Danıştay Kararı 8. Daire 2020/1666 E. 2022/6910 K. 29.11.2022 T.

Danıştay 8. Daire Başkanlığı         2020/1666 E.  ,  2022/6910 K.

T.C.

D A N I Ş T A Y

SEKİZİNCİ DAİRE

Esas No : 2020/1666

Karar No : 2022/6910

DAVACI : … Sendikası

VEKİLİ : Av. …

DAVALI : … Bakanlığı

VEKİLİ : …

DAVANIN KONUSU :

1. 10/07/2019 tarih ve 30827 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Milli Eğitim Bakanlığı Okul Öncesi Eğitim ve İlköğretim Kurumları Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmeliğin;

– 2. maddesiyle değişik 26/07/2014 tarihli, 29072 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Milli Eğitim Bakanlığı Okul Öncesi Eğitim ve İlköğretim Kurumları Yönetmeliğinin “Tanımlar” başlıklı 4. maddesinin birinci fıkrasının f bendini değiştiren düzenlemede yer alan; “tam zamanlı” ibaresinin,

– 4. maddesiyle değişik “Etkinlik, ders, etüt ve dinlenme süreleri” başlıklı 6. maddesinin birinci fıkrasının a bendinde yer alan; “ellişer ve aralıksız” ibarelerinin,

– 6. maddesiyle değişik 9. maddesinin başlığında ve içeriğinde psikolojik danışma hizmetlerine yer verilmemesi şeklindeki eksik düzenlemenin,

– 10. maddesiyle değişik “Devam, devamsızlığın izlenmesi, izin verme” başlıklı 18. maddesinin üçüncü fıkrasının b bendinde yer alan; “ders öğretmeni” ibaresinin,

– 21. maddesiyle değişik “Öğretmenlerin nöbet görevi” başlıklı 44. maddesine eklenen on ikinci fıkranın,

– 23. maddesiyle değişik “Belletici ve nöbetçi belletici öğretmen görevlendirmesi” başlıklı 46. maddesinin birinci fıkrasının,

– 29. maddesiyle değişik “Yaptırım takdirinde dikkat edilecek hususlar” başlıklı 56. maddesinin onuncu fıkrasının,

– 31. maddesiyle 60. maddesini değiştiren düzenlemede yer alan; “öğretmen” ibaresinin,

– 39. maddesiyle değişik “Okul öncesi eğitimde eğitime erişim modelleri” başlıklı 82. maddesinin birinci fıkrasında yer alan; “yaz eğitimi ve benzeri esnek” ibaresi ile aynı fıkrada yer alan “yaz aylarında” ibaresinin iptali istenilmektedir.

DAVACININ İDDİALARI :

“Tam zamanlı” ibaresinin kaynaştırma/bütünleştirme yoluyla eğitimlerine devam eden öğrencilerin destek eğitim odasından yararlanmasına sınır getirdiği, tam zamanlı kaynaştırma/bütünleştirme yoluyla eğitimlerine devam eden öğrencilerin destek eğitim odasından yararlanmasına olanak sağlandığı, bir kısım kaynaştırma/bütünleştirme yoluyla eğitime devam eden öğrencilerin destek eğitim odasından yararlanmalarının engellendiği; diğer alan öğretmenlerinin 40 dakika ders ve teneffüs hakkına sahip olduğu, ancak; okul öncesi öğretmenlerinin ders ve teneffüs hakkı bulunmaksızın 50 dakika aralıksız görev yaptığı, dava konusu düzenlemenin okul öncesi öğretmenlerinin ruh ve beden sağlığını bozucu etkilerinin olacağı, bu haliyle düzenlemenin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 3. ve 4. maddelerine aykırı olduğu; öte yandan söz konusu düzenlemenin Anayasa’nın “Kanun önünde eşitlik” başlıklı 10. maddesine de aykırı olduğu, okul öncesi öğretmenler ile alan öğretmenleri arasında haklı bir nedene dayanmaksızın ders okutma süresi ve teneffüs hakkı yönünden ayrımcılık yapıldığı; Milli Eğitim Bakanlığı Rehberlik Hizmetleri Yönetmeliği’nde rehber öğretmenlerin psikolojik danışma hizmetlerini sunmalarına olanak tanıyan kurallara yer verilmeyerek eksik düzenleme yapıldığı, anılan Yönetmelik ile uyumlu hale getirmek amacıyla dava konusu Yönetmelik’te değişiklik yapıldığı, Milli Eğitim Bakanlığı Rehberlik Hizmetleri Yönetmeliği’ne açılan davanın Danıştay İkinci Dairesi’nde (E:2018/1279) derdest olduğu, söz konusu düzenlemenin rehberlik hizmetinin etkinliğini azaltacağı ve formasyonlarına uygun görev yapmalarını engelleyici nitelikte olduğu; yoklama kağıdında hangi öğrencinin hangi derse girdiğinin belli olduğu ve bu yoklama kağıtlarının hergün okul yönetimine sunulduğu, dolayısıyla öğretmene gereksiz iş yükü çıkarıldığı, dava konusu düzenlemenin yazılı veya sözlü olarak okul yönetimine bilgi vermeye dayalı bir sistem getirdiği, ayrıca birden çok derste devamsızlığı bulunan öğrenciyi hangi öğretmenin okul yönetimine bildireceğinin de belirsiz olduğu; özel eğitim öğretmenlerinin, teneffüs ve yemek saatlerini, özel eğitim öğrencilerinin yemek yeme tarzı ve yemek alışkanlıkları konusunda eğitim öğretim saati olarak ders gibi kullanırken, dava konusu düzenlemenin kendilerine sadece sınıftaki öğrencilerin gözetimiyle sınırlı bir görev verdiği; belletici ve nöbetçi öğretmen görevlendirmesinde Milli Eğitim Bakanlığı Resmi Okullarda Yatılılık, Bursluluk, Sosyal Yardımlar ve Okul Pansiyonları Yönetmeliği’ne göre işlem yapılacağının kurala bağlandığı, ancak anılan Yönetmeliğin 39. maddesiyle re’sen belletici öğretmen görevlendirilmesine olanak sağlayan bir kuralın bulunduğu, bu durumun hukuka aykırı olduğu; “Yaptırım takdirinde dikkat edilecek hususlar” başlıklı 56. maddesinin onuncu fıkrasındaki dava konusu düzenlemenin, mükerrer cezalandırma mahiyetinde olduğu, söz konusu yaptırımın uygulandığı öğrencinin tüm bir eğitim öğretim dönemi cezalandırıldığı, düzenlemenin ölçülülük ilkesine aykırı olduğu; “İfadelerin alınması, kanıtların toplanması ve kararların yazılması” başlıklı 60. maddenin 1. fıkrasındaki dava konusu düzenlemenin, Maarif Müfettişleri Görev Standartları Yönergesi’ne aykırı olduğu, anılan Yönerge’de öğrencilerin ifadelerinin, öğrencilerin psikolojik açıdan etkilenmemeleri için rehberlik servisi, rehber öğretmen ya da psikolog ile işbirliği yapılarak gerekli önlemlerin alınacağının belirtildiği, dava konusu düzenlemenin bu Yönerge ile çeliştiği, öğretmenin aldığı ifadelerde öğrencilerin psikolojik açıdan etkilenmeye açık olduğu, düzenlemelerin iptal edilmesi gerektiği iddia edilmektedir.

DAVALI İDARENİN SAVUNMASI :

Milli Eğitim Bakanlığı Özel Eğitim Hizmetleri Yönetmeliği’nde yer alan tanım ile uyumlu hale getirmek amacıyla “Tam zamanlı” ibaresinin dava konusu Yönetmeliğe eklenmesi suretiyle değişikliğin yapıldığı, bu değişikliğin şeklen yapılan bir düzenleme olduğu, uygulamada herhangi bir farklılığa sebebiyet vermediği, düzenlemenin kamu yararı ve hizmet gerekleri ile örtüştüğü; “aralıksız” ifadesi ile anlatılmak istenenin, yapılacak günlük eğitim faaliyetlerinin bir bütün olarak planlanması olduğu, bu eğitim kademesinde uygulanan okul öncesi eğitim programının, yani eğitim akışının, öğretmenin o gün yapacağı çalışmalara düzenli bir şekilde yer verdiği çerçeve bir plan olduğu, bu planın, güne başlama zamanı, oyun zamanı, etkinlik zamanı, günü değerlendirme zamanı, beslenme zamanı ve dinlenme zamanı gibi rutin etkinlikleri içerdiği, bu eğitim kademesinde bilfiil 6 saat etkinlik yapılamayacağı, okul öncesi eğitim kurumlarında çocuklar için düzenlenen eğitim etkinliklerinin aralıksız gerçekleştirilmesinin, küçük çocuk ile eğitimci bağlantısının kesintiye uğramamasını zorunlu kılan husus olduğu ve bunun, görevin doğal özelliğinden kaynaklandığı, bu yaş grubu çocukların, yaş ve gelişimsel özellikleri nedeniyle bütüncül görev anlayışı içerisinde eğitim etkinliklerinin yürütüldüğü; 10/11/2017 tarih ve 30236 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe giren Milli Eğitim Bakanlığı Rehberlik Hizmetleri Yönetmeliği’nin “Tanımlar” başlıklı 3. maddesinde “rehberlik servisi” tanımında “psikolojik danışma” ibaresine yer verilmediği, anılan Yönetmelik ile uyumlu hale getirmek amacıyla dava konusu düzenlemenin yapıldığı; yoklamaların son ders bitiminden sonra okul yönetimine teslim edildiği, öğrencinin devamsızlık durumunun gün sonunda veliye haber edildiği, ancak; bu durumun gün içerisinde çocukların okul ortamından uzaklaşarak kontrol dışı kalmalarına neden olduğu, yapılan değişiklik ile öğrencinin devamsızlığının ivedilikle veliye bildirilmesi amaçlanarak öğrencinin üstün yararının gözetildiği; 10/07/2019 tarihli dava konusu Yönetmelik değişikliği öncesinde de özel eğitim öğretmenlerinin teneffüs ve yemek saatlerinde öğrencilerin gözetimine devam ettiği, ancak bu görevin nöbet kapsamına alınmamasından dolayı özel eğitim öğretmenlerine nöbet görevinin verilmediği, bu durumda diğer öğretmenlere nöbet görevi karşılığında ek ders ücreti verilirken özel eğitim öğretmenlerinin bu imkandan faydalanamadığı, bu kapsamda 07/07/2018 tarihli değişiklik ile Özel Eğitim Hizmetleri Yönetmeliği’nde değişiklik yapılarak bu değişikliğe uyumlu olarak dava konusu Yönetmeliğe de işlendiği, özel eğitim öğretmenlerinin zaten fiilen yaptıkları uygulamanın nöbet kapsamına alınarak nöbet görevi karşılında ek ders ücreti almalarının sağlandığı; Pansiyonda belletici ve nöbetçi öğretmenlik görevlendirmesinin norm kadro ile alakasının bulunmadığı, öğretmenin asli görevi olan herhangi bir okulda norm kadro karşılığında görev yapmasının aylığını hak edecek nitelikte bulunan bir görev olduğu, belletici veya nöbetçi öğretmenlik görevinin ise; norm kadro kapsamında görev yapan öğretmenin ders ücreti karşılığında görev yaptığı okulun pansiyonunda ders ücreti karşılığında eğitim öğretim süreci içerisinde öğretmeni olduğu öğrencilerine ders dışındaki sürede pansiyon ortamında etüt görevi dahil belleticilik ve nöbetçi belletmenlik hizmetini verme zorunluluğunun bulunduğu; “Yaptırım takdirinde dikkat edilecek hususlar” başlıklı 56. maddesinin onuncu fıkrasında yapılan dava konusu değişiklikle madde metninde yer alan “iftihar belgesi” ibaresinin yürürlükten kaldırıldığı, dava konusu hükmün yeni bir hüküm olmadığı, mülga Yönetmelikte de aynı hükmün bulunduğu, teşekkür ve takdir belgelerinin okul içinde ve dışında, arkadaşlarına ve çevresine olumlu bir şekilde örnek olacak davranışları ile derslerdeki gayret ve başarısından dolayı verildiği, salt akademik başarı değil, davranışların da baz alınacağı, düzenlemenin milli eğitimin temel amaçları ile örtüştüğü; 60. maddenin 1. fıkrasında yer alan “rehber öğretmen bulunmaması halinde bir öğretmen eşliğinde” ibaresi ile öğrencinin psikolojik etki altında kalmadan ifade vermesinin sağlanarak, öğrencinin kendini güvende ve rahat hissetmesinin amaçlandığını, burada öğrencinin üstün yararının gözetildiği; “Gezici öğretmen” uygulamasının 222 sayılı Kanun’da tanımlanmış bir uygulama olduğu, yapılan değişiklik ile yaz okulu uygulaması ile diğer erişim modellerinin bir maddede toplanarak sadelik sağlanmaya çalışıldığı, Milli Eğitim Bakanlığı’nın ana hedeflerinden birisinin de, her çocuğun en az 1 yıl okul öncesi eğitim alarak ilkokula başlamasının sağlanması olduğu, ancak ülkemizde köy nüfusunun azalması ile okulların kapanmasının söz konusu olduğu, seyrek nüfuslu ve çocuk sayısının 10’un altında olan yerleşim yerlerinde sınıf açılamadığından, bu yerleşim yerlerindeki çocukların okul öncesi eğitime erişiminin güçleştiği, yaşın hassasiyeti gereği, taşımalı eğitimin de sakıncalı olduğu ve çocuğun yararına olmadığı, bu sebeple bu gibi yerleşim yerlerinde uygulanmak üzere farklı modellerin geliştirilmesinin zorunluluk halini aldığı, söz konusu maddenin esnek zamanlı modelleri tanımladığı ve pilot uygulamalarının yapıldığı modeller olduğu, bu modellere katılımın hem öğrenci, hem de öğretmen yönünden isteğe bağlı olduğu, belirtilen nedenlerle davanın reddi gerektiği savunulmaktadır.

DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ : …

DÜŞÜNCESİ : Kısmen dava konusu işlemin iptali, kısmen davanın reddi gerektiği düşünülmektedir.

DANIŞTAY SAVCISI : …

DÜŞÜNCESİ : Dava; 10/07/2019 tarihli ve 30827 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Milli Eğitim Bakanlığı Okul Öncesi Eğitim ve İlköğretim Kurumları Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmeliğin 2. maddesiyle; 26/07/2014 tarihli, 29072 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Milli Eğitim Bakanlığı Okul Öncesi Eğitim ve İlköğretim Kurumları Yönetmeliğinin “Tanımlar” başlıklı 4. maddesinin birinci fıkrasının (f) bendini değiştiren düzenlemede yer alan; “tam zamanlı” ibaresinin, 4. maddesiyle değişik “Etkinlik, ders, etüt ve dinlenme süreleri” başlıklı 6. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinde yer alan; “ellişer ve aralıksız” ibarelerinin, 6. maddesiyle değişik 9. maddesinin başlığında ve içeriğinde psikolojik danışma hizmetlerine yer verilmemesi şeklindeki eksik düzenlemenin, 10. maddesiyle değişik “Devam, devamsızlığın izlenmesi, izin verme” başlıklı 18. maddesinin üçüncü fıkrasının (b) bendinde yer alan; “ders öğretmeni” ibaresinin, 21. maddesiyle değişik “Öğretmenlerin nöbet görevi” başlıklı 44. maddesine eklenen onikinci fıkranın, 23. maddesiyle değişik “Belletici ve nöbetçi belletici öğretmen görevlendirmesi” başlıklı 46. maddesinin birinci fıkrasının, 29. maddesiyle değişik “Yaptırım takdirinde dikkat edilecek hususlar” başlıklı 56. maddesinin onuncu fıkrasının, 31. maddesiyle 60. maddesini değiştiren düzenlemede yer alan; “öğretmen” ibaresinin ve 39. maddesiyle değişik “Okul öncesi eğitimde eğitime erişim modelleri” başlıklı 82. maddesinin birinci fıkrasında yer alan; “yaz eğitimi ve benzeri esnek” ibaresi ile aynı fıkrada yer alan “yaz aylarında” ibaresinin iptali istemiyle açılmıştır.

Erken çocukluk dönemi içerisinde okul öncesi eğitim kurumlarının en büyük görevi, çocuğun gelişim aşamalarını desteklemek ve yaratıcılık potansiyelini fark edip en üst düzeye çıkartmaktır. Okul öncesi eğitiminin amaç ve görevleri, milli eğitimin genel amaçlarına ve temel ilkelerine uygun olarak;

– Çocukların beden, zihin ve duygu gelişmesini ve iyi alışkanlıklar kazanmasını sağlamak,

– Onları ilkokula hazırlamak,

– Şartları elverişsiz çevrelerden ve ailelerden gelen çocuklar için ortak bir yetiştirme ortamı yaratmak,

– Çocukların Türkçe’yi doğru ve güzel konuşmalarını sağlamaktır.

