Danıştay Kararı 8. Daire 2018/3768 E. 2022/6829 K. 24.11.2022 T.

Danıştay 8. Daire Başkanlığı         2018/3768 E.  ,  2022/6829 K.
T.C.
D A N I Ş T A Y
SEKİZİNCİ DAİRE
Esas No : 2018/3768
Karar No : 2022/6829

DAVACI : Kendi Adlarına Asaleten Çocukları …’a Velayeten …
ve …

VEKİLİ : Av. …

DAVALI : …
Bakanlığı
VEKİLİ : Av. …

DAVANIN KONUSU : Davacılar tarafından,
24/06/2017 tarih ve 30106 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan, Milli Eğitim Bakanlığı Kurum Açma, Kapatma ve Ad Verme Yönetmeliği’nin;
1)5. maddesinin 1. fıkrasının (ç) bendinde yer alan “abdesthane” ve “…doğal aydınlatmalı uygun mekânda kadın ve erkek için ayrı ayrı olmak üzere mescit” ibaresinin,
2)7. maddesinin 1. fıkrasında yer alan “…okulun açılacağı yerleşim birimi merkez nüfusunun 10.000 veya ilçeye bağlı çevre köyleri ile birlikte en az 20.000 olması” ibaresinin,
3)7. maddesinin 5. fıkrasında yer alan “…okulun açılacağı yerleşim birimi merkez nüfusunun 5.000 veya yerleşim birimine bağlı mahalle ve köyleri ile birlikte en az 10.000 olması” ibaresinin,
4)7. maddesinin 11. fıkrasında yer alan “Çok programlı anadolu lisesi, mesleki ve teknik eğitim merkezi ve mesleki eğitim merkezinde karma eğitim yapılır.” ibaresinin,
5)8. maddesinin 8. fıkrasının (a) bendinde yer alan “Yerleşim birimi nüfusunun 200.000’den az olmaması ya da yerleşim birimi ile hizmet verilecek en yakın rehberlik ve araştırma merkezi arasındaki mesafenin 150 km’den fazla olması hâlinde yerleşim birimi nüfusunun 100.000’den az olmaması” ibaresinin,
6)13. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinde yer alan “Kurumun verdiği hizmetin verimliliğinin azaldığının Bakanlıkça veya valilikçe mahallinde yaptırılan inceleme raporuyla belirlenmesi” ibaresinin,
7)13. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendinde yer alan “Anadolu, fen, güzel sanatlar, sosyal bilimler ve spor liselerinde 80, diğer…” ibaresinin ve
8)13. maddesinin 7. fıkrasında yer alan “…veya makul bir gerekçesi olmaksızın son iki yıl üst üste zarar eden” ibaresinin iptaline karar verilmesi istenilmektedir.

DAVACININ İDDİALARI :
Bir dinin ve bu dinin bir mezhebinin ibadethanesini kendisine bağlı bulunan kurumlarda bulundurulmasının zorunlu hale getirilmesinin laiklik ilkesini ihlal ettiği, eşitlik ilkesine aykırılık oluşturulduğu, nüfusun 5000’in altında olan yerleşim yerlerinde orta öğretim kurumunun açılmayabileceği, bir yerleşim biriminin nüfusu 5000’e ulaştığında genel liselerin kapatılması nedeniyle sadece anadolu imam hatip liselerinin açılabileceği, tek ortaöğretim kurumunun imam hatip lisesi olacağı, özellikle düşük nüfuslu yerleşim yerlerinin olumsuz etkileneceği, (Tunceli, Erzincan, Ardahan illeri ilçeleri bazında örnekleme yapılmıştır.) her bölgenin düzenlemeden etkileneceği, çok programlı anadolu lisesi, mesleki ve teknik eğitim merkezi ve mesleki eğitim merkezi dışında kalan eğitim kurumlarında karma eğitimden vazgeçilebileceği, 81 ilin 34’ünde rehberlik ve araştırma merkezinin açılmayabileceği, 573 sayılı KHK ile verilen özel eğitim gerektiren bireyleri tanılama görevinin yerine getirilemeyeceği, yönetimlere sınırsız bir yetkinin verildiği, bu durumun eğitim hakkıyla bağdaştırılamayacağı, imam hatip liselerinin lehine, anadolu liselerinin aleyhine düzenleme olduğu, genel eşitlik ilkesinin ihlal edildiği, milli eğitim sisteminin amaçları içerisinde eğitimin bir parçası olan sosyal tesislerden kar etmek veya zarar etmemek olmadığı, öğretmenevi ve akşam sanat okullarından oluşan sosyal tesislerin varlık amacının kar/zarar olmadığı, amacın sosyal gereksinimlerin karşılanması olduğu ileri sürülmektedir.

DAVALI İDARENİN SAVUNMASI :
Bütün fertlerin ahlak, ruh ve duygu bakımından dengeli yetiştirilebilmesi için ahlaki ve ruhi duygularını yaşayabilecek ortamların Devlet kontrolüyle oluşturmanın temel görevleri arasında olduğu, ibadetin doğal bir ihtiyaç olduğu, eşitlik ilkesinin ihlal edilmediği, bilakis fırsat eşitliğinin açıkça ortaya konulduğu, 15/09/2017 tarihli değişiklikle nüfus şartının kaldırıldığı, nüfusun az olduğu yerlerde çok programlı anadolu lisesi, mesleki ve teknik eğitim merkezlerinin açıldığı, kaynakların etkin ve verimli kullanılması ve herkesin eğitim hakkından faydalanmasını teminen karma eğitim yapılmasının hüküm altına alındığı, yapılan düzenlemenin bunlar dışında kalan kurumların tamamında yalnızca kız veya erkek öğrencilere yönelik eğitim yapılacağı anlamına gelmediği, değişen şartlara uygun olarak güncelleme yapıldığı savunulmaktadır.

DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ : …

DÜŞÜNCESİ : Davanın kısmen reddine, kısmen iptaline, kısmen karar verilmesine yer olmadığına karar verilmesi gerektiği düşünülmektedir.

