Danıştay Kararı 10. Daire 2018/1269 E. 2022/5554 K. 29.11.2022 T.

Danıştay 10. Daire Başkanlığı         2018/1269 E.  ,  2022/5554 K.
T.C.
D A N I Ş T A Y
ONUNCU DAİRE
Esas No : 2018/1269
Karar No : 2022/5554

TEMYİZ EDEN (DAVACI) : …
KARŞI TARAF (DAVALI) : … Bakanlığı
VEKİLİ : Av. …

İSTEMİN_KONUSU : … İdare Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.

YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: İstanbul Barosunda kayıtlı avukat olarak görev yapan davacı tarafından, … isimli şahsın, adına düzenlenmiş sahte avukatlık kimliği ile Maltepe Cezaevine girerek hükümlüler ile görüştüğü, kendi yerine geçerek duruşmalara katıldığı, bu duruma cezaevi ve adliyede görevli bulunan kişilerin görevlerinde gerekli dikkat ve özeni göstermemelerinin neden olduğu, yaşanan olayların mesleki kariyerinin ve itibarının zedelenmesine yol açtığı iddiasıyla uğradığını ileri sürdüğü manevi zarara karşılık 60.000,00 TL manevi tazminatın 02/05/2013 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmiştir.

İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: … İdare Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının temyiz incelemesi sırasında Danıştay Onuncu Dairesinin 08/06/2016 tarih ve E:2016/985, K:2016/3175 sayılı kararı ile bozulması üzerine bozma kararına uyularak verilen … tarih ve E:… , K:… sayılı kararıyla; dava dosyasında bulunan bilgi ve belgelerin değerlendirilmesinden; yapılan araştırma sonucunda çipli avukatlık kimlik kartlarının teknik olarak kopyalanmasının mümkün olmadığı, ancak görsel olarak kopyalanabilmesinin mümkün olduğu, avukatlık kimliğinin tüm resmi ve özel kuruluşlar tarafından kabul edilecek resmi kimlik hükmünde olduğu, kimlik hakkında ihbar veya şikayet yoksa kimliğin sahteliğinin tespit edilmesine olanak bulunmadığı, Ceza İnfaz Kurumu girişinde bulunan ziyaret kayıt işlemlerinde kuruma gelen avukatın ilk önce meslek kimliğinin tespiti amacıyla UYAP üzerinden sicil numarası sorgulanarak kayıtlarda avukat olarak gözüküp gözükmediği, sicil numarasının doğruluğu, yasaklılık anlamında baro kayıtlarında herhangi bir kısıtlamanın bulunup bulunmadığı kontrol edildikten sonra eğer sorun görülmez ise görüşmeye izin verildiği, davaya konu olayda da aynı prosedürün işletildiği, davacıya ait kimlik hakkında ihbar veya şikayet olmadığından kimliğin sahteliğinin tespit edilemediği, avukatlık kimliğinin görsel olarak taklidi mümkün olabileceğinden avukata ait bilgilerin bilinmesi suretiyle bu durumun kullanılabileceği, bu sebeplerle davacı tarafından manevi tazminata esas olarak ileri sürülen hususlarda davacının mücerret iddiası haricinde somut ve hukuken geçerli bir delilin de bulunmadığı, kusur sorumluluğu için gerekli olan kusur, zarar, hukuka aykırılık, uygun illiyet bağı şartlarının somut olayda bir arada bulunmadığı, sonuç olarak tazmin için aranan yasal şartların somut uyuşmazlıkta tahakkuk etmediği, davacının manevi tazminat davası açma hakkı mevcut olmakla birlikte davacı nezdinde oluştuğu iddia olunan manevi zararda idarenin atfı kabil bir kusurunun bulunmadığı anlaşıldığından davacının manevi tazminat isteminin yerinde olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

TEMYİZ_EDENİN_İDDİALARI : Davacı tarafından, olayda cezaevi ve adliye görevlilerinin kusurunun bulunduğu ileri sürülmektedir.

KARŞI_TARAFIN_SAVUNMASI : Davalı idare tarafından temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır.

DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ : …
DÜŞÜNCESİ :Temyiz isteminin kabulü ile Mahkeme kararının bozulmasına karar verilmesi gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:

İNCELEME VE GEREKÇE :
MADDİ OLAY:
İstanbul Barosuna kayıtlı avukat olan davacı tarafından, 21/05/2013 tarihinde kendisinin ofis telefonundan … isimli şahıs tarafından arandığını, bu şahsın dava dışı … isimli şahsın kendisi adına düzenlenmiş avukatlık kimliği ile Maltepe Açık Ceza İnfaz Kurumunda hükümlü olarak bulunan eşi ile görüştüğünü, eşinin müdafiliğini yapması için bu kişiye vekalet ücreti adı altında ödeme yaptığını, ancak şahsın davranışlarından şüphelenmesi üzerine ofisine ait numarayı bulup kendisini durumdan haberdar ettiğini belirterek olayla ilgili olarak 21/05/2013 tarihinde İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunulması üzerine başlatılan soruşturma sonucunda; dava dışı … isimli şahsın, davacı adına düzenlenmiş avukatlık kimliği ile 02/05/2013 tarihinde Maltepe Açık Cezaevine girdiğinin, burada hükümlü … ile görüştüğünün, … Ağır Ceza Mahkemesinin E:… sayılı dosyasında duruşmaya katıldığının ve anılan dosyada noter marifetiyle düzenlenmiş vekaletnamelerin bulunduğunun tespit edilmesi üzerine … hakkında ”Kamu Görevini Usulsüz Üstlenme” suçundan İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığınca Sor. No:… Esas No:… , İddianame No:… sayılı iddianame düzenlenmiş, yapılan ceza yargılaması sonucunda sanık … hakkında … Asliye Ceza Mahkemesinin … tarih ve E:… , K:… sayılı kararı ile ”Kamu Görevini Usulsüz Üstlenme” suçundan mahkumiyet kararı verilmiş, anılan karar temyiz aşamasından geçerek kesinleşmiştir.
Davacı tarafından cezaevinde ve adliyede görevli kişilerin görevlerinin ifası sırasında gerekli özeni göstermedikleri, olayda davalı idarenin hizmet kusurunun bulunduğu iddiasıyla uğranıldığı ileri sürülen manevi zararın tazminine karar verilmesi istemiyle bakılan dava açılmıştır.
… . İdare Mahkemesince, … adlı şahsın sahte kimliği kullanarak Maltepe Açık Ceza İnfaz Kurumuna birçok kere giriş çıkış yaptığı birçok hükümlü ile görüştüğü, güvenliğin en üst düzeyde olması gereken cezaevi girişlerinde kimlik incelemesinde Cezaevi görevlilerinin gerekli ve yeterli özeni göstermediği, olayda idarenin hizmet kusurunun bulunduğu, yine sahte avukatlık belgesiyle duruşmalara girildiği ve Mahkemelerce de gerekli özenin gösterilmediği, davacının yaşanılan olayların mağduru olup bu olayın etkisinin davacıya tazmini gerektirir manevi zararlara yol açtığı, manevi tazminat isteminin 25.000,00 TL’lik kısmın yasal faizi ile birlikte kabulüne, fazlaya ilişkin kısmın reddine karar verildiği, anılan kararın Danıştay Onuncu Dairesinin 08/06/2016 tarih ve E:2016/985, K:2016/3175 sayılı kararı ile görüşme yapılan kimliğin davacı adına düzenlenmiş geçerli bir avukatlık kimliği ya da davacının kimlik bilgileri kullanılarak düzenlenmiş sahte bir avukatlık kimliği olduğu hususunda dosya kapsamında herhangi bir bilgi ve belge bulunmadığı keza bunu ortaya koyacak bir araştırmanın da Mahkemece yapılmadığı; buna göre, İdare Mahkemesince, dava dışı …’in kullanmış olduğu kimliğin davacı adına düzenlenmiş geçerli bir avukatlık kimliği ya da davacının kimlik bilgileri kullanılarak düzenlenmiş sahte bir avukatlık kimliği olduğu hususunun, Asliye Ceza Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı dosyası, … Ağır Ceza Mahkemesinin E:… dosyasına sunulan, noter marifetiyle düzenlenmiş vekaletnamelerin ve ilgili vekaletnameye ilişkin noter evrakının temini ile Türkiye Barolar Birliği nezdinde davacı adına hangi tarihlerde kimlik düzenlendiğinin tespiti, çipli olan avukatlık kimliklerinin sahte olarak düzenlenmesinin olanaklı olup olmadığı araştırılarak bir karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle bozulduğu, Mahkemece bozma kararına uyularak yapılan araştırma sonucunda çipli avukatlık kimlik kartlarının teknik olarak kopyalanmasının mümkün olmadığı, ancak görsel olarak kopyalanabilmesinin mümkün olduğu, avukatlık kimliğinin tüm resmi ve özel kuruluşlar tarafından kabul edilecek resmi kimlik hükmünde olduğu, kimlik hakkında ihbar veya şikayet yoksa kimliğin sahteliğinin tespit edilmesine olanak bulunmadığı, Ceza İnfaz Kurumu girişinde bulunan ziyaret kayıt işlemlerinde kuruma gelen avukatın ilk önce meslek kimliğinin tespiti amacıyla UYAP üzerinden sicil numarası sorgulanarak kayıtlarda avukat olarak gözüküp gözükmediği, sicil numarasının doğruluğu, yasaklılık anlamında baro kayıtlarında herhangi bir kısıtlamanın bulunup bulunmadığı kontrol edildikten sonra eğer sorun görülmez ise görüşmeye izin verildiği, davaya konu olayda da aynı prosedürün işletildiği, davacıya ait kimlik hakkında ihbar veya şikayet olmadığından kimliğin sahteliğinin tespit edilemediği, avukatlık kimliğinin görsel olarak taklidi mümkün olabileceğinden avukata ait bilgilerin bilinmesi ve kullanılması suretiyle bu durumun kullanılabileceği, bu sebeplerle davacı tarafından manevi tazminata esas olarak ileri sürülen hususlarda davacının mücerret iddiası haricinde somut ve hukuken geçerli bir delilin de bulunmadığı, kusur sorumluluğu için gerekli olan kusur, zarar, hukuka aykırılık, uygun illiyet bağı şartlarının somut olayda bir arada bulunmadığı, sonuç olarak tazmin için aranan yasal şartların somut uyuşmazlıkta tahakkuk etmediği, davacının manevi tazminat davası açma hakkı mevcut olmakla birlikte davacı nezdinde oluştuğu iddia olunan manevi zararda idarenin atfı kabil bir kusurunun bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Davacı tarafından, anılan kararın temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.