Bu çerçevede dava dosyasının incelenmesinden; Milli Eğitim Bakanlığı Özel Eğitim Hizmetleri Yönetmeliği’nde yer alan tanım ile uyumlu hale getirmek amacıyla dava konusu Yönetmeliğe “Tam zamanlı” ibaresinin eklendiği, “ellişer ve aralıksız” ifadesinin, anılan eğitimin özelliği dikkate alındığında yapılacak günlük eğitim faaliyetlerinin bir bütün olarak planlanması amacına yönelik olduğu, Yönetmeliğin 18. maddesinin üçüncü fıkrasının (b) bendinde yer alan “ders öğretmeni” ibaresiyle derse özürsüz olarak girmeyen öğrencinin devamsızlığının ivedilikle veliye bildirilmesinin amaçlandığı, özel eğitim öğretmenlerine nöbet görevinin verilmemesi nedeniyle özel eğitim öğretmenlerinin teneffüs ve yemek saatlerinde öğrencilerin gözetimine devam etmesinin eğitimin özelliği nedeniyle gerekli olduğu ve Özel Eğitim Hizmetleri Yönetmeliği’nde değişiklik yapılarak bu değişikliğe uyumlu olarak dava konusu Yönetmeliğe de işlendiği, özel eğitim öğretmenlerinin zaten fiilen yaptıkları uygulamanın nöbet kapsamına alınarak nöbet görevi karşılında ek ders ücreti almalarının sağlandığı, yine belletici veya nöbetçi öğretmenlik görevinin, norm kadro kapsamında görev yapan öğretmenin ders ücreti karşılığında görev yaptığı okulun pansiyonunda ders ücreti karşılığında eğitim öğretim süreci içerisinde öğretmeni olduğu öğrencilerine ders dışındaki sürede pansiyon ortamında etüt görevi dahil belleticilik ve nöbetçi belletmenlik hizmetini verme zorunluluğunun bulunduğu, öğrenci davranışlarını değerlendirme kuruluna sevk edilen öğrenci ile tanık ifadelerinin alınmasında rehber öğretmenin bulunmaması durumunda “öğretmen” eşliğinde ifadelerin alınmasını düzenleyen 31. maddeyle değişik 60. madde de hizmet gereklerine aykırılık bulunmadığı, öte yandan “Gezici öğretmen” uygulamasının 222 sayılı Kanun’da tanımlanmış bir uygulama olduğu, yapılan değişiklik ile yaz okulu uygulaması ile diğer erişim modellerinin bir maddede toplanarak sadelik sağlanmaya çalışıldığı, Milli Eğitim Bakanlığı’nın ana hedeflerinden birisinin de, her çocuğun en az 1 yıl okul öncesi eğitim alarak ilkokula başlamasının sağlanması olduğu, ancak ülkemizde köy nüfusunun azalması ile okulların kapanmasının söz konusu olduğu, seyrek nüfuslu ve çocuk sayısının 10’un altında olan yerleşim yerlerinde sınıf açılamadığından, bu yerleşim yerlerindeki çocukların okul öncesi eğitime erişiminin güçleştiği, yaşın hassasiyeti gereği, taşımalı eğitimin de sakıncalı olduğu ve çocuğun yararına olmadığı, bu sebeple bu gibi yerleşim yerlerinde uygulanmak üzere farklı modellerin geliştirilmesinin zorunluluk halini aldığı, söz konusu maddenin esnek zamanlı modelleri tanımladığı ve pilot uygulamalarının yapıldığı modeller olduğu, bu modellere katılımın hem öğrenci, hem de öğretmen yönünden isteğe bağlı olduğu, dolayısıyla bu maddelere yönelik iptal gerekçelerinde hukuka ve hizmet gereklerine uyarlık bulunmadığı anlaşılmaktadır. Dava konusu 10/07/2019 tarihli ve 30827 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Milli Eğitim Bakanlığı Okul Öncesi Eğitim ve İlköğretim Kurumları Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmeliğin 6. maddesiyle değişik 26/07/2014 tarihli ve 29072 sayılı Resmi Gazete’de

yayımlanan Milli Eğitim Bakanlığı Okul Öncesi Eğitim ve İlköğretim Kurumları Yönetmeliğinin “Rehberlik hizmetleri ve sosyal etkinlikler” başlıklı 9. maddesinin eksik düzenleme nedeniyle iptali isteminin incelenmesinden;

Yönetmeliğin “Rehberlik hizmetleri ve sosyal etkinlikler” başlıklı 9. maddesinin 1. fıkrasında dava konusu değişiklikten önce; “İlkokul, ortaokul ve imam-hatip ortaokullarında; rehberlik ve psikolojik danışma hizmetlerini yürütmek amacıyla rehberlik ve psikolojik danışma servisi oluşturulur. Rehberlik ve psikolojik danışma hizmetleri ve sosyal etkinlikler ilgili mevzuat hükümlerine göre yürütülür.” hükmü yer almaktayken, 10/07/2019 tarih ve 30827 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Milli Eğitim Bakanlığı Okul Öncesi Eğitim ve İlköğretim Kurumları Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmeliğin 6. maddesiyle, anılan madde, başlığıyla birlikte değiştirilerek anaokulları ile ilkokul, ortaokul ve imam-hatip ortaokullarında; rehberlik hizmetlerini yürütmek amacıyla rehberlik servisi oluşturulacağı, rehberlik hizmetleri ve sosyal etkinliklerin ilgili mevzuat hükümlerine göre yürütüleceği hüküm altına alınmıştır.

10/11/2017 tarihli ve 30236 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Milli Eğitim Bakanlığı Rehberlik Hizmetleri Yönetmeliği, 17/04/2001 tarihli ve 24376 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Milli Eğitim Bakanlığı Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık Hizmetleri Yönetmeliğini yürürlükten kaldırmış olup; Milli Eğitim Bakanlığı Rehberlik Hizmetleri Yönetmeliğinde, Mülga Yönetmelik’ten farklı olarak, “Psikolojik Danışma” ifadesine Yönetmelik başlığında yer verilmeyerek Yönetmelik metninde, gerek amaç ve kapsam, gerekse tanımlar kısmı ile metnin içeriğinde “Psikolojik Danışma” yerine “Rehberlik”, “Psikolojik Danışman” yerine “Rehberlik Öğretmeni”, “Rehberlik ve Psikolojik Danışma Servisi” yerine “Rehberlik Servisi” ifadesi kullanılmıştır.

Kamu hizmetine egemen olan ilkelerden biri olan değişkenlik ilkesi uyarınca idarenin, yürüttüğü kamu hizmetini çağın gereklerine ve toplumun ihtiyaçlarına uygun olarak değiştirip yeniden düzenlemesi hukuken olanaklı olmakla birlikte, idare tarafından bu yetkinin hukuka uygun bir şekilde ve idare hukukunun temel ilkeleri de göz önünde bulundurularak kullanılması gerektiği açıktır. Bunun yanında, açılacak bir dava üzerine, yapılan değişikliğin kamu yararına ve hizmet gereklerine uygun olduğunun idari yargı organlarınca denetlenebileceği açık olduğuna göre, değişikliğin gerekçelerinin de somut olarak ortaya konulması gerekmektedir.

Ancak; davalı idarece, Mülga Yönetmelikte geçen “Psikolojik Danışma” ve “Psikolojik Danışman” ifadelerinin değiştirilerek “Rehberlik” ve “Rehberlik Öğretmeni”, “Rehberlik ve Psikolojik Danışma Servisi”nin ise “Rehberlik Servisi” olarak yeniden belirlenmesinin ve “Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık” eğitimi almış öğretmenlerin “Psikolojik Danışman” unvanının kaldırılarak “Rehberlik Öğretmeni” olarak tanımlanmasının nedenine ilişkin gerekçelerin tam ve net olarak ortaya konulamadığı görülmektedir.

Diğer taraftan, “Rehberlik”, “Rehberlik Öğretmeni” ve “Rehberlik Servisi” ifadelerinin, Yönetmeliğin yerine getirmeyi hedeflediği hizmetleri gerçekleştirme amacına ve ruhuna aykırı olduğu; Mülga Yönetmelikte yer alan “Psikolojik Danışma”, “Psikolojik Danışman” ve “Rehberlik ve Psikolojik Danışma Servisi” ifadelerinin metinden çıkarılmasının okullarda yürütülen psikolojik danışma hizmetlerinin bilimsel ve hukuki dayanaktan yoksun kalmasına sebep olacağı; ayrıca Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık bölümlerinden mezun olanlara “Psikolojik Danışman” unvanının verildiği, anılan düzenlemeyle öğretmenlerin bu unvanlarının geçerli bir sebep olmaksızın alındığı, yapılan değişikliğin üst normlarla uyumlu olmadığı anlaşılmaktadır.

Bu itibarla; davalı idare tarafından, “Rehberlik” yerine “Psikolojik Danışma”, “Rehberlik Öğretmeni” yerine “Psikolojik Danışman”, “Rehberlik Servisi” yerine “Rehberlik ve Psikolojik Danışma Servisi” ifadesinin benimsendiği önceki uygulamadan vazgeçilmesinin gerekçelerinin, kamu yararı ve hizmetin gerekleri açısından somut ve hukuken geçerli bir biçimde ortaya konulamadığı dikkate alındığında; dava konusu Yönetmeliğin “Rehberlik hizmetleri ve sosyal etkinlikler” başlıklı 9. maddesinin eksik düzenlendiği, bu haliyle düzenlemede kamu yararına, yürütülen hizmetin gereklerine ve hukuka uygunluk bulunmadığı anlaşılmaktadır. Dava konusu 10/07/2019 tarihli ve 30827 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Milli Eğitim Bakanlığı Okul Öncesi Eğitim ve İlköğretim Kurumları Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmeliğin 29. maddesiyle değiştirilen 26/07/2014 tarihli ve 29072 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Milli Eğitim Bakanlığı Okul Öncesi Eğitim ve İlköğretim Kurumları Yönetmeliğinin “Yaptırım takdirinde dikkat edilecek hususlar” başlıklı 56. maddesinin 10. fıkrasında yer alan; “Kınama ve okul değiştirme yaptırımlarından birini alan öğrenciye o eğitim ve öğretim yılı içinde teşekkür ve takdir belgesi verilmez.” düzenlemesinin incelenmesinden;

1739 sayılı Milli Eğitim Temel Kanunu’nun 6. maddesinde; fertlerin, eğitimleri süresince, ilgi, istidat ve kabiliyetleri ölçüsünde ve doğrultusunda çeşitli programlara veya okullara yöneltilerek yetiştirilecekleri, Milli eğitim sisteminin, her bakımdan, bu yöneltmeyi gerçekleştirecek biçimde düzenleneceği, yöneltmede ve başarının ölçülmesinde rehberlik hizmetlerinden ve objektif ölçme ve değerlendirme metotlarından yararlanılacağı hükme bağlanmıştır.

Yukarıda aktarılan yasal düzenlemeden de anlaşılacağı üzere, Milli eğitim sisteminin amaçlarından biri de, başarının tespitinde adil ve objektif bir değerlendirme yaparak öğrencilerin daha başarılı olma yolunda motivasyonunun artırılmasıdır.

Burada; başarının belgelendirilmesine yönelik olarak düzenlenen “takdir ve teşekkür belgelerinin” hangi koşullarda verileceği dava konusu Yönetmeliğin “Ödüller ve ödüllerin verilmesi” başlıklı 53. maddesinde açıkça düzenlenmiş ancak; dava konusu düzenlemeyle, öğrenciye bütün bir eğitim öğretim yılı boyunca yapmış olduğu çalışmalarından kaynaklı başarısını belgelendirmek amacıyla verilen “takdir ve teşekkür belgesinin” verilişi noktasında akademik başarı kriteri dışında kalan geniş bir yetki verildiği görülmüş olup; bu durumun başarının ölçülmesinde objektif ölçme ve değerlendirme metotlarının önüne geçeceği, dolayısıyla subjektif ve keyfi uygulamalara sebebiyet verebileceği sonucuna ulaşılmıştır.

Bu itibarla; kınama ve okul değiştirme yaptırımlarından birini alan öğrenciye o eğitim ve öğretim yılı içinde teşekkür ve takdir belgesi verilmeyeceği yolundaki dava konusu düzenlemede hukuka ve mevzuata uyarlık görülmemiştir.

Açıklanan nedenlerle, dava konusu Yönetmeliğin; “Rehberlik hizmetleri ve sosyal etkinlikler” başlıklı 9. maddesi ile “Yaptırım takdirinde dikkat edilecek hususlar” başlıklı 56. maddesinin 10. fıkrasının iptaline, diğer maddeleri yönünden davanın reddine karar verilmesi gerektiği, düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Hüküm veren Danıştay Sekizinci ve İkinci Dairelerince 2575 sayılı Yasaya 3619 sayılı Yasayla eklenen Ek 1 maddesi hükmü uyarınca birlikte yapılan toplantıda işin gereği görüşüldü:

HUKUKİ SÜREÇ :

10/07/2019 tarih ve 30827 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Milli Eğitim Bakanlığı Okul Öncesi Eğitim ve İlköğretim Kurumları Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmeliğin 2. maddesiyle 26/07/2014 tarihli, 29072 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Milli Eğitim Bakanlığı Okul Öncesi Eğitim ve İlköğretim Kurumları Yönetmeliğinin “Tanımlar” başlıklı 4. maddesinin birinci fıkrasının f bendini değiştiren düzenlemede yer alan; “tam zamanlı” ibaresinin, 4. maddesiyle değişik “Etkinlik, ders, etüt ve dinlenme süreleri” başlıklı 6. maddesinin birinci fıkrasının a bendinde yer alan; “ellişer ve aralıksız” ibarelerinin, 6. maddesiyle değişik 9. maddesinin başlığında ve içeriğinde psikolojik danışma hizmetlerine yer verilmemesi şeklindeki eksik düzenlemenin, 10. maddesiyle değişik “Devam, devamsızlığın izlenmesi, izin verme” başlıklı 18. maddesinin üçüncü fıkrasının b bendinde yer alan; “ders öğretmeni” ibaresinin, 21. maddesiyle değişik “Öğretmenlerin nöbet görevi” başlıklı 44. maddesine eklenen on ikinci fıkranın, 23. maddesiyle değişik “Belletici ve nöbetçi belletici öğretmen görevlendirmesi” başlıklı 46. maddesinin birinci fıkrasının, 29. maddesiyle değişik “Yaptırım takdirinde dikkat edilecek hususlar” başlıklı 56. maddesinin onuncu fıkrasının, 31. maddesiyle 60. maddesini değiştiren düzenlemede yer alan; “öğretmen” ibaresinin ve 39. maddesiyle değişik “Okul öncesi eğitimde eğitime erişim modelleri” başlıklı 82. maddesinin birinci fıkrasında yer alan; “yaz eğitimi ve benzeri esnek” ibaresi ile aynı fıkrada yer alan “yaz aylarında” ibaresinin iptali istenilmektedir.

İNCELEME VE GEREKÇE:

İlgili mevzuat:

Anayasa’nın “Kanun önünde eşitlik” başlıklı 10. maddesinde; herkesin, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşit olduğu, hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamayacağı, Devlet organları ve idare makamlarının bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorunda olduğu kurala bağlanmıştır.

Yine, Anayasa’nın 124. maddesinde; Cumhurbaşkanı, bakanlıklar ve kamu tüzelkişilerinin, kendi görev alanlarını ilgilendiren kanunların ve Cumhurbaşkanlığı Kararnamelerinin uygulanmasını sağlamak üzere ve bunlara aykırı olmamak şartıyla, yönetmelikler çıkarabilecekleri kuralı yer almıştır. Anayasanın aktarılan hükmü ve normlar hiyerarşisi bağlamında, bir yasa hükmüne dayalı olarak hazırlanan yönetmelikler ile yasa hükümlerine açıklık getirilmesi ve yasa hükümlerinin uygulamaya geçirilmesi amaçlanmaktadır.

10/07/2018 tarih ve 30474 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 1 sayılı Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin “Milli Eğitim Bakanlığı” başlıklı onuncu bölümünde düzenlenen “Görevler” başlıklı 301. maddesinde; okul öncesi, ilk ve orta öğretim çağındaki öğrencileri bedenî, zihnî, ahlakî, manevî, sosyal ve kültürel nitelikler yönünden geliştiren ve insan haklarına dayalı toplum yapısının ve küresel düzeyde rekabet gücüne sahip ekonomik sistemin gerektirdiği bilgi ve becerilerle donatarak geleceğe hazırlayan eğitim ve öğretim programlarını tasarlamak, uygulamak, güncellemek; öğretmen ve öğrencilerin eğitim ve öğretim hizmetlerini bu çerçevede yürütmek ve denetlemek, “Milli Eğitim Bakanlığının görev ve yetkileri arasında sayılmıştır.

1739 sayılı Milli Eğitim Temel Kanunu’nun “Örgün ve yaygın eğitim” başlıklı 18. maddesinde, Türk milli eğitim sisteminin, örgün eğitim ve yaygın eğitim olmak üzere, iki anabölümden kurulu olduğu ve örgün eğitimin, okul öncesi eğitimi, ilköğretim, ortaöğretim ve yükseköğretim kurumlarını kapsadığı belirtilmiştir.

Yine, anılan Kanun’un “A) Okul öncesi eğitimi” başlıklı bölümün “Kapsam “başlıklı 19. maddesinde; “Okul öncesi eğitimi, mecburi ilköğrenim çağına gelmemiş çocukların eğitimini kapsar. Bu eğitim isteğe bağlıdır.” hükmü; “Amaç ve görevler” başlıklı 20. maddesinde; Okul öncesi eğitiminin amaç ve görevleri, milli eğitimin genel amaçlarına ve temel ilkelerine uygun olarak,

1. Çocukların beden, zihin ve duygu gelişmesini ve iyi alışkanlıklar kazanmasını sağlamak;

2. Onları ilk öğretime hazırlamak;

3. Şartları elverişsiz çevrelerden ve ailelerden gelen çocuklar için ortak bir yetişme ortamı yaratmak;

4. Çocukların Türkçeyi doğru ve güzel konuşmalarını sağlamaktır.” hükmü; “Kuruluş” başlıklı 21. maddesinde; “(Değişik madde: 16.06.1983 – 2842 S.Kanun/Madde 6)Okul öncesi eğitim kurumları, bağımsız anaokulları olarak kurulabileceği gibi, gerekli görülen yerlerde ilköğretim okuluna bağlı anasınıfları halinde veya ilgili diğer öğretim kurumlarına bağlı uygulama sınıfları olarak da açılabilir. Okul öncesi eğitim kurumlarının nerelerde ve hangi önceliklere göre açılacağı, Milli Eğitim Bakanlığınca hazırlanacak bir yönetmelikle düzenlenir.” hükmü; “İlköğretim” başlıklı bölümün altında yer alan; “Kapsam” başlıklı 22. maddesinde; “(Değişik madde: 27.06.2019 – 7180 S.K/Madde 4) Mecburi ilköğretim çağı, 6-14 yaş grubundaki çocukları kapsar. İlkokulların birinci sınıflarına o yılın 31 Aralık tarihinde 72 ayını dolduran çocukların kaydı yapılır. Ancak çocuğun gelişim durumuna bağlı olarak okula erken başlaması veya kaydının ertelenmesi ile ilgili hususlar yönetmelikle düzenlenir.” hükmü; “Amaç ve görevler” başlıklı 23. maddesinde; “İlköğretimin amaç ve görevleri, milli eğitimin genel amaçlarına ve temel ilkelerine uygun olarak,

1. Her Türk çocuğuna iyi bir vatandaş olmak için gerekli temel bilgi, beceri, davranış ve alışkanlıkları kazandırmak; onu milli ahlak anlayışına uygun olarak yetiştirmek;

2. Her Türk çocuğunu ilgi, istidat ve kabiliyetleri yönünden yetiştirerek hayata ve üst öğrenime hazırlamaktır.

3. (Ek bend: 16.08.1997 – 4306 S.Kanun/Madde 4) İlköğretimin son ders yılının ikinci yarısında öğrencilere, ortaöğretimde devam edilebilecek okul ve programların hangi mesleklerin yolunu açabileceği ve bu mesleklerin kendilerine sağlayacağı yaşam standardı konusunda tanıtıcı bilgiler vermek üzere rehberlik servislerince gerekli çalışmalar yapılır.” hükmü yer almaktadır.