DANIŞTAY SAVCISI : …
DÜŞÜNCESİ : 24/06/2017 günlü ve 30106 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan, Milli Eğitim Bakanlığı Kurum Açma, Kapatma ve Ad Verme Yönetmeliği’nin 5. maddesinin 1. fıkrasının (ç) bendinde yer alan ”… abdesthane …” ve “… doğal aydınlatmalı uygun mekânda kadın ve erkek için ayrı ayrı olmak üzere mescit …” ibaresinin; 7. maddesinin 1. fıkrasında yer alan “… okulun açılacağı yerleşim birimi merkez nüfusunun 10.000 veya ilçeye bağlı çevre köyleri ile birlikte en az 20.000 olması …” ibaresinin; 7. maddesinin 5. fıkrasında yer alan “… okulun açılacağı yerleşim birimi merkez nüfusunun 5.000 veya yerleşim birimine bağlı mahalle ve köyleri ile birlikte en az 10.000 olması …” ibaresinin; 7. maddesinin 11. fıkrasında yer alan “Çok programlı Anadolu lisesi, mesleki ve teknik eğitim merkezi ve mesleki eğitim merkezinde karma eğitim yapılır.” ibaresinin; 8. maddesinin 8. fıkrasının (a) bendinde yer alan “Yerleşim birimi nüfusunun 200.000’den az olmaması ya da yerleşim birimi ile hizmet verilecek en yakın rehberlik ve araştırma merkezi arasındaki mesafenin 150 km’den fazla olması hâlinde yerleşim birimi nüfusunun 100.000’den az olmaması” ibaresinin; 13. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinde yer alan “Kurumun verdiği hizmetin verimliliğinin azaldığının Bakanlıkça veya valilikçe mahallinde yaptırılan inceleme raporuyla belirlenmesi” ibaresinin, 13. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendinde yer alan “… Anadolu, fen, güzel sanatlar, sosyal bilimler ve spor liselerinde 80, diğer …” ibaresinin ve 13. maddesinin 7. fıkrasında yer alan “… veya makul bir gerekçesi olmaksızın son iki yıl üst üste zarar eden …” ibaresinin iptali istemiyle açılmıştır.
Milli Eğitim Bakanlığı Kurum Açma, Kapatma ve Ad Verme Yönetmeliği’nin: 5. maddesinin 1. fıkrasının (ç) bendinin; 10 Eylül 2018 günlü ve 30531 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Millî Eğitim Bakanlığı, Kurum Açma, Kapatma ve Ad Verme Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmeliğin 4. maddesi ile; ”ç) Her kurumda; kurumun özelliğine uygun yeteri kadar müdür yardımcısı odası, idari oda, abdesthane, doğal aydınlatmalı uygun mekânda kadın ve erkek için ayrı mescit, mutfak/yemekhane/kantin/kafeterya, teshin/ısı merkezi, su deposu, sistem odası, ilgili mevzuatına göre sığınak, depo/araç-gereç odası/arşiv odası, teknisyen odası, yardımcı personel odası, tuvalet ve lavabo, ayrıca pansiyonlar hariç her kurumda müdür odası bulunması,” şeklinde değiştirildiği, 7. maddesinin 1. fıkrasının, sırasıyla; 15 Eylül 2017 günlü ve 30181 sayılı Resmi Gazete’de Yayımlanan Millî Eğitim Bakanlığı, Kurum Açma, Kapatma ve Ad Verme Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmeliğin 2. Maddesiyle; “1) Anadolu lisesi açılabilmesi için; 9 uncu sınıfa kayıt olacak en az 2 şube mevcudunda öğrenci, binada en az 8, en fazla 40 derslik bulunması gerekmektedir. Okulun açılması; ihtiyaca binaen valilik teklifine bağlı olarak Bakanlıkça sağlanır.” şeklinde değiştirildiği, 10 Eylül 2018 günlü ve 30531 sayılı Resmi Gazete’de Yayımlanan Millî Eğitim Bakanlığı, Kurum Açma, Kapatma ve Ad Verme Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmeliğin 6. maddesiyle; “1) Anadolu lisesi açılabilmesi için; 9 uncu sınıfa kayıt olacak en az 2 şube mevcudunda öğrenci, binada en az 8, en fazla 40 derslik bulunması gerekir.” şeklinde değiştirildiği, 14 Şubat 2019 günlü ve 30686 sayılı Resmi Gazete’de Yayımlanan Millî Eğitim Bakanlığı, Kurum Açma, Kapatma ve Ad Verme Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmeliğin 5. maddesiyle; “1) Anadolu lisesi açılabilmesi için; okulun açılacağı yerleşim birimi merkez nüfusunun 5.000 veya yerleşim birimine bağlı mahalle ve köyleri ile birlikte en az 10.000 ya da 9 uncu sınıfa kayıt olacak en az 2 şube mevcudunda öğrenci olması, binada en az 8 derslik, görsel sanatlar atölyesi ve/veya müzik dersliği bulunması gerekir. Okulun açılması; ihtiyaca binaen valilik teklifine bağlı olarak Bakanlıkça yapılır.” şeklinde değiştirildiği, 7. maddesinin 5. fıkrasının, sırasıyla; 15 Eylül 2017 günlü ve 30181 sayılı Resmi Gazete’de Yayımlanan Millî Eğitim Bakanlığı, Kurum Açma, Kapatma ve Ad Verme Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmeliğin 2. maddesiyle; “(5) Anadolu imam hatip lisesi açılabilmesi için; öğretim binasında en az 8 derslik, öğretim binası içinde veya bahçesinde uygulama mescidi ya da mescit yerinin olması, geleneksel/görsel sanatlar atölyesi, mûsikî/müzik dersliği bulunması gerekmektedir. Okulun açılması; ihtiyaca binaen valilik teklifine bağlı olarak Bakanlıkça sağlanır.” şeklinde değiştirildiği, 10 Eylül 2018 günlü ve 30531 sayılı Resmi Gazete’de Yayımlanan Millî Eğitim Bakanlığı, Kurum Açma, Kapatma ve Ad Verme Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmeliğin 6. maddesiyle; “(5) Anadolu imam hatip lisesi açılabilmesi için; öğretim binasında en az 8 derslik, öğretim binası içinde veya bahçesinde uygulama mescidi ya da mescit yerinin olması gerekir.” şeklinde değiştirildiği, 14 Şubat 2019 günlü ve 30686 sayılı Resmi Gazete’de Yayımlanan Millî Eğitim Bakanlığı, Kurum Açma, Kapatma ve Ad Verme Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmeliğin 5. maddesiyle; “(5) Anadolu imam hatip lisesi açılabilmesi için; okulun açılacağı yerleşim birimi merkez nüfusunun 5.000 veya yerleşim birimine bağlı mahalle ve köyleri ile birlikte en az 10.000 ya da 9 uncu sınıfa kayıt olacak en az 2 şube mevcudunda öğrenci olması, binada en az 8 derslik, öğretim binası içinde veya bahçesinde uygulama mescidi ya da mescit yerinin olması, geleneksel/görsel sanatlar atölyesi ve/veya mûsikî/müzik dersliği bulunması gerekir. Okulun açılması; ihtiyaca binaen valilik teklifine bağlı olarak Bakanlıkça yapılır.” şeklinde değiştirildiği, 7. maddesinin 11. fıkrasının; 10 Eylül 2018 günlü ve 30531 sayılı Resmi Gazete’de Yayımlanan Millî Eğitim Bakanlığı, Kurum Açma, Kapatma ve Ad Verme Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmeliğin 6. maddesiyle yürürlükten kaldırıldığı, 8. maddesinin 8. fıkrasının (a) bendinin; 10 Eylül 2018 günlü ve 30531 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Millî Eğitim Bakanlığı, Kurum Açma, Kapatma ve Ad Verme Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmeliğin 7. maddesiyle; “a) Toplam nüfusu 200.000’in altında olan illerde nüfus şartı aranmaksızın il merkezinde bir rehberlik ve araştırma merkezi açılır. Bunun dışında yerleşim birimi nüfusunun 200.000’den az olmaması ya da yerleşim birimi ile hizmet verilecek en yakın rehberlik ve araştırma merkezi arasındaki mesafenin 150 km’den fazla olması hâlinde yerleşim birimi nüfusunun 100.000’den az olmaması,” şeklinde değiştirildiği, 13. maddesinin 1. fıkrasının (b) ve (c) bendlerinin; 10 Eylül 2018 günlü ve 30531 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Millî Eğitim Bakanlığı, Kurum Açma, Kapatma ve Ad Verme Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmeliğin 9. maddesiyle; “b) Okullar hariç olmak üzere kurumun verdiği hizmetin verimliliğinin azaldığının Bakanlıkça veya valilikçe mahallinde yaptırılan inceleme raporuyla belirlenmesi, c) Bu Yönetmeliğin 6 ncı maddesinin ikinci fıkrasının (c) bendi ile getirilen istisna hariç toplam öğrenci sayısının okul öncesi ve ilkokullarda 10; ortaokullarda, imam hatip ortaokullarında ve yatılı bölge ortaokulları ile ortaöğretim kurumlarında 40’ın altına düşmesi,” şeklinde değiştirildiği, anlaşıldığından iptal istemi hakkında anılan maddeler yönünden karar verilmesine yer olmadığına kararı verilmesi gerektiği düşünülmektedir.
Dava konusu Yönetmeliğin iptal istemine konu edilen diğer maddesine gelince: 13. maddesinin 7. fıkrasında yer alan “… veya makul bir gerekçesi olmaksızın son iki yıl üst üste zarar eden” ibaresi bakımından. 652 sayılı Özel Barınma Hizmeti Veren Kurumlar ve Bazı Düzenlemeler Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin 23. maddesinin (g) bendinde ve 1 nolu Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin 318. maddesinde, Milli Eğitim Bakanlığına ait sosyal tesislerle ilgili işleri yürütmek, Destek Hizmetleri Genel Müdürlüğünün görevleri arasında sayılmıştır. Milli Eğitim Temel Kanunundaki genel amaçlar çerçevesinde sosyal tesislerin varlık gayesinin, öğretmenler ve milli eğitim bakanlığı çalışanlarının sosyal ve kültürel ihtiyaçlarına imkanlar ölçüsünde cevap vermek olduğu tartışmasızdır. Dava konusu Yönetmeliğin 3. maddesinde belirtildiği üzere sosyal tesisler tanımına öğretmenevi ile öğretmenevi ve akşam sanat okulları girmektedir. Millî Eğitim Bakanlığı Öğretmenevi, Öğretmenevi ve Akşam Sanat Okulu Uygulama Yönergesinde: Kurumun asıl amacının eğitim çalışanlarının konaklama ihtiyacını karşılamak, bununla birlikte dinlenme ve eğlenme ihtiyaçlarını imkânlar ölçüsünde yerine getirmek; eğitim çalışanlarının sosyal ve kültürel ihtiyaçları ile meslekî eğitim alanında gelişimlerine ilişkin faaliyetlere imkânları ölçüsünde destek sağlamak ve işletmelerde meslek eğitimi uygulaması kapsamında meslekî ve teknik eğitim okul ve kurum öğrencilerinin stajyerlik ve çıraklık beceri eğitimi yapmalarına katkı sağlamak olduğu kurala bağlanmıştır. Görüldüğü üzere söz konusu tesislerin kuruluş amacının sadece, milli eğitim personeline konaklama hizmeti vermek olmayıp bu hizmetin yanında, milli eğitim personelinin sosyal ve kültürel ihtiyaçlarını karşılama, mesleki ve kültürel gelişmelerine katkıda bulunma, imkanlar ölçüsünde mesleki ve teknik eğitim okul ve kurum öğrencilerinin staj ve uygulamalı beceri eğitimlerine destek verme olduğu da anlaşılmaktadır.
Bu bağlamda söz konusu tesislerin Ülke çapında Milli Eğitim Bakanlığı Personeline hizmet verdiği göz önünde bulundurulduğunda, bu tesislerin açılma ve kapatılmasında aranılan ölçütün, karlılık ve verimlilik esası olmadığı görülmektedir. Buna göre, sosyal tesislerin kapatılma gerekçesi olarak iki yıl üst üste zarar etmesi yolundaki düzenlemede Milli Eğitim mevzuatındaki temel amaca ve bu bağlamda hukuka uyarlılık bulunmadığı sonucuna varılmıştır.
Açıklanan nedenlerle, Milli Eğitim Bakanlığı Kurum Açma, Kapatma ve Ad Verme Yönetmeliği’nin: 5. maddesinin 1. fıkrasının (ç) bendinde yer alan ”… abdesthane …” ve “… doğal aydınlatmalı uygun mekânda kadın ve erkek için ayrı ayrı olmak üzere mescit …” ibaresinin; 7. maddesinin 1. fıkrasında yer alan “… okulun açılacağı yerleşim birimi merkez nüfusunun 10.000 veya ilçeye bağlı çevre köyleri ile birlikte en az 20.000 olması …” ibaresinin; 7. maddesinin 5. fıkrasında yer alan “… okulun açılacağı yerleşim birimi merkez nüfusunun 5.000 veya yerleşim birimine bağlı mahalle ve köyleri ile birlikte en az 10.000 olması …” ibaresinin; 7. maddesinin 11. fıkrasında yer alan “Çok programlı Anadolu lisesi, mesleki ve teknik eğitim merkezi ve mesleki eğitim merkezinde karma eğitim yapılır.” ibaresinin; 8. maddesinin 8. fıkrasının (a) bendinde yer alan “Yerleşim birimi nüfusunun 200.000’den az olmaması ya da yerleşim birimi ile hizmet verilecek en yakın rehberlik ve araştırma merkezi arasındaki mesafenin 150 km’den fazla olması hâlinde yerleşim birimi nüfusunun 100.000’den az olmaması” ibaresinin; 13. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinde yer alan “Kurumun verdiği hizmetin verimliliğinin azaldığının Bakanlıkça veya valilikçe mahallinde yaptırılan inceleme raporuyla belirlenmesi” ibaresinin; 13. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendinde yer alan ” … Anadolu, fen, güzel sanatlar, sosyal bilimler ve spor liselerinde 80, diğer …” ibaresinin iptal istemi hakkında karar verilmesine yer olmadığına, 13. maddesinin 7. fıkrasında yer alan “… veya makul bir gerekçesi olmaksızın son iki yıl üst üste zarar eden …” ibaresinin iptaline, karar verilmesi gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Sekizinci Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:

