden itibaren dava süresi içinde açılacak olan tam yargı davası olduğu görülmektedir.
2577 sayılı Kanun’un 12. maddesinde bahsedilen “işlemin icrası” sözcükleriyle, yasa koyucunun, tesis edilmekle hemen zarara yol açmayan, başka bir ifadeyle, işlemin tesisi ile zarar doğurucu sonuçları ortaya çıkaran uygulaması farklı zamanlara rastlayan durumları kastettiği anlaşılmaktadır. Bu hükmün amaçladığı idari işlemler, tesis ve bildirim safhası ile yürütme safhası birbirinden ayrı olan işlemlerdir. İdari işlemlerin bir kısmında bu iki safha arasında bir zaman aralığı bulunur. Bu nitelikteki işlemlerde, yürütme (icra), işlemin bildirim tarihinden sonraki bir tarihte olur. Bu işlemlerden doğabilecek zararlar da ancak icra edildikleri, uygulandıkları tarihte ortaya çıkar. Bu nedenle, 2577 sayılı Kanun’un 12. maddesine göre, bir işlemin icrası sebebiyle doğan zararlardan dolayı dava açma süresinin başlangıç tarihi; idari bir işlem nedeniyle kişisel hakkın ihlal edildiği, idari işlemin tesis edildiği veya tebliğ edildiği tarih değil, işlemin uygulandığı ve zararın tüm unsurlarıyla ortaya çıktığı tarih olarak kabul edilecektir. Başka bir deyişle, işlemden kaynaklanan zararın işlemin icrasından sonra ortaya çıkması hâlinde, tam yargı davasının icra tarihinden itibaren açılması, işlemin doğurduğu zararın işlemin yapılmasıyla değil, icrasıyla doğduğu hâller için söz konusudur.
Davalı idare tarafından, 15.09.2015 tarihli yazıyla talep edilen arazi kullanım bedellerinin, davacı tarafından 30.10.2015 tarihinde ihtirazi kayıtla ödenmesi idari işlemin icrası niteliğinde bulunduğundan, 29.12.2015(ilk olarak yetkisizlik kararı verilen … İdare Mahkemesi’nin … Esas sayılı dosyasının açıldığı tarih olan) tarihinde açılan davanın altmış günlük yasal süre içerisinde açıldığı anlaşılmakta olup; davanın kısmen süre aşımı nedeniyle ve kısmen esastan reddi yolundaki … Bölge İdare Mahkemesi … Dava Dairesi’nin kararında usul hükümlerine uygunluk bulunmadığından, Dairemiz kararının temyizi isteminin kabul edilerek, temyize konu kararının bozulması gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Sekizinci Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:

HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Bölge idare mahkemelerinin nihai kararlarının temyizen bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 49. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
Temyizen incelenen karar usul ve hukuka uygun olup, dilekçede ileri sürülen temyiz nedenleri kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
Öte yandan, her ne kadar Bölge İdare Mahkemesi tarafından, davada davacı şirketin anılan işlemin iptali isteminin yanısıra ödenen tutarın da iadesi talebinde bulunduğu, bu istemin işlemin iptali talebine ilave bir tam yargı (tazminat) talebi niteliğinde görülebileceği, bu nedenle de söz konusu iade talebi yönünden dava açma süresinin (işlemin iptali talebinden farklı olarak) 2577 sayılı Yasanın 12. maddesi kapsamında “işlemin icrası” olarak kabul edilebilecek ödeme tarihinden başlatılabileceği, buna göre davanın ödenen tutarın iadesine ilişkin kısmının ödeme tarihi olan 30.10.2015 tarihinden itibaren süresi içinde açıldığı kabul edilebileceği, bununla birlikte, işleme yönelik iptal davasının süre aşımı nedeniyle reddine karar verilmesi karşısında, bu suretle (süresinde dava konusu edilmemekle) tahakkuku kesinleşen bir amme alacağının davacı şirketçe rızaen ödenmesinde de hukuka aykırılık ve idareye izafe edilebilecek bir kusur bulunmadığı, bu nedenle tam yargı (tazminat) talebi olarak değerlendirilebilecek olan söz konusu iade isteminin de bu gerekçeyle reddinin gerektiği yönünde karar verildiği görülmekle birlikte,
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Hakkında Kanunu’nun 12. Maddesinde; “İlgililer haklarını ihlal eden bir idari işlem dolayısıyla Danıştaya ve idare ve vergi mahkemelerine doğrudan doğruya tam yargı davası veya iptal ve tam yargı davalarını birlikte açabilecekleri gibi ilk önce iptal davası açarak bu davanın karara bağlanması üzerine, bu husustaki kararın veya kanun yollarına başvurulması halinde verilecek kararın tebliği veya bir işlemin icrası sebebiyle doğan zararlardan dolayı icra tarihinden itibaren dava süresi içinde tam yargı davası açabilirler. Bu halde de ilgililerin 11 nci madde uyarınca idareye başvurma hakları saklıdır.” hükümleri yer almış bulunmaktadır.
Orman Genel Müdürlüğü’nün … tarih ve … sayılı işlemi ile 2012 yılına yönelik arazi izin bedeli farkı ve buna yönelik gecikme cezasının ödenmesi istenilen tutarın, davacı tarafından 30.10.2015 tarihinde ihtirazi kayıtla ödenmesi idari işlemin icrası niteliğinde bulunduğundan, 2577 sayılı Yasanın 12. maddesi uyarınca, işlemin icrasından itibaren altmış günlük dava açma süresi içinde, bu tutarın iadesi için tazminat davası açılmasına olanak bulunmakla birlikte, işleme yönelik iptal davasının süre aşımı nedeniyle reddine karar verilmesi karşısında, bu suretle (süresinde dava konusu edilmemekle) tahakkuku kesinleşen bir amme alacağın iadesi talebiyle açılan davalarda sınırlı inceleme yapılabileceği ve davacı iddialarının, tahakkuku kesinleşen amme alacağının eksiksiz ödenip ödenmediği hususu yönünden incelendiğinde ise idarece tesis edilen işlemlerde hukuka aykırılık bulunmamaktadır.
Bu durumda; hukuka uygun olduğu anlaşılan, İstinaf Mahkemesi kararının yukarıda aktarılan açıklama ile onanması gerekmektedir.

KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle,
1. Temyiz isteminin reddine,
2. … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının yukarıda belirtilen açıklama ile ONANMASINA,
3. Temyiz giderlerinin istemde bulunan üzerinde bırakılmasına, posta gideri avansından artan tutarın Mahkeme tarafından iadesine,
4. Kesin olarak, 02/12/2022 tarihinde oybirliği ile karar verildi.