222 sayılı İlköğretim ve Eğitim Kanunu’nun “Genel Hükümler” başlıklı 1. ve 2. maddelerinde, ilköğretimin, kadın erkek bütün Türklerin milli gayelere uygun olarak bedeni, zihni ve ahlaki gelişmelerine ve yetişmelerine hizmet eden temel eğitim ve öğretim olduğu ve ilköğretimin, ilköğrenim kurumlarında verileceği, öğrenim çağında bulunan kız ve erkek çocuklar için mecburi, Devlet okullarında parasız olduğu kuralı yer almaktadır.

5378 Sayılı Engelliler Hakkında Kanun’un “Eğitim ve öğretim” başlıklı 15. Maddesinde; “(Değişik:6/2/2014-6518/73 md.) Hiçbir gerekçeyle engellilerin eğitim alması engellenemez. Engelliler, özel durumları ve farklılıkları dikkate alınarak, yaşadıkları çevrede bütünleştirilmiş ortamlarda, eşitlik temelinde, hayat boyu eğitim imkânından ayrımcılık yapılmaksızın yararlandırılır. Genel eğitim sistemi içinde engellilerin her seviyede eğitim almasını sağlayacak bütünleştirici planlamalara yer verilir. Örgün eğitim programlarına farklı nedenlerle geç başlamış engellilerin bu eğitime dâhil edilmesi için gerekli tedbirler alınır.” hükmü yer almaktadır.

HUKUKİ DEĞERLENDİRME:

10/07/2019 tarih ve 30827 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Milli Eğitim Bakanlığı Okul Öncesi Eğitim ve İlköğretim Kurumları Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik ile değişik 26/07/2014 tarih ve 29072 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Milli Eğitim Bakanlığı Okul Öncesi Eğitim ve İlköğretim Kurumları Yönetmeliğinin “Tanımlar” başlıklı 4. maddesinin 1. fıkrasının f bendinde yer alan; “tam zamanlı” ibaresi yönünden yapılan inceleme:

222 sayılı Kanun’un 12. maddesine göre, mecburi ilköğrenim çağında bulundukları halde zihnen, bedenen, ruhen ve sosyal bakımdan engelli olan çocukların özel eğitim ve öğretim görmeleri sağlanır.

Milli Eğitim Bakanlığı Okul Öncesi Eğitim ve İlköğretim Kurumları Yönetmeliğinin “Tanımlar” başlıklı 4. maddesinin 1. fıkrasının f bendinde, destek eğitim odası, tam zamanlı kaynaştırma/bütünleştirme yoluyla eğitimlerine devam eden öğrenciler ile özel yetenekli öğrencilere ihtiyaç duydukları alanlarda destek eğitim hizmetleri verilmesi için düzenlenmiş ortam olarak tanımlanmıştır.

Davacı Sendika tarafından dava konusu düzenlemede yer alan; “tam zamanlı” ibaresi ile bir grup engelli öğrencinin destek eğitim odasından faydalanmasının engellendiği, bu durumun, eğitimde fırsat eşitliğinin ihlali niteliğinde olduğu ileri sürüldüğünden; özel eğitim ihtiyacı olan bireylere verilen özel eğitim hizmetleri çerçevesinde, kaynaştırma/bütünleştirme yoluyla eğitim uygulamalarında, “tam zamanlı” ve “yarı zamanlı” verilen eğitimlerin niteliği ve kapsamının açıklanması gerekmektedir.

07/07/2018 tarih ve 30741 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Özel Eğitim Hizmetleri Yönetmeliği’nin “Amaç” başlıklı 1. maddesinde, bu Yönetmeliğin amacının; Türk Millî Eğitiminin genel amaçları ve temel ilkeleri doğrultusunda, özel eğitim ihtiyacı olan bireylerin eğitim haklarından yararlanmalarını sağlamaya yönelik usul ve esasları düzenlemek olduğu, “Kapsam” başlıklı 2. maddesinde, bu Yönetmeliğin; özel eğitim ihtiyacı olan bireylere sunulacak eğitim ve öğretim hizmetlerinin yürütülmesine yönelik hükümleri kapsamaktadır.

Yine, anılan Yönetmeliğin “Tanımlar ve kısaltmalar” başlıklı 4. maddesinin (ö) bendinde; kaynaştırma/bütünleştirme yoluyla eğitim uygulamalarının, özel eğitim ihtiyacı olan bireylerin her tür ve kademede diğer bireylerle karşılıklı etkileşim içinde bulunmalarını ve eğitim amaçlarını en üst düzeyde gerçekleştirmelerini sağlamak amacıyla bu bireylere destek eğitim hizmetleri de sunularak akranlarıyla birlikte tam zamanlı ya da özel eğitim sınıflarında yarı zamanlı olarak verilen eğitim olduğu; “Kaynaştırma/bütünleştirme yoluyla eğitim” başlıklı 22. maddesinde; özel eğitim ihtiyacı olan bireylerin, Özel Eğitim Değerlendirme Kurulu Raporu doğrultusunda her tür ve kademedeki eğitimlerini kaynaştırma/bütünleştirme yoluyla sürdürebilirleceği, özel eğitim ihtiyacı olan bireylerin, kaynaştırma/bütünleştirme yoluyla eğitimlerini akranları ile birlikte aynı sınıfta tam zamanlı veya özel eğitim sınıflarında yarı zamanlı olarak sürdürebileceği kuralı benimsenmiş olup; devam eden maddelerde, kaynaştırma/bütünleştirme yoluyla tam zamanlı veya özel eğitim sınıflarında yarı zamanlı verilen özel eğitim ile müstakil bir şekilde oluşturulan özel eğitim okullarında verilen eğitime ilişkin usul ve esaslar ayrıntılı bir şekilde düzenlenmiştir.

Özel eğitime ihtiyaç duyan öğrencilere yönelik sunulan eğitim hizmetinin sunum şekilleri düzenlenirken, eğitime ihtiyaç duyan öğrencilerin engel durumları ve engel oranları gözetilerek (hafif; orta; ağır) bu kriter çerçevesinde, farklı uygun eğitim ortamları oluşturulmak suretiyle öğrencilerin eğitimden sağlayacağı faydanın en üst seviyeye çıkarılması ve etkili ve verimli bir şekilde eğitim hizmetinin sunulmasının amaçlandığı anlaşılmaktadır.

Dolayısıyla; engel durumu, sağlık kurulu raporunda “hafif” olarak teşhis edilen öğrencilerin kaynaştırma ve bütünleştirme yoluyla tam zamanlı olarak, engeli bulunmayan akranları ile eğitim almaları, “daha ileri seviyede” engel durumu olan öğrencilerin ise; -engel oranlarına göre- yarı zamanlı özel eğitim sınıfına ya da ayrıca özel eğitim okuluna yönlendirilerek, benzer oranlarda engeli bulunan öğrencilere özel bir program oluşturulmak suretiyle eğitim almalarının sağlanması ve temel yaşam becerilerinin kazandırılması suretiyle gerekli temel eğitimin verilmesi amaçlanmıştır.

Anayasa’nın 10. maddesinde belirtilen “kanun önünde eşitlik ilkesi” hukuksal durumları aynı olanlar için söz konusudur. Bu ilke ile eylemli değil, hukuksal eşitlik öngörülmüştür. Eşitlik ilkesinin amacı, aynı durumda bulunan kişilerin kanunlar karşısında aynı işleme bağlı tutulmalarını sağlamak, ayrım yapılmasını ve ayrıcalık tanınmasını önlemektir. Bu ilkeyle, aynı durumda bulunan kimi kişi ve topluluklara ayrı kurallar uygulanarak kanun karşısında eşitliğin ihlâli yasaklanmıştır. Kanun önünde eşitlik, herkesin her yönden aynı kurallara bağlı tutulacağı anlamına gelmez. Durumlarındaki özellikler, kimi kişiler ya da topluluklar için değişik kuralları ve uygulamaları gerektirebilir. Aynı hukuksal durumlar aynı, ayrı hukuksal durumlar farklı kurallara bağlı tutulursa Anayasa’da öngörülen eşitlik ilkesi zedelenmez.

Zira, Anayasa Mahkemesi’nin 08/12/2011 tarih ve E:2010/119, K:2011/165 sayılı kararında, eşitlik ilkesinin amacının, hukuksal durumları aynı olanların kanunlarca aynı işleme bağlı tutulmalarını sağlamak ve kişilere kanun karşısında ayırım yapılmasını ve ayrıcalık tanınmasını önlemek olduğu, bu ilkeyle, aynı durumda bulunan kimi kişi ve topluluklara ayrı kurallar uygulanarak kanun karşısında eşitliğin çiğnenmesinin yasaklandığı ve bu ilke ile eylemli değil hukuksal eşitliğin öngörüldüğü, kanun önünde eşitliğin, herkesin her yönden aynı kurallara bağlı tutulacağı anlamına gelmeyeceği, durum ve konumlarındaki özelliklerin, kimi kişiler ya da topluluklar için değişik kuralları gerekli kılabileceği ve aynı hukuksal durumların aynı, ayrı hukuksal durumların farklı kurallara bağlı tutulmasının Anayasa’nın öngördüğü eşitlik ilkesini zedelemiş olmayacağı belirtilmiştir.

Diğer bir anlatımla; Anayasal eşitlik ilkesi farklı durumda ve statüde bulunanlar arasında benzeşim kurulması suretiyle iki ayrı halin eşit hukuki muameleye tabi kılınmasını ve aynı haklardan yararlanmasını sağlamaya yönelik bir ilke olmadığı da kabul edilmelidir.

Yukarıda yer alan açıklamalar ve Anayasa Mahkemesi kararı ışığında; her ne kadar davacı tarafından, dava konusu düzenlemede yer alan; “tam zamanlı” ibaresinin eşitlik ilkesini zedelediği, bir kısım engelli bireyin eğitim hakkından mahrum bırakıldığı ileri sürülmekte ise de; “tam zamanlı” eğitim alan engelli öğrenciler ile “yarı zamanlı” eğitim alan öğrencilerin engel oranları ve almaları gereken eğitimin içeriğinin farklı olması hasebiyle sunulan eğitim için hazırlanacak ortamın ve uygulanacak programın farklı olmasında eşitlik ilkesine aykırılık bulunmamaktadır.

Bu itibarla; davanın bu kısmı yönünden reddi gerekmektedir.

10/07/2019 tarih ve 30827 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Milli Eğitim Bakanlığı Okul Öncesi Eğitim ve İlköğretim Kurumları Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik ile değişik 26/07/2014 tarih ve 29072 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Milli Eğitim Bakanlığı Okul Öncesi Eğitim ve İlköğretim Kurumları Yönetmeliğinin Etkinlik, ders, etüt ve dinlenme süreleri” başlıklı 6. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendinde yer alan “ellişer ve aralıksız” ibareleri yönünden yapılan inceleme:

26/07/2014 tarih ve 29072 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Millî Eğitim Bakanlığı Okul Öncesi Eğitim ve İlköğretim Kurumları Yönetmeliği’nin 6. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendinde; “a) Günde ellişer dakikalık aralıksız 6 etkinlik saati süre ile ikili eğitim yapılır. Ancak, ana sınıflarında kayıt alanındaki tüm çocukların kayıtlarının yapılmasına rağmen, ikili eğitim için grup oluşturacak sayıda çocuk bulunmadığı takdirde normal eğitim de yapılabilir. ” kuralı yer almaktayken dava konusu düzenleme ile; “Güne başlama, oyun, beslenme, temizlik, etkinlik, dinlenme ve günü değerlendirme zamanlarını da içerecek şekilde günde ellişer dakikalık aralıksız 6 etkinlik saati süre ile normal eğitim yapılması esastır. Ancak kayıt alanında okula kesin kaydı yapılamamış çocuk bulunan okullarda ikili eğitim yapılması zorunludur.” kuralı benimsenmiştir.

439 sayılı Milli Eğitim Bakanlığına Bağlı Yüksek ve Orta Dereceli Okullar Öğretmenleri ile İlkokul Öğretmenlerinin Haftalık Ders Saatleri İle Ek Ders Ücretleri Hakkında Kanun’un Ek-1. maddesinde; anaokullarında, anasınıflarında, yetiştirme yurtlarında, okuma yazma kurslarında, gezici köy kurslarında görevli öğretmenler ile ilköğretim kurumlarında görevli sınıf öğretmenlerinin aylıkları karşılığında haftada 18 saat, branş öğretmenlerinin 15 saat ders okutmakla yükümlü olduğu, bunlara; kanun, tüzük, yönetmelik ve eğitim programlarında verilen görevlerin yerine getirilebilmesi için zorunlu olarak ek ders görevi verildiği, ikinci fıkrasında ise belirtilen kurumlarda öğretmen ve yönetici olarak görev alanlarla diğer eğitim kurumlarında ve Milli Eğitim Bakanlığı merkez ve taşra teşkilatında görev alanlardan kimlerin zorunlu ek ders görevi alacağı ve haftalık çalışmalarının ne kadarının zorunlu ek ders görevinden sayılacağı; birden fazla sınıf okutan öğretmenlere verilecek haftalık zorunlu ders görevinin sayısı, öğretmen ve yöneticilere haftada verilecek zorunlu ek ders sayısı ve diğer hususların 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 89 uncu maddesi hükümleri uyarınca düzenleneceği kuralına yer verilmiştir.

657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun “Ders görevi” başlıklı 89. maddesinde ise “Her derecedeki eğitim ve öğretim kurumları ile Üniversite ve Akademi (Askeri Akademiler dahil), okul, kurs veya yaygın eğitim yapan kurumlarda ve benzeri kuruluşlarda öğretmen veya öğretim üyesi bulunmaması halinde öğretmenlere, öğretim üyelerine veya diğer memurlara veyahut açıktan atanacaklara ücret ile ek ders görevi verilebilir. Ücretle okutulacak ders saatlerinin sayısı, ders görevi alacakların nitelikleri ve diğer hususlar ilgili Bakanlığın teklifi ve Bakanlar Kurulunun kararı ile tespit olunur.”, 99. maddesinde “Memurların haftalık çalışma süresi genel olarak 40 saattir. Bu süre Cumartesi ve Pazar günleri tatil olmak üzere düzenlenir. Ancak bu kanuna, özel kanunlara, Cumhurbaşkanlığı kararnamelerine veya bunlara dayanılarak çıkarılacak yönetmeliklerle, kurumların ve hizmetlerin özellikleri dikkate alınmak suretiyle farklı çalışma süreleri tespit olunabilir” düzenlemesine yer verilmiştir.

439 sayılı Kanun ile verilen yetkiye dayanılarak hazırlanan 16/12/2006 tarihli ve 26378 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Milli Eğitim Bakanlığı Yönetici ve Öğretmenlerinin Ders ve Ek Ders Saatlerine İlişkin Bakanlar Kurulu Kararı’nın 1. maddesinde bu kararın amacının Millî Eğitim Bakanlığının yönetici, öğretmen, uzman ve usta öğreticileri ile diğer görevlilerinin aylık ve ek ders ücreti karşılığında okutacakları ve okutmuş sayılacakları haftalık ders saatlerinin sayısını, ders görevi alacakların niteliklerini ve diğer hususları düzenlemek olduğu, 5. maddesinde Kapsama dâhil örgün ve yaygın eğitim kurumlarında görevli okul öncesi ve sınıf öğretmenleri haftada 18 saat ders okutmakla yükümlü olduğu, bu yükümlülüğün öncelikle alanlarında, alanlarında ders bulunmayanlara ise ihtiyaç hâlinde ve istekleri üzerine alanları dışında ders görevi verilmek suretiyle yerine getirildiği, 6. maddesinin ikinci fıkrasında ise kapsama dâhil örgün ve yaygın eğitim kurumlarında görevli olup, aylık karşılığı ders görevini tamamlayan okul öncesi ve sınıf öğretmenleri ile okuma-yazma kurs öğretmenlerinin aylık karşılığı okutmak zorunda oldukları ders saati dışında ilgili mevzuatına göre fiilen okuttukları her ders saatinin zorunlu ek ders görevi sayıldığı, ancak, bu şekilde verilecek ek ders görevinin haftada, okul öncesi öğretmenlerinden anaokulları ile kız teknik öğretim okul ve kurumları bünyesindeki uygulama sınıflarında görevli olanlar için bir sınıfta bir öğretmenle tam gün eğitim yapılması şartına bağlı olarak 24 saati, diğer ana sınıflarında görevli öğretmenler ile sınıf ve okuma yazma kurs öğretmenleri için 12 saati geçemeyeceği düzenlemesine yer verilmiştir.

Devlet memurlarının haftalık çalışma sürelerinin tüm kamu personeli açısından tek bir esasa bağlanmadığı, kurumların veya görülen hizmetin özelliklerine göre farklı çalışma esası ve sürelerinin belirlenebileceğinin ilke olarak kabul edildiği dikkate alındığında; anılan ilke doğrultusunda okul öncesi eğitimin özellikleri dikkate alınmak suretiyle daha yararlı ve etkin eğitim hizmeti sunulabilmesi için davalı idarece temel kuralların belirlenmesi yoluna gidildiği görülmüş olup bu kapsamda dava konusu Yönetmelik hükmü ile okul öncesi eğitim kurumlarında günde ellişer dakikalık aralıksız 6 etkinlik saati süre ile ikili eğitim yapılacağı düzenlemesine yer verildiği anlaşılmaktadır.

Bu bağlamda; okul öncesi eğitim kurumlarında çocuklar için düzenlenen eğitim etkinliklerinin aralıksız olmasının, küçük çocuk ile eğitici bağlantısının kesintiye uğramamasını zorunlu kılan durumun görevin doğası gereği olduğu ve günlük eğitim etkinliklerinde ders saatinin 50 dakika olarak hesaplanmasının hizmetin özelliği ve niteliği gözönüne alınmak suretiyle belirlendiği kanaatine varılmaktadır.