HUKUKİ SÜREÇ :
Davacılar tarafından, 24/06/2017 tarih ve 30106 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan, Milli Eğitim Bakanlığı Kurum Açma, Kapatma ve Ad Verme Yönetmeliğinin; 5. maddesinin 1. fıkrasının (ç) bendinde yer alan “abdesthane” ve “…doğal aydınlatmalı uygun mekânda kadın ve erkek için ayrı ayrı olmak üzere mescit” ibaresinin, 7. maddesinin 1. fıkrasında yer alan “…okulun açılacağı yerleşim birimi merkez nüfusunun 10.000 veya ilçeye bağlı çevre köyleri ile birlikte en az 20.000 olması” ibaresinin, 7. maddesinin 5. fıkrasında yer alan “…okulun açılacağı yerleşim birimi merkez nüfusunun 5.000 veya yerleşim birimine bağlı mahalle ve köyleri ile birlikte en az 10.000 olması” ibaresinin, 7. maddesinin 11. fıkrasında yer alan “Çok programlı anadolu lisesi, mesleki ve teknik eğitim merkezi ve mesleki eğitim merkezinde karma eğitim yapılır.” ibaresinin, 8. maddesinin 8. fıkrasının (a) bendinde yer alan “Yerleşim birimi nüfusunun 200.000’den az olmaması ya da yerleşim birimi ile hizmet verilecek en yakın rehberlik ve araştırma merkezi arasındaki mesafenin 150 km’den fazla olması hâlinde yerleşim birimi nüfusunun 100.000’den az olmaması” ibaresinin, 13. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinde yer alan “Kurumun verdiği hizmetin verimliliğinin azaldığının Bakanlıkça veya valilikçe mahallinde yaptırılan inceleme raporuyla belirlenmesi” ibaresinin, 13. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendinde yer alan “Anadolu, fen, güzel sanatlar, sosyal bilimler ve spor liselerinde 80, diğer…” ibaresinin ve 13. maddesinin 7. fıkrasında yer alan “…veya makul bir gerekçesi olmaksızın son iki yıl üst üste zarar eden” ibaresinin iptali istemiyle açılmıştır.

İNCELEME VE GEREKÇE:
İlgili Mevzuat:
Anayasamızın ‘Eğitim ve öğrenim hakkı ve ödevi’ başlıklı 42. maddesinde; “Kimse, eğitim ve öğrenim hakkından yoksun bırakılamaz. Öğrenim hakkının kapsamı kanunla tespit edilir ve düzenlenir. Eğitim ve öğretim, Atatürk ilkeleri ve inkılapları doğrultusunda, çağdaş bilim ve eğitim esaslarına göre, Devletin gözetim ve denetimi altında yapılır. Bu esaslara aykırı eğitim ve öğretim yerleri açılamaz. Eğitim ve öğretim hürriyeti, Anayasaya sadakat borcunu ortadan kaldırmaz. İlköğretim kız ve erkek bütün vatandaşlar için zorunludur ve Devlet okullarında parasızdır. Özel ilk ve orta dereceli okulların bağlı olduğu esaslar, Devlet okulları ile erişilmek istenen seviyeye uygun olarak, kanunla düzenlenir…” hükmüne, ‘Yönetmelikler’ başlıklı 124. maddesinde; “Cumhurbaşkanı, bakanlıklar ve kamu tüzelkişileri, kendi görev alanlarını ilgilendiren kanunların ve Cumhurbaşkanlığı kararnamelerinin uygulanmasını sağlamak üzere ve bunlara aykırı olmamak şartıyla, yönetmelikler çıkarabilirler.” hükmüne yer verilmiştir.
1739 sayılı Milli Eğitim Temel Kanunu’nun ‘Genel amaçlar’ başlıklı 2. maddesinde; “…İlgi, istidat ve kabiliyetlerini geliştirerek gerekli bilgi, beceri, davranışlar ve birlikte iş görme alışkanlığı kazandırmak suretiyle hayata hazırlamak ve onların, kendilerini mutlu kılacak ve toplumun mutluluğuna katkıda bulunacak bir meslek sahibi olmalarını sağlamak; Böylece bir yandan Türk vatandaşlarının ve Türk toplumunun refah ve mutluluğunu artırmak; öte yandan milli birlik ve bütünlük içinde iktisadi, sosyal ve kültürel kalkınmayı desteklemek ve hızlandırmak ve nihayet Türk Milletini çağdaş uygarlığın yapıcı, yaratıcı, seçkin bir ortağı yapmaktır.
” hükmü, ‘Eğitim hakkı’ başlıklı 7. maddesinde; “İlköğretim görmek her Türk vatandaşının hakkıdır. İlköğretim kurumlarından sonraki eğitim kurumlarından vatandaşlar ilgi, istidat ve kabiliyetleri ölçüsünde yararlanırlar.” hükmü, ‘Orta öğretim’ üst başlıklı, ‘Kapsam’ başlıklı 26. maddesinde; “Ortaöğretim; ilköğretime dayalı dört yıllık zorunlu örgün veya yaygın öğrenim veren genel, mesleki ve teknik öğretim kurumları ile mesleki eğitim merkezlerinin tümünü kapsar. Bu okul ve kurumları bitirenlere, bitirdikleri programın özelliğine göre diploma verilir. Ancak mesleki eğitim merkezi öğrencilerinin diploma alabilmeleri için Millî Eğitim Bakanlığınca belirlenen fark derslerini tamamlaması zorunludur.
” hükmü, ‘Ortaöğretimden yararlanma hakkı’ başlıklı 27. maddesinde; “İlköğretimini tamamlayan ve ortaöğretime girmeye hak kazanmış olan her öğrenci, ortaöğretime devam etmek ve ortaöğretim imkanlarından ilgi, istidat ve kabiliyetleri ölçüsünde yararlanmak hakkına sahiptir.” hükmü, ‘Amaç ve görevler’ başlıklı 28. maddesinde; “Ortaöğretimin amaç ve görevleri, Milli Eğitimin genel amaçlarına ve temel ilkelerine uygun olarak, 1. Bütün öğrencilere ortaöğretim seviyesinde asgari ortak bir genel kültür vermek suretiyle onlara kişi ve toplum sorunlarını tanımak, çözüm yolları aramak ve yurdun iktisadi sosyal ve kültürel kalkınmasına katkıda bulunmak bilincini ve gücünü kazandırmak, 2. Öğrencileri, çeşitli program ve okullarla ilgi, istidat ve kabiliyetleri ölçüsünde ve doğrultusunda yüksek öğretime veya hem mesleğe hem de yüksek öğretime veya hayata ve iş alanlarına hazırlamaktır. Bu görevler yerine getirilirken öğrencilerin istekleri ve kabiliyetleri ile toplum ihtiyaçları arasında denge sağlanır.” hükmü, ‘İmam-hatip liseleri’ başlıklı 32. maddesinde; “İmam – hatip liseleri, imamlık, hatiplik ve Kur’an kursu öğreticiliği gibi dini hizmetlerin yerine getirilmesi ile görevli elemanları yetiştirmek üzere, Milli Eğitim Bakanlığınca açılan ortaöğretim sistemi içinde, hem mesleğe hem yüksek öğrenime hazırlayıcı programlar uygulayan öğretim kurumlarıdır.” hükmü yer almıştır.

HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
24/06/2017 tarih ve 30106 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Milli Eğitim Bakanlığı Kurum Açma, Kapatma ve Ad Verme Yönetmeliği’nin 7. maddesinin 1. fıkrasında yer alan “…okulun açılacağı yerleşim birimi merkez nüfusunun 10.000 veya ilçeye bağlı çevre köyleri ile birlikte en az 20.000 olması” ibaresi, aynı maddenin 11. fıkrasında yer alan “Çok programlı anadolu lisesi, mesleki ve teknik eğitim merkezi ve mesleki eğitim merkezinde karma eğitim yapılır.” ibaresi ile 8. maddesinin 8. fıkrasının (a) bendinde yer alan “Yerleşim birimi nüfusunun 200.000’den az olmaması ya da yerleşim birimi ile hizmet verilecek en yakın rehberlik ve araştırma merkezi arasındaki mesafenin 150 km’den fazla olması hâlinde yerleşim birimi nüfusunun 100.000’den az olmaması” ibaresi yönünden yapılan inceleme:
Anılan Yönetmeliğin ‘Ortaöğretim kurumlarının açılması’ başlıklı 7. maddesinin 1. fıkrasında; “Anadolu lisesi açılabilmesi için; 9 uncu sınıfa kayıt olacak en az 2 şube mevcudunda öğrenci, binada en az 8 en fazla 40 derslik bulunması, okulun açılacağı yerleşim birimi merkez nüfusunun 10.000 veya ilçeye bağlı çevre köyleri ile birlikte en az 20.000 olması gerekir.” düzenlemesi yer almaktayken 14/02/2019 tarih ve 30686 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Milli Eğitim Bakanlığı Kurum Açma, Kapatma ve Ad Verme Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmeliğin 5. maddesiyle değişiklik yapılarak “Anadolu lisesi açılabilmesi için; okulun açılacağı yerleşim birimi merkez nüfusunun 5.000 veya yerleşim birimine bağlı mahalle ve köyleri ile birlikte en az 10.000 ya da 9 uncu sınıfa kayıt olacak en az 2 şube mevcudunda öğrenci olması, binada en az 8 derslik, görsel sanatlar atölyesi ve/veya müzik dersliği bulunması gerekir. Okulun açılması; ihtiyaca binaen valilik teklifine bağlı olarak Bakanlıkça yapılır.” şeklinde değiştirilmiştir.
Aynı maddenin 11. fıkrasında; “Çok programlı Anadolu lisesi, mesleki ve teknik eğitim merkezi ve mesleki eğitim merkezinde karma eğitim yapılır.” düzenlemesi yer almaktayken 10/09/2018 tarih ve 30531 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Milli Eğitim Bakanlığı Kurum Açma, Kapatma ve Ad Verme Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmeliğin 6. maddesiyle yürürlükten kaldırılmıştır.
Anılan Yönetmeliğin ‘Özel eğitim kurumları’ başlıklı 8. maddesinin 8. fıkrasının (a) bendinde; “Yerleşim birimi nüfusunun 200.000’den az olmaması ya da yerleşim birimi ile hizmet verilecek en yakın rehberlik ve araştırma merkezi arasındaki mesafenin 150 km’den fazla olması hâlinde yerleşim birimi nüfusunun 100.000’den az olmaması gerekir.” düzenlemesi yer almaktayken, 22/11/2019 tarih ve 30956 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Milli Eğitim Bakanlığı Kurum Açma, Kapatma ve Ad Verme Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmeliğin 1. maddesiyle değişiklik yapılarak “Nüfus şartı aranmaksızın her il merkezinde 1 rehberlik ve araştırma merkezi açılır.” şeklinde değiştirilmiştir.
Yukarıda yer verilen dava konusu maddelere ilişkin olarak muhtelif tarihlerde yapılan Yönetmelik değişiklikleri dikkate alındığında, ilgili düzenlemeler hakkında karar verilmesine hukuken olanak bulunmadığı sonucuna ulaşılmaktadır.
24/06/2017 tarih ve 30106 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Milli Eğitim Bakanlığı Kurum Açma, Kapatma ve Ad Verme Yönetmeliği’nin başlıklı 13. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendinde yer alan “Anadolu, fen, güzel sanatlar, sosyal bilimler ve spor liselerinde 80, diğer…” ibaresi yönünden yapılan inceleme:
Anılan Yönetmeliğin ‘Kapatma esasları’ başlıklı 13. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendinde; “Toplam öğrenci sayısının okul öncesi ve ilkokullarda 10; ortaokullarda, imam hatip ortaokullarında ve yatılı bölge ortaokullarında 40; Anadolu, fen, güzel sanatlar, sosyal bilimler ve spor liselerinde 80, diğer orta öğretim kurumlarında 40’ın altına düşmesi hâllerinde kapatılır.” düzenlemesi yer almıştır.
Aynı düzenlemeden kaynaklanan uyuşmazlığa ilişkin açılan ve Dairemizin E:2017/4581 sayılı dosyasına kaydedilen davada verilen 14/09/2017 tarihli ara karar ile, diğer ortaöğretim kurumları ile ifade edilmek istenen kurumların neler olduğu sorulmuş olup, alınan cevabi yazıda, ibare ile Fen Liseleri, Sosyal Bilimler Lisesi, Anadolu Lisesi, Güzel Sanatlar Lisesi ve Spor Lisesi dışında kalan Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi, Mesleki ve Teknik Eğitim Merkezi, Çok Programlı Anadolu Lisesi, Özel Eğitim Meslek Lisesi, Mesleki Eğitim Merkezi ile Anadolu İmam-Hatip Lisesinin anlaşılması gerektiği belirtilmiştir.
Öte yandan, anılan düzenlemeye ilişkin Dairemizce verilen yürütmenin durdurulması isteminin kısmen reddine, kısmen karar verilmesine yer olmadığına ilişkin 26/10/2017 tarihli kararın redde ilişkin kısmına yapılan davacı itirazı üzerine, Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu’nun 22/01/2018 tarih ve YD İtiraz No:2017/1217 sayılı kararıyla; Yönetmeliğin 13. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendi yönünden davacı itirazının kabulüne ve anılan ibarenin yürütmesinin durdurulmasına karar verilmiştir.
Anılan yargı kararının uygulanmasına yönelik olarak; 10/09/2018 tarih ve 30531 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Milli Eğitim Bakanlığı Kurum Açma, Kapatma ve Ad Verme Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmeliğin 9. maddesiyle değişiklik yapılarak, “Bu Yönetmeliğin 6 ncı maddesinin ikinci fıkrasının (c) bendi ile getirilen istisna hariç toplam öğrenci sayısının okul öncesi ve ilkokullarda 10; ortaokullarda, imam hatip ortaokullarında ve yatılı bölge ortaokulları ile ortaöğretim kurumlarında 40’ın altına düşmesi,” şeklinde değiştirilmiştir.
Davalı idarece 02/10/2020 tarih ve 31262 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Milli Eğitim Bakanlığı Kurum Açma, Kapatma ve Ad Verme Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmeliğin 3. maddesiyle yeniden değişiklik yapılarak, “Bu Yönetmeliğin 6 ncı maddesinin ikinci fıkrasının (c) bendi ile getirilen istisna hariç toplam öğrenci sayısının okul öncesi ve ilkokullarda 10; ortaokullarda, imam hatip ortaokullarında ve yatılı bölge ortaokullarında 30, ortaöğretim kurumlarında ise 40’ın altına düşmesi” şeklinde değişiklik yapılmıştır.
Yapılan değişikliklerin yargı kararının gereğinin yerine getirilmesi niteliğinde olduğu anlaşıldığından, düzenlemenin esası hakkında karar verilmesi gerekmektedir.
Bu kapsamda; Anadolu, fen, güzel sanatlar, sosyal bilimler ve spor liselerinde, diğerlerine göre daha az öğrenci olduğu hususu da göz önüne alındığında, imam hatip ortaokullarında ve yatılı bölge ortaokulları ile diğer ortaöğretim kurumlarında 40 olarak belirlenen öğrenci sayısının, Anadolu, fen, güzel sanatlar, sosyal bilimler ve spor liselerinde neden 80 olarak belirlendiği, okullar arasında sayısal yönden oluşturulan bu farklılığa ilişkin hukuken kabul edilebilir somut bir gerekçenin ortaya konulamadığı, başkaca bir bilgi ve belgenin de sunulmadığı anlaşıldığından, bu okulların diğerlerine göre daha kolay kapatılması sonucunu doğuran dava konusu düzenlemede hukuka uygunluk bulunmadığı sonucuna ulaşılmaktadır.
24/06/2017 tarih ve 30106 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Milli Eğitim Bakanlığı Kurum Açma, Kapatma ve Ad Verme Yönetmeliği’nin 5. maddesinin 1. fıkrasının (ç) bendinde yer alan “abdesthane” ve “…doğal aydınlatmalı uygun mekânda kadın ve erkek için ayrı ayrı olmak üzere mescit” ibaresi yönünden yapılan inceleme:
Anılan Yönetmeliğin ‘Genel Esaslar’ başlıklı 5. maddesinin 1. fıkrasının (ç) bendinde; “Her kurumda yeteri kadar müdür yardımcısı odası, idari oda, abdesthane, doğal aydınlatmalı uygun mekanda kadın ve erkek için ayrı ayrı olmak üzere mescit, mutfak/ yemekhane /kantin/ kafeterya, teshin/ısı merkezi, su deposu, sistem odası, ilgili mevzuatına göre sığınak, depo/araç-gereç odası/arşiv odası, kurumun türüne göre yeterli sayıda tuvalet ve lavabo, ayrıca pansiyonlar hariç her kurumda müdür odası bulunması” düzenlemesi yer almıştır.