İLGİLİ MEVZUAT:
Anayasanın 125. maddesinde, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtildikten sonra, son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu hükme bağlanmış; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 2. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinde ise, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava türleri arasında sayılmıştır.
Genel anlamı ile tam yargı davaları, idarenin faaliyetlerinden ötürü, hakları doğrudan zarara uğrayanlar tarafından idare aleyhine açılan tazminat davaları olup, idarenin hukuki (mali/tazmin) sorumluluğunun yargı aracılığıyla belirlenip hüküm altına alınmasını sağlamaktadır.
İdare kural olarak, yürüttüğü kamu hizmetiyle nedensellik bağı kurulabilen zararları tazminle yükümlü olup; idari eylem ve/veya işlemlerden doğan zararlar, idare hukuku kuralları çerçevesinde, hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeleri gereği tazmin edilmektedir.
İdarenin yürütmekle görevli olduğu bir hizmetin kuruluşunda, düzenlenişinde veya işleyişindeki nesnel nitelikli bozukluk, aksaklık veya boşluk olarak tanımlanabilen hizmet kusuru; hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi hallerinde gerçekleşmektedir. Hizmet kusurundan dolayı sorumluluk, idarenin sorumluluğunun doğrudan ve asli nedenini oluşturmaktadır.
İdarelerin kamu hizmetlerinin gereği gibi işlemesini sağlayacak organizasyonları yaparak, yeterli araç ve gereçle donatılmış bina, tesis ve araçlarda hizmetin özelliğine uygun olarak seçilen ve yetişmiş personelle hizmeti yürütme yükümlülüğünün bulunduğu tartışmasızdır.
Öte yandan, manevi zararın varlığı, sadece şeref, haysiyet ve onur kırıcı işlem ve eylemlere maruz kalmış ya da kişilerin vücut bütünlüğünün ihlal edilmiş olmasına, ölüm nedeniyle ağır bir elem, üzüntü duyulması şartına bağlı olmayıp; idarenin yürütmekle yükümlü olduğu kamu hizmetini gereği gibi eksiksiz olarak sunamaması nedeniyle ilgililerin yeterli hizmet alamamalarından dolayı üzüntü ve sıkıntı duymaları da manevi zararın varlığı dolayısıyla manevi tazminata hükmedilmesi için yeterli bulunmaktadır.

HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Dava konusu uyuşmazlığın esasını, kendisini avukat olarak tanıtan bir şahsın cezaevine girmesinde ve hükümlü ile görüşmesine izin verilmesinde davalı idarenin hizmet kusurunun bulunup bulunmadığının tespiti oluşturmaktadır.
17/06/2005 tarih ve 25848 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Hükümlü ve Tutukluların Ziyaret Edilmeleri Hakkında Yönetmelik’in “Hükümlünün avukat, uzlaştırmacı ve arabulucu ile görüşmesi” başlıklı 20. maddesinde, hükümlünün avukatı ile meslek kimliğinin ibrazı üzerine görüştürüleceğinin düzenlendiği görülmektedir.
Bu bağlamda, anılan düzenleme gereğince cezavlerinde gerekli güvenliğin sağlanması açısından cezaevine girişlerde gösterilen avukatlık kimliğinin gösteren kişiye ait olup olmadığının ve geçerli bir kimlik kartlı niteliğini taşıyıp taşımadığının detaylı şekilde incelenmesi suretiyle cezaevi görevlileri tarafından bu konuda azami özenin gösterilmesinin gerektiği açıktır.
Somut olayda, … Asliye Ceza Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı mahkumiyet kararında, olayda kullanılan kimliğin davacı adına düzenlenmiş geçerli bir avukatlık kimliği ya da davacının kimlik bilgileri kullanılarak düzenlenmiş sahte bir avukatlık kimliği olduğu hususunda herhangi bir değerlendirme yapılmadığı görülmekle birlikte Maltepe Açık Ceza İnfaz Kurumunca tutulan Avukat Ziyaret Defteri ile 02/05/2013 tarihli Avukat Beyan Kağıdı uyarınca, avukat olmayan …’in avukat sıfatı ile cezaevine girdiğinde ve bir hükümlü ile vekil-müvekkil ilişkisi çerçevesinde görüştüğünde tereddüt bulunmamaktadır.
Olayda, her ne kadar dava dışı … tarafından kullanılan kimliğin niteliğine ilişkin bir değerlendirme yapılması mümkün değil ise de cezaevine girme yetkisi bulunmayan bir kişinin cezaevine girerek, kendisini avukat olarak tanıtmak suretiyle bir hükümlü ile görüştüğü hususunun sabit olduğu göz önünde bulundurulduğunda, davalı idarenin cezaevine girişte gerekli ve yeterli güvenlik tedbirlerini almadığı, alınmış olan tedbirlerin uygulanması konusunda da görevli personelin gerekli özeni göstermediği anlaşıldığından, anılan eylemin daha vahim sonuçlar da doğurabileceği dikkate alındığında olayda davalı idarenin hizmet kusurunun bulunduğu sonucuna varılmaktadır.
Bu durumda, Mahkemece davacının avukat olduğu ve tazminat istemine konu eylemlerin de doğrudan avukatlık mesleği kapsamında gerçekleştirilmesi nedeniyle davacının mesleki itibarını zedeleyebilecek nitelikte olduğu gözetildiğinde, meydana gelen olayda davalı idarenin hizmet kusuru ilkesi uyarınca sorumluluğu bulunduğundan uygun bir manevi tazminata hükmedilmesi gerekmekte olup, davanın reddi yolunda verilen kararda hukuki isabet bulunmadığı sonucuna varılmıştır.

KARAR SONUCU :
Açıklanan nedenlerle;
1. Davacının temyiz isteminin KABULÜNE,
2. Davanın reddine ilişkin temyize konu … İdare Mahkemesinin … tarih ve E:… , K:… sayılı kararının BOZULMASINA,
3. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın anılan Mahkemeye gönderilmesine,
4. 2577 sayılı Kanun’un (Geçici 8. maddesi uyarınca uygulanmasına devam edilen) 54. maddesinin birinci fıkrası uyarınca bu kararın tebliğ tarihini izleyen günden itibaren onbeş gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 29/11/2022 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi.

(X)-KARŞI OY :
İdare mahkemelerinin nihai kararlarının temyizen bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 49. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
Temyizen incelenen karar usul ve hukuka uygun olup, dilekçede ileri sürülen temyiz nedenleri kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmediğinden kararın onanması gerektiği oyuyla, aksi yöndeki Daire kararına katılmıyoruz.