Her ne kadar davacı tarafından; dava konusu Yönetmeliğin 6. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca ilköğretim kurumlarında bir ders saati süresinin 40 dakika olduğu ve okul yönetimince teneffüsler için en az 10 dakika ayrıldığı ve bu durumun günde ellişer dakikalık aralıksız 6 etkinlik saati süre ile çalışan okul öncesi öğretmenleri açısından eşitsizliğe neden olduğu iddia edilmekte ise de; görev yaptıkları eğitim kurumlarının tür ve dereceleri ile alanları birbirinden farklı olan öğretmen ve yöneticilerin hem görev ve sorumluluklarının hem de nöbet görevi, ek ders görevi ve ücretlerinin dağıtımı sırasında, gerek kendi aralarında, gerekse birbirleri arasında farklı şekilde düzenlenmesinde eşitlik ilkesine aykırı bir husus bulunmadığı sonucuna ulaşılmaktadır.

Nitekim; Anayasa Mahkemesi kararlarında da; Anayasada kurala bağlanan eşitlik ilkesinin eylemli eşitlik değil, hukuksal eşitlik olduğu, aynı hukuki durumda olanların aynı, farklı hukuki durumda olanların farklı kurallara bağlı tutulmasının eşitlik ilkesini ihlal etmeyeceği ifade edilmiştir.

Bu durumda, Kanun hükümleriyle verilen yetki ve görev uyarınca düzenlenen dava konusu Yönetmelik hükmünde kamu yararı ve hizmet gerekleri ile hukuka aykırılık bulunmamaktadır.

Öte yandan; benzer bir davada, Dairemizce 27/06/2019 tarih ve E:2014/8503, K:2019/6173 sayılı bu düzenleme yönünden davanın reddi yolunda verilen karar, Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 27.05.2020 gün ve E:2019/3477; K:2021/1085 sayılı kararıyla onanmıştır.

10/07/2019 tarih ve 30827 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Milli Eğitim Bakanlığı Okul Öncesi Eğitim ve İlköğretim Kurumları Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik ile değişik 26/07/2014 tarih ve 29072 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Milli Eğitim Bakanlığı Okul Öncesi Eğitim ve İlköğretim Kurumları Yönetmeliğinin 9. maddesinin başlığında ve içeriğinde psikolojik danışma hizmetlerine yer vermemek suretiyle eksik düzenlendiği iddiası yönünden yapılan inceleme:

Dava konusu Yönetmeliğin “Rehberlik hizmetleri ve sosyal etkinlikler ” başlıklı 9. maddesinin 1. fıkrasında; “İlkokul, ortaokul ve imam-hatip ortaokullarında; rehberlik ve psikolojik danışma hizmetlerini yürütmek amacıyla rehberlik ve psikolojik danışma servisi oluşturulur. Rehberlik ve psikolojik danışma hizmetleri ve sosyal etkinlikler ilgili mevzuat hükümlerine göre yürütülür.” kuralı yer almaktayken; 10/07/2019 tarih ve 30827 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Milli Eğitim Bakanlığı Okul Öncesi Eğitim ve İlköğretim Kurumları Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik ile düzenlemede değişiklik yapılarak; anaokulları ile ilkokul, ortaokul ve imam-hatip ortaokullarında; rehberlik hizmetlerini yürütmek amacıyla rehberlik servisi oluşturulacağı, rehberlik hizmetleri ve sosyal etkinliklerinin ilgili mevzuat hükümlerine göre yürütüleceği kuralı benimsenmiştir.

Düzenlemeyle; madde başlığında yer alan; “Rehberlik ve psikolojik danışma hizmetleri ve sosyal etkinlikler” ibaresi “Rehberlik hizmetleri ve sosyal etkinlikler” şeklinde değiştirilerek metinde yer alan “psikolojik danışma” ibaresi çıkarılmıştır.

Davacı Sendika tarafından; rehber öğretmenlerin psikolojik danışma hizmetlerini sunmalarına olanak tanıyan kurallara yer verilmeyerek eksik düzenleme yapıldığı, söz konusu düzenlemenin rehberlik hizmetinin etkinliğini azaltacağı ve formasyonlarına uygun görev yapmalarını engelleyici nitelikte olduğu iddia edilmektedir.

Davalı idarece, 10/11/2017 tarih ve 30236 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe giren Milli Eğitim Bakanlığı Rehberlik Hizmetleri Yönetmeliği’nin “Tanımlar” başlıklı 3. maddesinde “rehberlik servisi” tanımında “psikolojik danışma” ibaresine yer verilmediği, anılan Yönetmelik ile uyumlu hale getirmek amacıyla dava konusu düzenlemenin yapıldığı savunulmaktadır.

2577 sayılı İdarî Yargılama Usulü Kanunu’nun “İdarî Dava Türleri ve İdarî Yargı Yetkisinin Sınırı” başlıklı 2. maddesinin 1. fıkrasında, idarî dava türlerinin a) İdarî işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan iptal davaları, b) İdarî eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, c) Tahkim yolu öngörülen imtiyaz şartlaşma ve sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklar hariç, kamu hizmetlerinden birinin yürütülmesi için yapılan her türlü idarî sözleşmelerden dolayı taraflar arasında çıkan uyuşmazlıklara ilişkin davalar (…) olarak sayılmıştır.

Yukarıda yer alan yasal düzenlemeden de anlaşıldığı üzere; 2577 sayılı Kanun’da bir işlemin hukuka aykırı olduğu yolundaki iddiaların denetimi yapılırken, idari yargı yerlerince yapılacak hukuki denetimin sınırları tahdidi olarak sayılmak suretiyle belirtiltildiğinden, bu denetim ancak, işlemin yetki, şekil, sebep, konu, maksat unsurları yönünden yapılacak olup; davalı idarenin savunması çerçevesinde; düzenlemenin sebep unsuru yönünden irdelenmesi gerekmektedir.

Sebep; idareyi işlemi yapmaya iten saiktir. İdare, tesis ettiği idari işlemi, hukuka ve gerçeğe uygun sebep ya da sebeplere dayandırmak zorundadır. Sebebin hukuka uygun olması; sebebin, kanunda o işlemin tesisi için öngörülen sebep ya da sebeplerden olduğu; sebebin gerçek olması ise, varlığının, usulüne uygun olarak yapılan tespitlerle ortaya konulmuş olduğu anlamına gelir. Eğer, idarenin işlemini dayandırdığı sebep kanunun o idari işlemin tesisi için kabul ettiği sebeplerden değilse ya da kanunun kabul ettiği sebeplerden olmakla birlikte, gerçek değilse; işlemin, sebep unsuru yönünden hukuka aykırı olacağı tartışmasızdır.

10/11/2017 tarih ve 30236 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan ve dava konusu olan Milli Eğitim Bakanlığı Rehberlik Hizmetleri Yönetmeliği; 14/08/2020 tarih ve 31213 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Milli Eğitim Bakanlığı Rehberlik ve Psikolojik Danışma Hizmetleri Yönetmeliği’nin 26. maddesiyle yürürlükten kaldırılmıştır.

14/08/2020 tarih ve 31213 sayılı Resmi Gazete’de Yayımlanarak Yürürlüğe Giren Milli Eğitim Bakanlığı Rehberlik ve Psikolojik Danışma Hizmetleri Yönetmeliği’nin “Amaç ve kapsam” başlıklı 1. maddesinde; “Bu Yönetmeliğin amacı, il ve ilçe düzeyinde rehberlik ve psikolojik danışma hizmetlerinin ve bu hizmetlerin verildiği özel ve resmî eğitim kurumları ile rehberlik ve araştırma merkezlerinin rehberlik ve psikolojik danışma hizmetlerine ilişkin görev ve işleyişi ile ilgili usul ve esasları düzenlemektir.” hükmü yer almakta olup; “Tanımlar” başlıklı 3. maddesinin (n) bendinde; psikolojik danışmanın, bireylere kendini tanıma, karar verme ve problem çözme becerisi kazandırmayı, bireylerin kişisel ve toplumsal uyumlarını gerçekleştirmelerini ve iyilik hallerini geliştirmelerini amaçlayan, bireysel ve grupla profesyonel olarak yürütülen psikolojik yardım sürecini; aynı maddenin (o) bendinde; rehber öğretmen/psikolojik danışmanın; eğitim kurumlarında rehberlik ve psikolojik danışma hizmetlerini sunan, okul rehberlik ve psikolojik danışma programının uygulanması ve koordinasyonunun sağlanmasında program sorumlusu olarak görev alan, rehberlik ve araştırma merkezlerinde rehberlik ve psikolojik danışma hizmetlerini sunan personeli; psikolojik danışman ise üniversitelerin eğitimde psikolojik hizmetler, rehberlik ve psikolojik danışmanlık ile psikolojik danışma ve rehberlik veya bu alana denk kabul edilen programlardan en az lisans düzeyinde eğitim almış personeli olarak tanımlandığı belirtilmiştir.

Görüldüğü üzere; her ne kadar davalı idarece, dava konusu düzenleyici işlemin Milli Eğitim Bakanlığı Rehberlik Hizmetleri Yönetmeliği’ne uyumlu hale getirilmesi amacıyla tesis edildiği savunulmakta ise de; karar tarihi itibariyle yürürlükte olan 14/08/2020 tarih ve 31213 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Milli Eğitim Bakanlığı Rehberlik ve Psikolojik Danışma Hizmetleri Yönetmeliği’nde gerek başlığı gerek içeriği itibariyle “psikolojik danışma” ibaresinin yer aldığı görülmektedir.

Dolayısıyla; dava konusu düzenlemenin sebep unsuru yönünden dayanağı kalmadığı anlaşılmakta olup; 10/07/2019 tarih ve 30827 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Milli Eğitim Bakanlığı Okul Öncesi Eğitim ve İlköğretim Kurumları Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik ile değişik 26/07/2014 tarih ve 29072 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Milli Eğitim Bakanlığı Okul Öncesi Eğitim ve İlköğretim Kurumları Yönetmeliğinin 9. maddesinin başlığında ve içeriğinde psikolojik danışma hizmetlerine yer vermemek suretiyle eksik düzenlendiği gerekçesiyle iptali gerekmektedir.

10/07/2019 tarih ve 30827 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Milli Eğitim Bakanlığı Okul Öncesi Eğitim ve İlköğretim Kurumları Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik ile değişik 26/07/2014 tarih ve 29072 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Milli Eğitim Bakanlığı Okul Öncesi Eğitim ve İlköğretim Kurumları Yönetmeliğinin “Devam, devamsızlığın izlenmesi, izin verme” başlıklı 18. maddesinin 3. fıkrasının (b) bendinde yer alan “ders öğretmeni” ibaresi yönünden yapılan inceleme:

1739 sayılı Milli eğitim Temel Kanunu’nun 22. maddesine göre mecburi ilköğretim çağı 6-14 yaş grubundaki çocukları kapsar.

Milli Eğitim Bakanlığı Okul Öncesi Eğitim ve İlköğretim Kurumları Yönetmeliğinin “Devam, devamsızlığın izlenmesi ve izin verme” başlıklı 18. maddesinde; (1) (Değişik fıkra: 25.06.2015 – 29397 s. R.G. Yön./5. Md.) Çocukların devamsızlıkları, okul öncesi eğitim kurumlarında öğretmen, ilkokullarda sınıf öğretmeni, ortaokul ve imam-hatip ortaokullarında ise okul yönetimi tarafından e-Okul sistemine işlenir ve yöneticiler tarafından takip edilir.

(2) Okul öncesi eğitim kurumlarında;

a) (Değişik bend: 10.07.2019 – 30827 s. R.G. Yön./10. md.) Kayıtları yapılan çocukların kuruma günlük eğitimi aksatmayacak şekilde devam etmelerinin sağlanması esastır. Ancak özel eğitim ihtiyacı olan çocuklar ile özel yetenekli çocukların sosyal uyum ve gelişim özelliğine göre Bireyselleştirilmiş Eğitim Programı Geliştirme Biriminin kararı ile günlük devam sürelerinde esneklik sağlanır.

b) Özürsüz olarak aralıksız 10 gün okula devam etmeyen çocuğun velisi okul müdürlüğünce yazı ile uyarılır. Bu uyarıya rağmen özürsüz olarak aralıksız 30 gün okula devam etmeyen ve devam ettiği halde üst üste iki aylık ücreti yatırılmayan çocukların kaydı silinir. Bu durum veliye yazılı olarak bildirilir.

c) Aylık aidatını zamanında ödemeyen, geçmiş aylardan borcu kalan ve devamsızlık nedeniyle okulla ilişiği kesildiği halde okula devam ettirilen çocukların ücreti, veli ile yapılan sözleşme hükümleri çerçevesinde tahsil edilir.

(3) İlköğretim kurumlarında öğrencilerin okula devamları zorunludur.

a) İlköğretim kurumlarına kaydedilen mecburi ilköğretim çağındaki öğrencilerin velileri ile okul yönetimleri, il/ilçe milli eğitim müdürlükleri, maarif müfettişleri, muhtarlar ve mülki amirler 222 sayılı İlköğretim ve Eğitim Kanununun ilgili hükümleri gereğince çocukların okula devamını sağlamakla yükümlüdürler.

b) (Değişik bend: 10.07.2019 – 30827 s. R.G. Yön./10. md.) Bir derse girdiği hâlde bir veya daha fazla derse özürsüz olarak girmeyen öğrencinin durumunu ders öğretmeni okul yönetimine, okul yönetimi ise velisine ivedilikle bildirir ve öğrencinin devamsızlığı yarım gün sayılır.

c) İlköğretim kurumlarındaki öğrencilerden, okulun bulunduğu yerleşim biriminin dışına çıkan, adresi bulunmayan ve okulu olmayan bir yere gidenlerin durumu, okul yönetimince e-Okuldaki devam bölümüne zamanında işlenir. Öğrencilerin devamsızlıkları, e-Okul sistemi üzerinden okul yönetimlerince sürekli takip edilir.

ç) Yurt dışına giden öğrencilerin yurt dışı adresi, okul yönetimince e-Okul sistemine işlenir. Bakanlıkça yurt dışındaki okullara devamlarının sağlanmasıyla ilgili tedbirler alınır. Bu durumdaki veya yurt dışında adresi tespit edilemeyen öğrencilerin kayıtları, yaşları öğrenim çağı dışına çıkıncaya kadar e-Okul sisteminde pasif hale getirilir.

d) Öğrencinin geçerli mazereti ve velinin başvurusu üzerine okul yönetimi tarafından bir öğretim yılı içerisinde 15 güne kadar izin verilebilir.

e) (Ek bend: 10.07.2019 – 30827 s. R.G. Yön./10. md.) Devamsızlık yapan öğrencilerin durumları veliye posta, e-posta veya kısa mesaj yolu ile bildirilir.

(4) Bulaşıcı bir hastalık nedeniyle okula devam edemeyen çocuklar, sakınca olmadığına ilişkin sağlık kuruluşlarından alınacak rapor ile kuruma devam edebilirler.” kuralı yer almıştır.

Yukarıda görüldüğü üzere; okul öncesi eğitim ve ilköğretim öğrencilerin, eğitim öğretim yılı içinde okula devam devamsızlık sürecinin, okul seviyelerine de dikkat edilmek suretiyle takibinin nasıl yapılacağına ilişkin usul ve esasların ayrıntılı bir şekilde düzenlendiği, dava konusu Yönetmeliğin 18. maddesinin 3. fıkrasında ise; bir derse girdiği hâlde bir veya daha fazla derse özürsüz olarak girmeyen öğrencinin durumunun ders öğretmenince okul yönetimine, okul yönetimi ise velisine ivedilikle bildireceği ve öğrencinin devamsızlığının yarım gün sayılacağı belirtilmiştir.

Burada, dava konusu Yönetmeliğin, Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı resmi, özel okul öncesi eğitim ve ilköğretim kurumlarının görev ve işleyişine ilişkin usul ve esasları kapsadığı dikkate alındığında; Kanun’da 6-14 yaş grubu çocuklar olarak ifade edilen ve Yönetmelik kapsamında bulunan öğrencilerin, öğrenci velisince, okul idaresinin gözetim ve denetimine bırakıldığı andan itibaren, okulda ders saati içerisinde meydana gelebilecek her türlü zararlardan idarenin sorumluluğunun bulunduğu, bu bağlamda; okul idaresinin, okul saatleri içerisinde öğrencilerin denetim ve gözetimi kapsamında her türlü önleyici, korucuyu tedbirleri almakla mükellef olduğu açıktır.

Okul saatleri içerisinde bir derse girdiği hâlde bir veya daha fazla derse özürsüz olarak girmeyen öğrencinin devamsızlık bilgisinin, öğrencinin devam etmediği ders öğretmeni tarafından (derse göre sınıf öğretmeni veya branş öğretmeni) hemen okul idaresine bildirilmesi, okul idaresince de durumun öğrenci velisi ile paylaşılmasının, önleyici ve koruyucu tedbirler kapsamında olduğu anlaşılmaktadır.

Bu itibarla; okul saatleri içerisinde derse devamın asıl olduğu, öğrencinin, okul sınırları dışına çıkmak suretiyle veyahut da okul sınırları içinde olmakla birlikte bulunması gerektiği derse katılmamak suretiyle yaptığı devamsızlığın takibinin ve öğrenci velisinin hemen bilgilendirilmesinin, öğrencinin can ve mal güvenliğinin sağlanması amacıyla öğrencinin yüksek menfaatine ilişkin olduğu tartışmasızdır.

Bu durumda; hizmet gereği olan dava konusu düzenlemede hukuka aykırılık bulunmadığından davanın bu kısmı yönünden reddi gerekmektedir.

10/07/2019 tarih ve 30827 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Milli Eğitim Bakanlığı Okul Öncesi Eğitim ve İlköğretim Kurumları Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik ile değişik 26/07/2014 tarih ve 29072 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Milli Eğitim Bakanlığı Okul Öncesi Eğitim ve İlköğretim Kurumları Yönetmeliğinin “Öğretmenlerin nöbet görevi” başlıklı 44. maddesine eklenen 12. fıkra yönünden yapılan inceleme:

1739 sayılı Kanun’un “Yürütme, gözetim ve denetim” başlıklı 56. maddesinde eğitim ve öğretim hizmetinin, bu kanun hükümlerine göre Devlet adına yürütülmesinden, gözetim ve denetiminden Milli Eğitim Bakanlığı’nın sorumlu olduğu belirtilmiştir.