Anayasa Mahkemesi tarafından din ve vicdan hürriyeti açısından yapılan değerlendirmelerde;
11/12/2018 tarih ve 30622 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan (Sara Akgül [GK], B. No: 2015/269, 22/11/2018, § …) kararında;
“…ii. Din Özgürlüğü Kapsamında Din veya İnancı Açığa Vurma Hakkı
81. Din özgürlüğü bağlamında tanıma devlet birey ilişkilerinde devletin tüm din veya inanç gruplarının varlığını eşit şekilde kabul etmesini gerektirir. Devletin çoğulcu bir tanıma siyaseti, bir yandan devleti toplumda herkese karşı eşit mesafede durmaya zorlarken öte yandan devletin herhangi bir dini ya da ideolojiyi resmen benimsemesine izin vermez. Çoğulculuk ise herkesin kendi kimliğiyle, kendisi olarak toplumsal ve siyasal yaşama katılmasıyla mümkündür. Farklılıkların ve farklı olanların tanınmadığı, tehditler karşısında korunmadığı bir yerde çoğulculuktan bahsedilemez. Çoğulcu toplumda devlet, bireylerin kendi dünya görüşlerinin ve inançlarının gereğine uygun olarak yaşamalarını sağlamakla yükümlüdür…
82. Anayasa’nın 24. maddesiyle anlam ve kapsamı belirlenen din özgürlüğü herkesin “din veya inancını açığa vurma özgürlüğünü” güvenceye almaktadır (AYM, E.1997/62, K.1998/52, 16/9/1998). Bu bağlamda Anayasa’nın 24. maddesi; kişinin herhangi bir inanca sahip olmasını veya olmamasını, inancını açıklamaya zorlanamamasını, bunlardan dolayı kınanamamasını ve baskı altına alınamamasını güvence altına alarak din özgürlüğünün içsel alanını, aynı şekilde öğretim, uygulama, tek başına veya topluca ibadet ve ayin yapmak suretiyle dinini veya inancını açığa vurma hakkı ile de din özgürlüğünün dışsal alanını tanıyıp koruma altına almıştır (Tuğba Arslan, §§ 55, 57; Esra Nur Özbey, §§ 47, 48).
…iii. Laiklik İlkesi ile Din veya İnancı Açığa Vurma Hakkı Arasındaki İlişki
…85. Anayasa’nın Başlangıç’ı ile 2., 13., 14., 68., 81., 103., 136. ve 174. maddelerinde yer alan laiklik ilkesi ise devletin dinî inançlar karşısındaki konumunu belirleyen siyasal bir ilke olarak düzenlenmiştir. Laiklik, dini sadece bireyin iç dünyasına hapsetmemekte; onu bireysel ve kolektif kimliğin önemli bir unsuru olarak görmekte, toplumsal görünürlüğüne imkân tanımaktadır. Laik bir siyasal sistemde, dinî konulardaki bireysel tercihler ve bunların şekillendirdiği yaşam tarzı devletin müdahalesi dışında, ancak koruması altındadır. Bu anlamda laiklik ilkesi din özgürlüğünün güvencesidir…
87. Bu anlamda laiklik, devlete negatif ve pozitif yükümlülükler yüklemektedir. Negatif yükümlülük, bireylerin din özgürlüğüne zorunlu nedenler olmadıkça müdahale edilmemesini gerektirmektedir. Pozitif yükümlülük ise devletin din özgürlüğünün önündeki engelleri kaldırması, kişilerin inandıkları gibi yaşayabileceği uygun bir ortamı ve bunun için gerekli imkânları sağlaması ödevini beraberinde getirmektedir. Laikliğin devlete yüklediği pozitif yükümlülüğün kaynağı, Anayasa’nın 5. ve 24. maddeleridir. Anayasa’nın 5. maddesine göre devletin temel amaç ve görevlerinden biri “kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır.”…
88. Bu kapsamda çoğulcu laiklik anlayışı, dinin, toplumsal görünürlüğüne imkân tanıyarak ve dini konulardaki bireysel tercihleri devletin müdahalesi dışında, ancak koruması altında tutarak din özgürlüğünün güvencesi hâline gelir. Demokratik ve laik devletin temel amaçlarından biri, toplumsal çeşitliliği koruyarak bireylerin sahip oldukları inançlarıyla barış içinde bir arada yaşayabilecekleri bir ortamı sağlamaktır. Bu bağlamda çoğulculuğu ve toplumsal çeşitliliği, toplumsal birliği tehdit eden bir unsur olarak görmek demokrasi ile bağdaşmayan monolitik bir toplum anlayışını doğurur…”
10/07/2019 tarih ve 30827 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan (Levon Berç Kuzukoğlu ve Ohannes Garbis Balmumciyan [GK], B. No: 2014/17354, 22/5/2019, § …) kararında; “…84. Anayasa’nın 24. maddesinde güvenceye bağlanan din özgürlüğü negatif yükümlülüklerin yanında devlete kişilerin din özgürlüğünün korunması çerçevesinde birtakım pozitif yükümlülükler de yüklemektedir…
…99. Bu bağlamda Anayasa’nın 24. maddesinin devlete din özgürlüğünü ihlal etmeme şeklinde yalnızca negatif yükümlülükler değil aynı zamanda bu özgürlüğün rahatça kullanılabileceği bir ortamı sağlama şeklinde pozitif yükümlülükler de yüklediği hatırda tutulmalıdır…”
23/01/2019 tarih ve 30664 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 19/10/2017 tarih ve 7039 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un bazı maddelerinin iptali isteminin incelendiği (AYM, E.2017/180, K.2018/109, 06/12/2018, § …) kararında ise; “…12. Din ve vicdan özgürlüğü; herkesin din veya inancını açığa vurmasını, bunları değiştirmesini, kişilerin diledikleri inanç ve kanıya sahip olmalarını veya olmamalarını güvenceye almaktadır. Bu bağlamda Anayasa’nın 24. maddesiyle; kişinin herhangi bir inanca sahip olması veya olmaması, inancını serbestçe değiştirebilmesi, inancını açıklamaya zorlanamaması, bunlardan dolayı kınanamaması ve baskı altına alınamaması güvence altına alınarak din özgürlüğünün içsel alanı; aynı şekilde öğretim, uygulama, tek başına veya topluca ibadet ve ayin yapmak suretiyle dinini veya inancını açığa vurma hakkı ile de din özgürlüğünün dışsal alanı tanınıp koruma altına alınmıştır.
…devlet, bireylerin din ve vicdan özgürlüklerini diğer bireylerin müdahalelerine karşı da korumak zorundadır. Demokratik ve laik devletin temel amaçlarından biri, toplumsal çeşitliliği koruyarak bireylerin ve toplulukların sahip oldukları inançlarıyla barış içinde bir arada yaşayabilecekleri bir hukuksal ve siyasal düzeni tesis etmektir.
14. Farklı dinî inançlara sahip olanlar ile herhangi bir dinî inanca sahip olmayanlar laik devletin koruması altındadır. Nitekim Anayasa’nın 2. maddesinin gerekçesinde yapılan tanıma göre “Hiçbir zaman dinsizlik anlamına gelmeyen laiklik, her ferdin istediği inanca, mezhebe sahip olabilmesi, ibadetini yapabilmesi ve dini inançlarından dolayı diğer vatandaşlardan farklı bir muameleye tabi kılınmaması anlamına gelir.” Devlet, din ve vicdan özgürlüğünün gerçekleşebileceği ortamı hazırlamak için gerekli önlemleri almak zorundadır…” hususlarının vurgulandığı görülmektedir.
Diğer yandan, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin 18/03/2011 tarihli Lautsi ve Diğerleri/İtalya, B. No: 30814/06 kararında; “…60. Bu hükmün, sadece, söz konusu maddenin ışığında değil aynı zamanda, özellikle de, Sözleşme’nin, düşünce, vicdan ve din özgürlüğünü, bir dine mensup olmama özgürlüğünün güvence altına alan ve sözleşmeci devletlere, ‘tarafsız ve yansız olma ödevi’ yükleyen 9. maddesi (örneğin, bkz. adı geçen Folgerø paragraf 84) ışığında okunması gerekmektedir.
Bu bağlamda, devletlerin, tarafsız ve yansızlıklarını muhafaza ederek, farklı dinler, mezhep ve inançların icra edilmesini güvence altına alma görevleri vardır. Devletlerin görevi, kamu düzenini, dini barışı ve demokratik bir toplumda, özellikle de, zıt gruplar arasında, hoşgörüyü sağlamaya katkıda bulunmaktır (bkz. örneğin, Leyla Şahin/Türkiye [BD] 10 Kasım 2005, no. 44774/98, AİHM 2005-XI, paragraf 107). Bu, inananlar ve inanmayanlar ve değişik dinlerin, mezheplerin ve inançların yandaşlarının ilişkilerini kapsamaktadır.
61. 1 no.lu Ek Protokol’ün 2. maddesinin atıfta bulunduğu ‘saygı göstermek’ kelimesi, tanımak veya dikkate almanın ötesine geçmektedir; daha ziyade olumsuz bir yükümlülükle birlikte, bu fiil, devlete, pozitif bir yükümlülük yüklemektedir (bkz. adı geçen Campbell ve Cosans paragraf 37).
Böylece, Sözleşme’nin 8. maddesinde de bulunan, ‘saygı’ kavramının gereklilikleri, izlenene uygulamalar ve sözleşmeci devletlerde var olan koşullar dikkate alındığında, bir durumdan diğerine çok değişmektedir. Bu kavram, aynı zamanda, söz konusu devletlerin, topluluk ve bireylerin ihtiyaçlarına göre, Sözleşme’nin uygulanmasını sağlamak için gereken tedbirleri alma konusunda geniş bir takdir marjları bulunduğunu içermektedir. 1 no.lu Ek Protokol’ün 2. maddesi çerçevesinde, bu kavram, özellikle, bu hükmün, ebeveynlere, devletten, belli bir eğitimi verme talebinde bulunmalarını sağlayacak şekilde yorumlanamaz (bkz. Bulski/Polonya (karar), no. 46254/99 ve 31888/02).