07/07/2018 tarih ve 30471 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Milli Eğitim Bakanlığı Özel Eğitim Hizmetleri Yönetmeliği’nin 26. maddesinde, Özel Eğitim Değerlendirme Kurulu Raporu doğrultusunda ayrı bir sınıfta eğitim almalarına karar verilen özel eğitim ihtiyacı olan öğrenciler için resmi ve özel okullarda il veya ilçe özel eğitim hizmetleri kurulunun teklifi doğrultusunda Valilik Oluru ile özel eğitim sınıfları açılacağı kuralı yer almakta olup; 27. ve 28. maddelerinde ise, özel eğitim sınıfına devam eden öğrencilerin engel oranları dikkate alınarak; ilköğretim programı uygulayan özel eğitim sınıfı ve özel eğitim programı uygulayan özel eğitim sınıfı olarak ikili bir ayrıma gidilmek suretiyle ayrıntılı düzenlemelere yer verilmiştir.

Yine, anılan Yönetmeliğ’in “Öğretmenlerin nöbeti” başlıklı 60. maddesinin 1. fıkrasında, öğretmenlerin okul müdürlüklerince düzenlenen nöbet çizelgesine göre nöbet tutmalarının sağlanacağı, özel eğitim anaokulları, özel eğitim anasınıfları ile özel eğitim sınıflarında görevli özel eğitim öğretmenlerin ise, nöbet görevlerini teneffüs ve yemek saatlerinde sınıflarına kayıtlı öğrencilerin gözetimine devam ederek yerine getirecekleri ifade edilmiştir.

Dava konusu Milli Eğitim Bakanlığı Okul Öncesi Eğitim ve İlköğretim Kurumları Yönetmeliğinin “Müdür yardımcısı ve öğretmenlerin nöbet görevi” başlıklı 44. maddesinde öğretmenlerin nöbet görevine ilişkin ayrıntılı düzenlemelere yer verilmiş olup; 10/07/2019 tarih ve 30827 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Milli Eğitim Bakanlığı Okul Öncesi Eğitim ve İlköğretim Kurumları Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmeliğin 1. maddesiyle, anılan maddeye 12. fıkra eklenerek özel eğitim sınıflarında görevli özel eğitim öğretmenlerinin nöbet görevlerini teneffüs ve yemek saatlerinde sınıflarına kayıtlı öğrencilerin gözetimine devam ederek yerine getirecekleri kuralı benimsenmiştir.

Nöbet görevi, öğretmenliğin asli görevi ve eğitimin bir parçası olmakla beraber, mesai ve ders saatleri içinde yapılan bir görev olması nedeniyle fazla çalışma kapsamında değerlendirilmesi mümkün değildir.

1739 sayılı Kanunu’nun 56. maddesinde belirtilen eğitim öğretim hizmetinin yürütülmesi, gözetim ve denetim görevi çerçevesinde, Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı özel, resmi okul öncesi ve ilköğretim kurumlarına devam eden öğrencilerin ders saatleri içinde ve dışında denetim ve gözetiminin sağlanması ve bu suretle öğrencilerin güvenliğinin sağlanmasından birinci derecede davalı idare sorumludur.

Bu bağlamda, özel eğitim sınıflarında kayıtlı bulunan öğrencilerin, eğitimlerini tam zamanlı kaynaştırma/bütünleştirme yoluyla sürdüremeyecek durumda olan ağır düzeyde yetersizliği bulunan ya da birden çok yetersizliği olan çocuklar oldukları dikkate alındığında; okul saatleri içerisinde her an öğretmenin gözetimi altında olmaları gerekmekte olup; bu hususta idarece gerekli tedbirlerin alınması ise zorunluluktur.

Bu tedbirler kapsamında, özel eğitim ihtiyacı olan bireylerin eğitim aldıkları özel eğitim sınıflarında, öğrencilerin özel durumları gereği, özel eğitim öğretmenlerinin fiilen teneffüslerde ve yemek aralarında görev yaptıkları bir başka ifadeyle öğrencilerin gün boyu öğretmenin gözetimi altında oldukları anlaşılmakta olup; dava konusu düzenlemeyle; fiilen yerine getirilen görevin, nöbet görevi kapsamına alınarak, özel eğitim sınıflarında görevli özel eğitim öğretmenlerinin nöbet ücreti almalarına imkan sağlandığı anlaşılmaktadır.

Dava konusu düzenlemeyle, özel eğitim sınıflarında görevli özel eğitim öğretmenlerinin kapsama alınarak fiilen nöbet görevini ifa etmeleri hasebiyle nöbet ücreti almalarına imkan sağlanmasında hukuka aykırılık bulunmamaktadır.

Karar tarihi itibariyle yürürlükte olan 25/08/2021 tarih ve 31579 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Kamu Görevlilerinin Geneline ve Hizmet Kollarına Yönelik Mali ve Sosyal Haklara İlişkin 2022 ve 2023 Yıllarını Kapsayan 6. Dönem Toplu Sözleşme’nin 19. maddesinde, örgün ve yaygın eğitim kurumlarında ders yılı süresi içerisinde eğitim ve öğretimin fiilen yapıldığı normal çalışma günleri için ilgili mevzuat hükümlerine göre kendilerine nöbet görevi verilen ve bu görevi fiilen yerine getiren müdür yardımcısı ve öğretmenlere haftada üç saati geçmemek üzere ek ders ücreti verileceği belirtilmiş olup; sözleşme dönemleri itibariyle geçmiş dönem sözleşmelerine de benzer hükme yer verildiği görülmektedir.

Yukarıda yer alan açıklamalar ışığında; Milli Eğitim Bakanlığı Okul Öncesi Eğitim ve İlköğretim Kurumları Yönetmeliğinin “Öğretmenlerin nöbet görevi” başlıklı 44. maddesinin 12. fıkrasında yer alan; “Özel eğitim sınıflarında görevli özel eğitim öğretmenleri nöbet görevlerini teneffüs ve yemek saatlerinde sınıflarına kayıtlı öğrencilerin gözetimine devam ederek yerine getirirler.” kuralında hukuka aykırılık bulunmamakta olup; davanın bu kısmı yönünden reddi gerekmektedir.

10/07/2019 tarih ve 30827 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Milli Eğitim Bakanlığı Okul Öncesi Eğitim ve İlköğretim Kurumları Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik ile değişik 26/07/2014 tarih ve 29072 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Milli Eğitim Bakanlığı Okul Öncesi Eğitim ve İlköğretim Kurumları Yönetmeliğinin “Belletici ve nöbetçi belletici öğretmen görevlendirmesi” başlıklı 46. maddesinin 1. fıkrası yönünden yapılan inceleme:

2698 sayılı Milli Eğitim Bakanlığı Okul Pansiyonları Kanunu’nun “Belleticilerin görevlendirilmesi” başlıklı 5. maddesinde, pansiyonlardan öğrencilerin ders saatleri dışında eğitim ve gözetim faaliyetleri ile pansiyonların idari işlerini yürütmek üzere belleticilerin görevlendirileceği, görevlendirmenin, ilköğretim ve ortaöğretim kurumları öğretmenleri arasından Valilik Onayı ile yapılacağı belirtilmiştir.

Dava konusu Yönetmeliğin “Belletici ve nöbetçi belletici öğretmen görevlendirilmesi” başlıklı 46. maddesinde; “(Değişik:RG-10/7/2019-30827) Belletici ve nöbetçi belletici öğretmen görevlendirilmesine ilişkin iş ve işlemler 17/10/2016 tarihli ve 2016/9487 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile yürürlüğe konulan Millî Eğitim Bakanlığına Bağlı Resmi Okullarda Yatılılık, Bursluluk, Sosyal Yardımlar ve Okul Pansiyonları Yönetmeliğine göre yürütülür.” hükmü yer almaktadır.

25/11/2016 tarih ve 29899 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Millî Eğitim Bakanliğina Bağlı Resmi Okullarda Yatılılık, Bursluluk, Sosyal Yardımlar ve Okul Pansiyonları Yönetmeliği’nin ” Amaç ve kapsam” başlıklı 1. maddesinde; “Bu Yönetmeliğin amacı, Millî Eğitim Bakanlığına bağlı örgün ve resmi ortaokullar, imam-hatip ortaokulları, ortaöğretim kurumları ile özel eğitim okullarındaki yatılılık, bursluluk, sosyal yardımlar ve okul pansiyonlarıyla ilgili usul ve esasları düzenlemektir.”; “Belletici ve nöbetçi belletici öğretmen görevlendirilmesi” başlıklı 39. maddesinde de; “(1) Belletici ve nöbetçi belletici öğretmenlik görevi pansiyonun bağlı bulunduğu okulda görev yapan kadrolu öğretmenler tarafından yürütülür. (2) Belletici ve nöbetçi belletici öğretmen ihtiyacının okulda görev yapan kadrolu öğretmenler tarafından karşılanamadığı durumlarda, aynı yerleşim birimindeki diğer eğitim kurumlarında görev yapan kadrolu öğretmenlerden istekli olanlar arasından, buna rağmen ihtiyacın karşılanamaması durumunda ise o yerleşim biriminde görev yapan diğer kadrolu öğretmenler arasından resen görevlendirme yapılmak suretiyle karşılanır. (3) Belletici ve nöbetçi belletici öğretmenler, pansiyonun bağlı bulunduğu okul müdürünün teklifi ve il veya ilçe millî eğitim müdürünün onayı ile görevlendirilir.(4) Belletici ve nöbetçi belletici öğretmen görevlendirilmesinde aynı pansiyondaki kız ve erkek öğrencilere ait bölümlerin her biri ayrı bir pansiyon gibi değerlendirilir.(…)” düzenlemesi yer almaktadır.

Ayrıca; 16/12/2006 tarih ve 26378 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Millî Eğitim Bakanlığı Yönetici ve Öğretmenlerinin Ders Ve Ek Ders Saatlerine İlişkin Karar’ın “v” başlıklı 13. maddesinde yatılı ve pansiyonlu okullarda öğrencilerin yeme, yatma, dinlenme, eğitim-öğretim ve benzeri hizmetlerinin yürütülmesinde belletici olarak görevlendirilen öğretmenlere her belleticilik görevi için 4 saat ek ders ücreti ödeneceği, bunlardan 24 saat süreyle nöbet tutanlara ilave olarak 2 saat daha ek ders ücreti ödeneceği, ancak, bir günde 3’ten fazla belletici görevlendirilemeyeceği ve bunlara ayda ödenecek ek ders ücretinin 48 saati geçemeyeceği belirtilmiştir.

Dava konusu Yönetmeliğin 46. maddesinde atıf yapılan Milli Eğitim Bakanlığı’na Bağlı Resmi Okullarda Yatılılık, Bursluluk, Sosyal Yardımlar ve Okul Pansiyonları Yönetmeliği uyarınca, pansiyonlarda kalan öğrencilerin ders saatleri dışında eğitimleri ile ilgilenmek ve gerektiğinde derslerine yardımcı olmak, gece bekçilerini veya güvenlik görevlilerini kontrol etmek, etüt aralarında öğrencileri gözetim altında bulundurmak, pansiyon yoklamalarını yapmak ve elektronik ortamda pansiyonla ilgili günlük veri girişini gerçekleştirmek, pansiyona gelen ziyaretçiler ile ilgili işleri yürütmek, disiplin olayları ile ilgili iş ve işlemleri yürütmek, hastalanan öğrencilerin durumuyla ilgili iş ve işlemleri yürütmek, öğrencilerin ilaçlarının dağıtımı ile ilgili iş ve işlemleri yürütmek ve okul yönetimince verilen diğer görev ve sorumlulukları yerine getirmek amacıyla belletici veya nöbetçi belletici öğretmen görevlendirmesi yapılacaktır.

Milli Eğitim Bakanlığı Okul Öncesi Eğitim ve İlköğretim Kurumları Yönetmeliği kapsamında bulunan kurumlardan pansiyonu bulunanlarda yapılacak belletici veya nöbetçi belletici öğretmen görevlendirmeleri; pansiyonun bağlı bulunduğu okulda görev yapan kadrolu öğretmenler arasından resen, belletici ve nöbetçi belletici öğretmen ihtiyacının okulda görev yapan kadrolu öğretmenler tarafından karşılanamadığı durumlarda, aynı yerleşim birimindeki diğer eğitim kurumlarında görev yapan kadrolu öğretmenlerden istekli olanlar arasından, buna rağmen ihtiyacın karşılanamaması durumunda ise o yerleşim biriminde görev yapan diğer kadrolu öğretmenler arasından resen görevlendirme yapılmak suretiyle karşılanacaktır.

Davacı Sendika tarafından, atıf yapılan Millî Eğitim Bakanlığı’na Bağlı Resmi Okullarda Yatılılık, Bursluluk, Sosyal Yardımlar ve Okul Pansiyonları Yönetmeliği uyarınca belletici öğretmenlik görevinin zorunlu hale getirildiği, bu görevin gönüllülük esasına göre yürütülmesinin eğitim öğretim hayatının işleyişi için daha uygun olacağı, pansiyonun bağlı bulunduğu okulun kadrolu öğretmenlerinin görevlendirilmesinde de istekliler arasından görevlendirme yapılması gerektiği iddia edilmekte ise de; okullara bağlı bulunan pansiyonlarda öncelikle ve çoğunlukla pansiyonun bağlı bulunduğu okulun kayıtlı öğrencilerinin kalmakta olduğu gözönünde bulundurulduğunda; okulun ve pansiyonun fiziki koşulları, pansiyon ile ilgili yaşanabilecek olası sorunlarda okul ve pansiyon yönetimi ile iletişim, öğrenci talepleri ve öğrenci öğretmen iletişimi gibi hususlar dikkate alınarak, öncelikli olarak o okulun kadrolu öğretmenlerinin belletici öğretmen olarak görevlendirilmesinin ve bu görevlendirmenin de resen yapılmasının kamu yararı ve hizmet gereklerine uygun olduğu sonucuna ulaşıldığından, dava konusu bu düzenleme yönünden davanın reddi gerekmektedir.

Nitekim; benzer bir davada Dairemizin 17/05/2022 tarih E:2017/7180; K:2022/3318 sayılı kararıyla davanın reddine karar verilmiştir.

10/07/2019 tarih ve 30827 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Milli Eğitim Bakanlığı Okul Öncesi Eğitim ve İlköğretim Kurumları Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik ile değişik 26/07/2014 tarih ve 29072 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Milli Eğitim Bakanlığı Okul Öncesi Eğitim ve İlköğretim Kurumları Yönetmeliğinin Yaptırım takdirinde dikkat edilecek hususlar” başlıklı 56. maddesinin 10. fıkrası yönünden yapılan inceleme:

Dava konusu Yönetmeliğin “Yaptırım takdirinde dikkat edilecek hususlar” başlıklı 56. maddesinin 10. fıkrasında; “Kınama ve okul değiştirme yaptırımlarından birini alan öğrenciye o eğitim ve öğretim yılı içinde teşekkür ve takdir belgesi verilmez.” düzenlemesi yer almaktadır.

Davacı Sendika tarafından, dava konusu düzenlemenin mükerrer cezalandırma mahiyetinde olduğu, söz konusu yaptırımın uygulandığı öğrencinin tüm bir eğitim öğretim dönemi cezalandırıldığı, düzenlemenin ölçülülük ilkesine aykırı olduğu iddia edilmektedir.

Davalı idarece, “Yaptırım takdirinde dikkat edilecek hususlar” başlıklı 56. maddesinin onuncu fıkrasında yapılan dava konusu değişiklikle madde metninde yer alan; “iftihar belgesi” ibaresinin yürürlükten kaldırıldığı, dava konusu hükmün yeni bir hüküm olmadığı, mülga Yönetmelikte de aynı hükmün bulunduğu, teşekkür ve takdir belgelerinin okul içinde ve dışında, arkadaşlarına ve çevresine olumlu bir şekilde örnek olacak davranışları ile derslerdeki gayret ve başarısından dolayı verildiği, salt akademik başarı değil, davranışların da baz alınacağı, düzenlemenin milli eğitimin temel amaçları ile örtüştüğü savunulmaktadır.

1739 sayılı Milli Eğitim Temel Kanunu’nun 6. maddesinde; fertlerin, eğitimleri süresince, ilgi, istidat ve kabiliyetleri ölçüsünde ve doğrultusunda çeşitli programlara veya okullara yöneltilerek yetiştirilecekleri, Milli eğitim sisteminin, her bakımdan, bu yöneltmeyi gerçekleştirecek biçimde düzenleneceği, yöneltmede ve başarının ölçülmesinde rehberlik hizmetlerinden ve objektif ölçme ve değerlendirme metotlarından yararlanılacağı hükme bağlanmıştır.

Yukarıda aktarılan yasal düzenlemeden de anlaşılacağı üzere, Milli eğitim sisteminin amaçlarından biri de, başarının tespitinde adil ve objektif bir değerlendirme yaparak öğrencilerin daha başarılı olma yolunda motivasyonunun artırılmasıdır.

26/07/2014 tarih ve 29072 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Milli Eğitim Bakanlığı Okul Öncesi Eğitim ve İlköğretim Kurumları Yönetmeliği’nin “Ölçme ve değerlendirmenin genel esasları” başlıklı 20. maddesinde; “(1) İlköğretim kurumlarında öğrenci başarısının ölçme ve değerlendirilmesinde aşağıdaki esaslar gözetilir;

a) Ders yılı, ölçme ve değerlendirme bakımından birbirini tamamlayan iki dönemden oluşur.

b) Başarının ölçülmesi ve değerlendirilmesinde öğretim programlarında belirtilen amaçlar ile kazanımlar esas alınır. Ölçülecek kazanımın özelliğine göre ilgili dersin öğretim programında yer alan ölçme ve değerlendirme esaslarına uyulur.

c) (Değişik ibare:RG-10/7/2019-30827) Kaynaştırma/bütünleştirme yoluyla eğitimlerine devam eden öğrenciler için; Bireyselleştirilmiş Eğitim Programı Geliştirme Birimi tarafından bireyselleştirilmiş eğitim programı (BEP) hazırlanır ve bu öğrencilerin başarıları, bu programda yer alan amaçlara göre değerlendirilir.

(2) İlkokul 1, 2 ve 3 üncü sınıflarda öğrencilerin başarısı; gelişim düzeyleri dikkate alınarak öğretmen rehberliğinde gerçekleştirilen ders etkinliklerine katılımları ile öğretim programlarında belirtilen ölçme ve değerlendirme ilkelerine göre tespit edilir. Karnede “çok iyi”, “iyi” ve “geliştirilmeli” şeklinde gösterilir.

(3) İlkokul 4 üncü sınıfta öğrenci başarısı; sınavlar ile ders etkinliklerine katılım çalışmalarından alınan puanlara göre değerlendirilir.

(4) Ortaokul ve imam-hatip ortaokullarında öğrencilerin başarısı; sınavlar, ders etkinliklerine katılım ve varsa proje çalışmalarından alınan puanlara göre değerlendirilir.” hükmü; “Ödüller ve ödüllerin verilmesi” başlıklı 53. maddesinde; “(1) İlkokul 4 üncü sınıf ile ortaokul ve imam-hatip ortaokullarının bütün sınıflarında puan ortalaması Türkçe dersinden 55.00, diğer derslerin her birinden 45.00 puandan aşağı olmamak şartı ile tüm derslerin dönem ağırlıklı puan ortalaması 70.00-84.99 olanlar “Teşekkür” EK-6, 85.00 puan ve yukarı olanlar “Takdir” EK-7 belgesi ile ödüllendirilir.

(2) İlköğretim kurumlarının tüm sınıflarında derslerindeki başarı durumuna bakılmaksızın;

a) Ulusal ve uluslararası yarışmalara katılarak ilk beş dereceye giren,

b) (Değişik:RG-10/7/2019-30827) Sosyal etkinlikler kapsamında üstün başarı gösteren öğrenciler 8/6/2017 tarihli ve 30090 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Millî Eğitim Bakanlığı Eğitim Kurumları Sosyal Etkinlikler Yönetmeliğinin ilgili hükümlerine göre değerlendirilir.

c) (Mülga:RG-10/7/2019-30827)

ç) (Mülga:RG-10/7/2019-30827)

(3)(Değişik:RG-10/7/2019-30827) Teşekkür ve Takdir Belgesiyle ödüllendirilenlerin belgeleri, sınıf veya şube rehber öğretmeni tarafından karne ile birlikte öğrencilere verilir.” hükmü yer almaktadır.

Yine Yönetmeliğin “Yaptırım gerektiren davranışlar” başlıklı 55. maddesinde, öğrencinin başarısının belgelendirilmesine yönelik olarak düzenlenen takdir ve teşekkür belgelerinin verilmesine engel teşkil eden “kınama yaptırımın gerektiren davranışları” ile “okul değiştirme yaptırımını gerektiren davranışlar” tahdidi olarak düzenlenmiştir.

Buna göre; yöneticilere, öğretmenlere, görevlilere ve arkadaşlarına kaba ve saygısız davranmak, okulun kurallarını dikkate almayarak kuralları ve ders ortamını bozmak, ders ve ders dışı etkinliklerin yapılmasını engellemek, okul yönetimini yanlış bilgilendirmek, yalan söylemeyi alışkanlık hâline getirmek, okulda bulunduğu hâlde törenlere özürsüz olarak katılmamak ve törenlerde uygun olmayan davranışlarda bulunmak, okulda ya da okul dışında sigara içmek, resmî evrakta değişiklik yapmak, okulda kavga etmek, bilişim araçları ya da sosyal medya kanalıyla kişilik haklarını ihlal edecek şekilde izinsiz ses ya da görüntü kaydetmek veya yayınlamak, başkasının malını haberi olmadan almak, okulun ve öğrencilerin eşya, araç ve gerecine kasıtlı olarak zarar vermek, kılık ve kıyafetle ilgili kurallara uymamakta ısrar etmek, okul ile ilgili mekân ve malzemeyi izinsiz ve eğitimin amaçları dışında kullanmak, yatılı bölge ortaokullarında, izinsiz olarak okulu terk etmek ve gece dışarıda kalmak, sınavda kopya çekmek veya kopya vermek kınama yaptırımını gerektiren davranışlar; Anayasanın başlangıcında belirtilen temel ilkelere dayalı millî, demokratik, lâik, sosyal ve hukuk devleti niteliklerine aykırı davranışlarda bulunmak veya başkalarını da bu tür davranışlara zorlamak, sarkıntılık, hakaret, iftira, tehdit ve taciz etmek veya başkalarını bu gibi davranışlara kışkırtmak, okula yaralayıcı, öldürücü aletler getirmek ve bunları bulundurmak, okul ve çevresinde kasıtlı olarak yangın çıkarmak, okul ile ilgili mekân ve malzemeyi izinsiz ve eğitim amaçları dışında kullanmayı alışkanlık hâline getirmek, okul içinde ve dışında; siyasi parti ve sendikaların propagandasını yapmak ve bunlarla ilgili eylemlere katılmak, herhangi bir kurum ve örgüt adına yardım ve para toplamak, kişi veya grupları dil, ırk, cinsiyet, siyasi düşünce ve inançlarına göre ayırmak, kınamak, kötülemek ve bu tür eylemlere katılmak, başkasının malına zarar vermek, haberi olmadan almayı alışkanlık hâline getirmek, okulun bina, eklenti ve donanımlarını, taşınır ve taşınmaz mallarını kasıtlı olarak tahrip etmeyi alışkanlık hâline getirmek, okula, derslere, sınavlara girilmesine, derslerin ve sınavların sağlıklı yapılmasına engel olmak, okul içinde ve dışında okul yöneticilerine, öğretmenlere ve diğer personele ve arkadaşlarına şiddet uygulamak ve saldırıda bulunmak, bu gibi hareketleri düzenlemek veya kışkırtmak, yatılı bölge ortaokullarında, gece izinsiz olarak dışarıda kalmayı alışkanlık hâline getirmek, okul ile ilişiği olmayan kişileri okulda veya okula ait yerlerde barındırmak, kendi yerine başkasının sınava girmesini sağlamak, başkasının yerine sınava girmek, alkol veya bağımlılık yapan maddeleri kullanmak veya başkalarını kullanmaya teşvik etmek ise; okul değiştirme yaptırımını gerektiren davranışlar olarak belirlenmiştir.

Görüldüğü üzere; Yönetmelikte yaptırım gerektiren fiil ve davranışlar ile karşılığı olarak öngörülen yaptırımlar düzenlenirken; fiilin niteliği ve ağırlığı dikkate alınarak, görece daha hafif kabul edilebilecek davranış ve fiiller kınama cezası; görece daha ağır kabul edilebilecek fiiller ise; okul değiştirme cezası şeklinde yaptırıma bağlanmıştır.

Başarının belgelendirilmesine yönelik olarak düzenlenen “takdir ve teşekkür belgelerinin” hangi koşullarda verileceği, dava konusu Yönetmeliğin “Ödüller ve ödüllerin verilmesi” başlıklı 53. maddesinde açıkça düzenlenmiş olup; buna göre, -söz konusu belgelerin verilişi akademik başarı ve sosyal başarı kriterlerine göre ikiye ayrılarak- İlkokul 4 üncü sınıf ile ortaokul ve imam-hatip ortaokullarının bütün sınıflarında puan ortalaması Türkçe dersinden 55.00, diğer derslerin her birinden 45.00 puandan aşağı olmamak şartı ile tüm derslerin dönem ağırlıklı puan ortalaması 70.00-84.99 olanlar “Teşekkür” EK-6, 85.00 puan ve yukarı olanlar “Takdir” EK-7 belgesi ile ödüllendirilecektir.

1739 sayılı Milli Eğitim Temel Kanunu’nda belirtilen genel ve özel amaçlar çerçevesinde, okullarda öğrencilere kazandırılması gereken sosyal beceriler sayesinde, beden, zihin, ahlak, ruh ve duygu bakımından, dengeli ve sağlıklı bir şekilde gelişmiş bir kişiliğe ve karaktere, hür ve bilimsel düşüce gücüne, geniş bir dünya görüşüne sahip, insan haklarına saygılı, kişilik ve teşebbüse değer veren, topluma karşı sorumluluk duyan, yapıcı, yaratıcı, verimli bireyler olmalarının öğrencilerden beklendiği açıktır.

Bu itibarla; teşekkür ve takdir belgesi belgesi verilmesinde, öğrencinin akademik başarısının yanında, anılan Kanun’da belirtilen kazanımların da dikkate alınması tabi olup; dava konusu düzenleme ile yaptırıma tabi tutulan olumsuz tutum ve davranışları sergileyen öğrencilerin takdir veya teşekkür belgesi ile ödüllendirilmemesi yoluna gidilebilecektir.

Ancak; okul sınırları içinde veya eğitim öğretim faaliyeti çerçevesinde öğrencilerden beklenen insanı ve sosyal kazanımlar bağlamında, yaptırıma bağlanan fiillerin ağırlığı ve niteliğinin irdelenmesi gerekmektedir.

Anayasa’nın 2. maddesinde; Türkiye Cumhuriyetinin bir hukuk devleti olduğu belirtilmiş ve Anayasa Mahkemesi kararlarında hukuk devleti, insan haklarına dayanan, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, eylem ve işlemleri hukuka uygun olan, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, Anayasaya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukuku tüm devlet organlarına egemen kılan, Anayasa ve yasalarla kendini bağlı sayan, yargı denetimine açık olan devlet olarak tanımlanmıştır.

Kanun koyucu ve idareler, düzenlemeler yaparken hukuk devleti ilkesinin bir gereği olan “ölçülülük ilkesiyle” bağlıdır. Bu ilke ise; “elverişlilik”, “gereklilik” ve “orantılılık” olmak üzere üç alt ilkeden oluşmaktadır.

“Elverişlilik”, başvurulan önlemin ulaşılmak istenen amaç için elverişli olmasını, “gereklilik” başvurulan önlemin ulaşılmak istenen amaç bakımından gerekli olmasını; “orantılılık” ise başvurulan önlem ve ulaşılmak istenen amaç arasında olması gereken ölçüyü ifade etmektedir.

Bir kurala uyulmaması nedeniyle kanun koyucu veya idareler tarafından öngörülen yaptırım ile ulaşılmak istenen amaç arasında da “ölçülülük ilkesi” gereğince makul bir dengenin bulunması zorunludur.

Başka bir anlatımla, hukuk devletinin unsurlarından olan “ölçülülük ilkesi” nedeniyle Devlet, kural ihlali nedeniyle öngörülen yaptırım ile ulaşılmak istenen amaç arasında makul bir denge kurmak zorundadır.

Ölçülülük ilkesi ve bu ilke altında açıklanan “elverişlilik”, “gereklilik” ve “orantılılık” ilkelerine ilişkin Anayasa Mahkemesince de benzer değerlendirmeler yapılmaktadır. (AYM, E:2011/111, K:2012/56, 11/04/2012; E:2012/102, K:2012/207, 27/12/2012; E:2012/149, K:2013/63, 22/05/2013; E:2014/176, K:2015/53, 27/05/2015; E:2015/43, K:2016/37, 05/05/2016; E:2016/13, K:2016/127, 22/06/2016; Mehmet Akdoğan ve diğerleri, § 38).

Yukarıda yapılan açıklamalar ışığında; okul sınırları içinde veya eğitim öğretim faaliyeti çerçevesinde öğrencilerden beklenen insani ve sosyal kazanımlar bağlamında, yaptırıma bağlanan fiillerin ağırlığı ve niteliği dikkate alındığında; “kınama cezası” gerektiren fill ve davranışların, öğrencilerin eğitim öğretim dönemi içerisinde gerek akademik gerekse sosyal yönden gösterdikleri üstün başarı ve gayretin ödüllendirilmesi mahiyetindeki takdir ve teşekkür belgesi almalarını engellemesine ilişkin düzenlemenin, öngörülen yaptırım ile ulaşılmak istenen amaç arasında makul bir denge gözetmediği, bu haliyle ölçülü ve orantılı olmadığı; ancak, okul değiştirme cezasını gerektiren fiil ve davranışların niteliği ve ağırlığı dikkate alındığında, amaç ve araç arasındaki makul dengenin kurulduğu kanaatine ulaşılmıştır.

Bu itibarla; fertlerin, eğitimleri süresince, ilgi, istidat ve kabiliyetleri ölçüsünde ve doğrultusunda çeşitli programlara veya okullara yöneltilerek yetiştirilecekleri, Milli eğitim sisteminin, her bakımdan, bu yöneltmeyi gerçekleştirecek biçimde düzenleneceği, yöneltmede ve başarının ölçülmesinde rehberlik hizmetlerinden ve objektif ölçme ve değerlendirme metotlarından yararlanılacağı kuralı karşısında; “kınama yaptırımı” alan öğrenciye o eğitim ve öğretim yılı içinde teşekkür ve takdir belgesi verilmeyeceği yolundaki dava konusu düzenlemenin ölçülülük ilkesine aykırı olduğu görüldüğünden; Yönetmeliğin “Yaptırım takdirinde dikkat edilecek hususlar” başlıklı 56. maddesinin 10. fıkrasının “Kınama” yaptırımı yönünden iptali gerekmektedir.

10/07/2019 tarih ve 30827 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Milli Eğitim Bakanlığı Okul Öncesi Eğitim ve İlköğretim Kurumları Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik ile değişik 26/07/2014 tarih ve 29072 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Milli Eğitim Bakanlığı Okul Öncesi Eğitim ve İlköğretim Kurumları Yönetmeliğinin “İfadelerin alınması, kanıtların toplanması ve kararların yazılması başlıklı 60. maddesinin 1. fıkrasında yer alan; “öğretmen” ibaresi yönünden yapılan inceleme:

Dava konusu Yönetmeliğin “İfadelerin alınması, kanıtların toplanması ve kararların yazılması” başlıklı 60. maddesinin 1. fıkrasında, “Öğrenci davranışlarını değerlendirme kuruluna sevk edilen öğrenci ile tanıkların ifadeleri kurul başkanı tarafından alınır ve tutanakla tespit edilir. ” kuralı yer almaktayken 10/07/2019 tarih ve 30827 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Milli Eğitim Bakanlığı Okul Öncesi Eğitim ve İlköğretim Kurumları Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik ile ” rehberlik öğretmeni, bulunmaması durumunda bir öğretmen eşliğinde” ibaresi eklenmiştir.

Değişiklikle; Öğrenci Davranışlarını Değerlendirme Kuruluna sevk edilen öğrenci ile tanıkların ifadeleri kurul başkanı tarafından alınırken rehber öğretmen; rehber öğretmenin bulunmaması halinde bir öğretmen kurul başkanına eşlik edecektir.

Burada kural; kurul başkanının rehberlik öğretmeni eşliğinde ifade alması olup; koşullar itibariyle, rehberlik öğretmeninin olmadığı durumlarda bir öğretmenin kurul başkanına eşlik etmesi söz konusudur.

Anayasa’nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devletinin ön koşullarından biri de hukuki güvenlik ilkesidir.

Hukuki güvenlik ilkesi, hukuk normlarının öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde Devlete güven duyabilmesini, Devletin de düzenlemelerinde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar.

Öğrenci Davranışları Değerlendirme Kurulu’nun görev alanına giren konular kapsamında; öğrenci ile tanıkların ifadeleri başvurulması durumunda, kurul başkanının tek başına ifade almayıp, sürece rehberlik öğretmeninin; bulunmaması halinde bir öğretmenin dahil edilmesine ilişkin düzenleme, kurul başkanının ifade alırken, objektiflik, nesnellik, eşitlik ve tarafsızlık ilkeleri doğrultusunda hareket etmesi amacına matuf olup; öğrenci ya da ifadesine başvurulan tanık açısından ise, hukuki güvenlik ilkesi gereğidir.

Öte yandan; düzenleme uyarınca, Öğrenci Davranışlarını Değerlendirme Kuruluna sevk edilen öğrenci veya tanık, savunma hakkı çerçevesinde, herhangi bir baskı altında kalmaksızın kendisini güvende hissetmek suretiyle ifade verebilecektir.

Bu itibarla; dava konusu düzenlemede hukuka aykırılık bulunmamakta olup; davanın bu kısmı yönünden reddi gerekmektedir.

10/07/2019 tarih ve 30827 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Milli Eğitim Bakanlığı Okul Öncesi Eğitim ve İlköğretim Kurumları Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik ile değişik 26/07/2014 tarih ve 29072 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Milli Eğitim Bakanlığı Okul Öncesi Eğitim ve İlköğretim Kurumları Yönetmeliğinin “Okul öncesi eğitimde eğitime erişim modelleri” başlıklı 82. maddesinin 1. fıkrasında yer alan; “yaz eğitimi ve benzeri esnek” ibaresi ile aynı fıkrada yer alan “yaz aylarında” ibareleri yönünden yapılan inceleme:

1739 sayılı Milli Eğitim Temel Kanunu’nun “Genellik ve eşitlik” başlıklı 4. maddesinde, eğitimde hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınmayacağı; “Fırsat ve imkan eşitliği” başlıklı 8. maddesinde ise, eğitimde kadın, erkek herkese fırsat ve imkan eşitliği sağlanacağı yolunda ayrıntılı düzenlemeler yapılmıştır.

222 sayılı İlköğretim ve Eğitim Kanunu’nun 9. maddesinde; nüfusun az veya dağınık olduğu yerlerde; köyler gruplaştırılarak, merkezi durumda olan veya durumu uygun bulunan köylerde ilköğretim bölge okulları ve bunlara bağlı pansiyonlar, gruplaştırmanın mümkün olmadığı yerlerde ise yatılı ilköğretim bölge okulları veya gezici okullar açılabileceği, gezici okullarda gezici öğretmenlerin görevlendirileceği kuralı yer almaktadır.

Dava konusu Yönetmeliğin “Okul öncesi eğitimde eğitime erişim modelleri” başlıklı 82. maddesinde; “Okul öncesi eğitim çağ nüfusu az olduğu için şube açılamayan yerleşim yerleri ile çağ nüfusunun yoğun, fiziki şartların yetersiz olduğu yerleşim yerlerindeki çocukların okul öncesi eğitime erişimini sağlamak için; gezici öğretmen sınıfı, gezici sınıf, taşıma merkezi ana sınıfı, yaz eğitimi ve benzeri esnek saat ve zamanlı eğitime erişim modelleri uygulanabilir, gezici öğretmen görevlendirilebilir. Uygulanacak olan farklı erişim modellerinde bir yılda en az 200 etkinlik saati eğitim yapılır. Bir günde yapılacak eğitim 2 (iki) etkinlik saatinden az olamaz. Yaz aylarında yapılan eğitime bir sonraki eğitim öğretim yılında ilkokula başlayacak çocuklar öncelikli olmak üzere okul öncesi eğitimden yararlanamamış çocuklar kaydedilir. Eğitime erişim modelleri ile ilgili usul ve esaslar Yönerge ile belirlenir.” kuralı yer almaktadır.