69. Sözleşmeci devletler, eğitim ve öğretim alanında ve ebeveynlerin, bu eğitim ve öğretimi, kendi dini ve felsefi inançlarına uygun şekilde sağlamaları hakkına saygı gösterilerek yapılması konusunda üstlendikleri görevlerin uzlaştırılmaları kapsamında belli bir takdir marjına sahiptirler (bkz. 61-62. Paragraflar). Bu, okul ortamının düzenlenmesi ve programların tanımlanması ve düzenlenmesi için de geçerlidir (Mahkeme, daha önce, bunun altını çizmiştir: bkz. özellikle, adı geçen Kjeldsen, Busk Madsen et Pedersen, 50-53. paragraflar, Folgerø, paragraf 84, ve Zengin, 51-52. paragraflar; bkz. 62. paragraf). Demek ki, Mahkeme, kural olarak, sözleşmeci devletlerin, dine verilen yer de dahil olmak üzere, bu alanlardaki seçimlerine, bu seçimlerin, bir aşılamaya dönüşmedikleri sürece, saygı göstermelidir (ibidem).
70. Mahkeme, mevcut olayda, devlet okullarındaki sınıflarda haç bulunması seçiminin, kural olarak, savunmacı devletin takdir marjı dahilinde bulunduğu sonucuna varmaktadır. Devlet okullarında, dini sembollerin bulunması konusunda Avrupa’da uzlaşma olmaması (bkz. 26- 28. paragraflar), bu yaklaşımı güçlendirmektedir. Mahkeme’nin görevi, 69. paragrafta, öngörülen sınırın ihlal edilmemesini sağlamak olduğu için, bu takdir marjı, Avrupa ölçeğinde bir denetimle birlikte söz konusu olmaktadır (bkz. örneğin, mutatis mutandis, adı geçen Leyla Şahin, paragraf 110).
71. Bu bağlamda, devlet okullarındaki sınıflarda, kendisine laik bir sembolik değer atfedilse de atfedilmese de, Hıristiyanlığa atıfta bulunan haçın bulunmasını emreden düzenleme, ülkenin çoğunluk dinine, okul çevresinde, öncelikli bir gözle görünürlük sağlamaktadır. Bununla birlikte, bu, savunmacı devletin, aşılama yolunda bulunduğunu ve 1 no.lu Ek Protokol’ün 2. maddesinin ihlal edildiğini göstermek için yeterli değildir.
…” şeklinde değerlendirme yapılmıştır.
Yukarıda yer verilen mevzuat ve açıklamalar ile dava konusu düzenleme bir bütün olarak değerlendirildiğinde; Devletin, temel hak ve hürriyetler kapsamında yer alan din ve vicdan hürriyetine müdahale etmeme şeklinde negatif yükümlülüğü ile birlikte, bu hürriyetin kullanılabileceği ortamı sağlamak şeklinde bir pozitif yükümlülüğünün de bulunduğu; bu kapsamda, ortaöğretim kurumlarının açılmasına ilişkin usul ve esasları, açılma koşullarını belirlemeye yetkili davalı Milli Eğitim Bakanlığı tarafından, kişilerin diledikleri zamanda ibadet etmelerine imkan sağlayacak şekilde mescit bulundurulması zorunluluğunun öngörüldüğü, dava konusu düzenlemede hukuka aykırılık bulunmadığı, yapılan bu düzenlemenin, Devletin, temel hak ve hürriyetlerden olan din ve vicdan hürriyetini sağlamasının bir gereği olduğu sonucuna varılmaktadır.
Dava konusu uyuşmazlıkta ise, eğitim öğretim faaliyeti verilen kurumlarda, doğal aydınlatmalı uygun mekânda kadın ve erkek için ayrı ayrı olmak üzere mescit bulunması kuralının, bir eğitim-öğretim faaliyeti olarak öngörülmediği, yukarıda ayrıntılı olarak belirtildiği üzere Devletin, kişilerin din ve vicdan hürriyeti için uygun ortam sağlamak yönündeki pozitif yükümlülüğünün yerine getirildiği, bu haliyle, baskı unsuru olarak değerlendirilemeyeceği, anayasal ve yasal olarak idareyi bağlayıcı nitelikteki laiklik ilkesi ile çatışan veya bu ilkeye aykırı bir düzenleme yapılmadığı anlaşılmaktadır.
Diğer yandan Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin alıntılanan kararlarında da vurgulanan laiklik anlayışının, dini sadece bireyin iç dünyasına hapsetmediği, onu bireysel ve kollektif kimliğin önemli bir unsuru olarak gördüğü, toplumsal görünürlüğüne imkân tanıdığı, laik bir siyasal sistemde; dini konulardaki bireysel tercihler ve bunların şekillendirdiği yaşam tarzının Devletin müdahalesi dışında, ancak koruması altında ve bu anlamda din ve vicdan hürriyetinin güvencesi olarak kabul edildiği görülmektedir.
Nitekim, Anayasa’nın 5. maddesinde, kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan engelleri kaldırma ve insanın maddi ve manevi varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamanın Devletin amaç ve görevleri arasında sayıldığı da dikkate alındığında, din ve vicdan hürriyeti kapsamında kişilerin ibadet edebilmeleri için uygun ortamın hazırlanması niteliğindeki dava konusu düzenlemede hukuka aykırı bir yön bulunmadığı sonucuna ulaşılmaktadır.
24/06/2017 tarih ve 30106 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Milli Eğitim Bakanlığı Kurum Açma, Kapatma ve Ad Verme Yönetmeliği’nin 7. maddesinin 5. fıkrasında yer alan “…okulun açılacağı yerleşim birimi merkez nüfusunun 5.000 veya yerleşim birimine bağlı mahalle ve köyleri ile birlikte en az 10.000 olması” ibaresi yönünden yapılan inceleme:
Anılan Yönetmeliğin ‘Ortaöğretim kurumlarının açılması’ başlıklı 7. maddesinin 5. fıkrasında; “Anadolu imam hatip lisesi açılabilmesi için; öğretim binasında en az 8 derslik, öğretim binası içinde veya bahçesinde uygulama mescidi ya da mescit yerinin olması, geleneksel/görsel sanatlar atölyesi, musiki/müzik dersliği bulunması, okulun açılacağı yerleşim birimi merkez nüfusunun 5.000 veya yerleşim birimine bağlı mahalle ve köyleri ile birlikte en az 10.000 olması gerekir.” düzenlemesi yer almıştır.
Dava devam ederken, anılan Yönetmelikte öncelikle 15/09/2017 tarih ve 30181 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Milli Eğitim Bakanlığı Kurum Açma, Kapatma ve Ad Verme Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmeliğin 2. maddesiyle değişiklik yapılarak “Anadolu imam hatip lisesi açılabilmesi için; öğretim binasında en az 8 derslik, öğretim binası içinde veya bahçesinde uygulama mescidi ya da mescit yerinin olması, geleneksel/görsel sanatlar atölyesi, musiki/müzik dersliği bulunması gerekmektedir. Okulun açılması; ihtiyaca binaen valilik teklifine bağlı olarak Bakanlıkça sağlanır.” şeklinde, 10/09/2018 tarih ve 30531 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Milli Eğitim Bakanlığı Kurum Açma, Kapatma ve Ad Verme Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmeliğin 6. maddesiyle değişiklik yapılarak “Anadolu imam hatip lisesi açılabilmesi için; öğretim binasında en az 8 derslik, öğretim binası içinde veya bahçesinde uygulama mescidi ya da mescit yerinin olması gerekir.” şeklinde, 14/02/2019 tarih ve 30686 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Milli Eğitim Bakanlığı Kurum Açma, Kapatma ve Ad Verme Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmeliğin 5. maddesiyle değişiklik yapılarak “Anadolu imam hatip lisesi açılabilmesi için; okulun açılacağı yerleşim birimi merkez nüfusunun 5.000 veya yerleşim birimine bağlı mahalle ve köyleri ile birlikte en az 10.000 ya da 9 uncu sınıfa kayıt olacak en az 2 şube mevcudunda öğrenci olması, binada en az 8 derslik, öğretim binası içinde veya bahçesinde uygulama mescidi ya da mescit yerinin olması, geleneksel/görsel sanatlar atölyesi ve/veya mûsikî/müzik dersliği bulunması gerekir. Okulun açılması; ihtiyaca binaen valilik teklifine bağlı olarak Bakanlıkça yapılır.” şeklinde değiştirilmiştir.
Kanun koyucu tarafından idareye tanınan düzenleme yetkisinin başta kamu yararı olmak üzere hizmet gereklerine, hukuk devleti, hukuk güvenliği ve kazanılmış haklara riayet ilkelerine uygun olarak kullanılması gerekmektedir.
Kamu yararı kavramı, tüm devlet organlarının işlem ve eylemlerinin genel nitelikteki amacını ve aynı zamanda nedenini oluşturmakta, çeşitli hak ve özgürlükler açısından bir sınırlama nedeni niteliği de taşımakta olup bu kavram genel bir ifadeyle bireysel, özel çıkarlardan ayrı ve bunlara üstün olan toplumsal yararı ifade etmektedir.
Her ne kadar, dava konusu düzenlemenin yürürlüğe girdiği tarihte ortaöğretim kurumlarının açılmasına yönelik getirilen nüfus kriteri açısından okul türleri yönünden ciddi farklılıklar olduğu ve sonrasında 15/09/2017 tarihli Yönetmelik değişikliğiyle; Anadolu İmam-Hatip Liseleri yönünden nüfus kriterinin neden kaldırıldığı ve okul türleri arasında açılması için gereken şartlar açısından oluşturulan bu farklılığa ilişkin hukuken kabul edilebilir somut bir gerekçenin ortaya konulmadığı görülmekte ise de, dava konusu düzenlemenin yürürlükte olan son halinde, nüfus kriterinin Anadolu İmam Hatip Liseleri için tekrar getirildiği ve dava konusu düzenlemenin son halinin Anadolu Liselerinin açılabilmesi için öngörülen nüfus kriteri ile uyumlu hale getirildiği, az nüfuslu yerleşim birimlerinde ortaöğretim kurumları düzeyinde birden fazla türde okul açılmasına imkan sağlandığı, ortaöğretime yerleştirme sisteminde yerel yerleştirme kapsamında öğrencilere okul tercih imkanı da sunulduğu, dolayısıyla dava konusu düzenlemede hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna ulaşılmaktadır.
24/06/2017 tarih ve 30106 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Milli Eğitim Bakanlığı Kurum Açma, Kapatma ve Ad Verme Yönetmeliği’nin 13. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinde yer alan “Kurumun verdiği hizmetin verimliliğinin azaldığının Bakanlıkça veya valilikçe mahallinde yaptırılan inceleme raporuyla belirlenmesi” ibaresi yönünden yapılan inceleme:
Anılan Yönetmeliğin ‘Kapatma esasları’ başlıklı 13. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinde; “Kurumun verdiği hizmetin verimliliğinin azaldığının Bakanlıkça veya valilikçe mahallinde yaptırılan inceleme raporuyla belirlenmesi” hallerinde kapatılacağına ilişkin düzenleme yapılmıştır.
Dava devam ederken, anılan Yönetmelikte 10/09/2018 tarih ve 30531 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Milli Eğitim Bakanlığı Kurum Açma, Kapatma ve Ad Verme Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmeliğin 9. maddesiyle değişiklik yapılarak, “Okullar hariç olmak üzere kurumun verdiği hizmetin verimliliğinin azaldığının Bakanlıkça veya valilikçe mahallinde yaptırılan inceleme raporuyla belirlenmesi” şeklinde değiştirilmiştir.
Eğitim ve öğretim hizmetinin sağlanması görev ve yetkisi ile bu hizmetlerin ifasına yönelik olarak denetim ve gözetim yükümlülüğü doğrudan Milli Eğitim Bakanlığı’nın görev ve yetki alanında olup, bu hizmetin ifasına yönelik olarak genel düzenleyici işlemlerin tesisinin idarenin takdirinde olduğu, idarenin bu yetkisini kullanırken üst hukuk normlarına uygun kullandığı, anılan düzenlemelerin kamu yararı ve hizmet gerekleri doğrultusunda, milli eğitim politikası ile bağlantılı ve uyumlu olarak yürürlüğe konulduğu, düzenlemelerin idare hukukunun genel prensiplerine aykırı olmadığı, hukuka ve mevzuat uygun olduğu sonucuna ulaşılmaktadır.
24/06/2017 tarih ve 30106 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Milli Eğitim Bakanlığı Kurum Açma, Kapatma ve Ad Verme Yönetmeliği’nin 13. maddesinin 7. fıkrasında yer alan “…veya makul bir gerekçesi olmaksızın son iki yıl üst üste zarar eden” ibaresi yönünden yapılan inceleme:
Anılan Yönetmeliğin, ‘Tanımlar’ başlıklı 3. maddesinin 1. fıkrasının (d) bendinde; “Sosyal tesisler: Öğretmenevi ile öğretmenevi ve akşam sanat okulunu, ifader eder.” hükmü, ‘Sosyal tesisler’ başlıklı 11. maddesinde; “Konaklama ihtiyacını karşılayabilecek nitelikte sosyal tesisin açılabilmesi için; a) Konaklama ünitesinin en az 20 yataklı, b) Odaların en fazla 3 yataklı, c) Her odanın tuvalet ve banyolu, olarak düzenlenmesi gerekir. Sosyal tesislere sonradan eklenecek yardımcı ve destekleyici üniteler, il/ilçe milli eğitim müdürlüğünün teklifi üzerine Bakanlıkça açılır. Sosyal tesislerden bağımsız, konaklama ünitesi bulunmayan lokal ve benzeri kurumlar açılamaz.” hükmü ‘Kapatma esasları’ başlıklı 13. maddesinin 7. fıkrasında; “Her yıl nisan ayı sonuna kadar yapılacak değerlendirme sonunda yıllık ortalama %20 doluluk oranının altında kalan veya makul bir gerekçesi olmaksızın son iki yıl üst üste zarar eden sosyal tesisler valiliğin teklifi, ilgili genel müdürlüğün uygun görüşü üzerine Bakanlıkça kapatılır.” hükmü yer almıştır.
Diğer taraftan; Milli Eğitim Bakanlığı Tebliğler Dergisi’nin Şubat 2013 tarih ve 2665 sayısında yayımlanan Millî Eğitim Bakanlığı Öğretmenevi, Öğretmenevi ve Akşam Sanat Okulu Uygulama Yönergesi’nin ‘Amaç ve kapsam’ başlıklı 1. maddesinde; “Bu Yönerge, Millî Eğitim Bakanlığına bağlı öğretmenevleri ile öğretmenevi ve akşam sanat okullarının açılış, kapanış, yönetim, işletme ve denetim usul ve esaslarını düzenler.”; ‘Dayanak’ başlıklı 2. maddesinde; “Bu Yönerge, 652 sayılı Millî Eğitim Bakanlığı Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin 21 inci maddesine dayanılarak hazırlanmıştır.”, ‘Tanımlar’ başlıklı 3. maddesinin 1. fıkrasının (i) bendinde; “Öğretmenevi, öğretmenevi ve akşam sanat okulu: Aslî fonksiyonları eğitim çalışanlarının konaklama ihtiyacını karşılamak olan, ayrıca yeme-içme, spor, eğlence ve eğitim ihtiyaçları için yardımcı ve tamamlayıcı birimleri de bünyelerinde bulunduran kurumları tanımlar.”, ‘Kurumun amacı’ başlıklı 4. maddesinde; “Kurumun asıl amacı eğitim çalışanlarının konaklama ihtiyacını karşılamaktır. Bununla birlikte dinlenme ve eğlenme ihtiyaçlarını da imkânları ölçüsünde yerine getirir. Kurum, eğitim çalışanlarının sosyal ve kültürel ihtiyaçları ile meslekî eğitim alanında gelişimlerine ilişkin faaliyetlere imkânları ölçüsünde destek sağlar. İşletmelerde meslek eğitimi uygulaması kapsamında meslekî ve teknik eğitim okul ve kurum öğrencilerinin stajyerlik ve çıraklık beceri eğitimi yapmalarına katkı sağlar.”, ‘Kurum kapama esasları’ başlıklı 11. maddesinde; “Öğretmenevi/öğretmenevi ve akşam sanat okullarından, çeşitli nedenlerle kapatılması uygun bulunanlar Millî Eğitim Müdürlüğünün teklifi ve Valiliğin uygun görüşü ile Bakanlıkça kapatılır. Valiliklerce her yıl şubat ayı sonuna kadar yapılacak değerlendirme çalışmalarında, yıllık ortalama %20 doluluk oranının altında kalan veya makul bir gerekçesi olmaksızın son iki yıl üst üste zarar eden kurumlar tespit edilir. Bu kurumlara ilişkin Millî Eğitim Müdürlüğünün kapatma teklifi veya yukarıda belirtilen hususlar mevcut bulunmasına rağmen kurumun kapatılmaması gerektiğine ilişkin gerekçeli rapor, Valiliğin uygun görüşü ile Bakanlığa sunulur. Genel Müdürlükçe yapılan değerlendirme çalışmaları sonucunda kapatılması uygun bulunan kurumlar kapatılır. Kapatılan kurumların taşınır mal kayıtlarına ilişkin işlemleri, Taşınır Mal Yönetmeliği doğrultusunda yapılır. Kapatılan kurumlarda 657 sayılı Devlet Memurları Kanununa tabi personele ilişkin iş ve işlemler, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu ve Millî Eğitim Bakanlığı Eğitim Kurumları Yöneticilerinin Atama ve Yer Değiştirmelerine İlişkin Yönetmelik hükümleri doğrultusunda yapılır. Kapatılan kurumların varsa borçları, öncelikle aynı il içerisindeki diğer öğretmenevlerinin işletme gelirlerinden karşılanır; varlıkları da öncelikle ilde bulunan öğretmenevleri olmak üzere diğer eğitim-öğretim kurumlarının ihtiyaçlarında kullanılır.”, ‘Kâr ve zararın tabi olacağı esaslar’ başlıklı 22. maddesinde, “Kurumun malî yılı bilançosunda görülen olumsuz gelir-gider farkının nedeni her yıl Şubat ayı sonuna kadar Valiliklerce araştırılır. Gerekli inceleme sonucu ihmal veya kusur tespit edilmiş ise sorumlular hakkında gerekli işlem yapılır. Kurumun zararla çalıştırılamaz.”, ‘Bedel alma zorunluluğu’ başlıklı 26. maddesinde; “Kurumlarda, hiçbir resmî veya özel kuruluşa ya da şahsa maliyetinin altında veya bedelsiz iş yapılamaz, hizmet verilemez ve mal satılamaz.” düzenlemeleri yer almıştır.
Sosyal tesislerin asıl amacının, öncelikli olarak eğitim çalışanlarının konaklama ihtiyacını, dinlenme ve eğlenme ihtiyaçlarını da imkânları ölçüsünde sağlamak; eğitim çalışanlarının sosyal ve kültürel ihtiyaçları ile meslekî eğitim alanında gelişimlerine ilişkin faaliyetlere imkânları ölçüsünde destek vermek, işletmelerde meslek eğitimi uygulaması kapsamında meslekî ve teknik eğitim okul ve kurum öğrencilerinin stajyerlik ve çıraklık beceri eğitimini yapmalarına katkı sağlamak olduğu açıktır.
Dava konusu düzenlemeyle, kamu kaynaklarının etkin ve verimli kullanılması amaçlanmakta olup yapılan düzenlemede hukuka ve mevzuata aykırılık bulunmadığı sonucuna ulaşılmaktadır.

KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1. Dava konusu Yönetmeliğin 7. maddesinin 1. fıkrasında yer alan “…okulun açılacağı yerleşim birimi merkez nüfusunun 10.000 veya ilçeye bağlı çevre köyleri ile birlikte en az 20.000 olması” ibaresi, aynı maddenin 11. fıkrasında yer alan “Çok programlı anadolu lisesi, mesleki ve teknik eğitim merkezi ve mesleki eğitim merkezinde karma eğitim yapılır.” ibaresi ile 8. maddesinin 8. fıkrasının (a) bendinde yer alan “Yerleşim birimi nüfusunun 200.000’den az olmaması ya da yerleşim birimi ile hizmet verilecek en yakın rehberlik ve araştırma merkezi arasındaki mesafenin 150 km’den fazla olması hâlinde yerleşim birimi nüfusunun 100.000’den az olmaması” ibaresi yönünden KARAR VERİLMESİNE YER OLMADIĞINA oybirliği ile,
2. Dava konusu Yönetmeliğin 5. maddesinin 1. fıkrasının (ç) bendinde yer alan “abdesthane” ve “…doğal aydınlatmalı uygun mekânda kadın ve erkek için ayrı ayrı olmak üzere mescit” ibaresi ile 13. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinde yer alan “Kurumun verdiği hizmetin verimliliğinin azaldığının Bakanlıkça veya valilikçe mahallinde yaptırılan inceleme raporuyla belirlenmesi” ibaresi yönünden REDDİNE oyçokluğu ile,
3. Dava konusu Yönetmeliğin 7. maddesinin 5. fıkrasında yer alan “…okulun açılacağı yerleşim birimi merkez nüfusunun 5.000 veya yerleşim birimine bağlı mahalle ve köyleri ile birlikte en az 10.000 olması” ibaresi, 13. maddesinin 7. fıkrasında yer alan “…veya makul bir gerekçesi olmaksızın son iki yıl üst üste zarar eden” ibaresi yönünden REDDİNE oybirliği ile,
4. Dava konusu Yönetmeliğin 13. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendinde yer alan “Anadolu, fen, güzel sanatlar, sosyal bilimler ve spor liselerinde 80, diğer…” ibaresi yönünden İPTALİNE oybirliği ile,
5. Ayrıntısı aşağıda gösterilen toplam …
-TL yargılama giderinin haklılık oranına göre …
-TL’sinin davalı idareden alınarak davacıya verilmesine, …
-TL’sinin davacı üzerinde bırakılmasına,
6. Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca …
-TL vekâlet ücretinin davalı idareden alınarak davacıya verilmesine,
7. Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca …
-TL vekâlet ücretinin davacıdan alınarak davalı idareye verilmesine,
8. Posta giderleri avansından varsa artan tutarın kararın kesinleşmesinden sonra istemi halinde taraflara iadesine,
9. Bu kararın tebliğ tarihini izleyen 30 (otuz) gün içerisinde Danıştay İdari Dava Daireleri Kuruluna temyiz yolu açık olmak üzere,
24/11/2022 tarihinde karar verildi.