Davacı Sendika tarafından, düzenlemenin iptali istenilmekle birlikte, dava dilekçesinde düzenleme yönünden hukuka aykırılık iddialarına yer verilmemiş olup; davalı idarece, “gezici öğretmen” uygulamasının, 222 sayılı Kanun’da tanımlanmış bir uygulama olduğu, yapılan değişiklik ile yaz okulu uygulaması ile diğer erişim modellerinin bir maddede toplanarak sadelik sağlanmaya çalışıldığı, Milli Eğitim Bakanlığı’nın ana hedeflerinden birisinin de her çocuğun en az 1 yıl okul öncesi eğitim alarak ilkokula başlamasının sağlanması olduğu, ancak ülkemizde köy nüfusunun azalması ile okulların kapanmasının söz konusu olduğu, seyrek nüfuslu ve çocuk sayısının 10’un altında olan yerleşim yerlerinde sınıf açılamadığından bu yerleşim yerlerindeki çocukların okul öncesi eğitime erişimin güçleştiği, yaşın hassasiyeti gereği, taşımalı eğitimin de sakıncalı olduğu ve çocuğun yararına olmadığı, bu sebeple bu gibi yerleşim yerlerinde uygulanmak üzere farklı modellerin geliştirilmesinin zorunluluk halini aldığı, söz konusu maddenin esnek zamanlı modelleri tanımladığı ve pilot uygulamalarının yapıldığı modeller olduğu, bu modellere katılımın hem öğrenci hem de öğretmen yönünden isteğe bağlı olduğu savunulmaktadır.

Hukukumuzda, idarenin düzenleme yetkisi konu bakımından sınırlandırılmamıştır. İdareler bir kanuna dayanmak ve varsa düzenleyici işlemin bir üst normuna uygun olmak şartıyla düzenleme yapabilmektedir. Anayasanın 124 üncü maddesine göre ise; yönetmelikler, kanunların uygulanmasını sağlamak ve bunlara aykırı olmamak şartıyla çıkarılabilmektedir.

Kanun koyucu tarafından idareye tanınan düzenleme yetkisinin başta kamu yararı olmak üzere hizmet gereklerine, hukuk devleti, hukuk güvenliği ve kazanılmış haklara riayet ilkelerine uygun olarak kullanılması gerekmektedir.

Kamu yararı kavramı, tüm devlet organlarının işlem ve eylemlerinin genel nitelikteki amacını ve aynı zamanda nedenini oluşturmakta, çeşitli hak ve özgürlükler açısından bir sınırlama nedeni niteliği de taşımakta olup bu kavram genel bir ifadeyle bireysel, özel çıkarlardan ayrı ve bunlara üstün olan toplumsal yararı ifade etmektedir.

Dava konusu Yönetmelik kapsamında olan okul öncesi kurumlar ile diğer okullar farklı statülerde olup; okul öncesi eğitim kurumlarında uygulanan eğitim ile ilkokul veya ortaokul kurumlarında uygulanan eğitim sistematik ve uygulanış biçimleri açısından farklılıklar arz etmektedir.

Okul öncesi kurumları eğitim öğretim hayatına geçiş aşamasında ilk aşama olması nedeniyle bu seviyedeki çocuklara yaş ve gelişim itibariyle uygulanan eğitim, daha çok faaliyet, deney, oyun gibi çocukların zihinsel ve fiziksel gelişimlerine katkı sağlayan uygulamalardır.

Dava konusu düzenlemeyle, okul öncesi eğitim görmek isteyen ancak çeşitli sebeplerden dolayı eğitim göremeyen çocuklara yaz aylarında eğitim verilmesi ile daha çok çocuğun bu imkandan faydalanmasını sağlamanın amaçlandığı anlaşılmaktadır.

Ekonomik, sosyal, kültürel etkenler veya coğrafi koşullar nedeniyle okul öncesi eğitimden hiç faydalanamamış ya da gerektiği gibi faydalanamamış -koşullar gereği emsallerine göre dejavantajlı şartlarda bulunan- okul öncesi öğrencilerine yönelik olarak; eğitime erişim modelleri çerçevesinde, alternatif uygulama olarak; gezici öğretmen sınıfı, gezici sınıf, taşıma merkezi ana sınıfı, yaz eğitimi ve benzeri esnek saat ve zamanlı eğitime erişim modellerinin benimsenmesi ve yaz aylarında bu eğitimin yapılması eğitimde fırsat eşitliği ilkesinin bir gereğidir.

Bu itibarla; dava konusu düzenlemede hukuka aykırılık bulunmadığından davanın bu kısmı yönünden reddi gerekmektedir.

KARAR SONUCU:

Açıklanan nedenlerle;

10/07/2019 tarih ve 30827 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Milli Eğitim Bakanlığı Okul Öncesi Eğitim ve İlköğretim Kurumları Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik ile değişik 26/07/2014 tarih ve 29072 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Milli Eğitim Bakanlığı Okul Öncesi Eğitim ve İlköğretim Kurumları Yönetmeliğinin;

1.”Rehberlik hizmetleri ve sosyal etkinlikler” başlıklı 9. maddesinin başlığında ve içeriğinde psikolojik danışma hizmetlerine yer vermemek suretiyle eksik düzenlemenin; “Yaptırım takdirinde dikkat edilecek hususlar” başlıklı 56. maddesinin 10. fıkrasının “kınama yaptırımı” yönünden İPTALİNE oyçokluğu ile,

2. “Tanımlar” başlıklı 4. maddesinin 1. fıkrasının f bendinde yer alan; “tam zamanlı” ibaresi;; “Etkinlik, ders, etüt ve dinlenme süreleri” başlıklı 6. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendinde yer alan “ellişer ve aralıksız” ibareleri;” Devam, devamsızlığın izlenmesi, izin verme” başlıklı 18. maddesinin 3. fıkrasının (b) bendinde yer alan “ders öğretmeni” ibaresi;”Öğretmenlerin nöbet görevi” başlıklı 44. maddesine eklenen 12. fıkrası;”Belletici ve nöbetçi belletici öğretmen görevlendirmesi” başlıklı 46. maddesinin 1. fıkrası; Okul öncesi eğitimde eğitime erişim modelleri” başlıklı 82. maddesinin 1. fıkrasında yer alan; “yaz eğitimi ve benzeri esnek” ibaresi ile aynı fıkrada yer alan “yaz aylarında” ibaresi yönünden oybirliği ile; “İfadelerin alınması, kanıtların toplanması ve kararların yazılması başlıklı 60. maddesinin 1. fıkrası yönünden oyçokluğu ile REDDİNE,

3. Dava kısmen iptal kısmen ret ile sonuçlandığından, aşağıda gösterilen toplam … TL yargılama giderinin 1/ 2’si tutarı olan … TL’nin davacı üzerinde bırakılmasına, kalan 1/2’si tutarı olan … TL’nin davalı idareden alınarak davacıya verilmesine,

4. Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca … TL vekâlet ücretinin davalı idareden alınarak davacıya verilmesine,

5. Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca … TL vekâlet ücretinin davacıdan alınarak davalı idareye verilmesine,

6. Posta giderleri avansından artan tutarın kararın kesinleşmesinden sonra istemi halinde davacıya iadesine,

7. Bu kararın tebliğ tarihini izleyen 30 (otuz) gün içerisinde Danıştay İdari Dava Daireleri Kuruluna temyiz yolu açık olmak üzere,

29/11/2022 tarihinde karar verildi.

KARŞI OY:

(X)- 10/07/2019 tarih ve 30827 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Milli Eğitim Bakanlığı Okul Öncesi Eğitim ve İlköğretim Kurumları Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik ile değişik 26/07/2014 tarih ve 29072 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Milli Eğitim Bakanlığı Okul Öncesi Eğitim ve İlköğretim Kurumları Yönetmeliğinin 9. maddesinin başlığında ve içeriğinde psikolojik danışma hizmetlerine yer vermemek suretiyle eksik düzenlendiği iddiasıyla iptali istenilmektedir.

Dava konusu Yönetmeliğin “Rehberlik hizmetleri ve sosyal etkinlikler ” başlıklı 9. maddesinin 1. fıkrasında; maddesinde; “İlkokul, ortaokul ve imam-hatip ortaokullarında; rehberlik ve psikolojik danışma hizmetlerini yürütmek amacıyla rehberlik ve psikolojik danışma servisi oluşturulur. Rehberlik ve psikolojik danışma hizmetleri ve sosyal etkinlikler ilgili mevzuat hükümlerine göre yürütülür.” kuralı yer almaktayken; 10/07/2019 tarih ve 30827 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Milli Eğitim Bakanlığı Okul Öncesi Eğitim ve İlköğretim Kurumları Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik ile düzenlemede değişiklik yapılarak; anaokulları ile ilkokul, ortaokul ve imam-hatip ortaokullarında; rehberlik hizmetlerini yürütmek amacıyla rehberlik servisi oluşturulacağı, rehberlik hizmetleri ve sosyal etkinliklerinin ilgili mevzuat hükümlerine göre yürütüleceği kuralı benimsenmiştir.

Düzenleme ile madde başlığında yer alan; “Rehberlik ve psikolojik danışma hizmetleri ve sosyal etkinlikler” ibaresi “Rehberlik hizmetleri ve sosyal etkinlikler” şeklinde değiştirilerek metninde yer alan “psikolojik danışma” ibaresi çıkarılmıştır.

Bir hiyerarşik normlar sistemi olan hukuk düzeninde alt düzeydeki normların, yürürlüklerini üst düzeydeki normlardan aldıkları kuşkusuzdur. Normlar hiyerarşisinin en üstünde evrensel hukuk ilkeleri ve anayasa bulunmakta ve daha sonra gelen kanunlar yürürlüğünü Anayasa’dan, tüzükler yürürlüğünü kanunlardan, yönetmelikler ise yürürlüğünü kanun ve tüzüklerden almaktadır.

Dolayısıyla; bir normun, kendisinden daha üst konumda bulunan ve dayanağını oluşturan bir norma aykırı veya bunu değiştirici nitelikte bir hüküm getirmesi mümkün bulunmamaktadır. Nitekim, belirtilen hiyerarşinin, yönetmelikler bakımından ifadesi niteliğini taşıyan Anayasa’nın 124. maddesinde; Cumhurbaşkanlığı, bakanlıklar ve kamu tüzel kişilerinin, kendi görev alanlarını ilgilendiren kanunların ve tüzüklerin uygulanmasını sağlamak ve bunlara aykırı olmamak şartıyla yönetmelikler çıkarabilecekleri kuralına yer verilmiştir.

Geriye yürümezlik ilkesi, hukuk kurallarının zaman bakımından uygulanmasıyla ilgili temel bir ilke olup gerek yargısal kararlar gerekse öğretide kabul edilmiştir. Kural olarak düzenleyici işlemler yürürlüğe girdikleri andan başlayarak hukuki etkilerini doğurur ve yürürlük tarihinden sonraki olaylara uygulanır.

Bir başka ifadeyle; düzenleyici tasarrufların düzenledikleri konularda o konuya ilişkin kuralların yayımlandıkları tarihten itibaren uygulanacağı açık olup, idari işlemlerin geriye yürümemesi hukuk devletinin de gereğidir.

Davacı Sendika tarafından; rehber öğretmenlerin psikolojik danışma hizmetlerini sunmalarına olanak tanıyan kurallara yer verilmeyerek eksik düzenleme yapıldığı, söz konusu düzenlemenin rehberlik hizmetinin etkililiğini azaltacağı ve formasyonlarına uygun görev yapmalarını engelleyici nitelikte olduğu iddia edilmekte olup; davalı idarece, 10/11/2017 tarih ve 30236 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe giren Milli Eğitim Bakanlığı Rehberlik Hizmetleri Yönetmeliği’nin “Tanımlar” başlıklı 3. maddesinde “rehberlik servisi” tanımında “psikolojik danışma” ibaresine yer verilmediği, anılan Yönetmelik ile uyumlu hale getirmek amacıyla dava konusu düzenlemenin yapıldığı savunulmaktadır.

10/11/2017 tarih ve 30236 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan ve dava konusu olan Milli Eğitim Bakanlığı Rehberlik Hizmetleri Yönetmeliği; 14/08/2020 tarih ve 31213 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Milli Eğitim Bakanlığı Rehberlik ve Psikolojik Danışma Hizmetleri Yönetmeliği’nin 26. maddesiyle yürürlükten kaldırılmıştır.

Burada; davalı idarece dava konusu düzenlemenin sebep unsuru olarak gösterilen; 10/11/2017 tarih ve 30236 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Milli Eğitim Bakanlığı Rehberlik Hizmetleri Yönetmeliği’nin, karar tarihi itibariyle yürürlükten kaldırıldığı görülmekte ise de; dava konusu değişiklik tarihi itibariyle anılan Yönetmeliğin yürürlükte olduğu, dava devam ederken Yönetmeliğin yürürlükten kaldırılmış olmasının, dava konusu işlemi sebep unsuru yönünden sakatlamayacağı, nitekim; düzenleyici işlemlerin yürürlüğe girdiği tarihten sonra hukuki sonuç doğuracağı, mefhum-u muhalifinden; düzenlemenin geriye yürütülemeyeceği açıktır.

Bu itibarla; Milli Eğitim mevzuatının uyumlulaştırılması kapsamında tesis edilen dava konusu düzenleyici işlemin yürürlüğe girdiği tarih itibariyle dayandığı sebep unsurunun yürürlükte olduğu, bu haliyle işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı anlaşılmaktadır.

Öte yandan; 01/03/1991 tarihli Yükseköğretim Yürütme Kurulu kararıyla, Üniversitelerarası Kurul’un da görüşü alınmak suretiyle, Eğitim Bilimleri Fakülteleri ile Eğitim Fakültelerindeki “Eğitimde Psikolojik Hizmetler” program adının, “Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık” Programı olarak değiştirildiği, Yükseköğretim Yürütme Kurulu’nun 29/12/1989 tarihli toplantısında “Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık Bölümünden” mezun olanların, “Rehber öğretmen” unvanı kullanmalarına karar verildiği, dolayısıyla anılan programdan mezun olanlara psikolog, (Psikoloji bölümü mezunlarınca kullanılan unvandır.) psikolojik danışman gibi unvanların verilemeyeceği açık olup; yükseköğretim kurumları bünyesinde bulunan bütün program türleri itibariyle, mezuniyet sonrasında “psikolojik danışman” unvanı kullanılmasına imkan veren herhangi bir bölümün ya da programın olmadığı da görülmektedir.

Yukarıda yer alan açıklamalar ışığında; 10/07/2019 tarih ve 30827 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Milli Eğitim Bakanlığı Okul Öncesi Eğitim ve İlköğretim Kurumları Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik ile değişik 26/07/2014 tarih ve 29072 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Milli Eğitim Bakanlığı Okul Öncesi Eğitim ve İlköğretim Kurumları Yönetmeliğinin 9. maddesinin başlığında ve içeriğinde psikolojik danışma hizmetlerine yer vermemesinde hukuka aykırılık bulunmamakta olup; aksi yönde verilen çoğunluk kararına katılmıyoruz.

KARŞI OY :

(XX)- 1739 sayılı Milli Eğitim Temel Kanunu’nun 6. maddesinde; fertlerin, eğitimleri süresince, ilgi, istidat ve kabiliyetleri ölçüsünde ve doğrultusunda çeşitli programlara veya okullara yöneltilerek yetiştirilecekleri, Milli eğitim sisteminin, her bakımdan, bu yöneltmeyi gerçekleştirecek biçimde düzenleneceği, yöneltmede ve başarının ölçülmesinde rehberlik hizmetlerinden ve objektif ölçme ve değerlendirme metotlarından yararlanılacağı hükme bağlanmıştır.

Yukarıda aktarılan yasal düzenlemeden de anlaşılacağı üzere, Milli eğitim sisteminde, başarının tespitinde adil ve objektif bir değerlendirme yapılması öngörülmüştür.

26/07/2014 tarih ve 29072 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Milli Eğitim Bakanlığı Okul Öncesi Eğitim ve İlköğretim Kurumları Yönetmeliğinin dava konusu “Yaptırım takdirinde dikkat edilecek hususlar” başlıklı 56. maddesinin 10. fıkrasında; “Kınama ve okul değiştirme yaptırımlarından birini alan öğrenciye o eğitim ve öğretim yılı içinde teşekkür ve takdir belgesi verilmez.” düzenlemesi yer almaktadır.

İlköğretimde verilen karneler iki bölünden oluşmaktadır. Birinci bölüm, “başarı notunu” göstermektedir.

Ölçme ve değerlendirmenin genel esasları Yönetmeliğin, 20. maddesinde; ”

(1) İlköğretim kurumlarında öğrenci başarısının ölçme ve değerlendirilmesinde aşağıdaki esaslar gözetilir.

a- Ders yılı, ölçme ve değerlendirme bakımından birbirini tamamlayan iki dönemden oluşur.

b- Başarının ölçülmesi ve değerlendirilmesinde öğretim programlarında belirtilen amaçlar ile kazanımlar esas alınır. Ölçülecek kazınımın özelliğine göre ilgili dersin öğretim programında yer alan ölçme ve değerlendirme esaslarına uyulur.

(2) İlkokul 1., 2. ve 3 üncü sınıflarda öğrencilerin başarısı; gelişim düzeyleri dikkate alınarak öğretmen rehberliğinde gerçekleştirilen ders etkinliklerine katılımları ile öğretim programlarında belirtilen ölçme ve değerlendirme ilkelerine göre tespit edilir. Karnede “çok iyi”, “iyi”, ve “geliştirilmeli” şeklinde gösterilir.

(3) İlkokul 4 üncü sınıfta öğrenci başarısı; sınavlar ile ders etkinliklerine katılım çalışmalarından alınan puanlarına göre değerlendirilir.

(4) Ortaokul ve imam-hatip ortaokullarında öğrencilerin başarısı; sınavlar, ders etkinliklerine katılım ve varsa proje çalışmalarından alınan puanlara göre değerlendirilir.” ;

Anılan Yönetmeliğin, “Ödüller ve ödüllerin verilmesi” başlıklı 53. maddesinde;

“(1) İlkokul 4 üncü sınıf ile ortaokul ve imam-hatip ortaokullarının bütün sınıflarından puan ortalaması Türkçe dersinden 55.00, diğer derslerin her birinden 45.00 puandan aşağı olmamak şartı ile tüm derslerin dönem ağırlıklı puan ortalaması 70.00-84.99 olanlar “Teşekkür” EK-6, 85.00 puan ve yukarı olanlar “Takdir” EK-7 belgesi ile ödüllendirilir.

(2) İlköğretim kurumlarının tüm sınıflarında derslerindeki başarı durumuna bakılmaksızın;…” düzenlemelerine yer verilmiştir.

Görüldüğü üzere; ilköğretim öğrencilerine taktir ve teşekkür belgelerinin verilebilmesi için; öğrencinin, ya akademik başarı itibariyle, belirli bir not ortalamasının üzerinde dönem ağırlıklı puan ortalamasının bulunması ya da akademik başarıdan bağımsız olarak sosyal etkinlikler kapsamında üstün başarı göstermesi gerekmekte olup; her iki durumda da; öğrencinin ilgi kabiliyet ve yeteneği doğrultusunda, genel zihinsel yeteneği veyahut da fiziksel yeteneği ile elde ettiği bir başarının ödüllendirilmesi durumu söz konusudur.

İlköğretimde verilen karnenin ikinci bölümü “davranış notunu” göstermektedir. Bu bölümde, değerlendirilecek davranışlar betimlenmiş verilecek notlar yine birinci bölümde olduğu gibi, 1 ila 5 arası olarak belirlenmiş olmakla birlikte; olumsuz davranış nedeniyle yaptırım uygulanması sonucunda; bu durumun davranış notuna yansıması ve davranış notunun eğitim başarısına etkisi yönünden açık ve belirli bir düzenleme yapılmamıştır.

Yönetmelik eki takdir ve teşekkür belgeleri içeriğinde ise; bu belgelerin, “örnek davranış” ve “üstün başarı ve gayret” dolayısı verilecekleri ibarelerine yer verilmiş, Yönetmeliğin, 56. maddesinin 10. fıkrasında yer verilen; “Kınama ve okul değiştirme yaptırımlarından birini alan öğrenciye o eğitim ve öğretim yılı içinde teşekkür ve takdir belgesi verilmez.” düzenlemesi yapılmak sureti ile; Yönetmeliğin “Yaptırım gerektiren davranışlar” başlıklı 55. maddesinde, “kınama yaptırımın gerektiren davranışları” ile “okul değiştirme yaptırımını gerektiren davranışları” nedeniyle “kınama” ve ya “okul değiştirme yaptırımı” alan ilköğretim öğrencisine bu sefer uygulanan yaptırımlar baz alınarak, ikinci bir yaptırımın uygulanması öngörülmüştür.

Yukarıda aktarılan Yönetmelik maddeleri birlikte değerlendirildiğinde, iptali istenilen düzenlemenin; olumsuz davranışı nedeniyle ceza alanlara ikinci bir yaptırım niteliğinde bulunduğu, başarının objektif ölçme ve değerlendirme metodlarıyla ölçülmesini hükme bağlayan yasal düzenlemeye aykırı olduğu sonucuna ulaşılmıştır.

Açıklanan nedenlere Milli Eğitim Bakanlığı Okul Öncesi Eğitim ve Öğretim Kurumları Yönetmeliği’nin 56. maddesinin dava konusu 10. fıkrasının iptali gerektiği oyu ile aksi yöndeki çoğunluk kararına katılmıyorum.

KARŞI OY :

(XXX) – Dava konusu Yönetmeliğin “Yaptırım takdirinde dikkat edilecek hususlar” başlıklı 56. maddesinin 10. fıkrasında; “Kınama ve okul değiştirme yaptırımlarından birini alan öğrenciye o eğitim ve öğretim yılı içinde teşekkür ve takdir belgesi verilmez.” düzenlemesi yer almaktadır.

Yine anılan Yönetmeliğin “Ödüller ve ödüllerin verilmesi” başlıklı 53. maddesinde; “(1) İlkokul 4 üncü sınıf ile ortaokul ve imam-hatip ortaokullarının bütün sınıflarında puan ortalaması Türkçe dersinden 55.00, diğer derslerin her birinden 45.00 puandan aşağı olmamak şartı ile tüm derslerin dönem ağırlıklı puan ortalaması 70.00-84.99 olanlar “Teşekkür” EK-6, 85.00 puan ve yukarı olanlar “Takdir” EK-7 belgesi ile ödüllendirilir.

(2) İlköğretim kurumlarının tüm sınıflarında derslerindeki başarı durumuna bakılmaksızın;

a) Ulusal ve uluslararası yarışmalara katılarak ilk beş dereceye giren,

b) (Değişik:RG-10/7/2019-30827) Sosyal etkinlikler kapsamında üstün başarı gösteren öğrenciler 8/6/2017 tarihli ve 30090 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Millî Eğitim Bakanlığı Eğitim Kurumları Sosyal Etkinlikler Yönetmeliğinin ilgili hükümlerine göre değerlendirilir. (…)” hükmü yer almaktadır.

“Takdir ve teşekkür belgelerinin” hangi koşullarda verileceği, dava konusu Yönetmeliğin “Ödüller ve ödüllerin verilmesi” başlıklı 53. maddesinde düzenlenmiş olup; söz konusu belgelerin verilişi akademik başarı ve sosyal etkinliklerdeki başarı olmak üzere iki kritere dayandırılmıştır.

1739 sayılı Milli Eğitim Temel Kanunu’nun 6. maddesinde; fertlerin, eğitimleri süresince, ilgi, istidat ve kabiliyetleri ölçüsünde ve doğrultusunda çeşitli programlara veya okullara yöneltilerek yetiştirilecekleri, Milli eğitim sisteminin, her bakımdan, bu yöneltmeyi gerçekleştirecek biçimde düzenleneceği, yöneltmede ve başarının ölçülmesinde rehberlik hizmetlerinden ve objektif ölçme ve değerlendirme metotlarından yararlanılacağı hükme bağlanmıştır.

Yine; anılan Kanun’un “Genel amaçlar” başlıklı 2. maddesinde; “Türk Milli Eğitiminin genel amacı, Türk Milletinin bütün fertlerini,1. (Değişik bend: 16.06.1983 – 2842 S.Kanun/Madde 1) Atatürk inkılap ve ilkelerine ve Anayasada ifadesini bulan Atatürk milliyetçiliğine bağlı; Türk Milletinin milli, ahlaki, insani, manevi ve kültürel değerlerini benimseyen, koruyan ve geliştiren; ailesini, vatanını, milletini seven ve daima yüceltmeye çalışan; insan haklarına ve Anayasanın başlangıcındaki temel ilkelere dayanan demokratik, laik ve sosyal bir hukuk Devleti olan Türkiye Cumhuriyetine karşı görev ve sorumluluklarını bilen ve bunları davranış haline getirmiş yurttaşlar olarak yetiştirmek;

2. Beden, zihin, ahlak, ruh ve duygu bakımlarından dengeli ve sağlıklı şekilde gelişmiş bir kişiliğe ve karaktere, hür ve bilimsel düşünme gücüne, geniş bir dünya görüşüne sahip, insan haklarına saygılı, kişilik ve teşebbüse değer veren, topluma karşı sorumluluk duyan; yapıcı, yaratıcı ve verimli kişiler olarak yetiştirmek;

3. İlgi, istidat ve kabiliyetlerini geliştirerek gerekli bilgi, beceri, davranışlar ve birlikte iş görme alışkanlığı kazandırmak suretiyle hayata hazırlamak ve onların, kendilerini mutlu kılacak ve toplumun mutluluğuna katkıda bulunacak bir meslek sahibi olmalarını sağlamak; Böylece bir yandan Türk vatandaşlarının ve Türk toplumunun refah ve mutluluğunu artırmak; öte yandan milli birlik ve bütünlük içinde iktisadi, sosyal ve kültürel kalkınmayı desteklemek ve hızlandırmak ve nihayet Türk Milletini çağdaş uygarlığın yapıcı, yaratıcı, seçkin bir ortağı yapmaktır.” hükmü yer almaktadır.

Yukarıda yer alan hükümlerden de anlaşıldığı üzere; Milli Eğitim Bakanlığı’nın görev ve yetki alanında kalan kamu hizmetinin, eğitim ve öğretim faaliyetleri olmak üzere iki boyutunun bulunduğu, eğitim ve öğretim faaliyetlerinin birbirlerini tamamlayan uygulamalar bütünü olarak ifade edilebileceği, bu bağlamda; salt akademik birikimin öğrencilere aktarımı ve bu aktarımın ölçme ve değerlendirmeye tabi tutulmasının yeterli olmayacağı, bununla birlikte formal ve informal boyutuyla eğitim faaliyetleri çerçevesinde; öğrencilere toplumsal, sosyal, kültürel, ahlaki, etik değerlerin kazandırılması ve bu kazanımların korunması yönünün bulunduğu, öğrencilerin bu açıdan da değerlendirilmesi gerektiği tartışmasızdır.

Zira; beden, zihin, ahlak, ruh ve duygu bakımlarından dengeli ve sağlıklı şekilde gelişmiş bir kişiliğe ve karaktere, hür ve bilimsel düşünme gücüne, geniş bir dünya görüşüne sahip, insan haklarına saygılı, kişilik ve teşebbüse değer veren, topluma karşı sorumluluk duyan; yapıcı, yaratıcı ve verimli kişiler olarak yetiştirmek; ilgi, istidat ve kabiliyetlerini geliştirerek gerekli bilgi, beceri, davranışlar ve birlikte iş görme alışkanlığı kazandırmak suretiyle hayata hazırlamak ve onların, kendilerini mutlu kılacak ve toplumun mutluluğuna katkıda bulunacak bir meslek sahibi olmalarını sağlamak; Türk vatandaşlarının ve Türk toplumunun refah ve mutluluğunu artırmak; öte yandan milli birlik ve bütünlük içinde iktisadi, sosyal ve kültürel kalkınmayı desteklemek ve hızlandırmak ve nihayet Türk Milletini çağdaş uygarlığın yapıcı, yaratıcı, seçkin bir ortağı yapmak Türk Milli Eğitim sisteminin temel amaçlarındandır.

Gerek teşekkür belgesi gerekse takdir belgesi, öğrencinin akademik ve davranış boyutu ile takdire yaşan olduğunu gösteren belgelerdir. Diğer bir ifadeyle; öğrenciye bulunduğu hal üzere devamının teşvik edildiği anlamına gelir. Anılan belgelerin teşvik edici niteliği bulunmakla birlikte, bu belgelerin verilmemiş olmasının bir yaptırım özelliği yoktur. Bu nedenle disiplin hukukunun ilke ve kavramlarından olan “ölçülülük” ilkesinin burada uygulanma alanı bulunmaz. Kınama cezası gerektiren bir eylemi yapan öğrenciye “aferin devam et” anlamına gelen teşekkür veya takdir belgesi verilmesi ödüllendirme müesessinin amacı ile çelişir.

Dava konusu Yönetmelik kapsamında bulunan okul öncesi ve ilköğretim kurumlarında, okul sınırları içerisinde veya eğitim öğretim faaliyetleri çerçevesinde öğrencilerden beklenen ahlaki ve etik davranışların bulunduğu açık olup; eğitim faaliyeti kapsamında, öğrenci tutum ve

davranışlarının, ödüllendirmede dikkate alınan parametrelerden biri olarak belirlenmesinde hukuka aykırılık bulunmamaktadır.

Bu bakımdan ödüllendirme araçları olarak kullanılan “takdir ve teşekkür belgelerinin” verilmesine ilişkin kriterlerden olan kınama ve okul değiştirme cezası almamış olmak koşulunun, Türk milli eğitim siteminin genel ve özel amaçlarına uygun olduğunu değerlendirmekteyim.

Yukarıda yer alan açıklamalar ışığında; dava konusu Yönetmeliğin “Yaptırım takdirinde dikkat edilecek hususlar” başlıklı 56. maddesinin 10. fıkrasında yer alan; “Kınama ve okul değiştirme yaptırımlarından birini alan öğrenciye o eğitim ve öğretim yılı içinde teşekkür ve takdir belgesi verilmez.” düzenlemesinde hukuka aykırılık bulunmadığından davanın bu kısmı yönünden reddi gerektiği görüşüyle aksi yöndeki çoğunluk kararına katılmıyorum.

KARŞI OY :

(XXXX) – Dava konusu Yönetmeliğin “İfadelerin alınması, kanıtların toplanması ve kararların yazılması başlıklı 60. maddesinin 1. fıkrasında; “Öğrenci davranışlarını değerlendirme kuruluna sevk edilen öğrenci ile tanıkların ifadeleri kurul başkanı tarafından (Ek ibare:RG-10/7/2019-30827) rehberlik öğretmeni, bulunmaması durumunda bir öğretmen eşliğinde alınır ve tutanakla tespit edilir.” kuralı yer almaktadır.

10/07/2018 tarih ve 30474 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 1 sayılı Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin “Milli Eğitim Bakanlığı” başlıklı onuncu bölümünde düzenlenen “Görevler” başlıklı 301. maddesinde; “a) Okul öncesi, ilk ve orta öğretim çağındaki öğrencileri bedeni, zihni, ahlaki, manevi, sosyal ve kültürel nitelikler yönünden geliştiren ve insan haklarına dayalı toplum yapısının ve küresel düzeyde rekabet gücüne sahip ekonomik sistemin gerektirdiği bilgi ve becerilerle donatarak geleceğe hazırlayan eğitim ve öğretim programlarını tasarlamak, uygulamak, güncellemek; öğretmen ve öğrencilerin eğitim ve öğretim hizmetlerini bu çerçevede yürütmek ve denetlemek,

b) Eğitim ve öğretimin her kademesi için ulusal politika ve stratejilerin belirlenmesi amacıyla gerekli çalışmaları yapmak, uygulamak, uygulanmasını izlemek ve denetlemek, ortaya çıkan yeni hizmet modellerine göre güncelleyerek geliştirmek,

c) Eğitim sistemini yeniliklere açık, dinamik, ekonomik ve toplumsal gelişimin gerekleriyle uyumlu biçimde güncel teknik ve modeller ışığında tasarlamak ve geliştirmek,

ç) Eğitime erişimi kolaylaştıran, her vatandaşın eğitim fırsat ve imkanlarından eşit derecede yararlanabilmesini teminat altına alan politika ve stratejilerin geliştirilmesi amacıyla çalışmalar yapmak, belirlenen politikaları uygulamak, uygulanmasını izlemek ve koordine etmek,

d) Kız öğrencilerin, engellilerin ve toplumun özel ilgi bekleyen diğer kesimlerinin eğitime katılımını yaygınlaştıracak politika ve stratejilerin geliştirilmesi amacıyla gerekli çalışmaları yapmak, belirlenen politikaları uygulamak ve uygulanmasını koordine etmek,

e) Özel yetenek sahibi kişilerin bu niteliklerini koruyucu ve geliştirici özel eğitim ve öğretim programlarını tasarlamak, uygulamak ve uygulanmasını koordine etmek,

f) Yükseköğretim kurumları dışındaki eğitim ve öğretim kurumlarını açmak, açılmasına izin vermek ve denetlemek,

g) Yurtdışında çalışan veya ikamet eden Türk vatandaşlarının eğitim ve öğretim alanındaki ihtiyaç ve sorunlarına yönelik çalışmaları ilgili kurum ve kuruluşlarla işbirliği içinde yürütmek,

ğ) Yükseköğretim dışında kalan ve diğer kurum ve kuruluşlarca açılan örgün ve yaygın eğitim ve öğretim kurumlarının denklik derecelerini belirlemek, program ve düzenlemelerini hazırlamak,

h) Yükseköğretimin milli eğitim politikası bütünlüğü içinde yürütülmesini sağlamak için, 4/11/1981 tarihli ve 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu ile Bakanlığa verilmiş olan görev ve sorumlulukları yerine getirmek,

I) Kanunlarla ve Cumhurbaşkanlığı kararnameleriyle verilen diğer görevleri yapmak.” Milli Eğitim Bakanlığı’nın görevleri arasında sayılmıştır.

Davacı Sendika tarafından; öğrencilerin psikolojik açıdan etkilenmemeleri için rehberlik servisi, rehber öğretmen ya da psikolog ile işbirliği yapılarak gerekli önlemlerin alınacağının belirtildiği, dava konusu düzenlemenin bu Yönerge ile çeliştiği, bir öğretmenin aldığı ifadelerde öğrencilerin psikolojik açıdan etkilenmeye açık oldukları iddia edilmektedir.

10/07/2019 tarih ve 30827 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Milli Eğitim Bakanlığı Okul Öncesi Eğitim ve İlköğretim Kurumları Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik ile yapılan değişiklik ile; Öğrenci Davranışlarını Değerlendirme Kuruluna sevk edilen öğrenci ile tanıkların ifadeleri kurul başkanı tarafından alınırken rehber öğretmen; rehber öğretmenin bulunmaması halinde bir öğretmen kurul başkanına eşlik edecektir. Burada kural; kurul başkanının rehberlik öğretmeni eşliğinde ifade alması olup; koşullar itibariyle, rehberlik öğretmeninin olmadığı durumlarda bir öğretmenin kurul başkanına eşlik etmesi söz konusudur.

Her ne kadar; Öğrenci Davranışlarını Değerlendirme Kuruluna sevk edilen öğrenci ile tanıkların ifadeleri alınırken kural olarak rehberlik öğretmeninin kurul başkanına eşlik edeceği, rehberlik öğretmeninin bulunmaması halinde bir öğretmenin bu görevi yerine getireceği kuralı benimsenmiş ise de; yukarıda yer alan hükümler uyarınca; eğitim öğretim faaliyetleri çerçevesinde sunulan kamu hizmetinin ifasına yönelik birinci derece sorumlu bulunan Milli Eğitim Bakanlığı tarafından, rehber öğretmenin bulunmaması halinde başka bir rehber öğretmenin görevlendirilmesine yönelik ilave tedbirler alınabileceği açık olup; rehber öğretmeninin bulunmaması halinde bir öğretmenin eşliğinde öğrenci veya tanık ifadesine başvurulmasının pedagojik açıdan yeterli ve sağlıklı olmadığı kanaatine varıldığından, Yönetmeliğin “İfadelerin alınması, kanıtların toplanması ve kararların yazılması başlıklı 60. maddesinin 1. fıkrasında yer alan “öğretmen” ibaresinin iptali gerektiği görüşüyle aksi yöndeki çoğunluk kararına katılmıyorum.