KARŞI OY :
(X)- Anayasa’nın başlangıç bölümünde; “Hiçbir faaliyetin Türk milli menfaatlerinin, Türk varlığının, Devleti ve ülkesiyle bölünmezliği esasının, Türklüğün tarihi ve manevi değerlerinin, Atatürk milliyetçiliği, ilke ve inkılapları ve medeniyetçiliğinin karşısında korunma göremeyeceği ve laiklik ilkesinin gereği olarak kutsal din duygularının, Devlet işlerine ve politikaya kesinlikle karıştırılamayacağı” ifadesine yer verilmiştir.
Anayasa’nın “Cumhuriyetin nitelikleri” başlıklı 2. maddesinde; “Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk Devletidir.” düzenlemesine; ” Din ve Vicdan Hürriyeti” başlıklı 24 maddesinde ise; “Herkes, vicdan, dini inanç ve kanaat hürriyetine sahiptir.
14 üncü madde hükümlerine aykırı olmamak şartıyla ibadet, dini ayin ve törenler serbesttir.
Kimse, ibadete, dini ayin ve törenlere katılmaya, dini inanç ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz; dini inanç ve kanaatlerinden dolayı kınanamaz ve suçlanamaz. Din ve ahlak eğitim ve öğretimi Devletin gözetim ve denetimi altında yapılır. Din kültürü ve ahlak öğretimi ilk ve ortaöğretim kurumlarında okutulan zorunlu dersler arasında yer alır. Bunun dışındaki din eğitim ve öğretimi ancak, kişilerin kendi isteğine, küçüklerin de kanuni temsilcisinin talebine bağlıdır.
Kimse, Devletin sosyal, ekonomik, siyasi veya hukuki temel düzenini kısmen de olsa, din kurallarına dayandırma veya siyasi veya kişisel çıkar yahut nüfuz sağlama amacıyla her ne suretle olursa olsun dini veya din duygularını yahut dince kutsal sayılan şeyleri istismar edemez ve kötüye kullanamaz. ” hükümlerine yer verilmiştir.
Yine Anayasa’nın 42. maddesinin 8. fıkrasında “eğitim ve öğretim kurumlarında sadece eğitim, öğretim, araştırma ve inceleme ile ilgili faaliyetler yürütülür” hükmü yer almıştır.
24/6/1973 tarih ve 14574 sayılı Resmi Gazetede yayımlanark yürürlüğe giren 1739 sayılı Milli Eğiitm Temel Kanunu’nun “Milli Eğiitmin Temel Nitelikleri” başlıklı ikinci bölümünün “Genellik ve eşitlik” eşitlik başlıklı 4. maddesinde “Eğitim kurumları dil, ırk, cinsiyet, engellilik ve din ayırımı gözetilmeksizin herkese açıktır. Eğitimde hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz.” hükmüne yer verilmiş olup; “Laiklik” başlıklı 12. maddesinin birinci cümlesinde Türk Milli Eğitim’inde laikliğin esas olduğu ifade edilmiştir.
Dava konusu Yönetmeliğinin 5. maddesinin 1. fıkrasının (ç) bendinde yer alan “abdesthane” ve “doğal aydınlatmalı uygun mekânda kadın ve erkek için ayrı ayrı olmak üzere mescit” ibaresi ile eğitim kurumlarında eğitim-öğretim faaliyeti dışında dini ibadet faaliyetine imkan tanıyan bir kural getirilerek, anaokulu dahil her kademedeki eğitim öğretim kurumunda “olmazsa-olmaz” şeklinde bir esas getirilmiş olup, bu kural, “eğitim ve öğretim kurumlarında sadece eğitim, öğretim, araştırma ve inceleme ile ilgili faaliyetler yürütülür” şeklindeki Anayasa’nın 42. maddesine aykırılık oluşturmaktadır.
Öte yandan hem Anayasa’da, hem de 1739 sayılı Milli Eğitim Temel Kanununda laiklik esas alınarak çağdaş bilim ve eğitim esaslarına göre bilim ve fenne dayalı evrensel bir eğitim esas alındığı halde ister çalışanların ister öğrencilerin ibadeti için gerekli bir koşulun, eğitim, öğretim kurumu açılmasında elzem bir şart haline getirilmesi, laik eğitim ilkesine aykırı olduğu gibi olması muhtemelde olsa gruplaşmalara ve ayrımcılığa yol açabilecek niteliği itibarıyla milli eğitimin amaçlarına uygun olmadığı sonucuna varılmıştır.
Dava konusu Yönetmeliğin 13. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendi yönünden ise; “kurumun verdiği hizmetin verimliliğinin azalması” gibi soyut ve belirsiz bir kavramla idareye istediği kurumu kapatabilme yetkisi verildiği görülmekte olup, somut hiçbir kriter öngörülmeksizin idareye ölçüsüz bir takdir yetkisi tanıyan söz konusu düzenlemede hukuka uyarlık bulunmamaktadır.
Açıklanan nedenlerle, 24/06/2017 tarih ve 30106 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan, Milli Eğitim Bakanlığı Kurum Açma, Kapatma ve Ad Verme Yönetmeliği’nin 5. maddesinin 1. fıkrasının (ç) bendinde yer alan “abdesthane” ve “doğal aydınlatmalı uygun mekânda kadın ve erkek için ayrı ayrı olmak üzere mescit” ibaresi ile 13. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinde yer alan “Kurumun verdiği hizmetin verimliliğinin azaldığının Bakanlıkça veya valilikçe mahallinde yaptırılan inceleme raporuyla belirlenmesi” ibaresi yönünden hukuka ve mevzuata uygunluk bulunmadığından iptal edilmesi gerektiği görüşü ile çoğunluk kararının bu kısmına katılmıyorum.